24 Temmuz 2019 Çarşamba

Yine Konya Düğünleri ***

Yazdığım bir konuda kolay kolay yazmamaya özen gösteririm. Ama bazı konular vardır ki sezonu geldiğinde yazmak zorunda hissederim kendimi. Bunlardan biri de Konya düğünleri. Çok defa yazdım bu konuda. Temcit pilavı gibi farklı cümlelerle tekrarlarım yine de. Benim bu durumum, senede iki defa olduğundan unutulmuştur diye bayram namazlarını kılmadan önce imamların namazın kılınışını anlatması gibidir. Ömrüm kifayet edip yazmaya devam ettikçe, Konya inadım inat dedikçe Konya düğünlerine değinmeye devam edeceğim. Ne zamana kadar? Ne zaman Konyalılar pes der, o zamana kadar… ya da beni el üstünde musallaya taşıyıncaya kadar.

Ne varmış Konya düğünlerinde demeyin. Adı tatlı telaşe olan düğünlerimizin sorunu çok. Yemeği sorun, konvoyu sorun, hediyesi sorun… Düğün sahiplerinin her şey olacak diye gırtlağına kadar borçlandıklarını saymıyorum. Bu yazımda düğün yemeği âdetimiz ile çoğumuzun götürdüğü hediyelere değineceğim.

Yoğurt çorbası, etli pilav, bamya, zerde, helvadan ibaret Konya düğün yemeğimiz tadı damakta kalacak kadar enfes yemeklerdir. Çoğu ilimiz bu kadar çeşit yemek ve lezzetten mahrumdur. Yiyenin bir daha yiyesi gelir. Sofrada pilav ve bamyanın tekraren istenmesinin ve göz doyuncaya kadar yenmesinin bir nedeni de bu olsa gerek. Amma velakin bir kötü huyumuz var. Bugünden yarına terk edeceğe benzemiyoruz. Tüm bu yemekleri en az on kişinin oturduğu bir sofrada aynı kaptan yemek. Yani aynı kaba ortak kaşık sallamak. Biz bize yiyorsak problem değil de Konya dışından gelenler kazara yanımıza oturmuşsa "Aman Allah'ım! Bunlar ne yapıyorlar böyle? Günlerce aç kalmış gibi saldırıyorlar" diye bize baka kalıyorlar. Biz yiyoruz, onlar bakıyor ya da pilavın ucundan ucundan alarak yer gibi yapıyorlar. Arkamızda sırada bekleyenler de işin cabası. Bir yönümüz daha var. Midemize düşmanmışız gibi tıka basa yedikten sonra, başına "Yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz" ayetini okuyarak yemek duası yapıyoruz. Bereket israf yapmıyoruz. Çözüm, kapları ayırmaktır. Ya alakart usulü yemeğe geçeceğiz ya da tabldot usulü yemeğe. Bunun başka yolu yok. Efendim, alakart pahalıya gelirmiş, o kadar misafire alakart olmazmış. Bütçemizin el verdiği, salonun masa sayısı kadar 200-300 kadar bir davetliye yemek versek ne olur? Amacımız, eş-dostu bu vesileyle ağırlayıp sünnet olan velime yemeği ikram ederek düğünümüze şahit kılmak mı ya da bu vesileyle dığdığının dığdığının dığdığını doyurmak mı? Kalabalık düğün yemeklerinde yemeğini yiyenin çekip gittiği düğünler pek düğüne de benzemiyor. Az sayıda kişiye alakart usulü verilen yemeklerde konuklar masalarda oturduğu ve ayakta bekleyen kimse olmadığı için düğün, düğüne benziyor. Davetliler hem servisi bekliyor, hem sindire sindire yiyor, hem müzik dinliyor, hem yanındakilerle sohbet ediyor. Menüsü genel de yoğurt ya da bamya çorbası, bir dilim börek, etli pilav, tatlı. Üzerine soda içmeyecek kadar doyulmaktadır.

Çevrem kalabalık, herkesi gönülleyeyim diye davet edilen dıdısının dıdısı ne hediye getiriyor? Bunlar düğün sahibini gönüllüyor mu? Getire getire zücaciye yani mutfak eşyası getiriyor. Düğün sahibinin derdini çözmekten uzak bu âdetimize pes diyorum. Adam zaten başta mutfak eşyası olmak üzere her türlü ihtiyacını iğneden ipliğe düğünden önce almış. Ne yapacak bu gelen mutfak eşyasını? Ancak zücaciye dükkanı açabilir. 

Düğünlerde gelen bu tür gelen hediyeyi küçümsemiyorum, bu tür hediye getirenleri ayıplamıyorum. Nasıl kökleşmiş ve vazgeçemediğimiz bir âdet ki sadra şifa olmayan bir âdet. Halbuki adamın tek derdi var: para para para...  İnanın birbirimize yaptığımız bu kötülüğü Çorumlu yapmaz. Allah biz Konyalıların hayrını versin. 

Not: Yakın ve orta uzaklıkta evlendireceğim çocuğum yoktur. Derdim Konyalı'nın derdini dillendirmek. Başka bir amacım yok. Maksadımı aşmış ve sürçü lisan etmiş isem affola!

***27/07/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.

ÖSYM, Yerleştirmede MEB'in Yolunu İzlemeli *

Ortaokulu bitiren öğrencilerin lise tercihlerine göre yerleşmesini MEB yaptı. Tercih edilmeyip boş kalan veya bir okula yerleştiği halde özel okula geçiş yapan öğrencilerin boşalttığı kontenjanları doldurmak amacıyla MEB, okullar açılmadan önce, nakil yoluyla yeni başvurular alarak boş kalan kontenjanları doldurmayı hedeflemektedir.  

1.nakil tercihleri 29 Temmuz-2 Ağustos, 2.nakil tercihleri ise 5-8 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Nakil tercihine, bir okula yerleşen ama daha iyi bir okula geçiş yapmayı hedefleyen veya herhangi bir okula yerleşemeyen tüm öğrenciler başvurabiliyor. Nakil tercihlerinde istediği okula yerleşemeyen öğrenci, önceki yerleştiği okulda okumaya hak kazanıyor. İki nakil döneminde de herhangi bir liseye yerleşemeyen öğrenciler, ilçe milli eğitim bünyesinde oluşturulan komisyonlara müracaat ederek komisyon marifetiyle kayıt alanına uygun bir okula yerleştirilecekler.

MEB'in, sınav puanına veya kayıt alanına göre lise yerleştirmesi yaptıktan sonra yapacağı iki nakil süreci, ortaokul yöneticilerine külfet oluşturmakla birlikte güzel bir uygulama. Çünkü kazandığı okuldan ziyade bir başka okulda okumak isteyenler veya yerleştirme tercihi yaptıktan sonra tercihinden pişmanlık duyanlar veya tercihlerinden herhangi bir yeri kazanamayan öğrenciler için nakil süreci bir umut kapısıdır. Ayrıca boş kalan kontenjanlar da bu vesileyle doldurulmuş olacaktır.

Şimdi bir de ÖSYM'nin üniversite ve bölüm yerleştirmesine bakalım. ÖSYM, liseyi bitiren veya daha önce mezun olduğu halde YKS sınavına girip 150 ve üzeri puan alan adayların yerleşme tercihlerini 23-29 Temmuz arasında alacak, sonuçları da 5-9 Ağustos tarihleri arasında açıklayacak. Adaylar kazandıkları yerlere kayıtlarını yaptırdıktan sonra boş kalan bölümler için ÖSYM, ek yerleştirme yapacak. Ek yerleştirmeye, bir bölümü kazanan öğrenciler başvuramıyor. Ancak merkezi yerleştirmede herhangi bir yükseköğretim programına yerleşememiş adaylar ek yerleştirme tercihinde bulunabiliyor. Yani ÖSYM'nin yerleştirmesi bir defa olmakta ve birçok bölüm kontenjanını dolduramamaktadır. Bir bölüme yerleşen ne nakil başvurusunda bulunabiliyor ne de ek yerleştirmeye girebiliyor. Öğrenci yerleştiği bölümden memnun olmayıp pişmanlık duysa da geriye dönüş yok. Mecburen ya o bölümde okuyacak ya da kayıt dondurup bir yıl sonraki sınava hazırlanıp istediği bölüme girmek için tekrar şansını deneyecek. 

Anlatmak istediğim, üniversiteler gençlerin meslek seçimi yaptığı son kapıdır. Öğrenciler şurayı mı yazsam, burayı mı yazsam ikilemi yaşar tercih etmeden önce. Çoğu da başvuru süresi dolmadan sürekli tercihini değiştirip onaylamaktadır. Hal böyle iken ÖSYM, yerleştirme işinde niçin MEB'in yerleştirme ve nakil yolunu örnek almaz? Bence ÖSYM “ben yerleştirdim, son pişmanlık fayda etmez” diye düşünmemeli. Tercih döneminde gel-git yaşayan, geleceğimizin teminatı gençlere tıpkı MEB'in verdiği nakil imkanını vermelidir. Bunu yapmak ÖSYM’ye zor olmasa gerek.

*26/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Hayır Gelmez!

Bir ülkede;
*Eleştiri kültürü gelişmez, en ufak bir eleştiriye tahammül edilmez, eleştiri yapan kimse düşman ilan edilirse,
*Üretime dayalı bir ekonomik model geliştirilmez, stratejik öneme sahip şeylerde dahi dışa bağımlı yaşanmaya devam edilir ve tedbir alınmazsa,
*Kaç seçim kaybetmesine rağmen bir genel başkan  istifa etmeyi düşünmez, delegeleri sesini çıkarmaz ve yerinde kalmaya devam ederse,
*Her türlü başarısızlıkta başarısızlık nedenlerinin üzerine gidilmez, mazeret ve bahanelerin arkasına sığınılır, suç başkasına atılırsa,
*Siyasette bir ortak kültür, diyalog ortamı geliştirilmez, istişare geri plana atılır, milli meseleleri çözmek için birlikte hareket edilmez ise,
*Bir makama gelenler makamdan aldığı gücü halka hizmet etmek olarak kullanacağı yerde makamını kendisine hizmet edecek şekilde kullanırsa,
*Siyasete girenler yapacağını yapar, tadında bırakıp köşesine çekilmez, ölümü siyasetle olur ise,
*Sorumlu bir makamda oturanlar yaptıkları icraatların yanlış olduğu, halkta mağduriyet oluşturduğu, devleti zarara uğrattığı ortaya çıkmasına rağmen bir bedel ödemez, hesap vermez ve kendisine bir hesap sorulmaz, yapanın yaptığı yanına kar kalır ise,
*Suçlularımız ortak olmaz, bir kesimin suçladığını diğer kesim korumaya devam eder, bugün suçlu görülenler yarın suçsuz, suçsuz görülenler yarın suçlu olur ise,
*Yargılamalar adil yapılmaz veya adil olmadığına dair algılar devam ederise,
*Her türlü alımlarda ehliyet ve liyakat göz ardı edilir, atamalar ahbap çavuş ilişkisine göre yürür, torpil ve kayırmacılık alır başını gider ise,
*Kimse birbirine güvenmez, herkes birbirine suçlu piyade gibi görür, her kesim ülkeyi birbirinden kurtarmaya kalkar ise,
*Kamu malı yetim malı bilinmez, har vurur, harman savrulur ise,
*Her türlü denetimler kriterine uygun sıkı ve ciddi bir şekilde denetlenmez, hesap verebilirlilik ve hesap sorabilirlilik yerleşmez ise,
*Haksızlık kime karşı yapılırsa yapılsın, haksızlıkla topyekûn mücadele edilmez ve sessiz kalınır ise,
*Merkezi sınavlarda çocuklarımız tel tel döküldüğü halde eğitime neşter vurulmaz, pansuman tedbirlerle yola devam edilir ise,
*İnsanımız iş bulamaz, işe giremez, iş beğenmez ve geleceğe güvenle bakamaz ve yeni istihdam alanları yaratılmaz ise,
*Halkın ekserisi ekonomik darboğaz içerisinde sıkıntı çeker iken mutlu azınlık Lale Devri yaşamaya devam eder ise,
*Suçluyla mücadele etmek için suç ortaya çıkmadan mücadele edilmez, suç ortaya çıktıktan sonra mücadeleye kalkılır ve bu işte toptancı davranılır, benzer suçların ortaya çıkmasına karşın tedbir alınmaz ise,
*Okullara rağmen ilave ders alınan yerler mantar gibi bitmeye devam eder ise...

Böyle bir ülke gelişmez, ilerlemez, gelecek nesillere yaşanabilir bir ülke bırakılmaz ve böyle bir ülkeden hayır gelmez.