20 Temmuz 2019 Cumartesi

Konumuz Cuma Hutbesi ***

19.07.2019 günü haftanın cuma hutbesi "Cuma namazı ve adabı üzerineydi. Hutbede hatip cuma gününün öneminden, namaz ve hutbenin lüzumundan, camiye ne şekil gelinmesi gerektiği şeklinde adabından bahsetti.

Hutbede hocamız cuma gününün önemine işaret etmek için Müslim'de geçen bir rivayete yer verdi: "Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve o gün cennetten çıkarıldı. Kıyamet de ancak cuma günü kopacaktır." Bu rivayette dikkatimi çeken birkaç yön var. İzninizle değineceğim. Kimse kızmasın! Niyetim sorgulayarak anlamaya çalışmak.

1.Cumanın mübarekliğini biliyorum ama güneşin doğduğu en hayırlı gün niçin Kur'an'ın indiği bin aydan daha hayırlı gece olan Kadir gecesinin gündüzü değil de cuma günüdür?

2.Cumanın önemine işaret etmek için verilen "Hz Adem'in cuma günü doğması, o gün cennete konması, o gün cennetten çıkarılması, kıyametin cuma günü kopacak olması" örneklerine bakıldığı zaman burada iki olumlu, iki olumsuz (istenmeyen) örnek göze çarpmakta: Atamızın cennetten bugün çıkarılması ve bugün kıyametin kopması… Gerçekten kim cennetten çıkmak ister, kim kıyametin kopmasını ister?

3.Hz Adem, öneminden dolayı cuma günü doğmuşsa Allah'ın içimizden seçerek gönderdiği diğer peygamberler niçin cuma günü doğmadı? Mesela peygamberimiz Hz Muhammed niçin pazartesi doğdu? 

4.Hz Adem cennetten o gün çıkarıldı derken burada geçen cennet gerçek cennet midir? Eğer gerçek cennet ise Hz Adem'in çıkarılışından itibaren cennet hala boş bekletiliyor mu? Eğer boş bekletiliyorsa halihazırda kullanılmayan bu cennet israf değil mi? Cennet elan var ve içinde cenneti hak kazanmışlar yaşıyorsa o zaman ikinci sura üfürüldükten sonra hesap vermek için mahşerde toplanmayı nasıl izah edeceğiz? 
5.Hz Adem'in konduğu, ağacın meyvesiyle imtihan edildiği ve ardından çıkarıldığı cennet, öbür aleme ait bir cennet ise,
a-Cennette imtihan var mı?
b-Yapılan imtihanı kaybetmesinde İblis'in iğvası etkin olduğuna göre İblis'in cennette Hz Adem'in yanında ne işi var? Kovulmuş Şeytan cennete nasıl girebilmiştir?
c-Cennete giren çıkabilecek mi?

6.Kıyametin kopması olayı gaybi bir olay değil midir? Gelecekten haber vermektedir. Peygamber gaybı biliyor muydu? Şayet biliyorsa ayette peygamber "Ben gaybı bilmem" diye niçin söylemiştir? Gerçekten peygamber gaybı bilebilir mi? Burada "Allah bildirirse bilemez mi" derseniz o zaman hiç soru sormayalım. Bu konu üzerinde kafa yormayalım. Diyelim ki Allah bildirdi ve peygamber bu bilgiyi arkadaşlarıyla paylaştı. Peki bu paylaşım, Cibril hadisi diye bilinen hadisin son bölümüyle çelişmiyor mu? Hatırlarsanız orada Cibril, peygamberimize "Kıyamet ne zaman kopacak" diye soru sorduğunda peygamberimiz "Kendisine soru sorulan, soruyu sorandan daha iyi bilen değildir" dememiş miydi? Yine "Beş bilinmeyen" diye bildiğimiz Lokman süresi son ayette Allah kıyametle ilgili "Onun bilgisi şüphesiz Allah katındadır" buyurmuyor mu? Başka ayetlerde kıyamet saati sizi aniden yakalayacak demiyor mu? Olaya bu çerçeveden bakınca kıyametin cuma günü kopacak denmesini nasıl açıklayacağız?

Soruları uzatabilirim. Ama böyle bir niyetim yok. Doğrusunu söylemek gerekirse bu hutbeyle birlikte kafam karıştı. Kafamda çelişkiler oluştu. Bize doğru ve sahih İslam'ı anlatmakla yükümlü olan Diyanet İşleri Başkanlığı, kaynaklara dayanarak bu hutbeyi tüm Türkiye'de okuttuğuna göre bir bildiği olmalı. Ama dediğim gibi bu bilgi benim kafamı iyice karıştırdı. Belki de DİB, kafalarımızın karışmasını istedi. Zira düşünmek, araştırmak ve doğruya ulaşmak için kafa karışıklığı iyidir. Diyanet şimdi bir iyilik daha yapsın. Kafamda beliren kafa karışıklığını giderecek şekilde sorduğum sorulara cevap versin, bizi aydınlatsın.

Sorduğum sorulara bakarak kimse öküz altında buzağı aramasın. Niyetim İbrahim peygamber gibi ikna olmak ve kalbimin mutmain olmasıdır. Allah ile İbrahim'in muhaveresine bir bakalım:
—Ölüyü nasıl dirilteceğini bana göster. 
—Yoksa inanmadın mı?
—İnandım. Fakat kalbimin mutmain olması için (istiyorum.)
Sonra Allah İbrahim'den parçalanmış ve değişik yerlere konmuş dört kuşu yanına çağırmasını isteyerek İbrahim peygamberi bir güzel ikna eder.

Siz bu meseleyi dert edindiniz mi bilmiyorum. Hutbeden dolayı benim dert edindiğim mesele bu. Haydi Diyanet! Bu sorularıma vereceğin cevaplarla aydınlat beni...

***23/07/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula haber gazetesinde yayımlanmıştır.

19 Temmuz 2019 Cuma

Hırsızlığın da Bir Raconu Olmalı*

Bazı suçlar sezonluktur. Sezonu gelince artış gösterir. Bir suç var ki 7 gün, 24 saat, 365 gün hız kesmeden devam ediyor.  Hırsızlıktan bahsediyorum. Yazın daha bir artan eve hırsız girme işinde başına gelmeyen kalmıyor neredeyse. Yeter ki evde olmadığını bilsin. Hırsızlar daima iş başında. 

Evinin güvenlikli, müstakil, kat veya kamera döşeli, alarm olan bir yer olması fark etmiyor. İstersen evinin her bir yerini demirle ördür. Yeter ki hırsızlar evine girmek istesin. Onlar için çocuk oyuncağı. İhtiyaçtan öte zevkle yapıyorlar bu işi. Hele soyulması zor, muhkem bir yeri soymak,  var bu evde bir şeyler deyip onları tahrik ediyor.

Her soyulan ev veya iş yerinin faili yakalanıyor. Hırsız kendini kamufle etmek için isterse maske taksın. Polisimiz yakalıyor ve hakimin huzuruna çıkarıyor. Çünkü suçlu, mutlaka suç mahallinde bir iz bırakıyor. Polis her bir adi suçun failini, faili meçhul kalmadan ortaya çıkartıyor, zanlı yargılanıyor. Ama hırsızlık işleri bir türlü azalmıyor. Çünkü hırsızların arkasında kendilerine destek veren kanun mevzuatı var. Hırsızlığa soyunan her hırsız aynı zamanda iyi bir avukattır. Yakalandığı takdirde cezasının ne olacağını bilir. Bilir ki "Adli kontrol şartı" ile salıverilecek. Hırsız bu şekilde elini kolunu sallayarak adliye koridorlarından çıkarken evi soyulan mağdurun bundan sonra işi yoksa mesaisini adliye koridorlarında geçirsin. İşi polis ve adliye boyutuna taşıyan mağdurların çoğu bin pişman. 

Evi soyulan hırsızlık kervanına komşum katıldı şimdi de. Evini bana emanet ederek birkaç günlüğüne bir tatil kaçamağı yapmıştı. Tabi güvendiği dağlara karlar yağdı. Komşum evine döndükten ve komşum bize haber verdikten sonra hırsızlıktan haberim oldu. Burada hırsızın alacağı olsun. Madem eve girdin, giderken sana emanet edilen evi soydum, haberin olsun  diye niye söylemedin? En azından komşu gelmeden komşuya haber verirdim.

Hırsızımız, akşamında yağan yağmurun arkasından arka balkon kapısındaki demir kapının kilidini söktükten sonra pvc kapıyı da kolayca açıp içeri girmiş. Ayakkabısı ile birlikte çorabınla basmaya kıyamadığın halıların üzerine yağmurun ıslatıp çamur yaptığı ayakkabılarının desenini çıkarmış. Bir oraya bir buraya basmış. Döküp deşelemiş her yeri. Sonunda aradığı hazineyi bulmuş. 4.sınıf çocuğun harçlığını harcamayıp biriksin diye attığı ve 130 lira biriktirdiği kumbarasını, diğer çocuğun da cüzdanındaki 50 lirayı alıp gitmiş. Giden paranın bir ehemmiyeti yok ama ben buna hazine diyorum. Çünkü çocuk için kumbaraya atılan para bir hazinedir. Kim bilir ne kadar zamandır biriktiriyordu, biriktirip ne alacaktı, hayalinde ne vardı bilmiyorum.

Arkasında tapu gibi kendilerini koruyan TCK'nın ilgili maddeleri oldukça bu hırsızlar alın terletmeden mesleklerini icra etmeye devam edecekler. Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan bu asalaklar çocukların parasını alacak kadar da vicdansızlar. Bunlara bir insanın en güzel kazancı elinin emeğiyle kazandığı demenin de faydası yok. Girilmez denen evlere bile girmeyi kafaya koymuş bu tipler, aldığı paradan ziyade evde ve evin çiçeği olan çocuklarda bırakacağı kalıcı hasarı da hesaba katmazlar. Bundan sonra o çocuklar kilitli ve kapalı bir şekilde o evde kalsınlar da göreyim.

Ne söylesen boş bu hırsızlara. Kızmaya da değmez. Düşünüyorum da bu hırsızların hiç mi prensipleri yok? Madem bu işi yapıyorlar. Bari aralarında bir racon oluştursalar. En azından ayakkabı ile girmediğimiz evlere ayakkabılarını çıkarıp girseler. Haydi aceleleri var. Pekala ayakkabılarını çıkarmadan üzerine galoş giyebilirler.

Benim de beklediğime bak. Aldıkları paradan geçtim, halılara basmasınlar diyorum. Hırsız bunlar. Kriterleri mi olur bunların? Aldığı parayı haydan gelen huya gider misali bir çırpıda harcayacaklar. Anlık keyif sürecekler. Geride bıraktığı maddi ve manevi hasar neyine onların. Başkalarını mutsuz etmek onların en büyük mutluluğu. Umarım mutlu ediyoruzdur hırsızları.

Düşünüyorum da yaptığım işi bırakıp hırsızlık mı yapsam... Gir istediğin eve, dağıt her yeri. Ne bulursam götüreyim. Ben aldığımla keyif çatarken ev sahibi kara kara düşünsün. Ben ne deyip de evi bırakıp tatile gittim diye kafasına vurup dursun. Hem hırsızlıktan sonra hırsızlığı duyan herkes hakkımda konuşur. Taş atıp da elim mi yorulacak? Sanki içeriye mi gireceğim? Alnımda bu adam hırsız mı yazacak? Herkes gibi gündüz gözüyle çarşı pazara çıkar, gece her yer sessizliğe büründüğünde ben de işe çıkarım. Girdiğim evden de boş çıkmam. Hiçbir şey bulamasam bile aldığım kumbara, verdiğim huzursuzluk ve korku yeter de artar bile. Kendimi ikna edebilirsem hırsızlık fena değil. Böylece üç beş kuruşa bir ay boyunca çalışmamış, kendime daha fazla boş zaman ayırmış olurum. Hırsızlığa başlar ve ağzıma yüzüme bulaştırmadan bu işi yaparsam söz, farklı bir hırsız olacağım. En azından halıya ayakkabımla basmam. Evde hiçbir şey bulamasam bile en azından eve üç beş kuruş para bırakır, kumbaraya para atar giderim.

*22/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Hayal Kırıklığına Uğratmışız!*

ABD Savunma Bakan Vekilinin açıkladığına göre “Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400'ler, ABD'yi hayal kırıklığına uğratmış, S-400'leri alan F-35'lere sahip olamazmış.” Ne yapsak, hayal kırıklığına uğrattığımız için özür mü dilesek. Acaba özürle ABD’deki hayal kırıklığı ortadan kalkar mı? ABD için hayal kırıklığı zor bir durum. Bu hayal kırıklığı psikolojisinden ne zaman kurtulur, kendine nasıl gelir, kestirmek zor. 

Sözünü dinlemeyen Türkiye olunca hayal kırıklığı bir kat daha artıyor olmalı ABD’nin.  Karşımızda hiç pes etmeyen, tuttuğunu hep koparan, dünyaya daima emirler veren, emirleri kabul edilip pek ikiletilmeyen dünyanın kabadayısı ABD için Türkiye'nin bu yaptığı elbette hayal kırıklığıdır. Höt, otur oturduğun yerde dendiği zaman siz bilirsiniz sözünü çok duymuş bu ABD için böylesi söz dinlemezlik affedilir türden değil. Çünkü alışkın değil. Ama her şeyin bir ilki olacak ve yavaş yavaş alışacak.

Şimdi ABD'ye düşen bir empati yapmaktır. Bu tattığı hayal kırıklığının nicesini bugüne kadar kaç ülkeye, kaç defa tattırdı? Biraz da kendisi tatsın. Ben ne yaptım desin. Desin ama ABD bu... Ne empati yapar ne de kendisiyle yüzleşir. Çirkefleşir ancak.

Merak ettiğim ABD niçin hayal kırıklığına uğrar? ABD bize kendinize savunma sistemi alın diye para verdi de biz gidip Rusya'dan alarak paralarını çarçur mu ettik? Bize Patriot füzeleri verdi de biz almayız mı dedik? Anamız mı, babamız mı ki söz dinlesek? Sonra para bizim, ülke bizim. Aldığımız S-400'ün tasasına ABD niçin düşer? Niçin hayal kırıklığına uğrar? Bize yaptırım uygulayacakmış, F-35'i vermeyecekmiş. Çok da tın! Sen kim oluyorsun, sana bu yetkiyi kim verdi? Sahi sen kimsin, necisin, ne menem bir varlıksın ki paramızla aldığımız savunma sistemine olmaz diyorsun.  Bırak bu ayakları artık!

Karşında eski Türkiye'yi görmek istiyorsan eski çamlar bardak oldu. Karşında eski Türkiye yok artık. Eski teslimiyetçi yönetim tarzı da yok. Çıkar gözü pek, deli dolu biri. Senin çarkına çomak sokar. Sen de böyle otura kalırsın.

Biliyorum bu psikolojiden çıkman zor. İnşallah uğradığın son hayal kırıklığı olmaz, devamı yağmur gibi gelir. Peşi sıra sıkça hayal kırıklığına uğrar ve yakın bir zamanda hayal olur gidersin. Dünya sizi bundan sonra hayalet bir varlık olarak tanır.

ABD'nin hayal kırıklığını artıracak olan halen yüzde yetmişini yapabildiğimiz savunma sanayimizi yüzde yüze çıkarmaktır. Niye olmasın. Yeter ki azmedelim. Bu aşamadan sonra yapılacak olan ABD’nin yaptırımlarına karşı tedbirimizi almak ve bu tehlikeyi en az zararla savuşturmaktır.

S-400’ler ülkemize hayırlı olsun!

*19/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.