19 Temmuz 2019 Cuma

Hırsızlığın da Bir Raconu Olmalı*

Bazı suçlar sezonluktur. Sezonu gelince artış gösterir. Bir suç var ki 7 gün, 24 saat, 365 gün hız kesmeden devam ediyor.  Hırsızlıktan bahsediyorum. Yazın daha bir artan eve hırsız girme işinde başına gelmeyen kalmıyor neredeyse. Yeter ki evde olmadığını bilsin. Hırsızlar daima iş başında. 

Evinin güvenlikli, müstakil, kat veya kamera döşeli, alarm olan bir yer olması fark etmiyor. İstersen evinin her bir yerini demirle ördür. Yeter ki hırsızlar evine girmek istesin. Onlar için çocuk oyuncağı. İhtiyaçtan öte zevkle yapıyorlar bu işi. Hele soyulması zor, muhkem bir yeri soymak,  var bu evde bir şeyler deyip onları tahrik ediyor.

Her soyulan ev veya iş yerinin faili yakalanıyor. Hırsız kendini kamufle etmek için isterse maske taksın. Polisimiz yakalıyor ve hakimin huzuruna çıkarıyor. Çünkü suçlu, mutlaka suç mahallinde bir iz bırakıyor. Polis her bir adi suçun failini, faili meçhul kalmadan ortaya çıkartıyor, zanlı yargılanıyor. Ama hırsızlık işleri bir türlü azalmıyor. Çünkü hırsızların arkasında kendilerine destek veren kanun mevzuatı var. Hırsızlığa soyunan her hırsız aynı zamanda iyi bir avukattır. Yakalandığı takdirde cezasının ne olacağını bilir. Bilir ki "Adli kontrol şartı" ile salıverilecek. Hırsız bu şekilde elini kolunu sallayarak adliye koridorlarından çıkarken evi soyulan mağdurun bundan sonra işi yoksa mesaisini adliye koridorlarında geçirsin. İşi polis ve adliye boyutuna taşıyan mağdurların çoğu bin pişman. 

Evi soyulan hırsızlık kervanına komşum katıldı şimdi de. Evini bana emanet ederek birkaç günlüğüne bir tatil kaçamağı yapmıştı. Tabi güvendiği dağlara karlar yağdı. Komşum evine döndükten ve komşum bize haber verdikten sonra hırsızlıktan haberim oldu. Burada hırsızın alacağı olsun. Madem eve girdin, giderken sana emanet edilen evi soydum, haberin olsun  diye niye söylemedin? En azından komşu gelmeden komşuya haber verirdim.

Hırsızımız, akşamında yağan yağmurun arkasından arka balkon kapısındaki demir kapının kilidini söktükten sonra pvc kapıyı da kolayca açıp içeri girmiş. Ayakkabısı ile birlikte çorabınla basmaya kıyamadığın halıların üzerine yağmurun ıslatıp çamur yaptığı ayakkabılarının desenini çıkarmış. Bir oraya bir buraya basmış. Döküp deşelemiş her yeri. Sonunda aradığı hazineyi bulmuş. 4.sınıf çocuğun harçlığını harcamayıp biriksin diye attığı ve 130 lira biriktirdiği kumbarasını, diğer çocuğun da cüzdanındaki 50 lirayı alıp gitmiş. Giden paranın bir ehemmiyeti yok ama ben buna hazine diyorum. Çünkü çocuk için kumbaraya atılan para bir hazinedir. Kim bilir ne kadar zamandır biriktiriyordu, biriktirip ne alacaktı, hayalinde ne vardı bilmiyorum.

Arkasında tapu gibi kendilerini koruyan TCK'nın ilgili maddeleri oldukça bu hırsızlar alın terletmeden mesleklerini icra etmeye devam edecekler. Allah'tan korkmayan, kuldan utanmayan bu asalaklar çocukların parasını alacak kadar da vicdansızlar. Bunlara bir insanın en güzel kazancı elinin emeğiyle kazandığı demenin de faydası yok. Girilmez denen evlere bile girmeyi kafaya koymuş bu tipler, aldığı paradan ziyade evde ve evin çiçeği olan çocuklarda bırakacağı kalıcı hasarı da hesaba katmazlar. Bundan sonra o çocuklar kilitli ve kapalı bir şekilde o evde kalsınlar da göreyim.

Ne söylesen boş bu hırsızlara. Kızmaya da değmez. Düşünüyorum da bu hırsızların hiç mi prensipleri yok? Madem bu işi yapıyorlar. Bari aralarında bir racon oluştursalar. En azından ayakkabı ile girmediğimiz evlere ayakkabılarını çıkarıp girseler. Haydi aceleleri var. Pekala ayakkabılarını çıkarmadan üzerine galoş giyebilirler.

Benim de beklediğime bak. Aldıkları paradan geçtim, halılara basmasınlar diyorum. Hırsız bunlar. Kriterleri mi olur bunların? Aldığı parayı haydan gelen huya gider misali bir çırpıda harcayacaklar. Anlık keyif sürecekler. Geride bıraktığı maddi ve manevi hasar neyine onların. Başkalarını mutsuz etmek onların en büyük mutluluğu. Umarım mutlu ediyoruzdur hırsızları.

Düşünüyorum da yaptığım işi bırakıp hırsızlık mı yapsam... Gir istediğin eve, dağıt her yeri. Ne bulursam götüreyim. Ben aldığımla keyif çatarken ev sahibi kara kara düşünsün. Ben ne deyip de evi bırakıp tatile gittim diye kafasına vurup dursun. Hem hırsızlıktan sonra hırsızlığı duyan herkes hakkımda konuşur. Taş atıp da elim mi yorulacak? Sanki içeriye mi gireceğim? Alnımda bu adam hırsız mı yazacak? Herkes gibi gündüz gözüyle çarşı pazara çıkar, gece her yer sessizliğe büründüğünde ben de işe çıkarım. Girdiğim evden de boş çıkmam. Hiçbir şey bulamasam bile aldığım kumbara, verdiğim huzursuzluk ve korku yeter de artar bile. Kendimi ikna edebilirsem hırsızlık fena değil. Böylece üç beş kuruşa bir ay boyunca çalışmamış, kendime daha fazla boş zaman ayırmış olurum. Hırsızlığa başlar ve ağzıma yüzüme bulaştırmadan bu işi yaparsam söz, farklı bir hırsız olacağım. En azından halıya ayakkabımla basmam. Evde hiçbir şey bulamasam bile en azından eve üç beş kuruş para bırakır, kumbaraya para atar giderim.

*22/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Hayal Kırıklığına Uğratmışız!*

ABD Savunma Bakan Vekilinin açıkladığına göre “Türkiye'nin Rusya'dan aldığı S-400'ler, ABD'yi hayal kırıklığına uğratmış, S-400'leri alan F-35'lere sahip olamazmış.” Ne yapsak, hayal kırıklığına uğrattığımız için özür mü dilesek. Acaba özürle ABD’deki hayal kırıklığı ortadan kalkar mı? ABD için hayal kırıklığı zor bir durum. Bu hayal kırıklığı psikolojisinden ne zaman kurtulur, kendine nasıl gelir, kestirmek zor. 

Sözünü dinlemeyen Türkiye olunca hayal kırıklığı bir kat daha artıyor olmalı ABD’nin.  Karşımızda hiç pes etmeyen, tuttuğunu hep koparan, dünyaya daima emirler veren, emirleri kabul edilip pek ikiletilmeyen dünyanın kabadayısı ABD için Türkiye'nin bu yaptığı elbette hayal kırıklığıdır. Höt, otur oturduğun yerde dendiği zaman siz bilirsiniz sözünü çok duymuş bu ABD için böylesi söz dinlemezlik affedilir türden değil. Çünkü alışkın değil. Ama her şeyin bir ilki olacak ve yavaş yavaş alışacak.

Şimdi ABD'ye düşen bir empati yapmaktır. Bu tattığı hayal kırıklığının nicesini bugüne kadar kaç ülkeye, kaç defa tattırdı? Biraz da kendisi tatsın. Ben ne yaptım desin. Desin ama ABD bu... Ne empati yapar ne de kendisiyle yüzleşir. Çirkefleşir ancak.

Merak ettiğim ABD niçin hayal kırıklığına uğrar? ABD bize kendinize savunma sistemi alın diye para verdi de biz gidip Rusya'dan alarak paralarını çarçur mu ettik? Bize Patriot füzeleri verdi de biz almayız mı dedik? Anamız mı, babamız mı ki söz dinlesek? Sonra para bizim, ülke bizim. Aldığımız S-400'ün tasasına ABD niçin düşer? Niçin hayal kırıklığına uğrar? Bize yaptırım uygulayacakmış, F-35'i vermeyecekmiş. Çok da tın! Sen kim oluyorsun, sana bu yetkiyi kim verdi? Sahi sen kimsin, necisin, ne menem bir varlıksın ki paramızla aldığımız savunma sistemine olmaz diyorsun.  Bırak bu ayakları artık!

Karşında eski Türkiye'yi görmek istiyorsan eski çamlar bardak oldu. Karşında eski Türkiye yok artık. Eski teslimiyetçi yönetim tarzı da yok. Çıkar gözü pek, deli dolu biri. Senin çarkına çomak sokar. Sen de böyle otura kalırsın.

Biliyorum bu psikolojiden çıkman zor. İnşallah uğradığın son hayal kırıklığı olmaz, devamı yağmur gibi gelir. Peşi sıra sıkça hayal kırıklığına uğrar ve yakın bir zamanda hayal olur gidersin. Dünya sizi bundan sonra hayalet bir varlık olarak tanır.

ABD'nin hayal kırıklığını artıracak olan halen yüzde yetmişini yapabildiğimiz savunma sanayimizi yüzde yüze çıkarmaktır. Niye olmasın. Yeter ki azmedelim. Bu aşamadan sonra yapılacak olan ABD’nin yaptırımlarına karşı tedbirimizi almak ve bu tehlikeyi en az zararla savuşturmaktır.

S-400’ler ülkemize hayırlı olsun!

*19/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

16 Temmuz 2019 Salı

Koltuk İhtiyacımı Nasıl Gideriyorum?


Beni takip edenler bilir. İçimde bitmek tükenmez şekilde bir koltuk hırsı var. Olmayınca olmuyor. Var bende bir bahtsızlık. Pekiyi, bu koltuk hevesimi nasıl gideriyorum? Anlatayım efendim!

Ne zaman içimdeki koltuk hırsı depreşse bir koltuğa oturuyor, hevesimi gideriyorum. Mesela saçlarım büyüdüğünde berber koltuğuna oturuyor, tıraş olurken yakışmış mı diye aynaya bakmadan kendimi alamıyorum. Ara ara berberden kendimi kurtarıp sağa sola dönüyorum. Ne de olsa dönerli koltuk. Yine koltukta otururken berberden tüm olup biten gündemi dinliyorum. Burada rahatımı engelleyen tek durum, üzerimde berberin önlüğü olduğundan kollarımı oynatamıyorum. O kadar da olsun. Koltuğa oturdum ya...o yeter bana. Kalkarken koltukta gözüm de kalmıyor. Sürekli gitmiyorum ya. Saçlarım büyüyünce tekrar gelip oturacağım.

Başka derseniz, üç aydan üç aya Kızılay'a kan vermeye gidiyorum. Burada oturmanın da ötesinde uzanıyorum. Hatta yatıyorum. Hemşire rahatın nasıl, istersen koltuğu biraz daha yatırayım diyor. Ara ara bir rahatsızlık duyarsan haber ver de deniyor. İğneyi batırmanın dışında bir acı hissetmiyorum. Hissettiğim acı da bal arısının sokması gibi. Bu şekil kan verirken kanımı da temizlemiş oluyorum. Kurtardığım canların sayısı Kızılay’a göre üç kişi. Doğaya da bir fidan armağan etmiş oluyorum. Buranın ayrıca Doğal Kızılay Maden Suyu ve Çokoprens ikramı da var. Tam doyurmuyor ama açlığını gideriyor.

Gördüğünüz gibi koltuk sıkıntım yok. Koltuk içime damdıkça ihtiyacımı bu şekil gideriyorum. Burada tek dezavantajım koltukların sürekli olmaması. Bana göre bu da sorun değil. Tek ve sürekli koltuğum olsa ne zaman altımdan çekilecek diye gözümü koltuktan ayıramıyorum. Ki bu şekil koltuklarda 11 yıl oturdum. Bu tür koltuğun bana verdiği stresten başka bir şey olmadı.

Bana senin oturduğun berber ve Kızılay'ın koltuğuna herkes oturur. Buna koltuk denmez. Zira sürekli değil, diyebilirsiniz. Niye koltuk denmesin sonra… Koltuk değil mi sonunda. Haydi berber koltuğuna herkes oturur diyelim. Kızılay kan merkezinin koltuğuna kaç kişi oturur? Bunun için yürek ister. Ayrıca bugün sürekli koltuk mu kaldı? Merkez Bankası Müdürü de bir koltukta oturuyordu düne gelinceye kadar. Bugün ne oldu? Oturduğu koltuğun yerinde yeller esiyor. Kazanılmış hak, kazanılmış koltuk yok bugün. 

Size tavsiyem benim gibi koltuk heveslisi biri olup bu hevesiniz hep kursağınızda kaldı ise bu hevesinizi geçici koltuklarla gidermeniz.