10 Temmuz 2019 Çarşamba

Niçin Şükür Sorunumuz Var?*

Çoğumuzda şükür sorunu var. Şükür desek de dilde sadece. Belki de bu yüzden Allah "Ne de az şükrediyorsunuz" buyurmaktadır. Az şükür de dille söylediğimiz olsa gerek.

Allah'ın bildiğini kuldan saklamaya gerek yok. Şükür sorunumuz var bizim. Niye böyleyiz? Sebepleri çok olsa da ilk aklıma gelenler durumumuza razı olmamamız, hedefleri yüksek tutmamız, beklentiler çıtasını yükseltmemiz, temel ihtiyaçlarımızı değiştirmemiz, rahatımızdan ödün vermememiz, başkasında olanın bizde de olmasını istememiz, gözümüzü ederimize göre değil de yükseklere dikmemiz, olması için kendimizi zorlamamız gibi şeyleri sayabilirim. 

Gözümüz yukarılarda ve mevcut halimizi kabullenmedikçe kolay kolay şükretmeyiz. Halbuki yukarılara bakacağımıza dünkü geldiğimiz yere baksak, durumu bizden daha kötü olanlara göz gezdirsek, beklentilerimizin çıtasını düşürsek halimize şükretmememiz için bir sebep yok. 

Şu hikayeyi hepiniz bilirsiniz. Adam hocaya gelir, hocam! Ev çok kalabalık… Oturacak yer yok der. Hoca, “Hayvanlarını  da yanına al, beraber kalın” der. Adam olur mu dese de hocanın dediğini yapar. Bir müddet bu şekilde devam eder. Sonra hışımla hocanın yanına gelir. “Hocam, ben evin darlığından geçtim. Ev pislikten geçilmiyor, kokudan duramıyoruz” deyince hoca, “Şimdi hayvanları ahıra indir ve evi temizle, oturmaya devam et” der. Adam denileni yapar. Bir müddet oturduktan sonra mutlu bir şekilde hocanın yanına gelir. “Hocam, dediğinizi yaptım. Hayvanları gönderince ev bana çok geniş geldi. Şimdi sığıyoruz artık. Üstelik evimiz de mis gibi” der.

Kıssadan hisse. Kendimizi bir an için tenezzül etmediğimiz bir hayat ile sınayalım. Beterin beterini yaşadıktan sonra tekrar şikayet ettiğimiz hayata geri dönelim. Öyle zannediyorum halimize şükrederiz. 

Yine bir an için düşünelim:
Bugün beğenmediğimiz işimizi kaybedip işsiz kalsak,
Bir kap da olsa yediğimiz yemeğe muhtaç olsak,
Bizden daha düşük maaş olanların durumuna düşsek,
Sağlam bir vücudumuz varken uzvumuzun bir veya birkaçını kaybetsek...
Herhalde bugünkü durumumuzdan daha iyi halde olmayız ve eski halimize dönmek için mekik dokur, halimize binlerce şükrederiz.

Çok zor değil. Yapacağımız tek şey gözümüzü yukarıya dikmeye ve konforlu bir hayat yaşamaya çalışmaktan ziyade gözlerimizi aşağıya indirmek ve aşağıya bakmak. Hem bu şekilde gözümüz ve boynumuz ağrımaz, halimize şükreder, yolumuza devam ederiz.

Unutmayalım ki mevcut haline şükretmeyi bilmeyenin ve aza şükretmeyenin elinden Allah mevcut nimetini de alır. İnsanlardan gördüğümüz en ufak bir iyiliğe karşı yaptığımız teşekkürü hiç olmazsa Allah'tan esirgemeyelim derim. Yok, ben Allah'ın "Ne de az şükrediyorsunuz" sözünü yalan çıkarmam, ayetin gereğini yapacağım diyorsanız yol sizin. Kim tutar sizi...

*20/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Hayatım Boyunca Ben

Dürüst olamadım ama dürüst olmaya ve dürüst görünmekten geri kalmadım.

Halime şükreder göründüm ama yeterince ve hakkıyla şükrettiğim söylenemez.

Makam, mevki beklenti içerisine girmedim ama olsa fena olmaz, yan cebime koy, zira neyim eksik dedim.

Olamadığım fakat olanın yaptığı her şeyi böyle olmaz diye eleştirdim. Halbuki olduğum takdirde aynı şeyleri yapacağımı unuttum ya da hesaba katmadım.

Çok hayal kurdum, öyle hayaller kurdum ki hayallerim, hayalimi solladı geçti ama hiçbir hayalim gerçekleşmedi. Hep düş kırıklığı yaşadım. İşin garibi hayallerimi herkesten sakladım. Dağın bile haberi yok.

Kendime "Bir yerde olur olmaz konuşma, her konuda fikrini söyleme, biraz dinlemeyi öğren; konuşarak hep vermeyi değil, biraz da dinleyerek almayı öğren" diyerek öğüt verdim. Nasıl bir inatsa kendi öğüdümü kendim dinlemedim.

Çok şaka yapma, yerli yerinde ve anlayana yap, (olmayan) ağırlığını kaybediyorsun dedim. Dediğimle kaldım. Zira bir yerde mizah kokusu sezmişsem ben beni dinlemedi. Hemen atladı.
Çok cömert ol, yedir insanlara dedim. Olmadı. Çünkü can değil ki vereyim...

Rayında gitmeyen bir işe veya bir işi yerli yerinde yapmayana kızmayayım, içime atayım dedim. İçim isyan etti, köpürdü, küplere bindi. Sonunda kendi küpüme zarar verecek şekilde sirke oldum, kırmızı yüzüm kıpkırmızı oldu. Ne kendime ne de etrafıma pozitif bir enerji verdim.

Bir hoşnutsuzluk gördüğünde görmezden gel, belli etme, herkes gibi davran dedim. Beni dinleyen kim? Sanki dünyayı elime verdiler de al düzelt dediler. Atlıyorum hemen.

Şerbeti severim hele bir de doğal yapılanı ise ama nabza göre bir türlü şerbet veremedim. Demek ki nabzımda da bir sorun var.

Doğal ol, olduğun gibi görün dedim ama uygulamadım. Olmadığım gibi görünmeyi seçtim.

Az ye, daha rahat edersin, yoksa kilo alırsın dedim. Beni dinleyen kim? Tabakta durduğu gibi durmadı mübarek! Hepsi mideme gitti.

Büyük-küçük, okumuş-okumamış insanlara iyi davran, onları olduğu gibi kabul et dedim. Prensip olarak evet ama pratikte yokum dedi.
 
Yaradan’ın istediği gibi bir kul olayım dedim. Nefsim galebe çaldı. Gün görmedik mazeret, bahane ve gerekçeyle çıktı karşıma. Her defasında da galip geldi bana.

Hasılı hayatta bir türlü ben, kendim olamadım. Ya benden başka bir ben belirdi ya da ben olduysam da bir işe yaramadı. Böyle geldim böyle gidiyorum. Umudunu yitirmemiş ama umutsuz bir vaka olarak yoluma takır tukur devam ediyorum. Anladım ki beni ben olarak bırakmayan içimdeki ben ile mücadele halindeyim. Bugüne kadar bir galibiyetim yok. Hep mağluplardayım. Bu demektir ki halim harap. Demek ki nefisle mücadele en büyük cihattır diye boşuna söylenmemiş. Pes etmiş miyim? Hayır!

Neredeyse Beni Anlatıyor Diyeceğim *

-Sosyal medyada Ördek Sendromu-

"Bir çift düşünün. Evden çıkıp sinemaya gidiyorlar. (Hiç sinema alışkanlığım yok ya...tamam diyelim) Adam karısına geç hazırlandığı için kızıyor. (Allah'ın emri gibi bir şey bu) Asansörde tartışarak iniyorlar. (Bir asansörüm bile yok. Ayaklar sağ olsun!)

Yolda trafik sıkışıyor. Adam bir yandan kendisini sıkıştıran araçlara bağırıp çağırıyor, (Eksik olmaz) bir yandan da geç kalmalarına sebep olan karısına saydırıyor. (Geç kalmayaydı efendim! Birine kızacağız. Niçin eşimiz olmasın? Yabancı mıyız şurada? Sonra niye elin adamına kızdığımıza karışıyor?)

Park yeri bulamayıp bir on dakika da öyle dolanıyorlar ve tam bir sinir harbi yaşıyorlar. (Çok park sorunu yaşamıyorum. Çünkü parkın sorun olduğu yerlere aracımla gitmem. Toplu taşıma araçları sağ olsun!) Film de hoşlarına gitmiyor. Çıkışta bu sefer kadın, kötü bir film seçtiği için eşini suçluyor. Tartışarak eve dönüyorlar.

Şimdi gelelim sosyal medyaya. (Buradan sonrası kimi kastediyor bilmiyorum)

Siz bu çiftin arkadaşı olduğunuzu düşünün. Evinizde pijamalarla huzur içinde oturuyorsunuz. Bu arada Instagram’a arkadaşınızın fotoğrafı düşüyor. İki tane gülümseyen yüz, kucakta kocaman bir patlamış mısır paketi, arka planda filmin afişi.

Fotoğrafın altında şöyle yazıyor;

“Harika bir bahar akşamı, enfes bir film, patlamış mısır ve aşkım.” (Ben çektim, sen de çek demektir bu)

Cümlenin sonunda bir de kalp var. Moraliniz bozuluyor. “Ben evde atletle oturuyorum. Millet nasıl da eğleniyor!” diye canınızı sıkıyorsunuz.

İşte sosyal medyanın illüzyonu bu. Herkes ucu bucağı olmayan bir podyumda ha bire poz veriyor. Seyirciler de bu büyük kıyaslama oyununa ha bire özeniyor.

Sosyal medyada mutlu gözükmek için harcanan çok büyük bir gayret var. Ama ekranda bu gayret gözükmüyor.

Stanford Üniversitesinde konuyla ilgili çalışmalar yapan araştırmacılar işte bu durumlar için bir kavram geliştirmişler; “Ördek Sendromu.” (Bu vesileyle ördek sendromu diye bir sendromun da olduğunu öğreniyorum)

Ördekler gölün üzerinde hiçbir çaba sarf etmiyormuş gibi, rahat ve dingin bir şekilde süzülürler. Gölün altında kalan ayakları bir makine gibi çalışır ama dışarıdan bakınca hiç belli olmaz. (Biz buna ne iş yapıyor ki deriz. Özellikle takip gördüğümüz ve çekemediğimiz meslek grupları için...)

Sosyal medyada suyun altında kalan kısımlar da ekranda gözükse, inanın kimse moralini falan bozmaz." (Numaradan da olsa poz pozdur. Kısa bir mutluluk için değmez mi? Zaten hep olduğundan farklı görünmek değil mi tüm çabamız)

Yaptıklarımdan ve gördüklerimden bir sendrom durumunu yaşadığımızı biliyorum da bunun adının bizim ördek olduğunu bilmiyordum. Bu alıntı ile (parantez içleri bana ait) benim gibi bilmeyenleriniz de ördek sendromunu öğrenmiş oldu. Bu konuda ne desem boş! Eğer böyleysek hepimize iyi ördek sendromu yaşamalar!

*13/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.