15 Haziran 2019 Cumartesi

Öğretmenler Ne İş Yapıyor ki Diyenlere Gelsin!

Çoğu zaman toplumda bazı kişilerden "Bu öğretmenler ne yapıyor ki...fedakarlık yok bir defa...son hafta zaten ders işlemiyorlar...nerede o eski öğretmenler...şimdikilerin işleri-güçleri para..." şeklinde serzenişlerini duyarız. Gerçekten denildiği gibi mi öğretmenler ya da her öğretmen aynı mı? Sözü fazla uzatmadan biri Türkçeci, diğeri Matematikçi olan iki öğretmenin karne haftası, ders boşluğunda neler yaptığını, gördüklerime dayanarak size anlatmak isterim. 

Üzerinde "Yeşermek isteyen bir kalemin var" sloganı yazılı ve kalem logosu olan, yan tarafta gördüğünüz özenle hazırlanmış; içinde öğrencinin kullanacağı bir kurşun kalem var. Ucu açılmış kalemin açılmamış öbür ucunda toprakla buluşturulmayı bekleyen bir fidan tohumu var. Öğrenci kalemi kullandıktan sonra tohumu toprağa ekecek ve bu tohum sulana sulana ağaç olacak. Rulo haline getirilmiş bu kalemin yanında, altına öğretmenin ismi açılmış, öğrencisine hitaben yazılmış bir not göze çarpıyor. Bu sözü de buraya almak isterim:


"Dünyaya gelen her çocuk 
Filizlenen bir candır...
Adının değdiği her yer çiçek açsın.
Başarı ve tüm güzellikler seninle olsun..."
Notun altında Sevgi Öğretmen'den Öğrencilerine" yazılmış. Diğer kalemde de "Güldeniz Öğretmen'den Öğrencilerine" yazılı. Notun en altında da bir uğur böceği resmi var.

"Eee ne olacak bunlar" dediğinizi duyar gibiyim. Az sabredin. Sizin ve benim sabrımdan fazlasını bu iki öğretmen fazlasıyla gösterdi. Aldılar önlerine öğrencilerinin karnelerini. Önce her bir karnenin üzerine teşekkür ve takdir belgelerini tek tek zımbaladılar. Ardından yanlarında getirdikleri şeffaf naylon poşetlerin içerisine karneleri birer birer yerleştirdiler. Her bir poşetin içerisine yanda resimde görüldüğü gibi "Yeşeren Kalem"den birer tane koydular. Her ikisi de mevcudu 43 olan sınıfın her bir öğrencisinin karnesini bu şekil özene bezene hazırladı. Bu işi yaparken ne ofladılar ne de pufladılar. Severek yaptılar bu işi. Bitirdikleri zaman sevinçlerine diyecek yoktu, görülmeye değerdi.

Şimdi sorarım size... Nerede "Bu öğretmenler ne yapıyor ki..." diyenler? Sahi neredesiniz? Öğretmenlerin bu yaptığını ne var bunda deyip basite almayın. Burada özen ve itina var, bir plan ve hazırlık var,  bir emek var, bir fedakarlık var. Her şeyden önce sevgi var: Bu kalemlerden daha önce öğrenci adedince sipariş vermişler. Her bir kaleme 2,5'den ödeme yapmışlar ve kargo bedelini ödemişler. Yani anlayacağınız karne ve ödül belgesi dışında yaptıkları az veya çok her masraf ceplerinden. Masrafı ne öğrencinin ne de okul idaresinin sırtına yüklemişler. Tüm bu işleri yaparken pekala iki öğrenci çağırıp yaptırabilirlerdi. Üstelik şu öğrenci hak etti, bu hak etmedi hesabı yapmadan ve öğrenciler arasında bir ayrım yapmadan tüm öğrencilerini sevindirdiler. 

Bitti mi? Nerde... O öğretmenlerden birini, yanında iki öğrenciyle birlikte karne dağıtımı öncesi marketten gelirken gördüm:  Öğrenciler bir koli içerisine öğrenci adedinde alınmış dondurma taşıyordu. İkramı da es geçmemiş gördüğünüz gibi... Öğrencilerine hizmette sınır yok. Birinci dönem yine bu öğretmen karne günü öğrencilerine çiğ köfte ikram etmişti.

Ne dersiniz bu duruma? Ben kendi adıma helal olsun derim ancak. Öğrencileri olup hediyeyi kapmayı ve bu sıcakta o güzelim dondurmadan yemeyi isterdim. Öğrenciler bu öğretmenler elinde çok şanslı. Takdir sizin... 

Şimdi gelelim, bu öğretmenler ne yapıyor diyenlere... Alın size iki öğretmenden güzel bir örnek. Peki öğretmeni eleştiren siz ne yapıyorsunuz bu arada? Eleştiri zamanı değil, iş zamanı. Çünkü laf ile peynir gemisi yürümüyor. Bu öğretmenler işlerinin üzerinde kendi canından sevgisini veriyor, yüreğini ortaya koyuyor, ellerini de ceplerine atıyorlar. Bana bu arada sen ne yaptın, dediğinizi duyar gibiyim. Gördüğünüz gibi benim payıma da onların yaptığı "Eğitimde güzel örneklere" şahitlik etmek ve bunu size aktarmak düştü. Bu yazıyı cep telefonu marifetiyle yazarken elim yoruldu en azından. Umarım becerebilmişimdir. Bir daha da öğretmenleri eleştirmek için ağzınıza alırken bir kere daha düşünün derim. Herkes kendine baksın ve kendi işini en iyi şekilde yapsın.

Emeklerinize sağlık öğretmenlerim! İnşallah bir karşılık beklemeden severek yaptığınız bu güzel davranışınızın karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette alırsınız. 






Nerede Kaldı O Eski Karneler?

Eskiden karnelerin bir anlamı, daha doğrusu aile ve öğrencilerde bir karne günü heyecanı vardı. Şimdilerde o karnelerin bir heyecanı kalmadı. Sadece âdet yerini bulsun türünden karne veriliyor ve karne alınıyor. 

Neden böyle? Çünkü e-okul çıktı, karnelerin gizemi ortadan kalktı. Zaten her şeyde böyle değil mi? Hangi şeyin gizemi kalkmışsa o şeyin bir anlamı kalmadı.

Eskiden öğrenci, karne heyecanı yaşardı. Şu dersten acaba kaç aldım? Acaba öğretmen sözlüme ne verdi? Notlarımın toplamı teşekkür ya da takdir almaya yeter mi? Karneme zayıf düşer mi? Zayıf düşerse evde ailem ne der? Babamın elinden çekeceğim. Of! Ne yapmalıyım?" beklentisi içerisine girerdi.  Özellikle onluk not sisteminin uygulandığı ve karnelerin el ile  yazıldığı yıllarda notları zayıf olan bazı öğrenciler, rakamlar üzerinde oynama yapardı. Mesela 3'leri 8'e, 1'leri 10'a dönüştürürdü. Bazı okul idareleri bunun önüne geçmek için notların yazıldığı rakamların üzerini şeffaf izole bant ile yapıştırırdı ve öğrencilere verilen bu karneler veliye imzalatıldıktan sonra birinci dönem tekrar toplanırdı. 

Karnesi kırık olarak evinin yolunu tutan bazı çocuklar, bazı babalar tarafından şiddete maruz kalırdı. Bundan dolayıdır ki bugün böyle bir durum kalmamasına rağmen eğitimciler, karne günü verdikleri mesajlarda "Zayıfı yüzünden çocuğunuzu üzmeyin" açıklaması yaparlar hala. 

Günümüzde ne el ile karne yazma kaldı ne karnede notlarla oynanır oldu ne de verilen karneler geri toplanır oldu. Veli ve öğrenci karneyi görmeden hangi dersten hangi puan alınmış, öğretmen performans ve proje ödevinden kaç vermiş hepsini an be an e-okul'dan takip ediyor. Teşekkür ve takdir alıp almayacağını biliyor. Teşekkür veya takdir almaya biraz eksiği olan öğrenci, öğretmenleri dolaşarak eksiğini kapatıyor. Hoş öğrenci gelmeden okul idaresi ve öğretmenler bu eksikliği gideriyor. Hasılı veli ve öğrenci karneyi alınca şok geçirmiyor. Karne gününe kadar varsa zayıflar aile ve çocuk tarafından özümseniyor. 

Bu konuda değinmek istediğim bir diğer husus, zayıfı olan öğrenciyi ara ki bulasın. Zayıf almak için öğrencinin çok uğraşması gerekiyor. Öğrencilerin çoğu takdir, pek az kısmı teşekkür alıyor. Zayıfı olan veya ödül belgesi almayan öğrenci, bir elin parmaklarını geçmez. Böylesi durum öğretmenden mi, yoks öğrenciden mi kaynaklanıyor? Öğretmenler mi bol not veriyor yoksa öğrenciler eskiye oranla daha mı başarılı? Takdir kamuoyunun. Ama burada size bir kopya vereyim. Öğretmenlerin verdiği notlar maalesef hormonlu. Haberiniz olsun...

Hasılı karnelerin eski heyecanı ve gizemi yok. Sadece âdet yerini buluyor, eski bir gelenek devam ettiriliyor. Eski verilen veya alınan not veya puanlar, alınan karneler ve alınan teşekkür ve takdir belgeleri takdire şayan; gizemi ve heyecanlı bir bekleyişi içerisinde barındırıyordu. Sahi nerede kaldı o eski karneler!

14 Haziran 2019 Cuma

Sağlık Olsun!

Üç yıl öncesinde tanıdım kendisini. Büyükle büyük, küçükle küçük olmasını bilen, herkese değer verdiği gibi mukabilinde değer gören biri. Görevine bağlı, vazifesini layıkıyla yapar, işten kaçmaz. Emekliliğim geldi nasılsa, işin ucundan öylesine tutayım demez. Herkesin işi ve derdiyle dertlenir.

Çok zengin olmamasına rağmen yedirmeyi ve ikramı seven, cebi ve gönlü zengin, cömert ve sehavet ehli olmada üstüne yoktur. Eşini-dostunu, beraber yiyip beraber içtiklerini, birlikte oturup kalktıklarını satmaz, vefanın en güzel örneklerini bünyesinde barındırır. Uyumlu fakat koyun gibi çekilmeye gelmez. İyinin, doğrunun ve güzelin yanında yer alır. Gelene ağam, gidene paşam diyen biri değil. Güçlünün değil, mağdur ve zayıfın yanında yer tutar. Sonu ne olur, ucu bana dokunur demez, haklının yanında durur.

Hiç derdi yok mu bunun? Olmaz olur mu? Allah onu evladıyla imtihan etmiş, evlat acısı görmüş; ondan geldik, ona gideceğiz" ayetini düstur edinerek acısını içine gömmüş bir babadır aynı zamanda. İçimize dışarıdan gelmiş, Konya'yı mesken edinmiş, eşinin ailesini ata bilmiş, saygıda kusur etmemiş, aynı zamanda doğup büyüdüğü yer ile bağını koparmamış, sılayı rahmin en güzel örneklerini uygulayarak yerine getirmede yine üstüne yoktur.

Kendi kişiliğinden ve kimliğinden ödün vermeden haklıya haklı, haksıza haksız diyebilecek kadar bir erdem sahibi olan bu kişi her kesimin insanıyla dialog içerisindedir. Çünkü iletişime, selam sabaha önem veren biridir. Selam verir, selam alır. Bulunduğu yere pozitif enerji verir. Uyumludur fakat uysal koyun değildir. Zira çekmeye gelmez boynu. Prensipleriyle çelişen bir durum gördü mü aslan kesilir, en ön safta yer tutar. Kimsenin kuyusunu kazmaz, herkes hakkında olumlu kanaate sahiptir.

Yıllardır aynı okulda çalışan zümresinin efsane başkanı olan bu kişi hiç istemediği halde çalıştığı ve memnun olduğu kurumdan ayrılıyor şimdi. Kırgın ayrılıyor hem de. Çünkü değer verdiklerinin selamı sabahı kesmesine asla tahammülü yoktur. Bu durumu kaldıramamıştır. Çünkü bir hiç uğruna Allah'ın selamı esirgenmiştir kendisinden. Dur, kal, yapma dememize pabuç bırakmadı. Kubbede hoş bir seda bırakarak ayrılıyor aramızdan; başı dimdik, vakur bir şekilde... Ne diyelim? Sağlık olsun... Değer görenlerden eylesin... Hakkım varsa helal olsun, hakkı varsa -ki vardır- helal etsin...

Not: Kalsaydı hiç üzmeyecektim onu.