4 Mayıs 2019 Cumartesi

Ramazan Ayına Girerken Ben

Son çare olarak 31 Mart seçimlerine odaklanmış. Bir il veya ilçe belediye başkanı adayı olup kazanabilirsem ülkeme hizmet ederim diye düşünmüştüm. Beklentim tüm daha önceki beklentilerimde olduğu gibi gerçekleşmedi. İstanbul seçim sonuçları arap saçına dönecek gibi olmazsa bu metropolde denge unsuru olarak görev yapabilirim diye göz kırptım, o da olmadı. 

Beklentilerimi bir başka bahara saklayayım dedim. Baktım ki 2023'e kadar ufukta seçim yok. Bekleyemem ki 4,5 yıl. O zaman ne yapmalıyım, kendime bir meşgale bulmalıyım derken imdadıma aylardır beklediğimiz ramazan geldi. Beklentilerimle ramazanın ne alakası var diye düşünebilirsiniz? Şimdi kendime koyduğum hedef bir TV kanalında iftar veya sahur programı sunmak. Yapamaz mıyım? Niye yapamayacakmışım ki? Bal gibi yaparım. Hatta programı tek başıma bile sunabilirim. Ayet okur, anlamını veririm. Hadis okurum. Ramazanda neler yapmalıyız sorusunu sorar, gerekli izahatı yaparım. Orucu bozan şeylere ayırırım bir günümü. Ramazanda neler yemeliyiz, sahurda hangi yiyeceklerden kaçınmalıyız konusunu işlerim. İzleyicilere canlı yayınla bağlanır, sorularını alır, anında cevap veririm. Eski ramazanlar konusunu ele alırım. Rü'yetü hilal konusuna değinirim. İtikaf ve Kadir gecesinin önemi üzerinde dururum. İftar sofralarına işaret eder, israf konusuna vurgu yaparım. Sadaka, zekat, infak, sadakayı fıtır, ramazan kolisi gibi konulara yer veririm. Kimler oruç tutmalı, kimler tutmaz, oruç kimlere farz gibi nice konuları bir ay boyunca işlerim.

Gördüğünüz gibi program yapmaya ve sunmaya bilgi ve birikimim var. Bunu en güzel şekilde yapacağıma  öz güvenim tam. Artı yönlerim fazla. Tek dezavantajım ramazana ramak kalması. Televizyoncular şu ana kadar iftar ve sahur programlarını hazırlayıp sunacak kişileri belirlemişlerdir. Bir diğer handikabım bugüne kadar hiç televizyon tecrübem yok. Bunu da -cahil- cesaretimle yeneceğime inanıyorum.

Yapacağım TV programları için bir bedel alacak mıyım? Elbette! Almaz olur muyum.  Her hizmetin bir bedeli olmalı değil mi? Ben orada saatlerce gırtlak patlatacağım. Ne kadar paraya çalışırım konusuna gelince pazarlık yapmam. Şu kadar paraya çalışırım demem. Birinci önceliğim hizmet olmakla beraber kanal sahibinin takdir edeceği para kabulümdür.

Bugüne kadar bana öyle bir teklif geldi mi? Gelmedi. Takdir edersiniz ki böyle bir göreve geç uyandım. Ha benim gibi ramazan programı yapmak için daha önceden plan yapmayıp geciken kanal varsa diyorum. Son ana kadar bekleyeceğim.

Biz Bu Taht Kavgalarından Kurtulamayacak mıyız?

Lise 3.veya 4.sınıfta okurken tarih dersi öğretmeninin dersini dinlemek için okul müdürü dersimize gelmiş, arka sıraya geçip oturmuştu. Konu, yanılmıyorsam Osmanlı'daki Celali İsyanları idi. Öğretmenimiz dersini anlattı. Tecrübeli hocamız -belki de heyecandandır- zilin çalmasına 15 dakika kala konuyu bitirdi. Okul müdürüne "Müdür Bey! Öğrencilere konuşmak ister misiniz" dedi. Müdür, hayır cevabı verdi. Öğretmen bize dönüp konuyla ilgili sorusu olan var mı dedi. Sınıftan tık yok. Öğretmen aynı soruyu birkaç defa daha sordu. Yine kalkan parmak olmadı. Öğretmen ayakta, biz öğrenciler sessizce bekliyoruz. Arkamda oturan müdür de oturuyor, kalkıp gitmiyor. Niye gitmiyorsa? Herkes sessiz sessiz bekliyor. Vakit de geçmek bilmiyor. Öğretmen kızardı, bozardı. Yüzümüze bakıyor, haydin bir soru sorun dercesine. Baktım olmayacak, parmak kaldırma ve soru sorma adetim olmamasına rağmen parmak kaldırdım.  Niyetim hocamızı içine düştüğü durumdan kurtarmaktı. Hocamızın gözleri güldü: Buyur Ramazan dedi. Hocam! Celâli İsyanlarından öte tarihimizin geneli üzerinden bir soru sormak istiyorum. Bizim Türk tarihinde genelde kardeş ve taht kavgaları olmuş. Kim zaman birbirleriyle savaşmaya kadar gitmiş. Düşmandan ziyade kendi devletlerimizi biz zayıflatmış hatta yıkmışız. Yıkmışız yerine bir başka isimle yeni devletler kurmuşuz. Hatta taht kavgalarının önüne geçmek için Osmanlı'da kardeş katline fetva bile verilmiş. Türklerdeki bu iktidar olma mücadelesinin önüne geçilemedi. Bu da bizim gücümüzü zayıflattı. Bizim kendimize verdiğimiz zararı düşman vermemiştir. Bu konuda ne dersiniz dedim. Bundan sonra hocamız zil çalıncaya kadar soruma cevap vermeye çalıştı. Dersi böylece bitirdik. Maksat böylece hasıl oldu.

Şimdi gelelm sadede... Sahi bizdeki bu kanlı taht kavgalarının ne kadarı diğer devlet ve milletlerde vardır? Herhalde bu konuda rekor bizim Türk tarihindedir. Hele Ankara Savaşın'da Timur'a yenilip esir düşen Yıldırım Bayezit'ten sonra Bayezit'in oğulları arasında süren taht savaşı dillere destandır. Kardeşler birbirlerine galip gelmek için gerekirse Bizans ile işbirliği yapma yoluna bile gitmişler. On bir yıl süren bu taht kavgasının sonunda Çelebi Mehmet devletin birliğini sağlayabilmiştir. Diğer kardeşleri çarpışmalarda ölmeseydi devletin birliği sağlanamayacak, belki de devlet Fetret Devri ile birlikte sona erecekti.

Diyelim ki Osmanlı ve önceki Türk devletlerinde babadan okula geçen bir saltanat vardı. Padişah vefat edince oğullar arasında devlet paylaşamıyordu. Günümüzde durum farklı mı? Güya demokrasi ile yönetiliyor. Her ne kadar seçimle iş başına gelinse de partilerin yetkili kurulları olsa da parti liderleri partilerinin tek hakimi. Bir nevi padişahlık yaptıkları. Seçimlere gidiyoruz. Rakiplerimizi düşman gibi görüyoruz. Kırıp geçiriyoruz. Sadece bununla kalsa iyi. İktidar oluyoruz. Bu sefer ülkeyi yönetmede aynı partinin insanları kendi aralarında iktidar mücadelesi veriyor. Merak ediyorum, bu iktidar kavgası kime zarar verir? Taraflar hiç mi tarih okuyup ibret almazlar? Herhalde en büyük zararı kendilerine, partilerine ve ülkeye vermiş olurlar. Bı mücadelenin sonu hayra alamet değil bilesiniz. Demek ki tipik Doğu toplumu olmaya devam ediyoruz. Dün kardeşler arasında oluyordu bu kavga. Bugün aynı iklimden beslenen, aynı kitleye hitap edenler kendi arasında mücadele ediyor. Yazık ki ne yazık! Unutmasınlar ki bu kavganın kazananı olmaz. Çünkü bu mücadele, elleriyle rakiplerini iktidara getirme sonucunu doğurur. 

3 Mayıs 2019 Cuma

Ramazan Kendimize Çekidüzen Vermemizin Miladı Olsun *

Müslümanlar on bir ayın sultanı ramazan ayını ihyaya hazırlanıyor. Pazar akşamı kalkılacak sahurla beraber oruca başlanacak. 29 gün boyunca imsaktan iftara kadar yemeye ve içmeye ara vereceğiz. Başta oruç olmak üzere namaz kılmaya, Kur'an'ı Kerim okumaya ve dinlemeye, hayır ve hasenat yapmak gibi ibadetlere ağırlık vereceğiz.

Konya için oruca başlama vakti ilk gün 04.09'da başlıyor, 19.51'e kadar sürüyor. Son gün 03.38'de başlayan imsak, 20.13'de sona eriyor. Bu demektir ki ilk gün 15 saat 40 dakika oruç tutarken ramazanın son günü 16 saat 35 dakika oruç tutacağız. 

Kolay mı oruç tutmak? Zor olmaya zor ama imkansız değil. Yeter ki kendimizi oruç tutmaya hazırlayalım. İrademizi ortaya koyup oruç tutmaya başlayınca değil 16 saat, 20 saat bile tutarız. Çünkü bu işler irade ve inanç meselesi. Konu inanç olunca imsak ve iftarın arasındaki makasın açıklığı azim sahibi için teferruat olur, vız gelir.  Allah mutlaka bir kolaylık veriyor. İnşallah birkaç yıldır tuttuğumuz oruçlu günlerde olduğu gibi bu oruç ayında da havalar serin gider. Temennimiz bu yönde. 

Oruç tutan ve tutmayı kafaya koyanlar için uzun günlerde oruç tutmak ve havanın sıcaklığı bir şey ifade etmiyor. Çünkü bu tipler her halükarda "iman ettik ve itaat ettik" ayetine boyun eğmiş kişiler. Oruç tutmayı düşünmeyenlere de diyecek bir şey yok. Çünkü oruçta gözü yoktur bu tiplerin. İstersen çocuk orucu tutmakla yükümlü olsun bunlar. Yine de oruç tutmazlar. Burada mevzubahis etmemiz gereken üçüncü bir grup daha var. Bunlar orucun önemini biliyor, oruç tutması gerektiğinin farkında. Fakat işini gerekçe göstererek acaba dayanabilir miyim, işimi aksatır mıyım? Acaba sonra mı tutsam ikilemi yaşayan kesimdir. Hele bir de sigara içiyorsa "içmezsem sinirlenirim" bahanesinin arkasına sığınırlar. Eğer böyle bir düşünceye sahip olan var ve tutayım mı, tutmayayım mı ikilemi yaşıyorsa oruç tutmamasını hiç tavsiye etmem. Demir tavında dövülür. Sonraya bırakılan oruç dona kalır, tutulmaz. Sonra tutulsa bile hiçbir oruç, gününde tutulan orucun yerini tutmaz. Ayrıca en güzel ve kolay oruç herkesle birlikte tutulan oruçtur. Yine de kendileri bilirler ama bu tipler şeytana malzeme verirlerse şeytan, kolay kolay peşlerini bırakmaz. Etrafında döner durur. Alttan girer, üstten çıkar ve  “Nasıl tutacaksın? Sen oruç tutmayı kolay mı sanırsın? Sen iyisi sonra tut” der durur.

Biz tutana niçin oruç tutuyorsun demiyorsak oruç tutmayana da niçin tutmuyorsun deme durumumuz yok. Tutan da kendisine tutar, tutmayan da. Burada değinmek istediğim husus ramazan boyunca yapacağımız ibadetlerin huyumuzu güzelleştirmesidir. Huyumuz da sorun yok diyorsak buna eyvallah derim. Şayet yaşantımızda sorun var, inancımıza ters ahlaki davranışlar sergiliyorsak ramazanı bir fırsat bilmemizde ve kendimize çekidüzen vermemizde fayda var. Her ne kadar ramazan bir ibadet ayı ise de ibadetlerden maksat yaşantımıza bir yön vermesidir. Çünkü Allah’ın başta oruç tutmak olmak üzere okuduğumuz Kur’an’a ve kıldığımız namaza ihtiyacı yok. Bu yaptıklarımızın kendimize bir faydasının olması murat edilmektedir. Oruç, bize sabrı öğretmek suretiyle nefsimize hakim olmayı, kötü söz söylememeyi, aç ve susuzun halini anlamamıza katkı sunmaktadır. Namaz ise bizi hayasızlık ve kötülüklerden alıkoyması lazım. Okuduğumuz Kur’an ise anladığımızı yaşantımıza uygulamamız içindir.

Bir ay boyunca yapacağımız ibadetleri amacına hizmet edecek şekilde yerine getirir, üzerine bir on bir gün daha eklersek 40 gün boyunca elde ettiğimiz güzel huylar hayatımız boyunca bizde süreklilik arz edebilir. Çünkü bir davranışı 21 gün boyunca yapmak o davranışın alışkanlık haline gelmesi için yeterli olduğu söylenmektedir. Bu davranışı kırk gün boyunca devam ettirirsek o davranış ruhumuza işler ve bir daha kolay kolay bırakılmazmış. Ramazan sadece vücudumuza değil, ruhumuza da işlesin inşallah! Feyzinden yararlanmak suretiyle ramazanın hepimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

*06.05.2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.