14 Nisan 2019 Pazar

Daha Ne Desin Çavuşoğlu? *


Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un her yıl 24 Nisan’da “Ermeni soykırımı anma günü düzenlenmesi” kararı alması Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerinde gerilimi tırmandırdı. Macron’un üzerine vazife olmayan bu kararının ardından TBMM’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenen “NATO Parlamenter Asamblesi 99. Rose-Roth Semineri ve Akdeniz-Orta Doğu Özel Grubu Ortak Toplantısı” Fransa ile Türkiye’yi bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Toplantıyı Fransa adına temsil eden Fransız parlamenter Sonia Krimi, açılış konuşmasından sonra söz alarak Fransa eleştirilerine şok olduğunu söyledikten sonra “Tarih kazananlar tarafından yazılmaz mı? Birçok ülke için PKK terörist değildir ama sizin için böyledir. Bunu dikkate almamız gerekiyor” deyince dananın kuyruğu kopuyor. Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu karşımdaki bayan, üstelik ben ev sahibiyim, karşımda bir misafir var falan demeden Fransız parlamentere ağzının payını veriyor: "Sonia Hanım'ın şoke olmasını anlayabiliyorum. Çünkü Sonia Hanım'ın ülkesi ve Fransa gibi ülkeler bir şeyi anlamıyor. Hep patronluk taslayacaklar, hep başka ülkeleri eleştirecekler, aşağılayacaklar ve istediği kararları istediği gibi verecekler. Dolayısıyla Türkiye veya başka bir ülkeden eleştiri geldiği zaman da şoke olacaklar. Soykırım ve tarih konusunda Türkiye'ye ders verebilecek en son ülke Fransa'dır. Çünkü Ruanda'da, Cezayir'de olanları unutmadık. Fransa kendi karanlık tarihine baksın, Türkiye'ye ders vermeye kalkmasın" dedi.

Çavuşoğlu'nun  bu sözleri üzerine Krimi ve beraberindeki diğer Fransız parlamenter arkasına bakmadan salonu terk etti. Bereket midelerine inmedi, kalp krizi falan geçirmediler. Çünkü bu sözler yenilir yutulur cinsten sözler değildi. Başka ne desindi? Bir dövmediği kalmış Sayın Bakan’ın. Misafire yapılır mı bu? Misafir haddini bilmezse bal gibi yapılır. Sayın Bakan da bunu yaptı. Ağzına sağlık! Bir insan ne söylediğini, sözünün nereye varacağını ve ağzından çıkanı önce kulağı duyacak. Yok duymuyorsa Çavuşoğlu diye biri çıkar. Ona ağzının payını verir. Dua etsin Fransız parlamenterler, karşılarında Kasımpaşalı yoktu. Ne söyleyeceğini aklıma bile getirmek istemiyorum. Zira duyacaklarından yerlerinden bile kalkamazlar, otura kalırlardı.

Sayın Çavuşoğlu’nun bu konuşmasını tekrar tekrar izledim. İzledikçe içim açıldı. kendisiyle gurur duydum.  Helal olsun! Sıradaki gelsin, var mı kaşınan dedim. Cenabı Mevla’m bize güç kuvvet verir, bir gün bu zayıf halimizden kurtulur, bu zayıf halimizle bu şekil ağızlarının payını verebiliyorsak güçlü olduğumuzda inanın, bu işi sadece sözlü cevap vermekle bırakmayız, icraata da geçeriz. İnşallah o günler yakındır. Biz yeter ki bu düşüncemizi, bu duyarlılığımızı kaybetmeyelim. Biz de bir gün Ruanda ve Cezayir dosyasını açarız. Daha neler açarız neler! Başka türlü bu Fransızlar sözden falan anlamazlar. Adı üzerinde Fransızlar çünkü…

Fransa’nın bu yaptığı ne ilk ne de son. Ermeni ajandasını ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyor. Her nisan ayı geldiğinde Ermeni lobisinin bitmez tükenmez isteklerini yerine getirmeye kendini teşne kabul ediyor ve yumurtluyor. Bakanın sözleri kulaklarına küpe olsun. Bir daha ağızlarına Ermeni soykırımını almasınlar. PKK’yı terör örgütü kabul etmeyenler var demeye kalkmasınlar.
Bu vesileyle bir söz de sözde Ermeni soykırım iddiasını sürekli gündemde tutarak sömürgeci devletler nezdinde karar çıkartmak için lobi faaliyetlerini yürüten Ermeniler için söyleyelim: Ne anlıyorsunuz ağızlarınıza çalınan bir parmak baldan. Gidin işinize!

*15.04.2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Sandıktan Çıkanı Kabullenmek

Demokrasi sadece sandığa gitmek değil, aynı zamanda sandıktan çıkanı kabullenmektir. Sandık sonucu hoşumuza gitse de gitmese de durum budur. Seçime gidiyorsan bu işin ucunda kaybetmek de vardır, kazanmak da. Başka yollara başvurmak seçmen nezdinde telafisi mümkün olmayan yaraların açılmasına sebebiyet verebilir.

Sandıktan çıkanı kabullenmek, kazananı tebrik etmek hem demokrasinin bir gereğidir hem de erdemlice bir harekettir.

Seçimi kazanan başkan görevini üstlenirken seçimi kaybedenlere düşen, seçimi niçin kaybettik üzerine yoğunlaşmaktır. Bu işi yaparken ortaya konacak raporlar objektif olmalıdır. Ucu kime dokunur veya nereye uzanır hesabı yapılmamalıdır. Sonucunda da sorumlular bedel ödemelidir. Seçim sonuçlarının iyi bir analizi yapılmaz, seçimlerde hile var mazeretinin arkasına sığınılırsa bu, gerçekle yüzleşmekten kaçınmak demektir. Seçim sonuçlarını analiz ederken ilçe ve il teşkilatlarından gelen raporlarla yetinmek yenilgiye kılıf bulmak anlamına gelir. Çünkü hiç kimse benim yoğurdum ekşi demez. Teşkilatlar “Efendim şöyle oldu, böyle oldu” deyip üzerlerine toz kondurmayacaklardır. Kaybeden ilçe ve illerden gelen raporların yanında sık sık saha çalışması yaparak halkın nabzını tutan ve halkın meylini tespit eden anketçilere yeni anketler yaptırmalıdır. Gazeteciler, akademisyenler, bağımsız kuruluşlardan ve siyaset bilimcilerden görüş almalıdır.

Parti yetkilileri “Biz yine de birinciyiz” diyerek kendilerini avutma yoluna gitmemelidir. 25 yıldır yönete geldiğimiz şehirleri niçin kaybettik sorusunu partinin en tepesinden en aşağısındaki sorumlusuna kadar sormalıdır. Ardından:

Başta kaybedilen il ve ilçelerin teşkilatları olmak üzere teşkilatlar yenilenmelidir.

Kabinede, genel başkan yardımcılarında, bürokraside yeni yüzlere yer verilmelidir.

İyi bir yüzleşmenin ardından beş yıl sonrası yapılacak seçimleri beklemeden hızlıca çalışmaya başlanmalıdır.

İl-ilçe teşkilatları ve milletvekilleri sürekli halkın arasına girerek saha çalışması yapmalı, halkın dertlerini dinlemeli, çözebileceğini çözmeli, çözemediğini ilgili yerlere rapor etmelidir.

17 yıldır kırdığı, üzdüğü, küstürdüğü, incittiği kesimlerle barışma yoluna gitmeli, gönül almalıdır. Gerekirse özür dilemelidir.

Parti, bizde kibir, şımarma, halka tepeden bakma var mı diye sormalıdır. Şayet varsa tövbe etmelidir. Çünkü kibir insanı bitirdiği gibi partiyi de bitirir.

Parti yetkilileri çok konuşmaktan ziyade az konuşup çok icraat yapma yolunu seçmeli, günlük kısır siyasi çekişmelerden uzak durmalıdır.

Parti yetkilileri üsluplarını gözden geçirmelidir. Hayatın hiçbir alanında özellikle siyasette köre kör denmeyeceğini bilmelidirler. Haklı bile olsa rakiplerini küçümsememeli, onlara “zillet, illet” deme yoluna gitmemelidir. Saygıyı asla elden bırakmamalıdırlar.

Parti kendi arasında iyi bir işbölümü yapmalıdır. Her işe partinin tepesindeki koşacak değildir. Teşkilatına, yardımcılarına görevler vermelidir.

Unutmayın ki seçimde yenilgi alanların şu anda sadece sakalı tıraş edildi. Toparlarlarsa sakal yeniden uzar. Yoksa durum ciddidir. Nimetler yavaş yavaş ayağınızın altından kayar gider.

13 Nisan 2019 Cumartesi

Bazı Büyükşehirlerin Düşündürdükleri ***

31 Mart Mahalli İdareler seçim sonuçlarına göre Cumhur İttifakı başta İstanbul olmak üzere Ankara, Adana, Mersin, Hatay'da büyükşehir belediyelerini kaybetti. Büyükşehirleri kaybederken İstanbul'da 39 ilçenin 25'ini, Ankara'da 25 ilçenin 22'sini, Adana'da 15 ilçenin 11'ini, Mersin'de 13 İlçenin 10'unu, Hatay'da 14 İlçenin 11'ini kazanmıştır. Bu sonuçlarda bir gariplik yok mu? Seçmen ilçede Cumhur İttifakı'nın adayına oy verirken büyükşehirde Millet İttifakına yönelmiş.

Cumhur İttifakı'nın tarafları ve sorumluları itiraz süreleri bittikten sonra seçmenin ilçe-il tercihini bir güzel masaya yatırmalı. Ciddi bir analiz yapmalı. Seçmenin niçin böyle bir tercih yaptığını bir güzel okumalı. Şayet “Seçimde şaibe var, hile var” derlerse sonun başlangıcıdır bu.

Adı geçen büyükşehirlerdeki seçmen tercihini okumaya çalışacağım. Yazacağım maddeler arasında çelişkiler bulabilirsiniz. Her bir seçmenin tercih nedeni farklı olabilir. Seçmen:
1.Partizan davranmamış, hangi adayın daha iyi hizmet edeceğine inanmışsa gidip oyunu ona vermiştir.
2.Cumhur İttifakı'nın büyükşehir adaylarını daha yeterli görmemiş. Yani aday tercihini onaylamamıştır. Özellikle başka ilden adaya veya partinin ağır topuna prim vermemiştir.
3.Mahalli seçimin genel seçim havasına büründürülmesine prim vermemiştir. Bu bir yerel seçimdir, demiştir.
4.Ekonomiden kaynaklanan daralmanın faturasını büyükşehirlerde hükümete kesmiştir.
5.Kutuplaştırıcı ve ötekileştirici siyaseti tasvip etmemiş, rakibin öcü gibi gösterilmesine tepki göstermiş; bak, ben sana da oy veriyorum, rakibine de veriyorum, demiştir.
6.Hem Cumhur İttifakını hem de Millet İttifakını memnun etmeye çalışmıştır.
7.İlçede Cumhur İttifakına vererek Millet İttifakını, Büyükşehirde Millet İttifakına vererek Cumhur İttifakını cezalandırmıştır.
8.İlçe ve büyükşehir paylaşımında bir denge gözetmiş, hiçbir partinin tek başına görev yapamayacağı, birbirine muhtaç olduğu ve birbirini denetleyeceği bir mekanizmayı yürürlüğe koymuştur. Haydi aranızda asgari müştereklerde anlaşın, demiştir.
9.Ana Muhalefet’e, “25 yıl önce yaptıklarından -daha doğrusu ağzına yüzüne bulaştırdığından- dolayı sana büyükşehirleri vermeyerek seni cezalandırmıştım. Görüyorum ki yönetmeyi de çok istiyorsun. Bu seçimde cezan bitti. Ülke yönetimini vermem ama yerel yönetimlerde sana bir şans daha vereceğim,” demiştir.
10.Hükümete, “Seni sever sayarım. Bunu da 17 yıldır sana sonsuz kredi vererek gösterdim. Ülke yönetimini sana vermekle beraber bazı stratejik öneme sahip illeri rakibine vereceğim. Rakibini denetleyeceksin. Rakibin iyi çalışırsa destek olacaksın, yanlışlara saparsa denetleyeceksin, sonuçta kazanan ülke olacak,” demiştir.
11.Hükümete, “Sana yerelde kısıntıya gidiyorum. Kredimin bir kısmını rakibine kullanıyorum. Bir taraftan ülkeyi yönetmeye devam ederken diğer taraftan ‘Dün bana oy veren seçmenim benden desteğini kısmen niçin çekmiştir’ üzerine epey bir yüzleş. Bu sana yaptığım kulağına küpe olsun; bir musibet, bin nasihatten iyidir, şeklinde düşün. Kendine çekidüzen ver. Şayet kendini düzeltmezsen bugün yerelde iktidar verdiğime yarın Türkiye’nin iktidarını verebilirim. Bilesin ki benim oyum kimse için çantada keklik değildir,” demek istemiştir.

***21/04/2019 tarihinde Barbaros ULU adıyla Pusula Haber gazetesinde yayımlanmıştır.