4 Nisan 2019 Perşembe

Eş Başkanlık veya Sınıf Başkanlığı Modeli *

Sonuçlara itiraz edilen, oy oranları yakın şehirlerde şehir yönetimi için eş başkanlık modeli düşünülebilir. İki başkan belediyeyi birlikte yönetebilir. Gördüğünüz gibi demokrasilerde bir de bende çare tükenmez. 

Yok, biz anlaşamayız, koltuğu kimseyle paylaşmayız denirse kayyum olarak göreve hazırım. Bu görevimden dolayı para da istemiyorum. İyi de nasıl yapacaksın diyebilirsiniz. Hiç merak etmeyin. Başkanlık bana yabancı değil. Rahmetli amcamdan bana tevarüs etmiş olmalı. 

Rahmetli, 80 ihtilalı olduğunda tüm başkanlar konsey tarafından görevden alınınca asker başkan gelinceye kadar bir gün belediye başkanlığına vekâlet etmiş. Bir günde ne iş yaptı, nasıl yönetti bilmiyorum ama ben belediye başkanlığı yaptım derdi ara sıra rahmetli. Görüyorsunuz tecrübe de var bu işin içerisinde.

Hayır, demokrasilerde seçim var, kayyuma yer yok denirse o zaman sınıf başkanı seçme yöntemi devreye sokulabilir. Bu nasıl olacak derseniz, anlatayım efendim!

Bana sınıf öğretmenliği verildiğinde ilk işim sınıf başkanı seçmek olur. Önce sınıf başkanı olacaklarda olması gereken özellikleri sayar, sorumluluğunu hatırlatırım. Ardından sınıf başkanı olmak isteyen var mı, derim. Adayları tahtaya davet ederim. Adaylar tahtada iken sınıfa döner, şu açıklamayı yaparım: Sevgili öğrenciler! İki turlu seçim yapacağız. Her birinizin bir defa oy hakkı var. Verdiğiniz oylardan sonra en fazla oyu alan iki kişi yeniden oylanacak. Bunun sonucunda en fazla oyu alan başkan seçilirken diğeri ise başkan yardımcısı olacaktır.

Bu açıklamamın ardından adayların isimlerini tahtaya yazdırarak adayların yüzünü ya tahtaya döndürürüm ya da koridora çıkarırım. Bunu yapmadaki amacım, bazı adaylara hiç puan çıkmayabilir. Bu da onların morallerini bozabilirdi. Kimin hangi adaya oy verdiği belli olmasın niyetini de taşırdım. Oylamanın sonucu bazı adaylara ya hiç oy çıkmaz ya da aldığı oy bir elin parmağını geçmezdi. Bu tür adaylara oy sayılarını söylemem. Gençler, yerinize geçin, teşekkür ediyoruz size derdim. 

Son ikiye kalan öğrencileri yine sırtlarını döndürerek yeniden oylatırım. En fazla oyu alan öğrenciyi başkan, diğerini de başkan yardımcısı olduklarını ilan ederim. 

Sınıf başkanlığı seçimini belediye başkanlığı seçimine uyarlarsak, belediye başkanlığında en fazla oyu alan ilk iki kişiden en çok oy alanı belediye başkanı, ikinci olanı ise belediye başkan yardımcısı ilan edelim.

Nasıl, sınıf başkanlığı modelimi beğendiniz, umarım. Maksat çözüm değil mi? Alın size çözüm!

Bunu da mı beğenmediniz? O zaman ne diyeyim kardeşim? Anlaşılan sizin derdiniz üzüm yemek değil o zaman...

*13/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Sandık Sonuçlarına Kasten Etki Edenleri Ne Yapalım?

Sandık sonuçları yeniden sayılırken 3-5 oy değil, binlerce oy yer değiştiriyorsa bu işte bir kasıt, bir art niyet var demektir. Bu tür sandık görevlileri için zaman geçirmeden, 
1.Suç duyurusunda bulunulmalı. 
2.Haklarında dava açılmalı. 
3. Ağır cezada yargılanmalılar.
4. En ağır cezayı almalılar.
5. Kamu görevleri varsa kamudan atılmalılar.
6. Kamu görevi olmayanlara amme adına yapılan işlerde görev verilmemelidir.
7. Yargılama acilen bitirilmeli.
8. Aldıkları cezalar kamuoyu ile paylaşılmalı.
9. Bu cezalar sandık veya seçimin herhangi bir aşamasında görev alacakların kulağına küpe olmalı.
10. Seçimde kim görev almaya kalkarsa yoğurdu üfleyerek yemeli.
11. Tüm bu olup bitenlerden sonra YSK, elektronik ortamda oy verme üzerine yoğunlaşıp proje üretmeli. Meclis de gereğini yapmalı.
12. Sandıkta veya seçimin herhangi bir etabında görev yaparken görevini layıkıyla yapmadığı için ceza alanlar, önce görevini ciddiyetle yürüten sandık görevlilerini töhmet altında bıraktıkları için özür dilemeli, ardından tüm milletten özür dilemeli. Herkes de bunlara "Özrünüz kabahatinizden büyük" demeli.
13. Yeniden sayılan oylar bu kişiler eliyle yeniden saydırılmalı. Şu yaptığınız pisliği temizleyin demeli. Saydıklarını bir daha saydırmalı. Karşılığında para verilmemeli.
Not: İdama karşıyım.

Hırsızlığın Neresindeyiz? *

Adana'da çalışırken daha önce yurt dışında görev yapmış bir öğretmenden ilginç bir anekdot dinlemiştim. Kendisinin başına mı gelmiş yoksa başkasından mı işitmiş bilmiyorum. Olayın geçtiği yeri İsveç veya İsviçre dediğini hatırlıyorum. İçlerinde bir Türk'ün de olduğu 8-10 kadar İsveçli avlanmak için bir ormana giderler. Avlanma işi bittikten sonra karınlarını doyurmak için daha önce yaptıkları kulübeye giderler. Kapıyı açıp içeri girerler. Kulübenin içi dayalı döşeli bir yer. Yiyecek de var. Bir güzel karınlarını doyururlar. Kapıyı kapatıp giderlerken Türk olan "Kilidi yok” der. İsveçliler "Evet, yok. Çünkü biz bu kulübeyi  avlanmak için gelen acıkınca buraya girip karnını doyursun diye yaptık" derler. Bizimki "Çalarlar" deyince İsveçliler "Doğru, çalarlar. Ama bu nereden aklına geldi" şeklinde cevap verirler.

Ergin Beyin anlattığı bu anekdot beni çok etkilemişti. Özellikle tamam, çalarlar ama bu nereden aklına geldi cümlesini yıllar geçse de unutmuş değilim. Yeri geldiği zaman da bu anekdotu anlatırım. Bu yazıma bu anekdotu almamın nedeni her seçim öncesi ve seçim sonrası Türkiye'de cereyan eden "Seçimde hile var, oylar çalındı, yanlış yazılmış, kaydırılmış, hayali seçmene oy kullandırılmış, başkasının yerine oy kullanılmış, oyu rakip partiye yazmışlar" tartışmalardır.

Sahi kimin aklına gelir çalarlar demek? Gelse gelse çalma işini bilen, gören, duyan, yapan birinin aklına gelebilir çalmak. Hayatında çalmamış, çırpmamış birinin aklına hiç çalmak gelir mi? Çalmayınca demek ki adamların aklına kapıya kilit vurmak gelmiyor. Bir an düşünelim. Ormanda kapısında kilit olmayan, içinde yiyeceklerin olduğu bir kulübe bizde ne kadar dayanır? Kısa zamanda içini boşalttığımız gibi sonrasında kulübenin kapısını da söker götürürüz. Çünkü bizde hırsızlık maalesef içimize ve genlerimize işlemiş. En düzgünümüz bile kendisi yapmasa da hırsızlıkları göre göre en azından çalma diye bir fiilin olduğunu öğreniyor bir müddet sonra. Yeter ki öğrenmiş, görmüş olalım. Arkası geliyor ondan sonra. Oy nedir ki? Davamıza hizmet etmek gibi erdemlerimiz olduğu müddetçe oy da çalarız, tutanağa da yanlış geçiririz. Bunu yapan ve bilen biri "Oylar çalınacak" da der, “Oylar çalındı” da der. Fırsat eline geçerse oy da çalar. Yeter ki düşmanı gördüğü rakibi kazanmasın. Çünkü davaya hizmet böyle olur bizde.

Her seçim sonrası özellikle kaybedenler tarafından "Oylarımız çalındı" ithamları dış dünyaya ve el aleme karşı ülkemizi mahcup ediyor. Her seçim sonucunda maalesef aynı terane… Bıkmadık usanmadık. Aynı gerekçelerin arkasına sığınıyoruz. Ben çalındı, çalınmadı falan demiyorum ama hoş bir görüntü vermediğimiz açık.

Gelin en iyisi ikiye bir seçim yapmaktan ziyade önce her taraf dürüst olmayı denesin. Ne zaman dürüst oluruz. Ondan sonra seçime kalkalım. Hakkımız olmayan bir şeyi almamamız gerektiğini bilelim.

*17/04/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.