1 Şubat 2019 Cuma

Bugünlerde Yolunuz MTF’ye Düştü mü? *

Hastalıkların gittikçe arttığı günümüzde hastaneler çoğumuzun uğrak yerleridir, olmazsa olmazımızdır. Allah ne hastalık verip hastaneye düşürsün, ne de hastaneleri eksik etsin. Yolu hastaneye düşenlere Allah şifa versin. 

Benim duama bakarak hastalık bana uğramaz demeyin, benim merhemim olsa başıma sürerdim. Zira bugün yolum NEÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesine düştü. Ama hastaneye girmek ne mümkün! Çünkü hastaneye giden yol kapalı. Vatandaşın özel mülküymüş. Asfaltı kazmış, molozlarını da araç ve yaya geçmesin diye bölünmüş yolun hem giriş, hem de çıkışına dökmüş. Etrafını da tel ile çevirmiş. Gören, burada ne oluyor demesin diye mülk sahibi bir beze "ÖZEL MÜLK GİRİLMEZ" yazdırarak herkesin göreceği şekilde afişi asmış. Gördüğünüz gibi hizmette sınır yok.

Hastaneye giriş ve çıkış yolunun kapalılık durumu üç-beş günlük değil, bir aydır bu şekildeymiş. Yetkililer bakarlar ki bu iş böyle olmayacak, adam ciddi mi ciddi! Yan taraftan dar bir servis yolu açmış. Bu servis yolundan girebilmek için sadece çarşı tarafından gelmen gerekiyor, diğer yönlerden girmen mümkün değil. Çünkü ters yola girmiş oluyorsun. Girip çıkanlar birbirlerine centilmenlik yapıp yol vermese servis yolu tıkanır, hiç işlemez.


7/24 hastanın giriş-çıkış yaptığı ve çevre illere de hizmet veren bu hastaneye giden yolun, bu şekil nahoş görüntüsüyle ne kadar daha kapalı kalacağı belli değil. Mülk sahibi, yolun trafiğe açılmaması için elinden gelen her şeyi yaptığına göre bu sorun kısa sürede bitecek gibi görünmüyor. Yolun kapatılacak kadar orta yerde ne sorunu var derseniz, mülk sahibinin iddiasına göre "Daha önce yaptıkları protokole Belediye uymamış." Zaten yolun kapatılmasına bugüne kadar polis bir şey denemişse demek ki mülk sahibinin elinde haklı gerekçeler var görünüyor. 

Vatandaş olarak niyetimiz özel mülkün sahibi veya Belediye'yi haklı-haksız bulmak değil. Çünkü mesele haklı-haksız durumunu çoktan geçmiş. İş cebelleşmeye varmış. İstediğimiz, aradaki bu sorunun kısa zamanda çözülerek yolun trafiğe açılmasıdır. Ayakta tedavi gören hastalar için servis yolundan girip çıkmak aksamalara sebebiyet verse de çok önemli görülmeyebilir. Ama günde kaç defa ambulansın acil hasta girişi yaptığı bu yolda meydana gelebilecek birkaç dakikalık aksama, acil hastalar için önem arz eder diye düşünüyorum. Mesele insan sağlığı olunca protokolün ayrıntısı çok da önemli değildir. Üstelik bu görüntü çok hoş görünmüyor.

Yetkililere duyurulur!

Not: Güya şifa bulmak için hastaneye gitmiştim. Ama girişte bu garipliği görünce bu durum benim hastalığımdan daha önemli dedim, bu yolu konu edindim. Bu arada muayenemi de oldum. Meraklıları, "Madem muayene oldun! Nerede muayene olurken çekindiğin foto ve sargılı yerinin fotoğrafı, niçin sosyal medyada paylaşmadın, nereden belli hastaneye gittiğin?" derlerse haklılar elbet! Ama malum yol, aklımı başımdan aldı. Haydi yol beni etkiledi, doktorlar da "Dur amca! Bir fotoğrafını çekelim, malum yerde kullanırsın"  diye niye söylemediler? Alacakları olsun! Bilmiyorlar tabi! Bu işi, hastaya iyi davranıp ilgi-alaka göstermek ve muayene etmekten ibaret sanıyor bu doktorlar! Birileri, özellikle sosyal medyada sargılı fotoğraflarını "üzgün hissediyor" şeklinde paylaşım yapan sosyal medya fenomenleri, bu işin vahametini doktorlara hatırlatmalı. Lütfen bu uyarıyı doktorlar "Bizim görevimiz insan sağlığı" deyip küçümsemesinler. 

*04/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


31 Ocak 2019 Perşembe

Bir Toplum Kendini Değiştirmezse *

Kur'an'ı Kerim'de Rad Süresi 11.ayette Allah "Bir toplum kendini değiştirmediği müddetçe Allah hiçbir topluluğu değiştirmez" buyurmaktadır. Başka ne diyor Allah? Bir de Enfal 53.ayete bakalım: "Çünkü bir topluluk kendisini değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti değiştirecek değildir." Şimdi bu ayetler ne demek istiyor?

Bu ayetler Allah'ın değişmez dediği sünnetullah adını verdiği toplumsal yasalarıdır. Ne demek bu yasa? “Bizim âlimlerimizin sık sık tekrar ettikleri sünnetullah (Allah’ın yasası) -konumuz bağlamında- şudur: İyi eğitilmiş, uzmanlığa saygısı olan; dürüst, düzenli ve disiplinli çalışan; yöneticisiyle halkıyla israf etmemeyi, ürettiğinden fazla tüketmemeyi, sade yaşamayı kültür haline getirmiş, hukuk ve ahlak kurallarında istisna oluşturmamayı ahlak yasası olarak içleştirmiş toplumlar başarılı olurlar. Böyle toplumlar, savaş gibi büyük felaketler dışında, mesela şu günlerde bizim yaşadığımız ekonomik sıkıntıları, dolayısıyla buradan kaynaklanan, toplumsal ve siyasal sorunları yaşamazlar. Çünkü o toplumlarda ahlak ve hukuk bakımından bir iş yanlışsa her zaman ve herkes için yanlıştır. Bu sebeple öyle toplumlarda çoğunlukla sürprizler azdır; devletiyle halkıyla herkes işini objektif kurallara ve ilkelere göre yaptığı için geleceği öngörmek kolaydır ve projeler, planlar genellikle tutar. Bu da o topluma ve o ülkeye içeride ve dışarıda güven oluşturur.

Umumiyetle ilkeli ve kurallı toplumlar daha az sorun yaşarlar. Çünkü bu toplumlarda kurallar toplum yararı gözetilerek belirlenir ve işletilir; ilkelere ve kurallara göre yaşama alışkanlığı okullarda verilir. Bu sayede kurallar ne kişiler ne kesimler ne de devlet adına, özellikle de din adı kullanılarak ihlal edilmez, istisnalar yapılmaz.” (Mustafa Çağrıcı)

Şimdi bu değişmez yasalar çerçevesinde İslam dünyasının durumuna bir bakalım. Hangi İslam dünyasına bakarsak bakalım, bu dünyanın durumunun içler acısı içerisinde olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Bu durum, Allah'ın İslam dünyasına verdiği bir kaderi değildir. İslam dünyası bu durumu kendisi kader haline getirmiş ve mevcut durumunu değiştirmemek üzere direniyor. Yani muhafazakarlık yapıyor. Kimse bu durumdan memnun değil, fakat mevcudu korumayı marifet sayıyor. Değişip gelişelim diyen az sayıdaki insanlar da tu kaka yapılıp dışlanıyor. Sonuç; ekonomide, siyasette, teknolojide, ticarette dökülüyoruz.

Başta yazdığım sünnetullah yasalarına tekrar dönersek nimetlere kavuşmak istiyorsak her alanda topyekûn mücadele etmemiz gerekiyor. Bu mücadelede işin kolayına kaçma yerine taşın altına elimizi uzatmalıyız. Hele İslam dünyası öncelikle kurtarıcılardan kurtulması lazım. Çünkü bizde biri gelecek, bizi kurtaracak kolaycılığı var. Öyle ben çalışmayacağım, işin kolayına kaçacağım, biri gelip beni kurtaracak olmaz. Bu anlayıştan kurtulmadıkça İslam dünyası mevcut durumunu da koruyamaz. Gittikçe daha kötüye gider.

Bir kişi veya toplum mevcut durumunu korumak ister; açılım, değişim ve gelişmeye karşı çıkarsa Allah bu toplum veya kişiyi değiştirmez, aynı hal üzere devam etmelerine onay verir. Yine bir toplum veya kişi çalışıp çabalar, mevcut durumundan kurtulmaya çalışırsa Allah o toplum veya kişinin önünü açar, gelişme ve değişmelerinin önünü açar.

*08/02/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Var mı Bu Veliyi Eğitecek Olan? (2)

2006-2007 öğretim yılı olsa gerek. Okul müdürü olarak görev yapıyorum. Çocuğu 9.sınıfta okuyan öğretmen emeklisi bir velim vardı.

Karne haftası yanıma geldi. Okulun Biyoloji öğretmeninden dertli idi. Çocuğunun dersi 41 ortalama ile karneye zayıf düşüyormuş. Benden öğretmenle görüşüp bu zayıfı düzelttirmemi istedi. Kendisine ortalaması 41 olan bir çocuğu kendi dersim olsa geçirebileceğimi, bugüne kadar bu şekil kritik puanları 45'e tamamladığımı, fakat öğretmenin verdiği nota müdahale edemeyeceğimi; çocuğunuzun yazılı ortalaması 36 düşüyor iken öğretmen, kullandığı sözlülerle 41'e yükselttiğini, isterse kendisinin öğretmenle görüşmesinin uygun olacağını söyledim. Bana ders öğretmeninin kendisinin liseden öğrencisi olduğunu, bu konuda kendisiyle görüşmek istemediğini, çocuğunun ortaokulda iken bütün notlarının beş olduğunu, bu okula geldikten sonra bu öğretmenler yüzünden çocuğunun başarısının düştüğünü, sene sonunda  teşekkür-takdirle gelmediği takdirde okuldan alacağına dair yemin ettiğini, kendi çocuğunu aldıktan sonra diğer velileri de organize edip çocuklarını bu okuldan aldıracağını, çünkü halkın kendisini çok sevdiğini, sözünün dinlendiğini söyledi. 

Emekli öğretmenimiz tehdit ve şantajlarına devam ettikçe saygıda kusur etmedim, alttan almaya ve kendisini ikna etmeye çalıştım. Kendisine, hocam! Sen şair adamsın, şairler duygusal olur, aynı zamanda anlayışlı olur. Burası lise. Lise, ortaokula göre daha zordur, çocuğunuz bu okulda uyum sorunu yaşıyor olabilir, önümüzdeki sene kendisini toparlayıp beklediğiniz başarıyı göstereceğine inanıyorum. Bu süreçte çocuğuna not yüzünden bu şekilde baskı uygulaman yanlıştır. Bırak çocuğun belge almasın, Biyoloji dersinin zayıf olması dünyanın sonu değil, yazın ortalama yükseltme(OYS) sınavına girip kurtarır dedim. Bana OYS'de dersi kurtarırsa çocuğunun teşekkür alıp almayacağını sordu. Hocam, sen Edebiyat öğretmenisin. İyi biliyor olmalısın ki OYS'ye kalan öğrenci belge alamaz dedim. Başka neler dedim neler! Ama Nuh dedi, peygamber demedi. Ayrılırken bu işi burada bırakmayacağını, ilçe milli eğitime şikayet edeceğini, çözüm olmazsa il milli eğitime gidip şikayetçi olacağını, ardından televizyona çıkıp okulu yerle bir edeceğini, kendisini yok saymamın bedelini bana ödeteceğini söyleyip çıktı, gitti.

Birkaç gün sonra ilçe milli eğitim müdürü kendisinde okulumuzla ilgili bir şikayet dilekçesi olduğunu söyledi. Milli Eğitim Müdürünü okula davet ettim. Hocam, sizin branşınız Fen Bilgisi ama Biyolojiden de anlarsınız, öğretmenin yazılı kağıtlarını inceler misiniz dedim. Olur dedi. Öğretmenin cevap anahtarıyla birlikte güzelce istiflediği yazılı tomarlarını Milli Eğitim Müdürünün önüne koydum. Adı geçen öğrencinin kağıtlarını inceledi. “Öğretmen bol bol not vermiş, yapılacak bir şey yok” dedi. Müsaade alıp gitti. (Devam edecek)