17 Ocak 2019 Perşembe

Gözünü Sevdiğimin DEAŞ'ı! ***


Yıllardır Suriye ve Irak'a çöreklenmiş, sömürdükçe sömürmeye devam eden ABD, “maliyetli oluyor, hem de askerimize daha fazla zarar gelmesin” diye Suriye'deki askerini çekeceğim dedi ya. Bizim DEAŞ "Ortak, nereye gidiyorsun, daha buradaki görevin sona ermedi, sen gidersen bize kim bakacak, bizim durumumuz ne olacak, biz senin sayende buradayız" dercesine ABD askerlerine bombalı eylem düzenledi hemen. Gözünü sevsinler hiç yanıltmadılar beni.

PYD/YPG sayesinde Suriye'nin 1/3'ünü işgal eden ABD, burada bulunmasını DEAŞ ile mücadele etmeyi gerekçe göstermişti. Bunun için tüm senaryolar hazırlandı. Önce DEAŞ, Irak'ı da kapsayacak şekilde Suriye'nin hemen hemen tamamında boy gösterdi. Bu vesileyle Suriye'ye giren ABD, kendi ürettiği made in USA terör örgütüyle mücadeleye başladı. DEAŞ'ı çıkarmak için bir diğer ortağı YPG/PYD'yi gönderdi. Doğru dürüst çatışma olmadan DEAŞ, işgal ettikleri yerleri bir bir PYD'ye teslim etti. İşgal ettiği yerden güle oynaya çıkarılan DEAŞ'ın nereye gittiği, ABD'ce malum olmasına rağmen bizce meçhul. Yıllardır Suriye'de terörle mücadele ediyorum görünen ABD askerinin doğru dürüst burnu kanamadı. Niye kanasın ki? Nasılsa ürettiği DEAŞ kendisine çalışıyor, YPG emrinde. Oyun bu şekilde devam ederken ABD, işgal ettiği yerleri işbirlikçileri aracılığıyla bu oyuna devam etmek istedi. Orta yerde DEAŞ diye bir örgüt kalmadı diyenlere "Bak hala DEAŞ Suriye'de aktif, bizim askerlerimize bombalı eylem gerçekleştirdi" dercesine varlık sebebini meşrulaştırmak istiyor. Bombalama eylemini de hemen DEAŞ üstleniyor. 2011'den beri Suriye'de devam eden bu kirli oyunun devamını isteyenler DEAŞ'a bombanın pimini çektirdi.

DEAŞ'ın bu durumu -teşbihte hata olmasın. Zira taban tabana zıt- nedense bana Osmanlı'daki Akıncı kuvvetlerini aklıma getirdi. Akıncılar, Osmanlı'nın askeri teşkilatında sınır bölgelerinde düşman ülkelere akınlar düzenleyerek yıpratma harekâtında bulunan hafif süvari birliklerine verilen addır. Bu birlikler fetihlerde Osmanlı'ya büyük katkı sağlamışlardır. ABD de bir yeri işgal etmek istediği zaman öncü kuvvet olarak DEAŞ'ı gönderiyor. DEAŞ girdiği yeri yakıp yıkıyor, sivil vatandaşı öldürüyor. Ortam hazırlanınca ABD gelip çöküyor.

Burada yanlış anlaşılmasın, Akıncılar ile DEAŞ aynı işlevi görüyor demek istemiyorum. Akıncılar Osmanlı'nın bir askeri birliği iken DEAŞ, bizden yani Müslüman. Akıncılar masum halkı öldürmezken DEAŞ, Müslüman kanı akıtıyor. Akıncılar, bir yere adalet götürmeyi hedeflerden DEAŞ, gittiği yere zulüm götürüyor, gittiği yeri yaşanmaz kılıyor, İslam diyarlarını ABD’ye peşkeş çekiyor.

Bakmayın siz üstlendiği bombalı eyleminde  DEAŞ'ın 4-5 ABD askerini öldürdüğüne. Kızsak da, nefret etsek de, bunlar nasıl Müslüman böyle desek de DEAŞ, kendisine verilen görevi harfiyen yerine getiriyor. Bu görev bilincinden dolayı bize düşen DEAŞ'ı tebrik etmektir.

*** 22/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.


Onca Aday Arasında Aday Kıtlığı Çekmek ***

Bir parti, ilçe teşkilatının başına birini ilçe başkanı yapsın. Ardından bu kişi belediye başkanlığına soyunsun. Sen bunu aday yap. 

Bir beş yıl partinde belediye başkanlığı yaptıktan sonra ikinci döneminde belediye başkan adaylığı için mevcut belediye başkanını değil de bir başkasını tercih et. 

Adam senin bu tercihine saygı duymayıp gitsin, bir başka partiden aday olarak karşına rakip çıksın ve kazanamasın.

Olur mu böyle şey? Olur. Zira bizim siyasetimiz her zaman bu tür adaylara gebe. Buna alışkınız. Ama bundan sonra başka şeylere de alışmamız gerekecek. Buyurun okuyalım:

Bir beş yıl sonra yeni bir seçimde adam tekrar kapına gelip aday adayı olsun ve sen bunu tekrar aday olarak seç.

Adaylık için başka müracaat mı yok? Partide aday kıtlığı mı çekiliyor? Niçin eski başkanda karar kılınıyor? Bu aday çok mu ehil?

Bildiğim kadarıyla iki elin parmağı kadar aday, aday adaylığı müracaatında bulundu. Üstelik adaylar arasında birbirinden değerli kişiler var. Burada sebep ne ola? Anlayabilen varsa beri gelsin.

Ben yeniden aday yapılan adayın kalitesini, iş bitiriciliğini, liyakatini ve ehliyetini sorgulamıyorum. Bütün özellikler kendisinde olabilir. Ama parti, bu adayı yeniden aday yapmadan önce "Arkadaş! Sen geçen dönem seni aday yapmadığımız için çekip giden, çekip gitmekle kalmayıp başka bir partiden aday olarak bizim karşımıza çıkan değil misin? Bugün ne değişti de tekrar bize geldin? Dün gitmekle hata yaptığına mı kanaat getirdin" demeli değil miydi? Ama gördüğüm kadarıyla böyle demediği gibi yeniden aday gösterdiğine göre sanırım geçmişte hata yaptığını parti, kabul etmiş görünüyor. 

Siyasi parti dediğin biraz omurgalı olmalıydı. Küçük bir tercihinde vurup kapıyı gideni yeniden aday yapmamalıydı. Aslında bırakıp gideni şu ana kadar üstünü çizen parti, dün dündür deyip hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorsa bu parti sapla samanı karıştırmaya ve kendi prensipleriyle çelişmeye başlamış demektir. Demek ki prensibini kişiye göre değiştirir olmuş bir parti var karşımızda.

Nasılsa oy deposu! Ha Ali olmuş, ha Veli! Nasılsa partisi kazanacak, bıçak sırtı bir yer değil. Diğer adaylar kırılırmış, küsermiş, önemli değil. Buna dense dense akıl tutulması denir.

Hayırlısı! Ne diyelim? Demek ki siyaset denilen böyle bir şeymiş...

***24/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

16 Ocak 2019 Çarşamba

"Bedava Dakikalarınızı, Lütfen Başka Yerde HARCAYINIZ!" *


Sabah dolmuşa bindim. Dolmuş parasını vermek için şoförün yanına yaklaşınca "Bedava dakikalarınızı, lütfen Başka Yerde HARCAYINIZ!" yazısı dikkatimi çekti. Dolmuşa binip de görmemek mümkün değil. Şoför, yolcuların göreceği şekilde büyükçe yazarak asmış.

Sabahın erken saatinden akşamın geç vakitlerine kadar direksiyon başında git-gel yapan şoförün, yapılan telefon görüşmeleri canına tak etmiş olmalı ki böyle bir yazıyı asma gereksinimi duymuş. Yorgunluğun üzerine müşterilerin in-bini, içeridekilerin konuşmalarının üzerine bir de uzun telefon görüşmeleri eklenince illallah demiş olmalı. Çünkü mecburen konuşmaları dinlemek zorundasın. Dolmuş dediğin küçük bir araç.

Dolmuşta telefon görüşmesi yapılmayacak mı? Elbette yapılacak. Ama bu görüşme en fazla bir iki dakikayı geçmemeli, değil mi? Ama biz ne yapıyoruz? İncir çekirdeğini doldurmayan geyik muhabbeti yapıyoruz, karşımızdakine telefon marifetiyle -mahrem falan dinlemeden- içimizi boşaltıyoruz. Bazen de laf olsun diye konuşuyoruz. Merak ediyorum millet dolmuşa binince dertleniyor da telefonla içini dökme ihtiyacı mı hissediyor? Haydi dertliyiz, canımız sıkılıyor diyelim. Dolmuştakilerin duyduğunu ve onları rahatsız ettiğimizi bile bile konuşmayı niçin uzattıkça uzatıyoruz? 

Burada adap ve nezaket kurallarından bahsedecek değilim. “Edep ya Hu!” demeyeceğim. Zira o aşamayı aşmış durumda bu tip konuşanlar. Belki de ar damarları çatlamış. Aslında sorunun nerede olduğunu biliyorum. Sorun, GSM operatörlerinin kampanya üzerine kampanya düzenleyip sınırsıza varan görüşme imkanı sunmalarıdır. Yani telefon görüşmesinin kişinin cebine dokunacak bir maliyeti yok. Telefon müşterisi bir veya iki yılın sonunda 3-4 operatör arasında gidip geliyor. Her geçtiği yeni operatör bir öncekine göre ekstra avantajlar sunuyor. Çoğu telefon sahibi de bedava haklarım boşa gidecek diye konuştukça konuşuyor. Bizim millete bedavaya yakın bir imkan sununca kullanmaz mı? Çenesi yoruluyormuş! Ne yorulması? Adam veya kadın konuştukça açılıyor. Çünkü dinleyen ve düşünen bir toplum değiliz. Durmadan konuşuruz.

Toplu taşımalar başta olmak üzere uzun telefon görüşmelerinin önüne geçmenin veya azaltmanın yolu, GSM hatlarının maliyetlerini artırmaktan geçiyor. Cebimize dokunulursa çenemize hakim oluruz gibi geliyor bana. Cep telefonlarının ilk çıktığı anları bir düşünelim. Çoğumuzda bu hatlar yoktu. Olan da fazla kontör gitmesin diye hızlı hızlı ihtiyacı kadar konuşurdu. Hatta çoğu zaman kontör veya lira gitmesin diye çaldırır, kapatırdı. Bu şekilde konuşmadan anlaşma yoluna giderlerdi.

“Bedava dakikalarını” toplu taşıma araçlarında tüketmeyi alışkanlık haline getirenleri bir günlüğüne şoför koltuğuna oturtsak nasıl olur? Bence fena olmaz. Hatta çok iyi olur. Yorgunluğun üzerine bir de dert dinlemiş olurlar. Bu vesileyle belki empati yaparlar.

Dolmuş ve otobüs gibi toplu taşıma araçlarında “bedava dakikaları” dinlemek zorunda kalan şoförlere Allah yardım etsin!

* 19.01.2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.