10 Ocak 2019 Perşembe

Aha Size Sütten Çıkmış Bir Ak Kaşık!

Kendisini hiç görmeden yaptıklarıyla ismini duymuştum. Nice sonra simâen de tanıma şerefine nail oldum. Bir ekip olarak yaptıkları çok iyi anılmasa da hep baş tacı olmaya devam etmekte hala. 

Bir mesele için kendisiyle görüşeyim istedim. Güç de olsa görüştüm. İlgi-alaka gösterdi, çay ikram etti. Sağ olsun! 45 dakikalık bir görüşmenin ardından çıkarken yaptıkları ve anlattıklarıyla işte mükemmel bir insan dedim. Adeta sütten çıkmış ak kaşık. Dedim keşke bu ülkede bu cevher gibi bir ekip olsa bu ülkenin çözülmedik siyasi, toplumsal, eğitim vs sorunu kalmaz. Dini meseleyi saymıyorum bile. Çünkü dini hassasiyeti de yüksek. Bunu da tere yağdan kıl çeker gibi hallederdi.

Neler yapmış derseniz? Neler yapmamış ki! Bir defa hiç hata yapmamış. Anlattıklarından çıkardığım bu. Kendisini  şer güçlerden koruduğu gibi çocuğunu da korumuş. İnsanları ve suç işleyenleri değerlendirirken "Ben ne hâkimim, ne savcıyım" diyor ama ardından başlıyor insanları yargılamaya. Hızını alamayıp niyetlerini de okuyor. Ardından bunların elinde imkân olursa şöyle şöyle yaparlardı diyerek gelecekten de haber veriyor. Gıpta ettim doğrusu onun niyet okuyuculuğuna, savcı-hakem rolüne bürünmesine ve gelecekte neler olabileceği konusundaki öngörüsüne. Yine tüm bu özelliklerinde kendisinde bir samimiyet gördüm. Keşke ben de bunun gibi  bu şekil mükemmel olsaydım, ah kör talihim dedim. Yaşım ilerlememiş olsaydı utanmayıp dizinin dibine oturacaktım. Öğret bana da niyet okumayı, hâkim-savcı olmayı ve kimlerin gelecekte neler yapabileceğini diyecektim. Kim tutardı beni o zaman? Ama iş işten geçti. Zira kendisini geç tanıdım. Bundan sonra zaten benden bir cacık olmaz. Yaşım ilerlememiş olsaydı bile gerçi bu yetenekleri kavrayacak kabiliyet nerede bende! Vermeyince Mabud ne yapsın bu abd!

Bir ders saatinde öğrendiklerim sadece bu kadarla sınırlı değil. Suçlu olarak değerlendirdiği birinin elini-kolunu sallayarak dolaşmasını, hatta namaz kılmak için camiye gelmesini ve arabasını onun gördüğü yere park etmesini de hazmedemediğini anlattı. Bu duyarlılığına da hayran kaldım. Keşke herkes bunun gibi duyarlı olsa dedim içimden. Çünkü bu duyarlılık ülkedeki suç oranını eksiye düşürür, ülke güllük-gülistanlık olurdu. Allah'ın evi camiye, hiç suça karışmamış tertemiz insanlar gelirdi. Öyle ya suçlunun ne işi vardı camide? Bu hazım sorunu da hoşuma gitti anlayacağınız. İnsanlar pişman olamaz mı demeyin. Zira pişmanlığa da inanmıyor.

Düşündüm de devlet veya bu ülkeyi düşünen duyarlı insanları; bu kimsenin derin bilgi, birikim ve deneyiminden faydalanmalı. Hatta niyet okuma mektepleri açarak başına da bu kişiyi getirmeli. Herkes ondan niyet okuma, hâkim ve savcı olmadan insanların nasıl yargılanabileceğini, gelecekle ilgili haber vermesini ve hazım duyarlılığını öğrenmeli. Çünkü bu kişi de fani. Yarın ölüp gidince bunları kim yapacak? Bu değerin kaybolup gitmemesi için ülke olarak bu kafadan azami ölçüde istifade etmeli. Mutlaka birilerine el vermesi sağlanmalı. Çünkü bir millet değerleriyle yaşar. Dünün Harici anlayışı modern bir şekilde günümüzde de devam etmeli.
Yahu ben bu adamı kıskanıyor muyum yoksa?


9 Ocak 2019 Çarşamba

Bin Defa Pişmanlık Duysam da mı Olmaz?

—Oğlum! Şu gün, şu saat itibariyle yanıma geldin geldin. Yoksa sen bilirsin!
—Geldim baba.
—Geldin ama geç geldin. Benim dediğim vakitten sonra geldin. 
—Eee şimdi ne olacak?
—Çekeceksin bundan sonra. Ömrüm seninle mücadele ile geçecek.
—Baba! Yerden göğe kadar haklısın. Sen haklıydın. Ama benim bunu anlamam biraz uzun sürdü. Hata yaptım, senin sözünü dinlemeliydim. Gençliğime ver. Ne olur, bana bir şans daha ver. Çok özür dilerim.
—Dönüşün için sana verdiğim süreyi aştın. Beni dinlemedin. Bundan sonra özrünün bir anlamı yok. Bu özür benim nazarımda geçerli değil. Üstelik benim için makbul biri de değilsin artık. Çünkü sana olan kredimi bitirdin.
—İnsan hata yapamaz mı? Mesela sen hayatında hiç hata yapmadın mı?
—Yaptım. Allah beni affetsin!
—Benim hata yapma lüksüm yok mu?
—Var elbet! Ama sen benim düşmanlarımla iş tuttun. Sana bırak gel dedim, dinlemedin beni.
—Tamam, hatamı kabul ediyorum. Geç de olsa gerçeği gördüm. Geciktim ama yine döndüm. Özür de diledim. Yine de dilerim.
—Özrün kabahatinden büyük bu aşamadan sonra.
—Son sözün bu mu?
—Evet!
—Bin defa özür dileyip pişman olsam da mı?
—Uğraşma! Bu konuda fikrim kat'idir.
—Kusura bakma baba! Bu ne şiddet, bu ne celal!
—Ben sana söylemiştim.
—Tamam söyledin, inkar etmiyorum. Özür ve pişmanlığımı kabul etmemeni anlamıyorum. Celaleddin Rumi "Bin defa hata yapsan de yine gel" diyor. Allah ölmeden önceki tövbe hariç diğer tövbeleri kabul ediyor, tövbe kapısını 7/24 ve bir ömre yaymış, merhameti gazabını geçmiş. Kulum ne kadar günah işlerse işlesin, yeter ki tövbe için kapıma gelsin" diyor. Allah'ın verdiği bu ruhsatı sen benden niye esirgiyorsun? Üstelik bu yaptığınla beni mütemadiyen kaybedersin.
—Boşuna uğraşma. Ben son sözümü söyledim. 
—O zaman işimi, aşımı kesme bari! Rızık veren Allah olduğuna inanıyorum ama ne yer, ne içerim? Böyle yapmakla beni kazanamazsın. Adı üzerinde babasın. Biz evlatlar hata yaparız. Sen düzeltmek için koşarsın. Her hatamız kulağımıza küpe olur. Aynı delikten bir daha girmemeye çalışırız. Sen devamlı bize nasihate devam etmelisin. Çünkü bizden daha tecrübelisin. Şunu unutma ki ilk yaratılan insan yasak ağacın meyvesinden yemek suretiyle ilk imtihanında kaybetmiştir. Hatasını anlayıp tövbe etmiştir. Pişmanlığı sonucunda Allah onu peygamber seçmiştir. Allah ilk hatasında onu çizip atmamıştır. Benim ilk atam hata yaptığına göre ben hayli hayli yaparım.
—Senin içten pişman olduğunu nereden bileceğim?
—Benim beyanıma inanmaktan başka bir yol var mı? Kalbimi yarıp bakma imkanın da yok. Sonra bana bir şans daha versen ne kaybedersin?
—Bu iş geçti evlat. Son pişmanlık neye yarar? Ayrıca ne kadar pişman olduğun da meçhul.
—Sahi baba! Pişman olduğuma inanman için ne yapmalıyım?  
—Görüşme bitmiştir.
—Mağdurum diyorum.
—Mağduriyet falan yok. Bana bunun edebiyatını yapma. Ben ne yaptığımı biliyorum.

8 Ocak 2019 Salı

Market Dönüşü Ben *

Birkaç gün önce kahvaltılık almak için bir mandıraya gitmiştim. Kasiyer aldıklarımı üç poşete birden bir güzel koydu. Ödememi yaptım. Poşet parası vermeden evimin yolunu tutmuştum. 

Bugün zaruri ihtiyaçlarımı almak için markete ilk gidişim. Sol elimde kolumu katlayarak getirdiklerimi söyleyeyim size: Üç paket ikili peçete, içerisinde onar tane olan 2 paket kağıt mendil. Hepsi naylon ambalajlı toplam beş paket. Kasiyer poşet istiyor musun dedi, hayır dedim. Koltuğuma istiflediğim gibi ödememi yaptıktan sonra ekmek ihtiyacını gidermek için fırının yolunu tuttum. Her zaman alışveriş yaptığım fırıncıya market eşyalarıyla birlikte ekmek almak için girdim. İki ekmek aldım. Fırıncıya da poşet parası vermedim. Çünkü fırın şimdilik poşet parası almıyor.

İçinizden marketten alınan beş kalem koltuğa istiflenerek getirilir mi? Bu kadar da cimrilik olur mu? Ha bir poşet alsaydın diyebilirsiniz. Buna ister cimrilik, ister inat; ister devlete, ister çevreye destek diyebilirsiniz. Hangisini derseniz kabulümdür. Fırıncının da cimrilikte benden kalır tarafı yoktu. Çünkü al, şu poşete koy demedi.

Koltuğumda taşıdığım market eşyasını eve getirince elimdekileri almaya çalışan eşime, dur alma, önce bir fotoğrafımı çek dedim. Hanım "Bunlar bu şekilde gelir mi, gören ne der, ayıp değil mi" dedi. Niye ayıp olsun, bu durumu ben istemedim, ayıbı yapan ben miyim dedim. Poşete koydursaydım eşyayı vücuduma paralel bir şekilde aşağıya sarkıtarak taşıyacaktım. Poşetsiz ise kolumu yukarı tutarak taşıdım. Üstelik düşürmedim ve zorlanmadım. Elim üşüdükçe kazandığın 25 kuruşu hatırla Ramazan dedim. Baktım üşümüyorum. İçim de rahattı üstelik. Sevincime diyecek yoktu anlayacağınız. Bu işten sadece ben değil, aynı zamanda alacağım poşetle, vereceğim zarardan da çevreyi korumuş oldum. Ama anlamadığım bu poşet bu kadar zararlı da aldıklarımın hepsinde ambalaj olarak naylon kullanılmış. Bunlar zararlı değil mi? Bu ambalajları açtıktan sonra yırttığım ambalajı hiçbir şekilde kullanamayacağım. Bir poşete koyup çöpe atacağım. Sanırım bu konuda çelişkilerimiz var. Çünkü markete gidip raflarda naylon veya plastik ile kaplı olmayan bir ürün var mı? Bu aldıklarımızın naylon ambalajları hep çöpe gidecek, tıpkı poşetlere çöp koyup attığımız gibi. 

Bu işte samimi isek marketlerin reyonlarında teşhir edilen ürünlerin naylon ambalajlarından kurtulalım ilk önce. Şayet yiyeceklerin naylonla ambalajlanmasında sakınca yoksa acaba sorun naylon ambalajlı ürünün naylon poşete konmasında mı? Anlamadım gitti.

Not: Bu alışverişi poşete para vermeksizin hallettim. Ama mutluluğum kısa sürecek gibi. Çünkü marketten aldıklarımı taşıyarak getirdiğim poşetleri atmıyorduk. Eşim bu poşetleri çöp kutusundan çıkardığı çöp poşetlerinin üzerine geçirip bağlıyor, bu şekilde çöp kutusuna atıyorduk. Yani poşetin üzerine poşet geçiriyorduk. Ben şimdi ne yapacağım? Siz bana bir akıl verin.

* 21/01/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.