3 Ekim 2018 Çarşamba

Nereden Gittim Ben Bu Camiye? *

Beş duyu organımdan biri olan koku alma duyum tam işlevini yerine getiremiyor. İyi-kötü hiçbir kokuyu hissetmiyorum. Mutfak tüpü açık kalsa haberim olmaz. Çünkü burnum koku almıyor. 

Burnumun koku almaması iyi mi kötü mü bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, evde tek başına olsam duman veya ateşi görmediğim müddetçe evin yandığından haberim olmaz. Bu, işin kötü yönü! Bir de iyi yönü var: Çoğu kimse bir koku hissettikleri zaman "Etraf ne pis kokuyor" der ve burunlarını tıkarlar. Benim böyle bir derdim yok. İs kokusu geliyormuş, çöp pis kokuyormuş, çorap kokusu varmış. Hiç umurumda olmaz. Yanımdakiler "Sana gelmiyor mu koku" dediklerinde bir doktora gitsem iyi olacak derim. Sonradan da vazgeçerim. Şükür öldürücü bir hastalık değil. Ama bugün burnumun koku almamasından memnun oldum. Şükür ki burnum koku almıyor dedim. Yoksa işim vardı, ağrımaz başımı sürekli ağrıtacaktım.

Nereden gittiysem bugün öğle namazını cemaatle kılmak için camiye gittim. Sünneti kıldım. Kametle beraber farz için en önde saf tuttuk. Tekbiri aldık, imama uyduk. Sol yanıma biri geldi. Gelmesiyle beraber bir koku gelmeye başladı. Ne oluyor? Yoksa burnum koku mu almaya başladı, iyileştim galiba dedim. Ardından annah dedim Konyalı tabiriyle. Çünkü durulacak gibi değildi. Gelen koku sarımsak kokusuydu. Ölür müsün, öldürür müsün? Namazı bozup arka tarafa geçmeyi düşündüm. Bu sefer namazı ifsat etmiş olacaktım. Ha gayret imam! Ne olursun biraz hızlı kıldır şu namazı dedim. Nerde? Zira imam rahattı. Nasılsa sağında, solunda kimse yoktu. Namazı bozmadım ama anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Nefes almadan dursam belki koku gelmez dedim. Nafile! Ben rahatsız oldukça üstüme üstüme geldi maalesef koku. Namazı kıldım ama namaz mı kıldım, yoksa yanımdaki adamı mı düşündüm bilemedim. Herhalde kuruldu kurulalı dünya böyle eziyet görmemiştir. Ne çektiğimi bir ben bilirim bir Allah.

Yanımda namaz kılanın benim rahatsızlığımdan haberi olmadı. Tahiyyatı da benim duyacağım şekilde okuduğuna göre rahattı üstelik. Her zaman cemaate gelir mi bilmem bu 30'lu yaşlardaki adam. Belki de benim namazımı ifsat etmek veya sabrımı ölçmek için özellikle katıldı cemaate. Yanında ara sıra kucağına oturan ana kuzusu çocuğu olduğuna göre bu muhitin insanı olmalı bu arkadaş.

Camiye çocuğuyla beraber gelip samimi bir şekilde namazını kılan bu kişi, keşke cemaate katılmayı düşünmeden önce peygamberimizin "Kim şu sebzeden yani sarımsaktan yerse kokusu gidinceye kadar sakın mescitlerimize yaklaşmasın” sözünü okumuş, hayatına tatbik etmiş olsaydı ve camiye gelmeseydi. Bu durumda cemaat sevabı alamadım diye üzülmesine gerek yoktu. Belki de böyle durumda camiye gelmeyerek sevap bile kazanabilirdi. Çünkü peygamberimizin sakındırmasına uymuş ve insanları rahatsız etmemiş olacaktı.

Burnu koku almayan ben, burnumun direği kırılacak şekilde sarımsak kokusundan rahatsız olduğuma göre bu kokudan camideki diğer cemaat de nasibini almış olmalı. Yine “Burnum hiçbir koku almıyor, işlevini yitirdi” diye düşündüğün koku alma duyu organım tam fonksiyonunu yitirmemiş. Sarımsak kokusunu görünce benim burun yelkenleri indirdi ve pes etti örnekte gördüğünüz gibi.

Şimdi ben az da olsa burnumun bazı kokuları özellikle sarımsak kokusunu aldığına sevineyim mi, üzüleyim mi?

* 05/10/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir İşi Sponsor Vasıtasıyla mı Yapmak İstiyorsun? ***

Zaman zaman kamu kurum ve kuruluşları bir etkinlik veya organizasyon yapacakları zaman işin mali boyutunu çekmesi için bir sponsor arayışına girer. Faaliyetlerinin masrafını sponsorlar üstlenir. Sponsorların hepsi tekdüze değildir. Kimi Allah rızası için destek verir, kimi reklam ve tanıtım için yapar bunu, kimi kaşıkla verir; kepçeyle alırım sonra diye düşünür, kimi hava atmak ve caka satmak için sponsor olur. Kimsenin niçin sponsor olduğunu bilemeyiz. Çünkü kimsenin kalbini yarıp bakamayız. Ben size bir zamanlar çalıştığım bir okulda okuluma sponsor olmak isteyen birini anlatmak istiyorum.

Yıllardır öğretmenlik yaptıktan sonra bir okula müdür olarak atandım. Okulun kendisine ait bir binası yok. Bir başka okulun ek binasında eğitim ve öğretim yapıyor. Okulun yakıt ödeneği yeterli değil, fotokopi makinesi evlere şenlik. Kağıt, toner ona göre. Bina dersen zaten yeterli değil. Böyle bir okulun ilk bir iki ayında okula gelen, çarşıda gören herkes ve odama gelen öğrenci "Pilavı ne zaman vereceksiniz" dedi durdu. Ne pilavı dedim. "Sizin okulun geleneksel pilavı olur her yıl" dediler. Okulumda öğretmenlik yapmakta olan sabık müdüre "Hocam bu ne iş" dedim. Bana "Hocam biz geçen yıl geleneksel pilav günü başlattık" dedi. Kime veriyorsunuz bu yemeği dedim. Öğrenciler, mezunlar, protokol, okul müdürleri vs dedi. Parayı nasıl karşılıyoruz dedim. Sponsor buluyoruz dedi. Sayın hocam! İyi, güzel de! Doğru dürüst yakıt ödeneğimiz yok, okulun kırtasiye ihtiyacını karşılayamıyoruz. Paramız olsa okula harcarız. Keşke hiç başlatmasaydın. Sonra bize kim sponsor olur dedim. Buluruz dedi sessizce. Yemek yok mu bu sene diyenlere yok dedim. İlçe milli eğitim müdürü de "Hocam verseniz iyi olur" dedi. O zaman bu sene veririm, bir daha da vermem dedim. 

Sponsor olarak kime gideriz derken eski müdüre, çevreyi siz tanıyorsunuz, hocam! Beraber bakalım dedim. Olur dedi. 

Biz yemeğin tarihini ve sponsoru düşünürken ilçe kaymakamı öğrencileri kitap okumaya teşvik etmek amacıyla okullara biner lira yardım etti. İstediğiniz her kitabı alın, yeter ki çocuklar okusun dedi. Kitap almaları için üç kişilik bir komisyon kurdum. Onlara önce alacağınız kitapları tespit edin, sonra çok farklı kitap evlerinden teklif alın dedim. Sağ olsunlar kitap listesi hazırlayıp değişik kitap evlerinden teklif almışlar. 

Odama bir gün bir öğretmenimle birlikte ilçede kitap kırtasiye işiyle uğraşan bir esnaf geldi. Kitap ihalesini bana ver dedi. Senden teklif aldı mı komisyon dedim. Evet dedi. En uygun teklifi verdiysen sende kalır dedim. Ardından kitap ihalesini bana verirsen mezunlar adına vereceğin Konya pilavının sponsoru olayım dedi. Beyefendi kitap için kullanacağımız para 1000 lira. Yemeğimiz 850 liraya mal olacak. Bu durumda nasıl sponsor olacaksın dedim. Olsun ayarlarız dedi. Kitap komisyonunu çağırdım. Hocam ihaleye teklif verenler ne durumda dedim. En düşük teklif veren x kitap evi 700 lira teklif verdi dedi. Sponsor olacak arkadaşa döndüm. Sen kaç lira teklif verdin dedim. 750 lira verdim dedi. Bak kardeşim, benim sponsora ihtiyacım var. Ama şimdi onun sırası değil. Teklifini en uygun teklif verenin seviyesi olan 700'e  indir, ihale sende kalsın dedim. İnemem. Ben yapacağımı yaptım, zarar ederim dedi. Arkadaş, zarar ederim diye elli lirayı indiremiyorsun. Tekrar soruyorum benim 850 liraya mal olacak pilavımın altından nasıl kalkacaksın dedim. Ayarlarız, yeter ki sen tamam de, dedi. O zaman sen bana fazla kitap vermeyeceksin. Üç kiralık kitabı bana 10 liraya vereceksin dedim. Baktı ki olmayacak, çekip gitti.

Ayağımıza kadar gelen sponsoru yani nimeti kaçırdıktan eski müdürümle beraber sponsor arayışına girdik. Şükür sahavet ehli bir hayırsever iş adamını bulduk. Yılsonu yemeğimizi verdik. Okulumuz adına yaptıklarından dolayı teşekkür etmek için bir plaket yaptırarak sponsorumuzun kapısını çaldık. "Buna gerek yoktu hocam" dedi hayırsever. Kendisiyle başka da görüşmemiz olmadı. Okulumuzun herhangi bir ihalesine girmedi, kendisiyle para-pul alaveremiz olmadı. Kesesine bereket, geçmişlerine rahmet!

Gördüğünüz gibi sponsor konusunda tecrübeliyim. Herhangi bir konuda sponsor arayışına girerseniz bulma ihtimalim yüksek. Ama bulduğum sponsor sizden ne ister, size neye mal olur bilemem. Bana pahalıya gelmeyecek bir sponsor lazım derseniz bulursunuz ama bunun için birkaç fırın ekmek yemeniz gerekecek.

*** 09/10/2018 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.

2 Ekim 2018 Salı

Onurundan Hiç Ödün Vermeyen Bir Fakir

-Şaban Hen-
2005-2006 öğretim yılında Sarayönü Anadolu Lisesinde görev yaparken Van'ın Özalp ilçesinden okulumuzu kazanan Şaban isimli bir öğrenci de vardı. Kayıt yaptırmak için geleceğini telefonla söyledi. Ta Van'dan buraya gelip okuyacaksınız. Sizin için zor bir durum. Bence kayıt yaptırmasanız iyi olur. Tatillerde memlekete gidip gelme ve burada kalma sorunu yaşarsınız dedim.

Süresi içerisinde kayıt yaptırmaya geldi Şaban. Telefonda söylediğim durumu, yüzüne de söyledim. Buna rağmen yine kayıt yaptırdı.

Kalacak yer için legal olan bir cemaat yurdu ile görüştüm. "Bu çocuğun kimi, kimsesi yok, azimli bir çocuğa benziyor, maddi durumu iyi değil. Sizin yurdunuzda ücretsiz kalsın, dedim. Kabul ettiler. Ardından bu çocuk buraya ta Van’dan okumaya geldi. Okul dersleri zaten ağır, bu çocuğa cemaate ait iş yüklemeyin, eline teneke verip yardım toplamaya falan götürmeyin dedim. Tamam dediler.

Okullar açıldı. Akranlarına göre boyu uzundu. Vücutça biraz irice olan Şaban olgun tavrı, sorumluluğu ve çalışkanlığıyla kısa zamanda sınıfın en sevilen öğrencisi oldu. Sınıf onu sınıf başkanı seçti.

Sınıf defterini getirip götürdükçe halini hatırını, derslerini, yurt durumunu, ihtiyacı olup olmadığını sordum. Hiç talepte bulunmadı ve sızlanmadı. Saygıda kusur etmediği gibi hep memnuniyetini ifade etti.

Giyim-kuşamı ve giydiği ayakkabısı Serap adında Müzik öğretmenimizin dikkatini çekmiş, gelip bana söyledi, ne yapabiliriz dedi. Hoca hanım, bildiğim kadarıyla Şaban örnek bir öğrenci. Arkadaşları ve öğretmenlerimiz kendisini çok seviyor. Siz gönüllülük esasına dayalı olarak öğretmen arkadaşlardan bir yardım talep etseniz, ilk katkıyı da ben yapayım dedim. Çıkarıp cebimden bir miktar para verdim. Sağ olsun öğretmen arkadaşlar da  katkıda bulunmuşlar. Öğretmene, öğretmenim! Siz çocuğu yanınıza alarak birlikte alışveriş yapın, dedim.

Az sonra öğretmen yanıma tekrar geldi ve "Hocam! Şaban ihtiyacı olmadığını ve gidemeyeceğini söyledi” dedi. Bir gün sonra Şaban'ı yanıma çağırdım. Kendisine "Şaban, Serap Hanım'ın isteğini geri çevirmişsin. Biz bunu senin ihtiyacın olduğu için yapmadık. Öğretmenler hem ders, hem de hal ve hareketleriyle örnek bir öğrenciyi ödüllendirelim istedi. Oy birliğiyle senin ismin zikredildi. Aramızda para toplayarak senin beyefendi kişiliğini ödüllendireceğiz" dedim. Şaban biraz yumuşasa da yine kabul etmedi.

Birinci dönem sona erdi. Sınıfının en yüksek puanı Şaban'ındı. Takdir aldı. 

Tatil dönüşü Şaban iştahlı bir şekilde okula devam ederken bir gün odama geldi. "Müdürüm! Benim için bugüne kadar çok şey yaptın. Ama ben okulu bırakıyorum,  okumayacağım. Amcaoğlumla beraber Adana'da iş bulup çalışacağım, hakkını helal et, sizinle vedalaşmaya geldim, diplomamı da verir misin" dedi, elimi öpmeye yeltendi. Oturttum odama. Niçin bırakmak istediğini öğrenmeye çalıştım. Para sıkıntın mı var dedim, hayır dedi. Kaldığın yurtta bir baskı mı var dedim, hayır dedi. Biriyle bir sorun mu yaşadın dedim, ona da hayır dedi. Olması muhtemel aklıma ne geldiyse sordum. Hepsine hayır dedi. Sen şimdi git, biraz daha düşün. Üstelik ben bir şey yapmadım. Sende hakkım falan yok” dedim. Ertesi günü tekrar odama geldi: “Müdürüm! Düşündüm taşındım, okulu bırakıyorum, hakkını helal et” dedi” tekrar. Şaban! Git öğretmenlerle vedalaş gel, onların sende emeği var” dedim. Odamdan çıktı.

Şaban’ın ardından kaldığı yurdu telefonla arayarak yurt görevlilerini okula çağırdım. “Şaban bizim başarılı bir öğrencimiz, gelecek vadeden bir çocuk. Her gün bir hevesle okula gelen bu çocuk birden okulu bırakmaya karar verdi. Acaba yurdu kaldıramadı mı? Fazla yük mü yüklüyor veya baskı mı yapıyorsunuz” dedim. “Bize bir şey söylemedi, üstelik biz baskı falan yapmıyoruz” dediler.

Bir hafta boyunca her gün odama gelip benden helallik dileyen Şaban’ı ikna etmek için “Bak Şaban! Sende hakkım falan yok. Ama eğer varsa helal etmiyorum. Asla okulu bırakıp gitmeyeceksin, diplomanı da sana veremem. Çünkü 18 yaşından küçüksün, ancak veline verebilirim, dedim. Helallik konusunda benden umduğunu bulamayınca Şaban çekti gitti. Bir daha okula gelmedi.

Kayıt olurken okula verdiği adres bilgilerinden Van-Özalp ilçesindeki evlerinin telefonunu bularak ailesini aradım. Çocuğunuz okulu bıraktı, lütfen okula gelsin, dedim. “Okumak istemiyor Şaban” cevabını aldım. Kayıt esnasında bir vesileyle Özalp’ta kendisiyle ilgilenen bir öğretmenine ulaştım. Öğretmeni, “Bizde şaşırdık okulu bırakmasını” dedi.

Başlangıçta uzak olduğu için kayıt yaptırmasına pek sıcak bakmadığım Şaban’ı efendiliği ve çalışkanlığından dolayı çok sevmiştim. Ama okulunu bitirmesini sağlayamadık. Çok üzüldüm. Kendisine ulaşmaya çalıştım. Nasıl ulaşacaksın ki? Kendisine ulaşabileceğim memleketinin sabit numarası dışında başka bir telefon numarası yoktu.

Yarım dönem bizde okuyan Şaban’ı zaman zaman hatırlarım. Bana onu hatırlatan yönü Şaban’ın efendiliği, yaşından büyük olgunluğu, çalışkanlığı değildi. Fakirdi ama onurlu biri idi. Öyle zannediyorum paraya ihtiyaç duydu. Paraya ihtiyacı olduğu halde kimseye el avuç açmadı, kimseden bir şey istemedi. Ayakkabısı eski olmasına rağmen öğretmenlerinin yaptığı yardımı elinin tersiyle itti. Birden okulu bırakmak istemesinde amcaoğlunun etkisi olduğunu düşünüyorum.

Zaman zaman hatırladığım, kendisini gururla andığım Şaban’ı bana bugün tekrar hatırlatan “Göç, terör vb nedenlerle etkilenen çocuklara yönelik eğitim ve öğretimde yapacaklarımız” ile ilgili bir kursta işlediklerimizdi. Terörden etkilenen bir ailenin durumuyla ilgili bir grup çalışması yaparken nedense aklıma Şaban geldi. Kim bilir içinde ne fırtınalar kopuyordu o zaman Şaban'ın Şimdi ne yapıyor, ne ediyor bilmiyorum. Ama hiç aklımdan çıkmadı Şaban. Okuyamadı ama inşallah iş-güç sahibi olmuştur. Sonradan da olsa okumuştur. Kulakları çınlasın. 

Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra acaba bu öğrencimi sosyal medyadan bulabilir miyim deyip aradım. Kendisine ulaştım. Yazdığım bu yazıyı gönderdim bu yazıdaki Şaban mısın diye. Kendisi beni Messenger'den aradı. 2004 yılında babasının vefatıyla birlikte ailesine bakmak için lise 1'de okulu bırakmak zorunda kaldığını, Adana'da bir ev yaptıklarını, ailesini Van'dan yanlarına getirttiğini, nice sonra Sarayönü'ne geldiğini, tasdikname aldığını, onunla açık liseye başvurduğunu, açık liseyi 2 yılda bitirerek üniversite sınavına girdiğini, sağlık alanıyla ilgili bir bölümde okuduğunu, ikinci sınıf olduğunu, evlendiğini, iki çocuğu olduğunu, inşaat işiyle uğraştığını, mermer işi yaptıklarını anlattı. Kendisiyle telefonla da olsa görüşmekten mutlu oldum. Hem kardeşlerinin elinden tutmuş, hem okumaya devam ediyor, hem de çalışmaya devam ediyor. Allah yolunu açık etsin.