26 Eylül 2018 Çarşamba

Mazlumların Sesi Olduk ***


BM 73. Genel Kurulunda konuşma yapan Erdoğan'ın konuşmasının satır başlarına göz attım. Konuşması baştan sona dertli bir insanın içini boşaltmasından ibaretti. Dünyanın sorunlarını ortaya koydu, çözümler sundu, yaptıklarını ve yapacaklarını anlattı. Gururlandım doğrusu. 


Bir ABD başkanının konuşmasına baktım, bir de bizimkine. Kendisini büyük sanan, ne oldum delisi biri vardı karşımızda.  Güya dünya lideri! Kendi memleketinde konuşma sırasını kaçırıyor. Kürsüye çıktığı zaman nerede konuştuğunu unutarak hükümet icraatlarını sıralıyor. Neler yaptığını, nasıl başarılı olduğunu anlatıyor. Yani icraatın içinden bir sunum yaptı. Konuşması gülüşmelere sebep oldu. 


Kendi ülkesinde ve çevresinde sürekli sorunlarla uğraşan bizimkine gelince bir vizyon ve misyon sahibi olduğunu gösterdi: Dünyadaki adaletsizliğe dikkat çekti. BM’nin dünyanın bugünkü sorunlarını çözmekten uzak olduğunu, BM’in yapısında kapsamlı bir reforma gidilmesi gerektiğini, dünyanın beşten büyük olduğunu, 194 ülkenin daimi üye olmasının elzem olduğunu paylaştıktan sonra bugünkü dünyanın siyasi, sosyal, ekonomik istikrarsızlığın adalet eksikliğinden kaynaklandığını, dünyanın kurtuluşunun adaleti tesis etmekle olacağını söyledi. Dünyaya kol kanat gerdiklerini, nerede bir mazlum varsa yanlarında olduklarını, ekonomik büyüklük bakımından 17.sırada yer almalarına rağmen toplam kalkınma yardımlarında dünyada altıncı, insani yardımlar konusunda birinci olduklarını, yaptıkları bu yardımların kesintisiz bir şekilde devam edeceğini, mültecilere kucak açtıklarını, dünyadan yeterince yardım gelmediğini işaret etti. Kudüs davasında Filistinlilerin yanında yer aldıklarını, Suriye’nin yaşanabilir bir ülke olması için terörden arındırmaya çalıştıklarını, yapılan anlaşmalarla kan dökülmesinin önüne geçtiklerini, ABD’nin terörü desteklemekten vazgeçmesi gerektiğini, bir gün bu terörün kendilerine döneceğini, ekonomik yaptırımların olmaması gerektiğini sözlerine ekledi.


Erdoğan’ın baştan sona konuşması bilgi ve duygu yüklüydü. Herkese yol gösteriyordu. İnsanı merkeze alan bir konuşmaydı. Türkiye, etine-buduna, gücüne ve kuvvetine bakmadan mazlumların sesi olduğu imajını verdi bu konuşmasıyla. Belki ekonomisi iyi değil, belki ülkesinde çözülemeyen sorunları var ama inisiyatif alan; dünyayı, özellikle mazlumları dert edinen bir ülke olduğunu, onların sesi  olduğunu ve olmaya devam edeceğini gösterdi. Bir konuşma olsa olsa ancak böyle olur dedim. Çünkü içten gelen bir konuşmaydı. Dertli olduğu dert edindiklerinden belliydi. 

Bana göre sıra dışı bir konuşmaydı ve olması gerekendi. ABD'nin göbeğinde ABD'ye yanlış yaptığını söyledi. Hiç lafı eğip bükmedi. Konuşması sonuç alır veya almaz. Ama şapka çıkarmamak elde değil bu konuşmaya. Helal olsun! 26/09/2018


*** 29/09/2018 günü  Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.




Affın Şakası Yoktur Beyler! *


Genel seçimlerden önce başlayan adına af denmeyen ama aslında bal gibi af olan af yasa teklifi gündemde tartışılmaya devam ededursun. Af teklifi Meclise verildi bile. 

Milletin her türlü derdinin istişare edileceği yer Meclistir. Doğruyu bulmak için tartışmak iyidir. Amenna! Mecliste konuşulmayacak, ağza bile alınmayacak, teklif dahi edilemeyecek bir konu varsa o da af teklifi olmalıydı. Keşke Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerinin arasına hatta en başına af konusu da eklenseydi de bugün biz affı konuşuyor olmasaydık. Çünkü affın şakası yoktur. Cinin şişeden çıkması gibi bir şeydir bu. Nasıl ki şişeden çıkan cin tekrar şişeye girmezse af da ağızdan çıkmayı görsün, bir daha ağzın içine girmez. 

Merak ettiğim memleketin çözülmesi gereken o kadar meselesi varken af niçin siyasilerin gündemine gelir? Sonra affın kime ne faydası var? Bugüne kadar çıkarılan hangi bir af yasası, sorunumuzu çözmüş, yaramızı sarmıştır? Geçmiş af örneklerine bakılırsa içeriden salıverilen suçluların kahir ekseriyeti arkasında yeni mağdurlar bırakmak suretiyle yeniden suç işleyerek hapsi boylamıştır. Affı ağzımıza alarak elimize ne geçecek? Geçmiş af yasalarının olumsuzluklarından siyasilerimiz niçin ders almazlar da af af deyip tekrar tekrar yanlış üzerine yanlış yaparlar? 

Af yasa teklifi veren ve bu teklife destek vermeyi düşünen siyasi parti ve vekillerimiz şunu bilsinler ki affa evet demeye, bu af teklifini Meclis gündemine getirmeye hakları yoktur. Bakmayın siz affa karar verme yetkisinin Anayasamızda Meclise verildiğine! Affa evet diyecek olanlar şunu unutmasınlar ki her verilmiş hak, hak değildir. Meri hukuk Meclise böyle bir yetki vermiş olabilir. Bu, kullanılmaması gereken bir yetki olarak kalmalıydı. 

Sayın vekiller, siyasi parti liderleri af yasa teklifinde vereceğiniz karar kamu vicdanını rahatlatması gerekir. Emin olun ki halk bundan hoşnut olmayacaktır. Bir yerde suç varsa suçlu vardır, mağdur vardır. Suçluyu affetme yetkisi mağdura aittir. Affetme veya suçun cezasının çekilmesi suçlu-mağdur arasında bir meseledir. İki kişinin arasında olan bir meseleye sizin bodoslama dalmanız hakkaniyete uygun değildir. Zira bu sizin vazifeniz değil bir defa. Çünkü siz ne suçlusunuz, ne de mağdur! İki kişinin arasına girmeyin. Her şeye burnunuzu sokun ama bu meseleye cıs! 

Dört suçluyu memnun edeceğiz diye milyonlarca mağdurun intizarını almayın. Siyaset kazanma işidir. Size buradan bir ekmek çıkmaz. Suçlunun içeriye girmesiyle bir nebze rahatlayan ve derdini unutmaya çalışan mağdurların dertlerini yeniden depreştirmeyin. Hakkınız yok buna! Ateş düştüğü yeri yakar. Kalkıştığınız bu hak; suçluyu koruma, mağduru yeniden mağdur etmedir.  Ateşle oynamaktır. 

Cin şişeden çıktı, geriye dönüş yok derseniz çıkarmayı düşündüğünüz af teklifine "Mağdur affetmek şartıyla" şartını ekleyin. Mağdur affederse ne ala! Affetmezse suçlu cezasını çekmeye devam etsin. Eğer bir mahkumun haksız yere ceza alındığını düşünüyorsanız yeniden yargılama isteyin. Biz affetmeyi çok seviyoruz, affetmeden duramayız derseniz sadece devlete karşı işlenmiş suçların suçlularını affedin. Bakın size bir af, elinizden alan mı var? Alın tepe tepe kullanın bu hakkı. Ama ötesi haddi aşmaktır, sınıra tecavüzdür. 26/09/2018

* 28/09/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


25 Eylül 2018 Salı

Çabuk Öğrenilen Bilgiler Çabuk Unutulur

Pazar günü bir veli toplantısına katıldım. Kısa bir tanışma faslından sonra sınıf rehber öğretmeni ders takip konusunda bir yıl boyunca yapılması gerekenleri açıkladı. Okulun rehber öğretmeni de 60 gün boyunca ders çalışmaya odaklanan bir öğrenci ders çalışmayı alışkanlık haline getireceğini, bunun için ilk 60 günün önemli olduğunu, şayet bunu başarırsa düzenli ders çalışmayı bırakamayacağını söyledi. Dilek ve temenniler kısmında kendisinin de öğretmen olduğunu söyleyen bir veli söz aldı: “Öğretmenlerin akıllı tahtayı fazla kullanmaması gerektiğini, öğretmen için bu materyal zaman kazanma, fazla soru çözme gibi kolaylıkları olsa da öğrenciler için ağırlıklı olarak kara tahtanın kullanılmasının daha iyi olacağını belirtti. Sınıf rehber öğretmeni de “Kendisinin de akıllı tahtayı sık kullandığını, aynı anda hem soru, hem de cevabı tahtaya yansıtabildiğini, şekillerle konuyu anlatabildiğini, dersi daha verimli işlediğini açıkladı.

Toplantı biter bitmez “Öğretmenlerin akıllı tahtayı fazla kullanmaması” gerektiğini söyleyen öğretmen velinin yanına giderek kendimi tanıttım. Sizi tebrik ederim. Ben de aynı sizin gibi düşünüyorum dedim. Ardından birkaç kelam ettikten sonra yanından ayrıldım. Giderken bizim gibi düşünenin sayısı az olsa da birkaç kişi varız dedim içimden.

Akıllı tahtanın fazla kullanılmaması konusundaki düşünceme katılmayabilir ve eleştirebilirsiniz. Siz haklı olarak beni eleştirmeye devam edin, ama asmadan önce niçin böyle düşündüğümü açıklamama fırsat verin.

Akıllı tahta diğer adıyla etkileşimli tahta faydalı olmaya çok faydalı. Hem eskinin yazı tahtası görevini yerine getiriyor, hem de bilginin her türlüsüne birden ulaşabildiğimiz bir ders materyalidir. Yeri geldiği zaman televizyon işlevi görüyor, yeri geldiği zaman video izlenebilen bir aygıt oluyor, yeri geldiği zaman bir bilgisayar oluyor. İnternete erişim elinin altında. MEB’in yasaklamadığı sitelerin çoğuna girilebiliyor. Öğrencilere EBA adı verilen “Eğitim Bilişim Ağı” vasıtasıyla ödev verilebiliyor, buradan yapılan ödevleri kontrol edilebiliyor. Öğretmen daha önceden hazırlamış olduğu ders materyalini taşınabilir bellek vasıtasıyla akıllı tahtadan yansıtabiliyor. Öğretmen dersini daha çabuk verebiliyor, zamanı daha verimli kullanabiliyor. Yazıp çizme işi olmadığı için öğretmen bir derste konuyla ilgili daha fazla problem çözebiliyor ve örnek verebiliyor. Akıllı tahtayı kapattığın zaman akıllı tahta, üzerinde tahta kalemle yazı yazabileceğin bir yazı tahtası oluyor. Yani bilgiye ulaşımda sınır yok. Daha çabuk öğrenilebiliyor, bilgiye daha kolay ulaşılabiliyor. Dünya ayağına geliyor. Burada akıllı tahtanın sınırsız faydalarından bir kısmını zikretmeye çalıştım.

Akıllı tahta ile ilgili bir kısmını saydığım faydalarını görünce aklından zorun mu var be adam! Daha ne istiyorsun diyebilirsiniz. Benim öğretim anlayışıma göre hazmede hazmede öğrenilen bilgiler kolay kolay unutulmuyor. Akıllı tahta vasıtasıyla birden ulaşılabilen bilgiler daha çabuk unutuluyor. Âcizane bugün bilgiye ulaşmada sınır yok. Çok çeşitli ulaşım ve öğrenme yolları var. Fakat sorunumuz öğrenilen bilgilerin birden uçup gittiğini görüyoruz. Çünkü zorlanmadan, hazmedilmeden çabuk öğrenilen bilgiler çabuk unutulur. Zorla öğrenilen bilgi ise daha geç unutuluyor. Kanaatime göre kara tahtada öğretmenin yazıp yazıp sildiği, öğrencinin yazabilmek için zamanla yarıştığı bir ders ortamında belki fazla örnek verilmez, belki zor öğrenilir ama akılda kalıcı olur. Akıllı tahtanın en olumsuz yönü bana göre maalesef bu. Bir diğer olumsuz yönü ise akıllı tahta bilgisayar ekranı gibidir. Ekranı çok kullanırsan hem gözü yorar, hem de zihni.

Kolayımızı gidiyor diye sadece akıllı tahtadan ders işlemek bilginin kalıcı olmasının önündeki en büyük engeldir. Sonuç olarak akıllı tahtayı kullanalım, onun nimetlerinden faydalanalım ama yerinde, zamanında ve yeterince kullanmak şartıyla.