9 Mayıs 2018 Çarşamba

Seçim Atmosferinde Bize Düşen *

Bugün size sosyal medyada paylaşımda olan ve baştan sona katıldığım, fakat yazanının kim olduğunu bulamadığım bir alıntıyı paylaşmak istiyorum: (Yazarın kalemine kuvvet!)
BİR OLALIM
Ak Partili esnafsın, bankada acil işin var dükkânda kalfa, çırak yok. Kilit vurmak yerine dükkânı, CHP’li yan komşun kasap Mehmet’e emanet edersin; komşu göz kulak olur musun bir saat işim var dersin, o da kendi dükkânı gibi bakar, Ak Parti il merkezini arayıp bu ricada bulunmazsın.

CHP'lisin gece saat 02.00.
3 yaşındaki bebeğin ateşlenmiş altında araban yok, Ak Partili üst komşunun emekli polis memuru Rıza amcanın zilini çalarsın, pijamalarıyla koşar gelir. Alır oğlunu götürür hastaneye. Gece boyu seninle nöbet tutar başında. CHP il başkanlığını aramazsın. O saatte arasan da bırak geleni, telefona bakan bile olmaz.

Eeee, çocuk büyüdü artık. Okula yazdıracaksın. Araştırdın sordun soruşturdun.
Herkes Nalan öğretmen iyidir dedi. Gittin okula kayıt için, bir de baktın ki MHP il başkanının eşi. Bildiğin, koyu ülkücü! Vazgeçmezsin, okulda CHP’li Ak partili öğretmen aramazsın. O bildiğin ülkücü öğretmene emanet edersin çocuğunun geleceğini. Senden benden de iyi sahip çıkar. Kendi çocuğu gibi gözünden bile sakınır.

O partilisin, bu partilisin. İdeolojin, fikrin ne olursa olsun bu yaşına kadar yanında olduğun, sokağa çıktığında selâmlaştığın, hal hatırını sorduğun dostların, arkadaşların, komşuların, akrabaların seninle aynı fikri paylaşmak zorunda değildir. Ve yaşadığın sürece iyi ya da kötü gününde bu insanlar senin yanındadır her zaman.

Düğün dernek edersin misafirlerinin arasında Ak Partili de, CHP'li de, MHP'li de, İyi Parti’li  vb de  vardır. Hediye getirirler, altın takarlar; cenazen olur taziyeye gelirler. Yeri gelir tabutunun altına hep birlikte girer, omuz verirler. Arkandan helal ederler haklarını. Düğününe, taziyene Ak Parti Genel Başkanı gelmez, Cumhurbaşkanı gelmez, CHP Genel Başkanı gelmez, MHP Genel Başkanı gelmez, İyi Parti Genel başkanı ve  diğer  başkanlar gelmez.

Ama olur da onlar yüzünden kırarsan sevdiklerini, bu sefer işte o zaman yalnız hissedersin kendini. Halayın başına geçirecek komşu da bulamazsın, cenazende Fatiha okuyacak dost da.

Siyasi görüş farklılıkları yüzünden tepedekilerin tepişmeleriyle sen komşunla, eşinle, dostunla tepişme. Dünya bir tane ve hepimiz burada yaşıyoruz; ama acı, ama tatlı. Güçlü ve akıllı olmak zorundayız. Güçlüyseniz, akıllıysanız bölünmeyin birleşin. Daha sıkı sarılın birbirinize, oyunlara gelmeyin.

Klavye başında birbirinize küfür, tehdit sallayarak siyaset yapmayın. Siyasetinizi sandıkta yapın. Bizim birbirimize ihtiyacımız var, birlik olmaya ihtiyacımız var.

Siyasi kimliklerimizin, ideolojilerimizin, ırklarımızın, milliyetlerimizin, dinlerimizin arkasında olan birisi var: İNSAN olan halimiz. Birbirimize baktığımızda derinlerdeki o kimliği görmeyi başarmalıyız. Bernard Russel’in 1950’lerde dediği gibi  “HEP BİRLİKTE YAŞAMAK İSTİYOR AMA HEP BİRLİKTE ÖLMEK İSTEMİYORSAK birbirimize saygı duymayı öğrenmeliyiz…” Alıntıdır.

* 12/05/2018 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

8 Mayıs 2018 Salı

100'den Oldum

Yaptığım test sınavından 84 alan bir öğrenci ders bitimi yanıma geldi: "Öğretmenim! 84'ü, 85 yapar mısınız, dedi. Olmaz dedim. "Niye?" dedi. Delikanlı, bu test sınavında ne aldıysanız o. Fazla veremem, dedim. Tamam öyleyse diye yanımdan giderken "Benim 84'ü, 85 yaparsanız; performansınıza 100 veririm" dedi gülerek. Olmaz dedim ama fena fikir değildi. Zira cazip gelmişti bana. Çünkü 1 verip 15 kazanacaktım.

Performanstan 100 alacağımı hisseden Bakanlık, öğretmenlere uygulanacak olan performans sisteminden vazgeçti. Halbuki ne güzel olacaktı. Üstelik 84 alan çok sayıda öğrencim vardı. Belki de sene sonunda öğrenciyle masaya oturacaktım. Sanki Bakanlık beni kıskandı gibi geldi bana ama neyse hayırlısı diyelim. 100 kaçtı artık! Hem de kaç 100 birden...

Sandıkta Konuşalım! **

Seçime giden partilerin siyasi partiler yasasına göre ittifak yapmasının yasak olduğu 1991 yılında yüzde 10 barajını aşmak amacıyla RP, MÇP ve IDP bir araya gelerek Refah Partisi amblemi altında genel seçimlere girmişti. Adı geçen partiler resmi olmayan bu birliktelik sonucu barajı aşmış ve 62 de milletvekili çıkarmışlardı.

Seçimden önce Refah Partisine geçmek suretiyle vekil adayı olanlar, milletvekili seçildikten sonra istifa ederek kendi partilerine geçti. 19 vekil ile MÇP, Meclis'te grup kuramadı. "Pazara kadar değil, mezara kadar buradayım, zira biz gemileri yaktık da geldik" diyerek RP'ne katılan IDP de seçilen 3 vekiliyle IDP çatısı altında Meclis'teki yerini aldı.

Seçimden önce başlayan "İttifak ne yapacak" heyecan ve endişesi yüzde 17'ye yakın oy alınca seçim sonrası yerini başarının konuşmasına bırakmıştı. Seçimde "Hangi partinin katkısı fazla olmuştu?" değerlendirmeleri de eksik değildi.

Bir gün kalabalık bir arkadaş grubuyla yemek yerken konu döndü dolaştı, yine ittifaka geldi. Ortamda bulunanlar ağırlıklı olarak Refah Partisine oy vermiş kişilerden oluşuyor ve gözlerden sevinç okunuyordu. Biraz muziplik olsun diye "Seviniyorsunuz ama ittifakta Islahatçı Demokrasi Partisinin (IDP) katkısı büyüktü. Eğer o olmasaydı bu kadar oy alamazdınız" dedim. Benim bu konuşmama oradaki bulunanlar kahkahayı bastı. Çünkü IDP, ittifakın en küçük ortağıydı, önceki seçimlerde alabildiği en yüksek oy yüzdesi binde 9'u geçmemişti hiç. Bundan dolayı IDP'nin (şimdiki adı, Millet Partisi) ittifaka katkısının fazla olmadığını herkes biliyordu. Katıla katıla gülmeleri de bundandı. Fakat o da ne! Gülenlere orada bulunanlardan biri "Ne gülersiniz, adam doğru söylüyor. Eğer IDP olmasaydı bu kadar milletvekili çıkarılamazdı" diyerek tepki gösterdi. Oradakiler ve ben, ne olduğunu anlayamamış ve şaşırmıştık. Ortam gerilmişti. Kısa bir duraksamadan sonra arkadaşlar "Olur mu öyle şey" diyerek tekrar gülmeye başladılar. Fakat ben gülemedim, dudaklarımı ısırdım. Nasıl gülebilirdim ki? Çünkü ittifak başarısına -şaka olsun diye- farklı pencereden bakan bendim. Daha doğrusu fikir babasıydım. Bugünkü aklım olsaydı o gün o espriyi de yapmazdım.

91 ittifakında başımdan geçen bu anekdotumu niçin anlattım? Yine bir seçim sathı mailine girdik malumunuz. Demokrasinin vazgeçilmezi olan seçimler ve siyaset bizi bölüyor, kırıyor, döküyor, incitiyor. Birbirimizi kırıp dökmemek, küstürmemek ve incitmemek için nerede, ne zaman, hangi ortamda ne konuşacağımıza dikkat etmemizde fayda var. Özellikle siyasi mülahazalardan kaçınmak, bir partinin lehinde veya aleyhinde görüş bildirmek, paylaşımlarda bulunmak için yoğurdu üfleyerek yemede fayda vardır. Görüşümüzü herkes bilmiş olsa da muhabbet ortamlarına siyaseti sokmamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bu ülkede kimse yeknesak değildir. Bildiğiniz gibi 90’dan fazla irili-ufaklı partimiz var. Tabela partisi bile olsa hepsinin bu ülkede az veya çok bir karşılığı var. Hiç ummadığımız yerde partilerin seçmenleri karşımıza çıkabiliyor. Bizim için siyaset kadar bu ülkenin birliğe, dirliğe, huzura ve barışa ihtiyacı var. Hatta siyasetten daha önemli! Gündelik hayatta biz farklı siyasi görüşe mensup insanlarla iç içeyiz. Çoğu zaman düğün-cenaze vb nedenlerle bir araya geliyoruz. Siyaset öyle bir şey ki çekirdek yer gibi insan konuşmaya başlayınca kendini kaybedebiliyor. Biz birbirimize lazımız ve gerekliyiz. Bulunduğumuz ortamda partisinin aleyhine yapılan değerlendirmeler insanımızı üzebiliyor, kırabiliyor, hatta küstürebiliyor.

Biz en iyisi muhabbet ortamına, whatsapp gruplarımıza, sosyal medya sayfalarımıza siyaseti sokmayalım. Hatta unutulmayan üç çeşit arkadaş grubu olan; sınıf/okul, hapishane ve askerlik arkadaşlığına hiç ayak bastırmayalım. Bırakalım bu işi, profesyonelce yapmaya kalkanlar, yani siyasiler yapsın. Onlar meydanlarda, ekranlarda konuşsun; biz onları dinleyelim, değerlendirelim ve sandıkta -oy vererek-konuşalım. Unutmayalım ki biz birbirimizi üzdüğümüzde yanımızda siyasiler olmayacak. Siyasi görüşümüz için birbirimizi üzmeye değmez. Zaten kimse kimseyi de ikna edemez. Çünkü biz siyaseti en iyi bildiğimizi, en iyi görüşün kendimizin görüşü olduğunu sanırız. Muhatabımız da aynısını düşünüyor, haberimiz olsun. Baki selam!

** 17/06/2018 günü kahtasoz.com da yayımlanmıştır.