Seçimden
önce Refah Partisine geçmek suretiyle vekil adayı olanlar, milletvekili
seçildikten sonra istifa ederek kendi partilerine geçti. 19 vekil ile MÇP,
Meclis'te grup kuramadı. "Pazara kadar değil, mezara kadar buradayım, zira
biz gemileri yaktık da geldik" diyerek RP'ne katılan IDP de seçilen 3
vekiliyle IDP çatısı altında Meclis'teki yerini aldı.
Seçimden
önce başlayan "İttifak ne yapacak" heyecan ve endişesi yüzde 17'ye
yakın oy alınca seçim sonrası yerini başarının konuşmasına bırakmıştı. Seçimde
"Hangi partinin katkısı fazla olmuştu?" değerlendirmeleri de eksik
değildi.
Bir
gün kalabalık bir arkadaş grubuyla yemek yerken konu döndü dolaştı, yine
ittifaka geldi. Ortamda bulunanlar ağırlıklı olarak Refah Partisine oy vermiş
kişilerden oluşuyor ve gözlerden sevinç okunuyordu. Biraz muziplik olsun diye
"Seviniyorsunuz ama ittifakta Islahatçı Demokrasi Partisinin (IDP) katkısı
büyüktü. Eğer o olmasaydı bu kadar oy alamazdınız" dedim. Benim bu
konuşmama oradaki bulunanlar kahkahayı bastı. Çünkü IDP, ittifakın en küçük
ortağıydı, önceki seçimlerde alabildiği en yüksek oy yüzdesi binde 9'u
geçmemişti hiç. Bundan dolayı IDP'nin (şimdiki adı, Millet Partisi) ittifaka
katkısının fazla olmadığını herkes biliyordu. Katıla katıla gülmeleri de
bundandı. Fakat o da ne! Gülenlere orada bulunanlardan biri "Ne
gülersiniz, adam doğru söylüyor. Eğer IDP olmasaydı bu kadar milletvekili
çıkarılamazdı" diyerek tepki gösterdi. Oradakiler ve ben, ne olduğunu
anlayamamış ve şaşırmıştık. Ortam gerilmişti. Kısa bir duraksamadan sonra
arkadaşlar "Olur mu öyle şey" diyerek tekrar gülmeye başladılar.
Fakat ben gülemedim, dudaklarımı ısırdım. Nasıl gülebilirdim ki? Çünkü ittifak
başarısına -şaka olsun diye- farklı pencereden bakan bendim. Daha doğrusu fikir
babasıydım. Bugünkü aklım olsaydı o gün o espriyi de yapmazdım.
91 ittifakında başımdan geçen bu anekdotumu niçin anlattım?
Yine bir seçim sathı mailine girdik malumunuz. Demokrasinin vazgeçilmezi olan
seçimler ve siyaset bizi bölüyor, kırıyor, döküyor, incitiyor. Birbirimizi
kırıp dökmemek, küstürmemek ve incitmemek için nerede, ne zaman, hangi ortamda
ne konuşacağımıza dikkat etmemizde fayda var. Özellikle siyasi mülahazalardan
kaçınmak, bir partinin lehinde veya aleyhinde görüş bildirmek, paylaşımlarda bulunmak
için yoğurdu üfleyerek yemede fayda vardır. Görüşümüzü herkes bilmiş olsa da
muhabbet ortamlarına siyaseti sokmamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bu
ülkede kimse yeknesak değildir. Bildiğiniz gibi 90’dan fazla irili-ufaklı partimiz
var. Tabela partisi bile olsa hepsinin bu ülkede az veya çok bir karşılığı var.
Hiç ummadığımız yerde partilerin seçmenleri karşımıza çıkabiliyor. Bizim için
siyaset kadar bu ülkenin birliğe, dirliğe, huzura ve barışa ihtiyacı var. Hatta
siyasetten daha önemli! Gündelik hayatta biz farklı siyasi görüşe mensup
insanlarla iç içeyiz. Çoğu zaman düğün-cenaze vb nedenlerle bir araya
geliyoruz. Siyaset öyle bir şey ki çekirdek yer gibi insan konuşmaya
başlayınca kendini kaybedebiliyor. Biz birbirimize lazımız ve gerekliyiz.
Bulunduğumuz ortamda partisinin aleyhine yapılan değerlendirmeler insanımızı
üzebiliyor, kırabiliyor, hatta küstürebiliyor.
Biz en iyisi muhabbet ortamına, whatsapp gruplarımıza,
sosyal medya sayfalarımıza siyaseti sokmayalım. Hatta unutulmayan üç çeşit
arkadaş grubu olan; sınıf/okul, hapishane ve askerlik arkadaşlığına hiç ayak
bastırmayalım. Bırakalım bu işi, profesyonelce yapmaya kalkanlar, yani
siyasiler yapsın. Onlar meydanlarda, ekranlarda konuşsun; biz onları dinleyelim, değerlendirelim ve sandıkta -oy
vererek-konuşalım. Unutmayalım ki biz birbirimizi üzdüğümüzde yanımızda
siyasiler olmayacak. Siyasi görüşümüz için birbirimizi üzmeye değmez. Zaten
kimse kimseyi de ikna edemez. Çünkü biz siyaseti en iyi bildiğimizi, en iyi
görüşün kendimizin görüşü olduğunu sanırız. Muhatabımız da aynısını düşünüyor,
haberimiz olsun. Baki selam!
** 17/06/2018 günü kahtasoz.com da yayımlanmıştır.
** 17/06/2018 günü kahtasoz.com da yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder