8 Mayıs 2018 Salı

Sandıkta Konuşalım! **

Seçime giden partilerin siyasi partiler yasasına göre ittifak yapmasının yasak olduğu 1991 yılında yüzde 10 barajını aşmak amacıyla RP, MÇP ve IDP bir araya gelerek Refah Partisi amblemi altında genel seçimlere girmişti. Adı geçen partiler resmi olmayan bu birliktelik sonucu barajı aşmış ve 62 de milletvekili çıkarmışlardı.

Seçimden önce Refah Partisine geçmek suretiyle vekil adayı olanlar, milletvekili seçildikten sonra istifa ederek kendi partilerine geçti. 19 vekil ile MÇP, Meclis'te grup kuramadı. "Pazara kadar değil, mezara kadar buradayım, zira biz gemileri yaktık da geldik" diyerek RP'ne katılan IDP de seçilen 3 vekiliyle IDP çatısı altında Meclis'teki yerini aldı.

Seçimden önce başlayan "İttifak ne yapacak" heyecan ve endişesi yüzde 17'ye yakın oy alınca seçim sonrası yerini başarının konuşmasına bırakmıştı. Seçimde "Hangi partinin katkısı fazla olmuştu?" değerlendirmeleri de eksik değildi.

Bir gün kalabalık bir arkadaş grubuyla yemek yerken konu döndü dolaştı, yine ittifaka geldi. Ortamda bulunanlar ağırlıklı olarak Refah Partisine oy vermiş kişilerden oluşuyor ve gözlerden sevinç okunuyordu. Biraz muziplik olsun diye "Seviniyorsunuz ama ittifakta Islahatçı Demokrasi Partisinin (IDP) katkısı büyüktü. Eğer o olmasaydı bu kadar oy alamazdınız" dedim. Benim bu konuşmama oradaki bulunanlar kahkahayı bastı. Çünkü IDP, ittifakın en küçük ortağıydı, önceki seçimlerde alabildiği en yüksek oy yüzdesi binde 9'u geçmemişti hiç. Bundan dolayı IDP'nin (şimdiki adı, Millet Partisi) ittifaka katkısının fazla olmadığını herkes biliyordu. Katıla katıla gülmeleri de bundandı. Fakat o da ne! Gülenlere orada bulunanlardan biri "Ne gülersiniz, adam doğru söylüyor. Eğer IDP olmasaydı bu kadar milletvekili çıkarılamazdı" diyerek tepki gösterdi. Oradakiler ve ben, ne olduğunu anlayamamış ve şaşırmıştık. Ortam gerilmişti. Kısa bir duraksamadan sonra arkadaşlar "Olur mu öyle şey" diyerek tekrar gülmeye başladılar. Fakat ben gülemedim, dudaklarımı ısırdım. Nasıl gülebilirdim ki? Çünkü ittifak başarısına -şaka olsun diye- farklı pencereden bakan bendim. Daha doğrusu fikir babasıydım. Bugünkü aklım olsaydı o gün o espriyi de yapmazdım.

91 ittifakında başımdan geçen bu anekdotumu niçin anlattım? Yine bir seçim sathı mailine girdik malumunuz. Demokrasinin vazgeçilmezi olan seçimler ve siyaset bizi bölüyor, kırıyor, döküyor, incitiyor. Birbirimizi kırıp dökmemek, küstürmemek ve incitmemek için nerede, ne zaman, hangi ortamda ne konuşacağımıza dikkat etmemizde fayda var. Özellikle siyasi mülahazalardan kaçınmak, bir partinin lehinde veya aleyhinde görüş bildirmek, paylaşımlarda bulunmak için yoğurdu üfleyerek yemede fayda vardır. Görüşümüzü herkes bilmiş olsa da muhabbet ortamlarına siyaseti sokmamak gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bu ülkede kimse yeknesak değildir. Bildiğiniz gibi 90’dan fazla irili-ufaklı partimiz var. Tabela partisi bile olsa hepsinin bu ülkede az veya çok bir karşılığı var. Hiç ummadığımız yerde partilerin seçmenleri karşımıza çıkabiliyor. Bizim için siyaset kadar bu ülkenin birliğe, dirliğe, huzura ve barışa ihtiyacı var. Hatta siyasetten daha önemli! Gündelik hayatta biz farklı siyasi görüşe mensup insanlarla iç içeyiz. Çoğu zaman düğün-cenaze vb nedenlerle bir araya geliyoruz. Siyaset öyle bir şey ki çekirdek yer gibi insan konuşmaya başlayınca kendini kaybedebiliyor. Biz birbirimize lazımız ve gerekliyiz. Bulunduğumuz ortamda partisinin aleyhine yapılan değerlendirmeler insanımızı üzebiliyor, kırabiliyor, hatta küstürebiliyor.

Biz en iyisi muhabbet ortamına, whatsapp gruplarımıza, sosyal medya sayfalarımıza siyaseti sokmayalım. Hatta unutulmayan üç çeşit arkadaş grubu olan; sınıf/okul, hapishane ve askerlik arkadaşlığına hiç ayak bastırmayalım. Bırakalım bu işi, profesyonelce yapmaya kalkanlar, yani siyasiler yapsın. Onlar meydanlarda, ekranlarda konuşsun; biz onları dinleyelim, değerlendirelim ve sandıkta -oy vererek-konuşalım. Unutmayalım ki biz birbirimizi üzdüğümüzde yanımızda siyasiler olmayacak. Siyasi görüşümüz için birbirimizi üzmeye değmez. Zaten kimse kimseyi de ikna edemez. Çünkü biz siyaseti en iyi bildiğimizi, en iyi görüşün kendimizin görüşü olduğunu sanırız. Muhatabımız da aynısını düşünüyor, haberimiz olsun. Baki selam!

** 17/06/2018 günü kahtasoz.com da yayımlanmıştır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder