31 Aralık 2017 Pazar

Bugün Çalışmıyorum *

Amerika'da yaşayan Dursun, arkadaşı Temel'e, "ABD'nin taşı toprağı altın, her yerden dolar fışkırıyor. Buraya gel çalışmaya" diye mektup yazar. İşsizlikten bunalan Temel, uçağa atladığı gibi soluğu ABD'de alır. Uçaktan iner inmez yerde 100 dolar bulur. Tam eğilip alacak iken "Bugün ilk günüm çalışmıyorum" diyerek parayı almaktan vazgeçer."

Malum bugün 01 Ocak 2018. Yani miladi yılın ilk günü ve haftanın ilk iş günü. Dinleniyoruz evimizde, çalışmıyoruz. Tıpkı Temel gibi. Zira resmi tatil bugün. Yılın son iş gününü sabaha kadar eğlenerek geçiriyoruz. Ertesi gün, gün boyu uyuyoruz.

Size mantıklı ve makul geliyor mu yılın ilk gününün tatil yapılması? Diyelim ki bir yılın yorgunluğu giderildi. Tamam dinlenelim de niçin yılın son iş gününü dinlenerek değil de yeni yılın ilk gününü dinlenerek geçiriyoruz? Bir yılın yorgunluğunu niçin yeni yılın ilk günü çekiyor?

Âcizane yılın ilk gününün tatil olması, "Benim çalışmada gözüm yok; yatmayı, gezip tozmayı seviyorum. Mecbur kalmasam aslında hiç çalışmam." demektir bana göre. Rahatımıza düşkünlüğümüzün bir göstergesidir.

Başka ülke insanını bilmem ama bizim ülke insanımız tatili çok sever. Üstelik tatil cenneti ülkemiz. Her gün tatil olsa pek seviniriz. Ama hayatın bir realitesi vardır, emeksiz yemek olmaz.

Yeni yıla daha önceden plan, program yaparak gireceğimiz yerde yatarak giriyoruz. Maalesef bu anlayış, sağlıklı bir bakış açıcı değildir, arızi ve sakat bir durumdur. Bir insan bir işe nasıl başlarsa öyle gider. Çünkü düğme daha ilk günden yanlış iliklenmiştir.

İçinizden keşke tüm yanlış işimiz yeni yılın ilk gününün tatil olması gibi olsa, zira neremiz doğru diyebilirsiniz. El-hak doğru. Yılın ilk gününün tatil olmasına gelinceye kadar o kadar çok yanlışımız var ki! Say say bitmez. Tüm dünya böyle yapıyor. Günümüz dünyasında işimize gelse de gelmese de dünyaya uyuyoruz. Genel kabul görmüş. Mecburen biz de uyuyoruz bu tatile.

Yılın ilk gününün tatil olmasına kızsam da nefsimin hoşuna gidiyor. Bir taraftan istemem yan cebime koy dediğim tatilimi yaparken her bir gün ve her bir yıl bir umuttur insanlık için. İlk günden fazla da karamsar olmayayım. Zira karamsarlık yakışmaz bize.

Ümit ediyorum ki 2018 yılı insanlık yılı olsun, her ne sebeple olursa olsun kan akmasın, kimse ölmesin; evsiz-barksız kalmasın, savaşlar olmasın. Allah kimseyi namerde muhtaç etmesin, kimse kendi ülkesini kaybetmek durumunda kalmasın, kimse işini-aşını kaybetmesin. Allah herkese huzur ve dirlik versin.

Ülkemizdeki kara bulutlar dağılsın, insanlar birbirine güvensin. Herkese emeğinin karşılığını almayı nasip etsin; toto, loto, piyango gibi kolay yoldan para kazanmayı kimseye nasip etmesin.

Yeni yılın herkese barış ve esenlik getirmesini temenni ediyorum.  31/12/2017 Ramazan YÜCE

* 01/01/2018 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



28 Aralık 2017 Perşembe

FETÖ Bizi Morarttı *

Ülkenin birinde bir tiyatroda bir oyun sergileniyor. Seyirci tıklım tıklım. Oyunda rol gereği oyunculardan biri arkadaşını vuracak. Tiyatroda  rol icabı kuru sıkı tabanca kullanılması gerekiyor. Arkadaşı, gerçek mermi kullanır. Oyuncu yaralanır. Var gücüyle “Yandım, vuruldum, ölüyorum, yardım edin” diye bağırır. Sahnede kanlar içerisinde kıvranan oyuncu; kimseden yardım gelmeyince,  seyirciye dönerek onlardan yardım ister. Adam ‘yandım’ dedikçe seyirci alkışlıyor, ‘yardım edin’ dedikçe seyirci alkışa devam ediyor, ‘ölüyorum’ dedikçe seyirci, “Ne güzel rol yapıyor” diye ardı arkasına alkış tutuyor ve sonunda sahnedeki adam,  kan kaybından ölür. Bu hikâyeyi küçüklüğümde bir gazete sayfasında okumuştum. Olmuş bir olay diyordu. Oldu mu olmadı mı bilmiyorum. Şimdi gelelim sadede. Zira hikâye durduk yere anlatılmaz.


Malumunuz ülke nice zamandır FETÖ denilen terör örgütü ve ihanet şebekesiyle uğraşıyor ve mücadele ediyor. Bu mücadelenin daha ne kadar da devam edeceği belli değil. Daha doğrusu mücadele ediliyor mu, edilmiyor mu? Ya da FETÖ bizimle oynuyor mu diye aklıma gelmiyor değil. Zira FETÖ, devletten birkaç adım önde gidiyor her defasında. Devletin hangi aşamada, hangi adımı atacağını da biliyor. Bundan dolayı işler sarpa sarsın, sapla-saman karışsın diye tuzak üzerine tuzak kuruyor. Çünkü karşımızda şeytana pabucunu ters giydirecek özel yetiştirilmiş bir şer örgütü var. Dini görünümlü bu örgüt teknolojiyi iyi kullanıyor, en iyi yazılımları yapabiliyor, devletin kilit noktalarına hatta kılcal damarlarına kadar kendi adamlarını yerleştirmiş, takiye yapmayı mubah, hedefine ulaşmak için her yolu denemeyi meşru görüyor, her kabuğa girecek yapıda bir örgüt var karşımızda.


Örnek mi istersiniz? Çok öteye gitmeye gerek yok. Ankara Cumhuriyet Başsavcısının 27/12/2017 günkü basın toplantısına bir göz atarsak işin vahameti ortaya çıkar. “Eski bir Tübitak çalışanı tarafından mor beyin yazılımı aracılığıyla 11 bin 480 GSM numarasının, kullanıcı iradesi dışında ByLock'a yönlendirildiği tespit edildi.”  Bu şer örgütünün bu yaptığı, suç mahalline masumun kimliğini bırakmaktır. Polis, bulduğu kimliğin sahibini yakalardı bir zamanlar hırsız sensin diye. Kimliğini çaldıran, hırsız olmadığını ispatlayıncaya kadar epey bir yatardı içeride. Esas fail ise dışarıda gezerdi. Bylock’u masumlara bulaştıran ise darbeden 4 gün sonra yurt dışına çıkmış.

FETÖ, bylock kullanmayanları da örgüt üyesiymiş gibi bylock'a yönlendirmiş. Biz de ‘bu da bylockcu, şu da bylockcu’ diye peşine düştük. Kiminin görevine son verdik, kimini içeriye aldık, kimini de açığa aldık. Kendisine bylock isnat edilene "Bu da mı kullanmış, hiç beklemiyordum, demek ki bu da kripto imiş, suçu olmasa devlet içeri almazdı" dedik. Adam, "Beni tanıyorsunuz, benim ömrüm onlarla mücadeleyle geçti, bana iftira atıldı, ben masumum" dese de kimse inanmadı. Hangi kapıyı çalmaya kalkarsa kimse kapısını açmadı, yol da göstermedi. Hatta aynı ortamda bulunmak istemedi. Çünkü masum olduğuna biz inansak bile yetkililer inanmadı. Çünkü ellerinde bylock kullandığına dair belge vardı. Destek verse ‘FETÖ'cüleri destekliyor diye itham edilme korkusu sardı. "FETÖ'cü diye tutuklananların içinde masumlar var" diyene "Masum falan yok, işi sulandırmayın" dendi. Avukatlar savunmaya yanaşmadı. FETÖ'yle mücadele edilirken ‘içlerinde masum olanlar da var’ sözünü dillendirenlere çoğunluk inanmadı. Hatta bunlara acımamak lazım,  bunların eline fırsat geçseydi bizi kıtır kıtır keserlerdi dedi. 

Başsavcının açıkladığı gibi 11.480 kişi hakkında  bu mor beyin yazılımı vasıtasıyla FETÖ'cü olarak işlem yapıldıysa orta yerde düz hesap 11.480 masumun mağduriyeti var. Bu şekilde mağdur olanlara bizim kulak vermeyişimiz, tiyatroda gerçek silahla öldürülen tiyatrocunun durumuna benziyor. Adamlar bağırıp çağırdılarsa da biz onları samimi görmedik, ölüme terk ettik.

Hasılı, FETÖ oynadı bizimle. Hala da oynamaya devam ediyor, tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi. Biz farkına vardığımız zaman FETÖ, oyunun bir başka aşamasına geçiyor. Olan da bizim insanımıza oldu. Darbeden bu yana bir buçuk yıl geçmiş, oyuna geldiğimizi yeni anlayabildik. Morarttı hepimizi. Bu aşamadan sonra mağdur ettiklerimize haklarını vererek onları memnun edebilecek miyiz? Bundan sonra buna benzer başka hatalara karşı tedbir alabilecek miyiz? Öyle zannediyorum mağdurlar beraat ettikten sonra maddi ve manevi tazminatlar da başlayacak.

FETÖ’yle mücadele konseptimizi yeniden gözden geçirmemizde fayda var. FETÖ’yle mücadele ederken FETÖ kadar sinsi düşünmek gerekiyor galiba. Yoksa daha çok morarırız. 27/12/2017 Ramazan YÜCE

* 30/12/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


27 Aralık 2017 Çarşamba

Günaydın Türkiye! Günaydın yetkililer!


Çoğu konuşmamda "FETÖ, devletten kaç adım önde gittiğini, FETÖ'yle mücadele ederken çok dikkatli olmak gerektiğini, FETÖ'yle mücadeleyi sulandırmak için her yolu denediğini, gerçek FETÖ'cülerin içine masumları da karıştırabileceğini...bunun için soğukkanlı bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğini, ortalıkta masum olduğunu söyleyen insanların olduğunu..." ifade ettim. "Masum falan yok, bunlar mağduriyet edebiyatı yapıyor. Bu tür konuşmalar FETÖ'yle mücadeleyi sulandırır" dendi.

Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman'ın açıklaması, FETÖ'nün bir oyununu daha ortaya çıkardı. Günaydın Türkiye dedirtti. Başsavcı, "FETÖ’nün gerçek ByLock kullanıcılarının tespitini engellemek için 11 bin 480 kişinin GSM numarasının kullanıcılarının iradeleri dışında ByLock IP’lerine yönlendirildiğinin tespit edildiğini" söyledi.

Sayı, bir veya iki kişi değil. Tamı tamına 11480 kişi. İçlerinde içeride yatanlar da varmış.

Bu olay, FETÖ'yle mücadele ederken yoğurdu üfleyerek yememiz gerektiğini gösteriyor. Bundan sonra her adım atacağımızda bin düşünmemiz gerekiyor. Toptancı yaklaşımdan uzak durulmalıdır. Zira karşımızda teknolojiyi iyi kullanan, devletin kılcal damarlarına girmiş, ihanet hedeflerine hizmet etmek için her yolu mübah gören, takiyyeyi meşru gören sinsi bir yapı var.

Umarım masumluğu ortaya çıkan  bu tür mağdurların acilen mağduriyetleri giderildiği gibi gönülleri de alınır. Allah devlete zeval vermesin, yetkililere de yardım etsin, FETÖ'nün oyunlarına düşürmesin. Ülkemizde en yakın zamanda suçlu-suçsuz ayrımı yapılsın. Aramızda güven ortamı oluşsun, barış havası essin. 27.12.2017 Ramazan Yüce