26 Kasım 2017 Pazar

Camide Katliam

1979 yılında orta birinci sınıfta okurken gazete bayiinin önünden geçerken gözüm, dikkat çekip alınsın diye sergilenen günlük gazetelere ilişti. Bu gazete bayii acemi olmalı ki, gazeteleri gelip geçenler içerisinde bedava okuyan çıkmasın diye gazeteyi ters koyan bayilerden değildi. Cumhuriyet gazetesinin manşeti dikkatimi çekti: Yazı, camiye bombalı saldırı başlığını taşıyordu.

Bir camiye bombalı saldırı düzenlenebilir miydi? Olacak şey değil. Bunu kim, niçin yapmış, neyin nesi bu haber diyerek harçlığımdan kısarak bayiye varıp bir Cumhuriyet verir misin dedim. (Para vererek aldığım ilk ve son Cumhuriyet gazetesiydi bu.) Kaldığım pansiyona doğru adımlarken ilk işim belirttiğim yazıyı okumak olmuştu. Nerede olmuştu, kim yapmıştı hatırlamıyorum. Belki de asparagas bir haberdi. Çünkü ilgili haberin üzerinden 38 yıl geçmiş. Sadece manşeti aklımda kalmış.

Benim çocukluğumda garipsediğim bu cami bombalama eylemi 38 yıl sonra Mısır’da bir katliam şeklinde gerçekleşti. 305 ölü, 1000 civarında yaralı var. Saldırıyı düzenleyenlerin de 25-30 kişi olduğu, ellerinde DAEŞ bayrağı açtıklarını söylüyor yetkililer. Hele şükür! Saldırıyı düzenleyenler bizden, yani Müslüman görünümlü Amerikan. Hiç başka düşmana ihtiyacımız yok. Bu günün İslam havarisi kesilen, kurdukları karton devlete de İslam Devleti adı veren bu örgütün, kurulduğu andan itibaren derdi hep Müslümanlarla. Hiç bu örgütün Müslüman öldürmenin dışında bir iş yaptığını gördünüz mü siz? Göremezsiniz. Zira Müslümanlık diye bir dertleri yok, hiç olmadı zaten. Müslüman öldürerek kanla besleniyor bunlar.

Diyelim ki bunlar, Müslüman. Çünkü kendilerini öyle ifade ediyorlar. Kalplerini yarıp bakma imkanımız olmadığına ve beyanlarına göre bunlar Müslüman. Bunların Müslümanlığı neye, kime hizmet ettikleri belli olmayan kaba bir ham softalık olsa gerek. Hz Hüseyin’i öldürten Yezid’in Müslümanlığı bunlarınki. Hz Ali’ye Sıffın’da bayrak açan Haricilerin Müslümanlığı bunlarınki. Hz Ali’yi öldüren bedevi Arapların anladığı İslam’dan başkası değil bunlarınki. Sloganla yaşar bunlar. Ötesini bilemezler. Neyi, niçin yaptıklarını; sonunun nereye varacağını, kimlerin faydalanacağını sorgulamazlar. Sapla-samanı karıştırmayı iyi becerirler. Müslüman’a diklenir, Ehl-i Salip’e karşı boyunları kıldan incedir. Çünkü onların emir eridir. Böyle Müslüman kardeşin olacağına açık ve mert bir düşmanın olsun, inanın bunların verdiği zararı veremezler. Ama bu ahmakça anlayışın mümessili olan bunların yediği her herze, Müslümanlara kan ve gözyaşı olarak geri dönüyor.

Merdiven altı anlatılan İslam’dan beslenir bunlar. İçimizde yaşayan, bizden görünen, bize burun kıvıran, yediğimizden yemeyen, içtiğimizden içmeyen, kestiğimizden yemeyen Batı’nın ve Amerikan’ın Müslüman görünümlü silahlı askeridir, maşasıdır bunlar. Yeter ki efendileri istesin. Amenna ve saddakna diyerek mantar gibi biter bunlar İslam dünyasının her bir köşesinde. Bunlar bu işe teşne olunca başkası yapsa da iş bunların üzerine kalıyor.

Ölen Müslüman, yara alan da hep Müslümanlık oluyor. Canları Cehenneme bunların! Yazıklar olsun, Müslüman kisvesinde bu haltları işleyenlere! İnanın bunların yaptığını düşman yapmaz. Ahmak Müslüman kardeşin olacağına akıllı düşmanın olsun daha iyi. 26/11/2017 Ramazan YÜCE



“Boynu kırılası öğretmen!” *

Öğrencisinin okumaya geçmesinden dolayı sevinç ve mutluluğunu gizleyemeyen öğretmen, öğrencisinin yanağına bir makas atar. Çocuğunun yanağındaki kızarıklığı gören anne, eşini arayarak durumu anlatır. Eşi de çocuğuna okumayı öğreten öğretmeni işyerine çağırarak konuşmak istediğini söyler.

Öğretmen, yanına öğretmen eşini de alarak velisiyle görüşmek için velinin işyerine gider. Varır varmaz "Sen benim çocuğuma nasıl yaparsın bunu" diyerek yanındaki dört kişiyle beraber öğretmene bir boğa gibi saldırır. Araya girmeye çalışan eşi de dayaktan nasibini alır. Sonuç, yediği dayağın haddi hesabı yoktur ve  boyun kemiği kırılır. Hâlihazırda öğretmen yoğun bakımda can çekişiyor. Olay 24 Kasım öğretmenler gününde Gaziantep'de geçiyor. Öğretmene şiddet uygulayan 5 kişi, ifadesi alındıktan serbest bırakılıyor.

Öğretmene, gününde verilmiş en güzel hediye. Hayatı boyunca unutamayacağı bir hediye bu. Zaten hediye, unutulmamak için verilir bizde. Her öğretmenler günü geldiğinde öğretmenimiz hayırla yâd eder bu hediyeyi. Hediye dediğin böyle olur. Helal olsun velimize. Orijinal bir hediye bulmuş. Neymiş bugünde çiçek vermek, gül vermek, mesaj göndermek, sponsor vasıtasıyla bir yemek ikram etmek veya cebinden yemek yemek. Bunlar klasik hediye. "Bana bir harf öğretenin kölesi olurum" sözü çerçevesinde çocuğuna okumayı öğreten öğretmene haddini bildirmiş veli. İyi de etmiş. Çocuğun yanağı sıkılır mı? Bir defa ayıp bu öğretmenin yaptığı. Onun görevi sadece dersini anlatıp öğrencisine okumayı öğretmek. Bir defa sevgi gösterisinde bulunmak öğretmen ciddiyetiyle bağdaşmaz. Sonra sevinmesine de gerek yok. Zaten öğretmenin görevi o çocuğa okumayı öğretmek. Gök görmedik gibi sevinmek de neyin nesi? Hele yanağını sıkmak! Bu çocuğu aile ne emek vererek büyüttü. Aile büyütsün, öğretmen gelsin çocuğun yanağını sıksın. Olacak şey değil. Boyun kemiği kırılmış. Boynu kırılsa daha iyiydi. Hanımının yanında öğretmeni benzetmek de iyi olmuş. Ellerine sağlık!

Bu tip velilerin çocuğunu dışarıya çıkarması, hele hele okula göndermesini bir nimet olarak görmek lazım. Uçan kuştan korumak için veli, çocuğunu eve kapatıp turşusunu kurabilirdi. Veli, her türlü tehlikeyi göze alarak çocuğunu okula göndersin…Ama öğretmenler velilerin iyi niyetini kötüye kullanıyor. Bu öğretmenler de fazla oluyor artık. Artık devlet bu işe bir el atmalı, öğretmenlere yeri ve haddi bildirilmeli. Caydırıcı yaptırımlar başvurmalı… Devlet görevini yapmayınca bu iş vatandaşa kalıyor. Yazık değil mi vatandaşa! Haydi dayak attıkları öğretmen ölseydi ne olacaktı?  Yok yere kodesi boylayacaklardı. Baba hapse girince  yüzüne makas atılan çocuk babasız büyüyecekti maazallah!

Bereket, dayakçı veli ve yardımcılarını mahkeme, ifadesini aldıktan sonra serbest bırakmış. Gördüğünüz gibi yanlış hesap daha Bağdat'a varmadan mahkemeden dönmüş. Aslında bu velileri savcılığa çağırmak bile ayıp. Velinin çocuğunu koruması da suç olacak neredeyse. Ne yapacaktı veli? Çocuğuna makas atan öğretmene "Aferin hoca, iyi yaptın" deyip eli armut mu toplamalıydı? Akşam eve gelince çocuğunun yanağındaki kızarıklığa babanın içi nasıl dayanacaktı? Aslında polis ve mahkeme, veli yerine öğretmeni ifadeye çağırmalıydı.

Ne yapmalı devlet? Derse giren öğretmenin öğrenciye yaklaşmasını yasaklamalı, hatta yasaklamakla kalmamalı. Çünkü bazı öğretmenler yasak dinlemiyor. En iyisi öğretmenin öğrencisiyle temasın önüne geçmek için öğretmen kürsüsü demir parmaklıklarla çevrilmeli. Öğretmen derse girer girmez zil çalıncaya kadar üzeri kilitlenmeli. Öğretmen dersini buradan anlatmalı. Öğrenci ne yaparsa yapsın öğretmen kafesinden çıkamamalı. Meclis, nasıl ki kendi dokunulmazlığını garantiye alıyorsa veli ve öğrencinin de dokunulmazlığını koruma altına almalı.

Gördünüz mü çözüm önerimi? Bazılarınızın garibine gidebilir bu çözüm önerisi. Ama çocuk psikolojisini ve günümüz veli profilini bilmeyen öğretmenler için başka da yol görünmüyor.
26/11/2017 Ramazan YÜCE

* 29/11/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Bu Velinin Derdine Derman Olacak Baba Yiğit Var mı?

Bir veli Konya'nın gözde okullarından birini telefonla arar. Telefona okulun müdür yardımcısı çıkar. "Beyefendi, okulunuzda 5.sınıfta okumakta olan bir öğrencinin velisiyim. Konuyu yarın yapılacak olan veli toplantısında açacağım ama önce size telefonda söylemek istiyorum. Önünüzde kağıt-kalem var mı? Not alır mısınız" der. Yardımcı, 'Konu nedir beyefendi' dedikten sonra veli, meseleye girer:

"Okulunuz öğretmenleri başarıyı artırmak ve özel okullarla yarışmak için ne yapıyor? Gördüğüm kadarıyla öğretmenler düşük not veriyor. Mesela çocuğumun sınıfının matematik ortalaması 70'tir. Bu çocuklar bu puanlarla fen lisesine nasıl gidecekler? Öğretmenlerinize söyleseniz de verdikleri puanları biraz yükseltseler. Tamam, hepsi 100 olmasın. 70 alana 85 verse, 85 alana 100 verse..." Araya girip yardımcı sözü alır: 'Sayın velimiz, biz bir defa öğretmenimizden not istemeyiz. Ayrıca notu öğretmen vermiyor, öğrenci alıyor. Çocuğunuzun sınıfının matematik ortalaması 70 ise bu tüm öğrencilerin notu 70 demek değildir. 30 da vardır, 90 da. Sınıfın başarısı düşükse öğretmen sınavı yeniler. Öğretmenlerimiz ne yaptığını bilir. Onlara bu dediklerini söylemem hakaret anlamına gelir..." der. Veli tekrar söze girer, "Siz beni anlamadınız. Bu çocukların fen lisesine girmesi ve özel okullarla yarışabilmesi için mutlaka notlarının yükseltilmesi gerekiyor. Mesela öğretmenleriniz sınavdan önce yazılıda çıkacak soruları öğrencilere verebilir. Böylece öğrenciler yüksek not alır. Okulunuzun başarısı yükselir, daha fazla öğrenci fen lisesine girer. Ben bir defa kendi çocuğumu düşünmüyorum, okulunuzun başarısı yükselsin. Ben çocuğumu sizin okula gönderirken Konya’nın en iyi ortaokullarından biri diye göndermiştim. Ama anladım ki öyle değilmişsiniz. Zaten sadece 10 öğrenciniz fen lisesine gitmiş. Siz hala beni anlamıyorsunuz" diye devam eder sözüne. Yardımcı, ‘Sayın veli, öğretmenlerimiz ne yaptığını biliyor, ben sizin işinize karışsam hoşunuza gider mi’ dediyse de konuşma velinin hoşuna gitmez.

Yardımcının veli ile diyalogu uzun mu uzun. Özetlemeye çalıştım. Ama bir sonuç alınamasa da yardımcı not almış gibi konuşulanları hafızasına yerleştirmiş. Ama herkesi ikna etmekte mahir yardımcı, maalesef bu veliyi ikna edememiş gördüğünüz gibi. Çünkü velinin dümen suyuna girmemiş. İçinizde bu veliyi ikna edecek bir baba yiğit varsa yardımcı olsanız iyi olur.

Çocuğunun bütün derslerine 100 verilse mutlaka astarını da ister ileride. Eğer çocuğu fen lisesini kazanamazsa bu sefer gelip “Hocam, ne biçim eğitim verdiniz? Hak etmediği halde çocuğuma yüzleri dayamışsınız, biz bu notları görünce ailecek uçtuk. Ama sınava girince ancak mahallemizdeki sınavsız okulu kazandı çocuğumuz. Niye fazla not verdiniz? Bu yaptığınız hiç etik değil. Bizi kandırmaktan hakkınızda suç duyurusunda bulunacağım…” derse hiç şaşırmayalım.

İşin garibi eğitim ve öğretime eğitimciler dışında herkes müdahil. Fazla not versen de olmuyor, düşük versen de. Zaten hak edenin tam hakkını vermesini/almasını kimse kabul etmiyor.

Bu ikili görüşmede dikkatimi çeken bir şey daha var. Veli her defasında ‘Siz beni anlamadınız’ diyerek suçlayıcı konuşuyor. Tamam, yanlışta olsa görüşünü ifade etti. Bakış açısı bu şekildedir. Konuşma istediği minval üzere gitmeyince her defasında ‘anlamadınız’ diyor. Halbuki ‘anlamadınız’ iletişimi kapatan, muhatabı suçlayan bir ifadededir. Karşı taraf anlamasa bile bunun doğrusu ‘anlatamadım’ şeklinde olmalıydı.

Hülasa, cebinizden mi veriyorsunuz öğretmenim. İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara olur. Verin gitsin. Kırıldığı yere kadar...26/11/2017 Ramazan YÜCE