22 Kasım 2017 Çarşamba

Sahte Öğretmene Beraat

Nasıl bir ülkede yaşadığımızın, bu ülkeyi kimlerle paylaştığımızın, devletin işleyişinin evlere şenlik olduğunun resmidir sahte diploma ile 19 yıl görev yapmak.

Dile kolay sahte diploma ile 19 yıl görev yapmak ve bundan devletin 19 yıl sonrasında haberdar olması vahim, bir o kadar da fecaat gerçekten.

Olay Trabzon'da görev yapmakta olan bir öğretmenin diplomasının sahte olduğunun tespitiyle patlak veriyor. Hakkında nitelikli dolandırıcılıktan iddianame hazırlanıyor, aldığı maaş ve ek dersinin yasal faiziyle isteneceği ve 4 ila 12 arasında mahkumiyet alacağı beklenirken mahkemeye sunulan belgelerin fotokopi olduğu iddiasıyla sahte öğretmene mahkememiz beraat kararı vermiş. Anasından doğmuş gibi suçsuz olduğu mahkeme tarafından tescillenince kızımız, bunca emeğim ne olacak diye sormuş. Kızımız haklı. Hatta "Emekliliğime bir yıl kaldı, bir yıl daha çalışayım emekli olayım. Beni en doğal hakkım olan emekliliğimden mahrum ettiler, üstelik beni buraya çağırarak öğrencilerimden ayırdınız, mağdurum, yetkililer hakkında maddi ve manevi tazminat davası açıyorum" diyerek davacı olsa bu mantıkla öyle zannediyorum, davayı kazanır. Bizde bu mahkeme oldukça böyle bir kararın çıkması kuvvetle muhtemeldir. Zaten 19 yılda birçok öğrenci yetiştirmiştir. Belki de kendisini yargılayan da öğrencisi olabilir. Mahkememiz 'Doktor Civanım' filmini çok izlemiş belli ki. Orada da sahte doktor rolündeki Şaban da ceza almamıştı. Hakim berat ettirmiş; tüm ahali, Şaban'dan şikayetçi olmadığı gibi bize çok faydası dokundu diye şehadet etmişti. Hiç ceza almadan bir kahraman edasıyla giderken mahkeme hakimi de bir şikayetinden dolayı sahte doktordan yardım istemişti. Öyle zannediyorum davayı beraatla neticelendiren mahkeme heyeti, hukuk okuma veya kitabi yargılamadan ziyade bol bol doktor civanım'ı izlemiş.

Anlayacağınız biz sevdik mi adam gibi severiz. İster sahte olsun, ister hakiki. Bakanlık da çok sevmiş bu öğretmenimizi. 2015 yılında kendisini başarı belgesiyle taltiflemiş, üstüne bir de yılın öğretmeni seçmiş. Anladığım kadarıyla sahte diplomayla 19 yıl öğretmenlik yapan öğretmenimiz -kendi ifadesiyle- "Başarılı bir öğretmenim, geçmişim başarılarla dolu, hiç rapor almadım" demiş.

Evlere şenlik bir öğretmenlik serüveninin ardından gelen beraattan sonra ne yapıp ne edilmeli, bu öğretmen mesleğine devam ettirilmeli. Çünkü ilk başlarda birkaç nesli yok etse de emeklilik öncesi bu işi iyice öğrenmiş ve tecrübeli bir öğretmen olmuştur mutlaka. Hazır ceza almamışken olayın bu yönü düşünülmeli bence.

Merak ediyorum devlet ciddiyeti dedikleri böyle bir şey midir? Bu ülkede isteyen istediği şekilde at koşturacak ve 19 yıl devlet uyuyacak ve tesadüfen öğretmenin sahte olduğu ortaya çıkacak. Bu bir defa başarı değil, bizim ayıbımızdır. Gülünç duruma düştük. Madem diplomanın sahte olduğu tespit edildi, olmuş olacağı kadar, bundan sonra yapılacak bir şey yok deyip sümen altı edilseydi bu olay. En azından daha fazla gülünç duruma düşülmezdi. Sahi mahkemelerimiz hangi tür suça, ne kadar ceza veriyorlar, öğrensek de biz de ona göre hareket etsek.

Madem bu komedi ortaya çıktı, yetkililer bu işi iyice irdelesin. Sahte diplomayı kabul eden kişiden başlayarak tüm sorumsuz sorumlulardan müteselsilen hesap sorulsun ve bu sahte öğretmene cezayı mahkemeler değil, KHK'larımız versin. Yaptığı yanına kar kalmamalı ki bunu gören ardından gelen nesil sahte öğretmen olmaya kalkmasın. Verilecek ceza dilden dile dolaşan darbı mesel olsun. Olsun ki kimse nitelikli-niteliksiz sahteliğe kalkışmasın.

Bu öğretmen müsveddesinin yaptığı yanına kar kalacaksa o zaman eğitim fakültelerini kapatalım, çocuklarımız boşu boşuna okuyacağız, öğretmen olacağız diye çabalamasın. Diyelim ki öğretmen olmak isteyen bir yolunu bulup öğretmen olsun. Hiç olmazsa ne devlet masraf eder, ne de aileler. 22.11.2017 Ramazan YÜCE

21 Kasım 2017 Salı

Hacı Yolu Beklemek Gibidir Bazı Kurumlardan Hizmet Almak

Eskiden hacca karayoluyla gidenleri karşılamak için hacı bekleme seansları olurdu. Ha geldi, ha gelecek diye akşam-sabah beklenir dururdu. Çünkü doğru dürüst iletişim yoktu. Eş-dost, oğlu-kızı işini-gücünü bırakır, günlerce beklediği olurdu sağlıksız ortamlarda. Şimdilerde hacı bekleme diye bir kavram kalmadı. Kimin ne zaman gideceği, ne zaman döneceği, kaçta ineceği belli artık.

Şimdilerde başka sorunlarla boğuşuyoruz bu teknoloji çağında. Yeter ki doğalgaz kontrol ve açılışına, internet bağlatma veya Türksat Kablo hizmeti almaya kalk, ne demek istediğim daha iyi anlaşılmış olur. Evine internet bağlamaya veya doğalgaz kontrolü için yetkili servis gelmeye kalkarsa sana randevu veriyor. "Efendim yarın sabah 08.00 ila 12.30 arası veya 13.30 ila 18.00 saatleri arasında elemanlarımız kuruluma gelecek veya kontrole gelecek ya da bağlantı yapacak diye. Bu işler haftasonu olmuyor, öğle arası hiç olmaz, ya da akşam mesai bitimi mümkün değil. Verilen dört saatlik zaman diliminde eleman veya yetkili ne zaman gelirse artık. İşine ilk senden başlarsa ilk önce sana gelir, en sona kalma durumun da var. Bekle-dur görevli ha şimdi geldi, şimdi gelecek diye. Ha kara treni beklemişsin, ha eskinin hacı yolunu fark etmiyor. İşin garibi beklerken firma ile irtibat da kuramıyorsun, ya telefona bakılmıyor, ya da telefon sürekli meşgul. Kazara cevap veren olursa da "Efendim, servis elemanı ne zaman gelir, belli olmaz, size verilen randevu saatine kadar beklemelisiniz" der. İşin garibi bu hizmetleri yapanların hepsi özel sektöre ait. İyi ki devlet kuruluşu değil.

Planlama sıfır, iletişim sıfır. Senin işin ne ki bekle dur onları. İşin varsa izin al, ya da gitme rapor al. Yok kendin duramayacaksan birini bul, ya da ücretli adam bul evinde bekleyecek olan. İstersen yapma bunları veya evinde durma. Gelirler, ziline basarlar. Açtın açtın. Yoksa hemen zilinin üstüne "Şu saatte gelindi, evde bulunamadı, yeniden randevu almak için şu numarayı arayınız" notunu yapıştırır. Adamlar burada iş yapıyor, senin keyfinin kahyası mı adamlar? Gelip bulamadı mı bundan sonra sen sil baştan tekrar uğraş. Hizmet isteyen sen değil misin? Al-gör hizmeti der gibi. Adamlar dedimse sana hizmet vermeye gelecek birkaç kişi değil, bekleye bekleye bir kişi çıkar gelir. Çünkü çalışan bir kişidir. Sabahtan eline liste verilir, eleman şu ev senin, bu ev benim dolaşır durur. İşte buna hizmet deniyor. Yersen.

Devlet sıra alma, sıra bekleme ve muayene olma konusunda kangren olan hastaneleri bile adam etti. Verdiği randevudan beş dakika önce veya sonrasında sana sıra geliyor, muayene olabiliyorsun. Bu özel sektörlerden hizmet almak öyle kolay değil anlayacağınız. Sana öyle bir randevu veriyor ki dört saat aralığı.

Bu yazıyı kaleme aldığım zaman diliminde bana verilen 14.00-18.00 arasını bekliyorum. Oğlanın işi var, mecburen ben bekliyorum dört gözle elemanın gelmesini. Firmayı aradım, hep meşgul. Hah şimdi düştü derken karşıma bir bant yayını çıkıyor. "Görüşmelerimiz kayda alınıyormuş, tesis içinse biri, arıza ve şikayetse ikiyi, operatörle görüşmek için lütfen dokuzu tuşlayın; uyarısını alıyorsun. Hangisini tuşlarsan tuşla, sadece çalan telefon sesi. Ne açan var, ne de cevap veren. İşin yoksa vakit geçirmek için bu telefonu çevir dur. Tekrar tekrar dinle. Nasılsa rahatsız olan yok, cevap veren de.  Sadece ciddi bir firma imajı veriyor, bant yayınıyla.

Sanırım en sona kaldık. İnşallah sona kalan dona kalmaz. Bekliyorum elemanın gelmesini. Merak ettiğim bir şey var, devlet bu hizmetleri özelleştirirken bu tip firmaları özellikle mi seçiyor? Zamanında beni beğenmediniz, alın görün gününüzü der gibi.

Bereket firma dört saatliğine randevu veriyor. Ya bir de sabahtan akşama bekleyeceksin dese ne yapacağız? Beterin beteri var. Buna da şükür! 21.11.2017

Not: 1.Beklenen misafirler verdikleri randevunun bitimine 10 dakika kala nihayet geldiler. Hele şükür!
2. Çocukların evine aynı gün internet bağlandı. Birini sabah-öğle arası eşim bekledi, diğerini de ben. Bildiğiniz gibi.
3. Evine internet bağlatmak isteyenler gördüğünüz gibi biz bugünler için varız. Bir telefon kadar yakınım size.

Kovboy İş Başında *

17-25 dendi mi akla Rıza Sarraf gelir. Yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama...hepsi vardı iddiaların arasında. Hakkında -bizim sandığımız- savcılarımız dava açtı, gözaltı kararı verdi, iddianame hazırlandı. Kısa bir bocalamanın ardından devlet duruma hâkim oldu.

Siyaseten yapılan ve sonuç almaya dönük bu operasyonla başarıya ulaşamayınca, vurucu ve öldürücü darbe için 15 Temmuz seçildi. Devletin gücü ve milletin birliğiyle şükürler olsun, bu kanlı darbe teşebbüsü de akim kaldı.

Türkiye'ye içte ve dışta boyun eğdirmek için mücadele bitmedi. Oynanan oyunu başını kuma gömerek perde gerisinden yöneten ABD, bu sefer bayrağı kendi devraldı. Çünkü on yıllardır beslediği beslemeleri becerememişti bu işi. Başka yollar denenmeliydi. Ne yapıp ne edip 17-25 Aralık'ın baş aktörü Rıza Sarraf, Türkiye sınırları dışına çıkarılıp ABD'de yargı huzuruna çıkarılmalıydı. Beklendiği gibi Rıza Sarraf ABD'de yargı huzurunda şimdi. ABD'nin niyeti belliydi belli olmaya. Tutuklanacağını bile bile bu Sarraf ve avanesi niçin gitti? Yoksa Sarraf da oyunun bir parçası mı? Düşünmeden edemiyor insan.

ABD'li savcı; noktasına, virgülüne dokunmadan bizdeki 17-25 Aralık savcılarının hazırladıkları iddia ve belgelerle Sarraf ve dönemin bakanı Çağlayan hakkında dava açtı. İddialar, kara para aklama, ambargoyu delme vs üzerine. Türk yargısı bu bilgi ve belgeleri biz vermedik, nereden aldınız diye sorduysa da doyurucu bir cevap alınamadı ne ABD hükümetinden, ne de yargısından. Çünkü karşımızdaki ABD idi. İstediğini yapardı. Çünkü güç-kuvvet ondaydı. Dünyanın kovboyu idi ne de olsa. Nasıl ki ABD yapımı filmlerde kovboylar başroldeydi, onlar düzeni sağlardı hep. Kimdi bu kovboylar? İsterseniz hafızalarımızı bir tazeleyelim. Kovboy, ABD'de sığır çiftliklerinde atları evcilleştiren, sığırları güden ve bakımını yapan kişi demektir. Yani sığır çobanı. ABD filimlerindeki başrol oyuncu  anlayacağınız. Bir tane sığır çobanı istediğini yapar, yıkar ve sonunda muhitine hâkim olurdu.

Her ne kadar şimdilerde bu şekil hayvan yetiştiricisi kalmasa da eskilerde kalan bu misyonu, günümüzde ABD, devlet politikası haline getirmiştir. Dünyayı bu şekilde kovboy mantığıyla yönetmektedir. Ne dur diyen var? Ne, ne yapıyorsun diyen? Ne, bu yaptığın haksızlık diyen var? ABD, istediği gibi at koşturuyor, kendi kural koyuyor, koyduğu kuralı dünya uygulayacak derken kendisi, koyduğu kurala da uymuyor. Canının istemediği ülkeye ambargo koyuyor, canının istediği ülkeye savaş açıyor, bir ülkenin insanına ve bakanına dava açıp yargılayabiliyor. Adı konmamış dağ kanunu uyguluyor. Dünyada kimseden, hiçbir devletten tık yok. Herkes korkuyor, aman bana ilişmesin, ne olur, ne olmaz diyor. Hâsılı dünün at yetiştiricisi, sığır çobanı bugün Beyaz Saray'da oturuyor, dünyaya yön ve nizam veriyor. Kim ayağına takılırsa, kim suyunu bulandırırsa, kim yolunun önüne çıkmaya cesaret eder ve çıkarsa dünyanın sessiz kaldığı bir durumda ona haddini bildirmeye kalkıyor. Her yolu denemeyi ve uygulamayı da kendisine mubah görüyor. Çoğu ülkeyi ABD'den yönetmek masraflı olduğu için her ülkeyi içeriden beslemeleriyle yönetmeye çalışıyor. Paralı askerleri vasıtasıyla her türlü bilgi akışı ona geliyor. Ne istihbarat sorunu var, ne para, ne silah, ne de insan gücü. Dünya emrinde dense yeridir.

ABD'nin birkaç yıldır Türkiye'yi dize getirmeye çalışması da kovboy geleneğinden gelen bir hastalığıdır. Çünkü Türkiye kendisine ayak bağı olmaya kalktı, üstelik dikleniyor. Her yönden kıskaca alınmalı ki bu elden çıkmak üzere olan dünün emir eri devleti; yeniden kabuğuna çekilsin, kendisine verilen misyonu oynasın; oyun kurmaya, başkasıyla birlikte hareket etmeye kalkmasın, yeniden fabrika ayarlarına dönsün.

Sözün kısası, son yıllarda Türkiye'nin başına örülen çoraplar pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Daha da devam edeceğe benziyor. Ta ki Türkiye kendisine biçilen role geri dönsün. Bunun için diğer ülkelerle izole edilmesi, ekonomik sıkıntı, diplomatik kriz, 15 Temmuz gibi kaba kuvvet dahil her yol denenmektedir.

Rıza Sarraf olayı 17-25 Aralık, ben bitti demeden bitmez, daha ben buradan çok ekmek yerim, Türkiye'yi hizaya getiririm ve getireceğim demektir. Bu Türkiye değil mi ki dünün uysal koyunu. Yaramazlaştı iyice. Burnu sürtülmeli ki bir daha yerinden kalkamasın ve bu ülkenin yaramazlığından hareketle başka ülkeler de cesaretlenmesin. Hâsılı bu dünyanın ipi bir sığır çobanı ve at yetiştiricisinin elinde. Kovboy yeniden iş başında yani. Allah bu ülkenin ve mazlum dünya ülkelerinin yardımcısı olsun. 21.11.2017

* 25/11/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.