31 Ağustos 2017 Perşembe

Günaydın MEB!

MEB, mazerete dayalı tayini çıkmayan öğretmenlerin durumunu Kurban Bayramından sonra 05 Eylül'de yeniden değerlendirmeye alacağını, 08-12 Eylül arasında ikinci il içi ve il dışı tayin isteme hakkı vereceğini, Aralık 18-22 tarihleri arasında ise alan değişikliği başvurularının yapılacağını 30/08/2017 günü bir basın bildirisiyle duyurdu.

Yazılı ve görsel basında yer alan bu duyuru basın tarafından öğretmenlere müjde diye sunuldu. Zafer ve Kurban Bayramının arasına sıkıştırılan bu müjde öğretmeni sevindirmeye yetti de arttı bile. Özellikle bekleyen öğretmenlere yeni bir umut oldu bu bildiri. 

Uzun yaz tatilinden sonra öğretmenler, 19 Eylül'de çalacak eğitim ve öğretim ziline hazırlık yapmak, bir yılın planlamasını yapmak için 05 Eylül'de görev yerinde mesleki çalışma yapmak üzere hazırlık yapıyordu. MEB'in bu açıklamasıyla öğretmenlerimiz bir taraftan kalıp kalmayacağı belli olmayan okulunda mesleki çalışma yaparken aynı zamanda tayin işlerine bakacak, alan değişikliği için gün sayacak. 

Zamanlama ve planlama bakımından MEB'i takdir etmekten başka yapacak bir şeyimiz yok. Okullar açılacakmış, eğitim ve öğretim başlayacakmış, 1.5.9.sınıflar 11-15 tarihleri arasında okula uyum programına alınacakmış, vız gelir MEB'e. 

Tayin isteyenler tayinim çıktı, çıkacak diye bir bekleyiş içerisinde iken tayini çıkmayan eğitim ve öğretime morali bozuk girecekmiş, tayini çıkan ise okullar açıldıktan sonra evini toparlama, nakliye bulma ve gideceği yerde kiralık ev bulma derdine düşecekmiş, tayini çıkanın yerine öğretmen verilemeyecekmiş, eğitim ve öğretim başlayacakmış, önemli değil. Okullar açılsın, yola bir çıkalım, eksiklikler şu ya da bu şekilde yolda düzülür. Önemli olan MEB'in beklentilere cevap vermesidir. Sonra eğitim ve öğretimler bir yere gidecek değil ya. Zaten uzun soluklu bir süreçtir. Vakit kalırsa bir ara yapılır.

Ocak’a doğru her şey rayına girdi derken bu sefer de aralığın sonunda alan değişikliği kabul edilenleri dönem sonunda yeni okullarına yolcu eder, ders açığı kalırsa ücretli öğretmenlerle sene sonunu getiririz.

Biz MEB'in bayram öncesi bahşettiği bu müjdeye sevineceğimiz yerde içimizde bazı art niyetliler konuşmaya başlayacaklar. Böyleleri kötü niyetli olunca ağızlarını büzemezsin. Hatta onlar MEB'in bu zamanlamasını manidar bulacak, eğitim ve öğretimi sekteye uğratacağını yazıp çizecek. Yine bunlar MEB'i cırcır böceğine benzetecektir.

Hani ne yapmıştı cırcır böceği. Daha doğrusu ne yapmamıştı? Kışın rahat edeceği,  yiyeceğini biriktireceği yerde gecesini gündüzüne katarak elinde saz gününü gün etmiş yaz boyunca. Kış kapıya dayanınca elde avuçta yiyecek bir şey yok. Bakıyor ki pabuç pahalı! Çaresiz yaz boyunca çalışıp çabalayan karıncanın kapısını çalmış, yiyecek bir şeyler istemek için. Masala göre karınca vermemiş tabi.

Ağzı olan konuşuyor bu ülkede. Yukarıda anlatılan masal gibi sapla samanı karıştırarak anlatanlar da çıkıyor maalesef. Herkes bilsin ki MEB, karınca gibi merhametsiz değildir. Ayrıca meyve veren ağaç taşlanır. 31/08/2017


Bu Whatsapp'ı İcat Edeni Bir Bulsam, Bu Adama Ömür Boyu Whatsapp Yasağı Koy Diyeceğim...

Değerli kardeşim! Seninle ne aynı okulda okudum ne aynı okulda çalıştım ne de akrabayım. Ne evime geldi ne de gittim. İkimiz baş başa kalıp bir bardak çay içmedik. Kırk yıl hatırı olan kahve içmeye zaten gerek görmedik. Karşı karşıya geldiğimizde selam-kelâmdan, hal-hatırdan başka bir ortak noktamız olmadı. Tüm hukukumuz birkaç toplantıda aynı havayı teneffüs ettik.

Şimdilerde hiç yüz yüze gelmiyoruz. Ama her gün whatsapp marifetiyle evime misafir oluyorsun. Maşallah hiç sektirmiyorsun. Günde ikiden aşağı olmayacak şekilde bazı zamanlarda mesaj sayını beşe kadar çıkarıyorsun. Her geçen gün kendi eforunu egale ediyorsun. Başkasından gelen mesajı bana  yönlendirip  düğmeye basıyorsun. Gönderdiğin hiçbir mesajı bugüne kadar okumadım. Bugün üşenmedim, gönderdiğin mesajları saydım. 7.48, 08.26, 21.00, 21.06, 21.07 saatlerinde olmak üzere beş mesaj göndermişsin. İçeriği ayet, hadis ve teşrik tekbirleri üzerine.

Kusura bakmazsan sana bir şey soracağım. Beni adam etsin diye seni biri mi görevlendirdi? Eğer böyle ise yıllardır bu görevi yürütüyorsun, rotasyon diye bir şey var. Biraz da başka birini versinler sana. Yoksa üzerine vazife edip memleketin kurtuluşu bu adamın yola getirilmesi mi diye düşünüyorsun? Eğer öyle ise hakkın var. Memleketin en büyük sorunu benim. Toplamda yirmi yıl okudum, okuduğum okullar beni yola getiremedi. Gaziantep, Adıyaman, Adana ve şimdilerde Konya’da çalışıyorum, gördüğün gibi hala da yola geleceğim yok. Sen en iyisi yaptığın bu hayrı verim alacağın birine yap. Boşu boşuna uğraşma.

Sana bana mesaj gönderme diyemiyorum. Zira bana “Gönderdiğim ayete mi karşısın, yoksa hadise mi, ya da teşrik tekbirlerine mi? Bir de ilahiyatçı olacak, gönderdiğim ayet ve hadislerden rahatsız oluyor ” diyebilirsin. Maazallah ne Kur’ana karşılığım, ne de hadis düşmanlığım kalır. Şunu bil ki gönderdiğin ayet ve hadisler başım üstüne. Ama alasına ben ulaşabiliyorum. Yorulmana gerek yok. Biliyorum bunu iyilik adına yapıyorsun. Merakımı hoş gör, bana durmadan gönderdiklerini okuyor musun, yoksa sana gelenin yüzüne bakmadan hemen bana mı yönlendiriyorsun? Farz edelim ki okuyup benim de faydalanmam için gönderiyorsun. Keşke bu mesajları benim gibi yola gelmez, ahı gitmiş, vahı kalmış, kart bir adama göndereceğine önündeki taze dimağlara göndersen, ya da öğrencilerine her gün okusan daha iyi olmaz mı? Biliyorsun, ağaç yaş iken eğilir. Hatta tüm veli ve öğrencilerine günlük sayısız mesaj göndermek suretiyle hem çok kişiye ulaşır, hayır dualarını alırsın. Hatta bunu bir proje şekline dönüştürsen…amirlerinle bunu paylaşsan…seni denetime gelen maarif müfettişlerine göstersen senin bulduğun bu proje örnek proje olarak tüm Türkiye'ye uygulanmak üzere yaygınlaştırılır. Proje sahibi olarak projeni anlatmak için belki de tüm Türkiye'yi dolaşırsın.  

Bugüne kadar bana yaptığın tebliğ ve irşat görevinden dolayı Allah razı olsun. Yok, ben bu işleri Allah rızası için seve seve yapıyorum, 'gönder' dışında bana bir külfeti yok, whatsapp'ım da fazla internet yemiyor diyorsan kendi görüşümü söylemekten ziyade sana bir fıkra anlatayım. Belki kıssadan hisse alınır. Çünkü sen arif adamsın. "Adamın biri hiç cemaati olmayan bir camide sürekli ezan okurmuş, okuyanın sesi de hiç eğitilmemiş olduğundan köylü bundan rahatsız oluyormuş. Bir gün adama gelip 'Arkadaş! Gördüğün gibi biz namaza gelmiyoruz, üstelik sesin de çirkin mi çirkin, biz bundan rahatsızız, ne olur! Bundan sonra ezan okuma" demişler. Adam: "Ben bu işi Allah rızası için yapıyorum" deyince köylü, "Ne olur! Sen bundan sonra Allah rızası için ezan okuma" demişler. Bilmem anlatabildim mi derdimi. Fıkranın ne anlatmak istediğini düşünmekten ziyade fıkranın sonu nasıl bitmiş, adam yine okumaya devam etmiş mi dersen inan bilmiyorum fıkranın akıbetini. Ama adam yaşıyor mu yaşamıyor mu, bundan emin değilim. Umarım meramımı anlatabilmişimdir.

Yok hala anlatamadım ise o zaman şunu bil ki sen göndermeden bıkmadın, bense silmekten bıkıp usandım. Çünkü telefonumun hafızası gönderdiklerinle dolup taşıyor. Üstelik senin için bir de  yedek bellek taktırdım. Ama nedense yedeğe depolanmıyor senin gönderdiklerin. Bak Allah’ın aşkına benimle uğraşma, kendine de başka bir iş bul. Bak bir de Allah’ın adını verdim sana. Ben böyle yazdım ama biliyorum sen yine göndermeye devam edeceksin. Çünkü senin görevin okumak, kendine bir pay çıkarmak değil, sürekli göndermektir. Umarım gönderdiğin bir fil yerine bundan sonra ikinci fili de göndermezsin. Bak tekrar ediyorum, ne olur! Allah rızası için bana mesaj gönderme!

Son söz de "Birkaç mesajı bu kadar abartacak ne var" diyenlere! Bana eşekten düşen getirin... 

Yazdığım bunca yazı, yaptığım bu kadar yakarış, rica boşa giderse whatsapp'ımı kapatmadan önce son çare whatsapp' icat edeni bulmam. Ne mi yapacağım? Cevabı başlıkta... 30/08/2017

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Allame-i Cihan Olsan Kaç Yazar!

Size, “Altınızda binitiniz varken, bulunduğunuz şehrin her bir köşesinde de türlü türlü, birbirinden güzel yapılmış piknik yerleri varken, apartman veya site içinde herkesin gelip geçtiği yerde mangal yakmayı nasıl bulursunuz” desem herhalde makul hiçbir insan “Bence sakıncası yok, hatta iyi de olur” demez. Siz yapmazsınız da gördüğünüz var mı desem sayarsınız en azından birkaç tanesini.

Siz, “Kim yakmıştı, ne zaman yakmıştı” diye zihninizi zorlamadan ben hemen sıcağı sıcağına bir tanesini söyleyeyim size. Zafer Bayramı günü, Kurban Bayramı arifesinin öncesi güpegündüz mangal yakarak çifte bayram yapıyor adam. Gerçi pek bayram yapamadı, zira herkesin dumanından ve kokusundan rahatsız olduğu bir ortamda tozu dumana katan rüzgar onun da keyfini bozdu. Felekten bir gün çalamadı. Zira meteoroloji fırsat vermedi. Gerçi ben keyif alamadı diyorum ama alıp almadığını gidip ona sormak lazım. Belki de rüzgarla beraber her bir eve kokusunu ve dumanını göndererek “Bakın ben kurban öncesi mangal yakıyorum, imkanım yerinde, ben sadece kurbandan kurbana et yemiyorum, istersem 365 gün mangal yakabilirim, hava muhalefeti önemli değil, önemli olan sizlere rahatsızlık vermek, zira böyle bir şeyi yapmasam benim imkanımın olduğunun farkına bile varamayacaksınız. Üstelik ben ev sahibiyim. Nasıl ki arabamı istediğim gibi sitenin içerisine bir başkası park edemeyecek şekilde park edebiliyorsam aynı zamanda her ahval ve şeraitte mangal da yakabiliyorum. Kim gelir de bana ‘Arkadaş bu zıkkımı git, belediyece ayrılmış piknik yerinde yak’ diyebilir. Sonra kimin haddine! Keyfimizin kahyası mısınız? dese sahi kim ne diyebilir? Örfmüş, adetmiş, gelenek ve göreneklere uymuyormuş, nezaketten yoksunmuş kime ne? Aklına esmiş, işte felekten bir gün çalıyor.

Siz bakmayın böylelerine komşum! Sen kendine yakışanı yapmaya devam et. Millet seni kıskanıyor, çatlasınlar kıskançlıklarından. Sonra senin zamanın mı var ki piknik yerine gideceksin? Sen başkaları gibi boş ve avare misin? Sonra piknik yerlerine avam gider, senin gibi fakülteyi bitirmiş, üstelik kariyer yapmış, üniversitede öğretim görevliliği yapan, organize ettiğin yurtdışı toplantılarla ülkemizi temsil eden bir kimsenin ne işi var oralarda? Sonra piknik yerinde yapsan bu işi kimse görmez seni, kimsenin de canı çekmez. Çünkü herkes senin yaptığından yapıyor. Bu işi çoğu kimsenin cesaret edemediği bir yerde yapacaksın ki -hay aklınla bin yaşa- gelip geçen herkes görsün, ağzının suyu aksın ve herkes bu sana yakışan tavrını konuşsun dursun.

Biliyorum sen bu  yaptığını okuldan öğrenmedin, bugün ders verdiğin öğrencilere de öğretmiyorsun. Ama hayat mektebi insana neler öğretiyor neler! Zaten bu okullar bomboş. İnsana hayatı öğretmiyor. Keşke herkes senin gibi böyle mucit olabilse. Ama kapasite meselesi. Sende bu cür’et ve yetenek varken ülkemizi tanıtım amacıyla gittiğin ülkelerde de bunu yapabilir, onlara örnek olabilirsin. Bakma sen millet komşunun seni ayıpladığına. Sen doğru bildiğin bu yolunda yükselerek devam et, bilim de senin omuzlarında yükselecektir.

Komşu komşunun külüne muhtaç derler. İşte sana işim düştü. Yok, et falan istemeyeceğim. Rüzgarın tozu dumana kattığı bir ortamda  mangal yakarken rüzgarın getirdiği tozlar etin üzerine gelirse ne yapmamız lazım? Etini afiyetle yedikten sonra öyle zannediyorum mangala çalışan beynin bilgi yönünden de çalışır. Bu eti nasıl steril hale getirebiliriz? İşte senden istediğim bu komşum. Bir de senin bu icadını edebimi, görü-göreseğimi başka yerde bırakarak aynı sitenin içinde bir gün ben de yapabilir miyim?

Haydi göreyim, sonra kim tutar seni! Tebrikler komşum…Kınayanın kınamasına aldırma. Afiyet olsun. Sana hassaten teşekkür ederim komşum, bana da bir yazı konusu çıkardığın için. 30/08/2017