26 Ağustos 2017 Cumartesi

Bu Meslek Sahipleri Her Yerde Maşallah!

Bir meslek sahibi düşünün ki her alanda, her yerde, her mevkide bulunabilsin. Aspirin gibiler maşallah! Sebebi ne ola ki? Çok mu maharetliler acaba? Bunlardan başka bu ülkede o görevleri yapan yok da zoraki mi bunların üzerine kalıyor? Emsallerine göre aldıkları görevi daha mı iyi yapıyorlar? Çok mu güven veriyorlar? Aldıkları görevde olağanüstü bir başarı mı gösteriyorlar? Birileri mi bu yetenekleri bulup geliyor, yoksa bunlar mı kendilerini pazarlıyor? İyi bir görev adamı oldukları için mi buradalar? Yoksa nerede bir makam, nerede bir mevki, nerede bir kaymak, nerede bir rant var, oradalar mı?

Sorduğum soruların cevabını okuyucuya bırakıyorum. Bu meslek grubunun nerelerde görev yaptığını birkaç örnekle açıklamaya çalışacağım. Genelde köy merkezli, orta ve dar gelirli ailelerin çocuğu olan bu meslek grubu mensupları,  zamanın hükümetleri tarafından vebalı gibi görüldü, kolay kolay herhangi bir makama getirilmedi. Böylesi ortamlarda bu kişiler okullarında gelir getirsin diye egzersiz kursları açtılar. Kimi karşı çıktığı satranç hakemi oldu, kimi de izci belgesi alarak okulunda izci grubu oluşturdu. Okullarda bilişim laboratuarları açılmaya başlanınca okulunda bilişim öğretmeni yoksa bu meslek grubu bu sefer okullarda bilişim formatörlüğüne soyundu. Zira okulun müdür yardımcısı kadar ücret alabiliyordu, zaten okulunda ders yükü de fazla değildi. Bu kişiler buralarda biraz pişince esen rüzgarla birlikte bu kişiler gözünü idareciliklere dikti. Kimi okullarda müdür, kimi yardımcı, kimi baş muavin oldu. İlçe ve il müdürlüklerine bunlar oturdu. Bunları oraya oturtan irade bunların eliyle okul yöneticilerini kesip doğradı. Mağdur olan veya olduğuna inanan, bu kesim mensuplarına düşman oldu. Hiçbir yere gelemeyen, Suriyelilerle ilgili etkinliklerde görev aldı. Kimi okulunda, kimi ilçe, kimi de il koordinatörü oldu. Tüm öğretmenlere hitap edecek şekilde kurulan sendika ve konfederasyonların delege, yönetim kurulu ve başkanlıklarına yine bu kişiler geldi ya da getirildi. Milli Eğitimler okul, ilçe ve il olmak üzere ağırlıklı olarak bu meslek mensuplarıyla dolduktan verecek makam kalmayınca diğer müdürlüklere göz dikildi. Şimdi o makamlarda da bu kişilerin ağırlıklı olduğu gözlerden kaçmaz.

Bu kişiler camide cemaatle, vaaz kürsüsünde, dışarıda esnafla, bahçede öğrenci ile hemhal olmaları gerekirken çoğu, makam ve mevkilerin sahibi oldu. Anlaşılan bunlardaki doğuştan gelen idareci olma ve koordine etme yetenekleri yeni keşfedildi ki branşları her kapıyı açar oldu. Belki de bundandır okullarda bu branşa ihtiyaç da bir türlü bitmek bilmedi. Çünkü göreve başlayan biraz öğretmenlik yapınca soluğu makam ve mevkide aldı. Makama yeni gelen biri makam sahibini görmeden o makamda hangi meslek sahibi birinin oturduğu hakkında kanaatini belirtse yüzde 90 isabet ettirir.

Siyasi iradenin tasarrufudur. Doğru yapar, yanlış yapar. Bedelini de o öder. Zira yetki ve sorumluluk onlardadır. Haydi diyelim ki siyasi irade bu meslek mensuplarına çok güveniyor, bu yüzden bunları tercih etti. Pekiyi hemen hemen her türlü makamda görev alan, göreve talip olan bu arkadaşlar kendi kendilerine “Hiç biz iyi mi yapıyoruz, yoksa kötü mü, bizim bu yaptığımıza vatandaş ya da diğer meslek mensupları nasıl bakar, bizi nasıl görüyorlar, biz iyi imaj verebildik mi diye soruyorlar mı acaba?” Hala her makama sahip olmak için mücadele ettiklerine göre hallerinden memnunlar sanırım.

Kim nereye gelirse gelsin görüntü hoş değil haberiniz olsun dostlar! Benden söylemesi. Bence makamların vazgeçilmez adamı olma yerine gönüllerin adamı olmayı seçelim. Hiçbir makam, kişiye tek başına bir itibar vermez. Kimse de bir meslek grubunun itibarını sıfırlayamaz. Herkes kendi itibar elbisesini kendisi kazanır veya kaybeder. Şahsınızı bilmem ama kimsenin camiasını bu şekilde makam veya para hastası gibi gösterme lüksü olamaz. 26/08/2017

25 Ağustos 2017 Cuma

Tüm Yaptığımız Birbirimizi Aşağıya Çekmek

Başlığın istisnası var mı derseniz hemen hemen yok gibidir. Bilerek bilmeyerek birbirimize çelme takıyoruz. Hep bir arayış içerisindeyiz, kim ne iş yapıyor, kim ne kadar kazanıyor, kim hangi mesleği seçmiş...hep birbirimize bakıyoruz. Birbirimize baka baka hepimiz birbirimize benzedik. Başka da bir şey gelmez aklımıza.

Ne planımız var, ne programımız. Ne demek istediğimi birkaç örnek vererek açıklarsam sanırım kastım anlaşılır. Birimiz bir yerde bakkal dükkanı mı açtı, bakarız ki içeriye alışveriş için girip çıkanlar var. İlk işimiz onun yanına veya karşısına bir bakkal dükkanı açmak. Sonra öbürü, bir başkası açar da açar. Sonunda hepsi sinek avlamaya başlar. Çünkü bulunduğu muhitin bir müşteri potansiyeli var. Ardından her biri yek diğerini sıfırlayarak teker teker kapatırlar. Ziraat veya veterinerlik mi popüler, mezun olunca iş bulma imkanı mı var? Hemen tercihlerimizi bu fakültelere doğru yaparız. Bunu gören üniversiteler de öğrenci çekmek için bu bölümleri ardı arkasına açar. Sonunda bu üniversiteler bir fabrikanın seri üretimi gibi durmadan mezun verir. Piyasa iş bulamayan ziraatçı ve veteriner mezunu işsizlerle dolup taşar. Son yıllarda bilgisayar üzerine okumak üzere çokça yönelim oldu, şimdiler de oranın mezunları da işsiz ve avare. Küçüklüğümde terzilik revaçtaydı. Temiz meslek, oturduğun yerden dikiyorsun denirdi. Mevcut az sayıda elinin emeğiyle çalışan terzileri gören vatandaş bu işte iyi para var dedi, hemen hemen her aileden bir kişi ustalık öğrensin diye terziye çırak olarak verildi. Usta olan ustasının yanına dükkan açtı, neredeyse yer gök terzi oldu. Bu arada konfeksiyonculuk da ön plana çıkmaya başladı. Bizim terziler işsizlikten ve müşteri beklemekten yoruldu, çoğu işini bırakıp başka mesleklere yöneldi o yaştan sonra.

Verdiğim birkaç örnek sanırım meramımı anlatmaya yeter. Bu ülkede hepimiz diğeri ne yapıyor, ona bakıyor, o ne yapıyorsa ben de yapayımı düşünüyor.  Dün karınca kararınca evini geçindiren insanlar çalıştıkları alanda karnını doyuramaz hale geldi. Bir şeyi yaparken buranın müşteri potansiyeli beni çekmez, burada bu işten ekmek yiyen yemesine devam etsin, ben başka bir işe bakayım, ya da başka bir bölüm okuyayım deme yoluna gitmedik. Sonunda birbirimizi aşağıya çekmekten başka bir iş yapmadık. Bu işleri yaparken çoğu zaman naçar kaldığımızdan, bazen iş bilmediğimizden, bazen çekemediğimizden, bazen geleceği okuyamadığımızdan bunları yaptık. Bununla ilgili bir fıkra paylaşmak istiyorum burada. "Öbür dünyada cehennemlikleri bir çukura doldurmuşlar. Kaçmasınlar diye başlarına da birkaç zebani konmuş. Türklerin başına görevli verilmemiş. Diğer milletler “Bu haksızlık ama! Bizim başımızda zebaniler nöbet tutarken Türklerin başında niçin yok” demiş. “Haksızlık falan yok, Türklerin başına görevli vermeye gerek görmedik. Çünkü onlardan biri kaçmaya kalkarsa aşağıdakiler onun ayağından asılır, kaçmasına engel olur” cevabı verilmiş.” Sanırım bu fıkra hali pürmelalimizi daha iyi anlatmaktadır.

Birbirimizin yaptığını yapmada, daha önce bu işi yapanı iş yapamaz hale getirmede kimse elimize su dökemez. Bunda hem devletin hem de bizim iyi bir planlayıcı olmadığımızın payı vardır. Ne yetkililer bu kadar mezunu verince bunlara nasıl iş bulacağız hesabı yapar, ne de okuyanlar biz bu okulu bitirince ne olacağız hesabı yapar. Bu durum bir meslek ve zanaat öğrenmede de aynıdır, iş yeri açmada da. Hasılı bu şekilde yuvarlanıp gidiyoruz.

Siyasetimiz bundan farklı mı? Hemen hemen aynı. Aynı zihniyet ve düşüncedeki partiler bir araya gelip birleşecebileği veya birinin listesinden girip siyaset yapabilecekleri yerde farklı partilerde siyaset yapıyor. Birleşemedikleri gibi birbirine benzemezlerle işbirliği yapabiliyor. 

Birbirimizi iyi çekmeler! 25/08/2017



Bir Okulun Yüzdelik Dilimi Nasıl Tepetaklak Edilir?

Malumunuz liseler TEOG adı verilen merkezi sınav sistemine göre öğrenci alır. Öğrenciler okul türü, okulun yüzdelik dilimi, ulaşım vb. nedenlerle okulları tercih ederken yukarıdan aşağıya göre tercih yaparlar. Yerleştirmeden sonra bir yeri kazanamayan ya da kazandığı halde okulunu değiştirmek isteyenler birer haftalık aralarla üç aşamada nakil başvurusunda bulunur. En son nakil yerleştirme ile okulların taban puanları oluşur.

Öğrenci hangi saiklerle tercih yaparsa yapsın göz önünde bulundurduğu en önemli kriter okulların yüzdelik dilimidir. Tercih yaparken kendi yüzdelik dilimi ile okulların geçen yıl ki yüzdelik dilimlerini karşılaştırarak sonuçlar açıklanmadan hangi okulu kazanabileceğini üç aşağı beş yukarı bilir. Her okulun yüzdelik dilimi de okulu tercih eden öğrencilerin puanlarıyla oluşur. TEOG sınav sorularının kolay ve zorluğuna göre puanlar düşüp çıksa da okulların yüzdelik dilimi kolay kolay değişmez. Yüzdelik dilim  değişmediği gibi yukarıdan aşağıya okulların yüzdelik sıralaması da pek değişmez. Oynasa oynasa virgülden sonraki rakamlar değişir normal şartlarda. Bir ile okul türüne göre yeni bir gözde okul açılırsa bu okul emsallerine göre daha fazla tercih edileceği için yukarılarda tutunur, diğer okulların puan ve yüzdelik dilimlerinde biraz gerileme olur. Örnek verecek olursak Konya’da Meram Fen Lisesi yüzdelik dilim bakımından en yüksek puanlı öğrencileri alırken Meram Anadolu Lisesi hemen onun ardından ikinci sırada yüksek puanlı öğrencileri alırdı bir zamanlar. Konya’ya önce Karatay Fen, ardından Selçuklu Fen Liseleri açılınca ikinci sırada öğrenci alan Meram Anadolu lisesi doğal olarak dördüncü sıradan öğrenci almaya başladı. Bu verdiğim örneklerde bir sıkıntı yok. Okul türünden kaynaklanan bir durum söz konusu burada.

Esas sıkıntı ismini zikretmeden vereceğim okulda. Bu okul geçen yıllarda kendi okul türleri olan Anadolu İHL içerisinde orta seviyenin üstünde yüzde 39’luk bir yerde iken üçüncü nakilden sonra yüzdelik dilimi nerelere inecek hep beraber göreceğiz. Zira puan bakımından yüzde 45 diliminde yer alan okulun gerisine düştü daha şimdiden. Oranların bu derece değişmesinde, kendisinden sonraki okulun ardına düşmesinde birilerinin üstün yeteneği olsa gerek. Bunun başka izahı olamaz. Bunun için çok şey yapmanıza gerek yok. Okulun her sene yeni aldığı öğrenci mevcudunu anormal bir şekilde artırırsınız, o okulu puan ve yüzdelik dilim bakımından emsallerinin gerisine düşürürsünüz.

Kontenjanları kim belirler? Her okulun müdürünün başkanlığında yardımcısı, rehber öğretmeni, Kurulca seçilen bir öğretmeni, Birliği temsilen bir olmak üzere 5 kişiden oluşur, okul sisteme girer, ilçe-il de onaylar, ardından Bakanlık onaylar. Bu okul, 2015 ve 2016 yıllarında 408 kontenjan belirtirken 2017 yılında bu kontenjanı 748’e çıkarmıştır. Yani bu okul 2017 kontenjanını önceki yıllara göre 340 öğrenci yani 10 sınıf birden artırmıştır. Şimdi bu okulu ara dur, eski yerinde. Göremezsiniz ki… Çünkü bu okul bir yılda ilave on sınıf alarak 340 öğrenci daha fazla almıştır bu sene. Öyle zannediyorum bu sınıf artışında ilçe ve ilin emir, telakki ve dayatması vardır. Çünkü hiçbir okul bu kadar sınıf artırmaz, artıramaz. İlçe-il niçin bu kontenjan içine girmiş olabilir? Proje kapsamına aldığı okulların öğrenci mevcudu azalacağı için geriye kalan öğrenciler bu okula yönelerek açıkta kalmasın istemişlerdir. Niyetlerinin halisliğinden şüphem yok, ama bu işi yapanlar plan ve programdan yoksunlar. Aynı anda üç-beş okulu proje kapsamına alacaklarına keşke her yıl bir okulu projeye dönüştürselerdi, bu okula bu kadar kontenjan düşmeyecekti. Bu okul her yıl bir-iki sınıf artırımıyla mevcut yüzdelik dilimini de korumuş olabilirdi. Ama ilçe ve ilin plansızlığının ceremesini maalesef bu okul emsallerinin gerisine düşerek ödeyecek.

Yazık etmişler bu okula. Eskiden bir adı vardı. Şimdi artık adını yerlerde aramak lazım. İş bilir görünen yetkililer bundan fazlasını da yapamazlardı zaten. Okulların kodlarıyla, yerleriyle bu şekilde oynanması yanlış olmuştur. Bunda okula kontenjan artırımında baskı yapan yetkililerin payı büyük. Yarın bu okula gidip “Sizin eskiden başarınız iyiydi, şimdi niye böyle oldu? Falan demeye kalkmasınlar. Zira gülünç duruma düşerler. Bu okul onların eseri olacaktır bundan sonra. Eserinizle gurur duyun sayın yetkililer! 25/08/2017