24 Ağustos 2017 Perşembe

Ahmet BAYDAR'a Tüyolar! *

-Süper Kupaya Süper Ceza-
Trabzonspor-Atiker Konyaspor maçından sonra Konyaspor Basın Sözcüsü Ahmet Baydar, “Trabzon’da resmen katledildik. TS’nin maçı 11 kişi tamamlaması büyük bir hakem başarısıdır.(!) Topsuz alanda üç kez rakibine kasti müdahalede bulunan Pereira ve hakemin gözü önünde Traore’yi hastaneye gönderen, ayağını kıran Durica’nın pozisyona yakın olmalarına rağmen, maça devam etmesine göz yumanlar puanlarımızı resmen gasp etmiştir.

Daha sezonun ilk maçında ortamdan etkilenip düdükleri ev sahibi takımdan yana çalan ve Trabzonsporlu futbolcuların sportmenlik dışı mücadelesini ödüllendirenlerle bu ligin bitmeyeceği ilk maçtan ortaya çıkmıştır. Hakemin gözü önünde gerçekleşen direkt kırmızı kartlık hareketi sarı kartla ödüllendirenlerin bir başka takımın canını daha yakmadan bir an önce tedbir alınması gerektiğini altını çizerek ifade ediyoruz. Bizim bazı kulüpler gibi kolay ve hesapsız gelirimiz yok. Bütçemize göre futbolcu transfer yapıyoruz. Kaybedilen maçın yanı sıra maçın hakeminin sebep olduğu sertlikten dolayı en gözde oyuncumuzu uzun süreliğine kaybettik. Maçın devre arasında hakemler teknik heyetimiz tarafından sertlikten dolayı uyarılmasına rağmen ikinci yarıda bu tutumlarını artırarak devam etmişlerdir. Maddi manevi büyük zarara uğratıldık. Bunun hesabını kim verecek” (konyaspor.org.tr) şeklinde açıklamalarda bulundu. Bu açıklamasını sportmenliğe aykırı bulan PFDK,  Ahmet Baydar'a 45 gün hak mahrumiyeti ve 30 bin lira para cezası verdi.

Az bile ceza vermiş Disiplin Kurulumuz Baydar’a cezayı. Ebediyen mahrum bırakabilirdi aslında. Ucuz kurtulmuş Sayın Baydar. Merhametlerinden olsa gerek. Bu, onun kulağına küpe olmalı, bir daha sınırı aşmamalı. Tamam, Ziraat Türkiye Kupasını aldınız, ardından Süper Kupaya da kondunuz. Anlaşılan Süper Lig şampiyonluğunu gözünüze kestirdiniz. Olacak şey değil bu! Ne kadar başarılı olursanız olun, sonuçta siz bir Anadolu takımısınız. İlk günden kedinin ayağını ayırmalı ki görün Hanya’yı, Konya’yı. Bir defa sizden istenen ligden düşmeme üzerine oyun oynamaktır. Haydi yerinizi, yurdunuzu bilmeden mütevazı kadronuzla şampiyonluğa cüret ettiniz, hakemleri eleştirmek de neyin nesi? Size gereken maçın katledilmesini, en iyi futbolcunuzun ayağının kırılması değildi bir defa. Acılı da olsanız, futbolcunuzun ayağı da kırılsa, hakem rakip takımı koruyup kollasa da maçtan sonra “Hakemlerimiz iyi bir maç yönetti, ayağı kırılan futbolcumuz bunu hak etti, bedelini ayağıyla ödedi, çünkü burada TS’li futbolcu değil, kendi futbolcumuz suçludur, aslında orada bulunması bile hataydı, bereket hakem bu futbolcumuza kırmızı kart göstermedi, biz bu futbolcumuzu ebediyen kadro dışı bırakacağız. Bu hakemlerimizin de bundan sonraki tüm maçlarımızın vazgeçilmez hakemi olmalarını Federasyonumuza önereceğiz” şeklinde bir açıklama yapması daha uygun olurdu. Ama ne edersin ki irticalen konuşmada bunlar aklına gelmedi anlaşılan. Acemilik işte!

Düşene bir tekmede biz vurmayalım. Nezaketen de olsa Sayın Baydar’a geçmiş olsun diyelim ve bir daha başına bir ceza gelmemesi için bazı tüyolar verelim:
·         Takımı –ekibiyle birlikte- küme düşme üzerine yeniden kurmalıdır.
·         Hakem, federasyon vb kişi ve kurumları asla eleştirmemelidir.
·         Kupa, şampiyonluk gibi plan ve program yapmamalıdır.
·         Futbolcusu kırmızı kart görse de, ayağı kırılsa da “Yol kazasıdır, kalan sağlar bizimdir” şeklinde demeç vermelidir. Sportmenliği hiç elden bırakmamalıdır. 23/08/2017

* 26/08/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde "Süper Kupaya Süper Ceza" başlığıyla yayımlanmıştır. 

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Lut Kavmine Rahmet Okutur Günümüz *

Allah Kur'an'da şehvet ve cinselliğin envaiçeşidini yaşamış Lut Kavminden bahseder. Öyle ileri gitmişlerdir ki karşıt cinslerin birbirleriyle ilişkisi bir müddet sonra onları tatmin etmemeye başlamış, hemcinsler birbirine yönelmiş, üstelik bu melaneti alenen herkesin gözünün önünde yapmak suretiyle arsızlıkları su yüzüne çıkmış, Lut peygamberin hanımı bile erkek pazarlama yoluna gitmiş ve evlerine gelen erkek suretli melekleri halkına haber vermiştir. Bu kavim Lutilik ve homoseksüellik dediğimiz sapık ilişki şekliyle tanınmıştır. Lut'un nasihat ve uyarılarını kulak ardı etmişlerdir. Sonunda Rabbin azabı Lut  Kavminin üzerine yağmur yağar gibi taş yağmış, taş üstünde taş kalmamış, yerin altı üstüne getirilerek yerle bir olmuşlardır, helak olmuşlardır. Tarihe lanetli kavim olarak geçmişler. Asırlar geçse de bu ibretlik sapık hareketinin izlerine halen Ürdün-İsrail yakınlarında Lut Gölü civarında rastlanmaktadır.

Kur'an'da detaya girmeden bahsedilen bu kavmi okur, ne kadar da ileri gitmişler, ne de melun insanlarmış derdim. Yatar kalkar onları anlatır, onlara kızardım, hala da kızıyorum. Allah niye anlatıyor bunu? Çeşitlilik olsun diye mi? İbret alınsın, tarih tekerrür etmesin diye değil mi? Ama gel gör ki ibret alındığı falan yok, günümüzde Lut Kavminin yolundan gitme maalesef hız kesmeden devam ediyor. Özellikle kimsenin kimseye karışmadığı/karışamadığı günümüzde kimin eli, kimin cebinde belli değil. Tarih boyunca gizli-kapaklı olarak yürüyen bu şehvet hastalığı dijital ortam, yazılı ve görsel basın sayesinde iyice ayyuka çıkmaya başladı. Açık saçık giyinmeden, eşlerin birbirini aldatmasından; kız-erkeğin el ele, göz göze gelip gezip dolaşmasından, insanların nikahlı-nikahsız yaşamasından, evlenmesiyle boşanmasından, çocukların büyükler tarafından iğfal edilmesinden, kadın ve erkeğin bedenini satarak geçinmesinden geçtim. Zira şimdi kızını satan, evini genel evine çeviren aileleri, yeğeniyle yakalanan amcaları okuyoruz basında. Ensest ilişkinin her türlüsünü görüyoruz videolarda. Karşıt cinslerle ilişkiden bıkıp usandıktan sonra macera aramak için hemcinslerine yönelen Lut Kavminin ortamından farklı değil günümüz. Üzerimize taş yağsa yeridir. Lut'un Kavmi bu iffetsizlik ve şirretliği alenen meydanlarda yaparken  kimse bir şey söyleyemez noktaya gelmiş, en cesaretlisi, "Keşke bu işi az ötede yapsalar" diyebilmiş sadece.

Gün, Lut'un Kavminin günüdür. Şimdi de şehvet ve cinselliğin her türlüsünün yapıldığı günümüzde uçkurunu tatmin edemeyenler bir maceraya atılarak ensest ilişkilere yönelmiştir. Biz ise devletiyle-milletiyle sadece seyrediyoruz, "Bu işi az ötede yapın" bile diyemiyoruz. Önüne gelen "Hayat benim hayatım, kim ne karışır" diyor. Kazara bir şey söylesen basın ordusuyla çıkıyor karşına.

Böyle bir ortamda yaşıyoruz eğer buna yaşama denirse. Günümüz insanını daha kötü günler bekliyor, zira gidişatımız hiç hayra alamet değil. Beynin uçkura bağlandığı günümüzde daha da beterini göreceğiz bu gidişle. Kendimizi, ailemizi bu çirkef bataklığının içinden ne kadar uzak tutarsak halimize şükredelim. Namus ve aile kavramımız, değer yargılarımız sözüm ona bazı sanatçılar eliyle yok ediliyor. İşin garibi her türlü iffetsizliği yapan bu tipler yine sanatlarına devam ediyor, televizyonlara çıkıp programlar yapabiliyor, kasetleri satılıyor ve biz o tipleri izliyor, seyrediyor, kasetlerini alıyoruz. Bana göre bu ne demektir biliyor musunuz? "Aferin sana, ben yapamıyorum bu işleri, sen yap bari. Sana desteğimi ancak böyle sürdürebilirim, başka da bir şey yapamıyorum, kusuruma bakma" demektir.

Boş verelim bu olup bitenleri. Biz yolumuza devam edelim. Arada bir Lut'un kavmine kızmayı ihmal etmeyelim bari!.. 23.08.2017

*05/07/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Önceliğimiz Zam mı yoksa İtibar mı?

Memur zammı ile yatıp kalkanlar, verilen zammı yeterli görmeyenler, hükümetle zam pazarlığına oturan yetkili konfederasyonu yerden yere vuranlar,  memuru sattı diyenler, büyüyen ekonomiden paylarına düşeni isteyenler! Yüksek zam verilseydi iyi olurdu. Amenna! Bunu sizin gibi ben de isterdim. Ama olmadı, olması da mümkün değildi zaten. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olmasına rağmen bu kadar vaveyla koparmak da neyin nesi? Kaç kişi ümit ederdi hükümetin yüksek zam vereceğini? Anladığım umut eden çok olmalı ki şimdi karabasanlar bastı bizi.

Hani hükümet değişse de bir umut beklenti içerisine girilse diyeceğim. 2002’den beri aynı hükümet, aynı politika devam ediyor. Bu hükümet ne zaman çalışanına verdi de şimdi verecek? Bu durumdaki hükümetin karşısında imza yetkili olarak Memur Sen değil, diğer hangi konfederasyon olursa olsun hükümetin bu ekonomi politikasıyla zaten fazla zam alması mümkün değildir. Sorumluluk sahibi kişilere halihazırda sorumluluk taşımayanların acımasızca eleştiri getirmeleri bekara avrat boşamak gibi bir şeydir. Hal bu iken ileri-geri konuşmanın kime ne yararı var? Birbirimizi yıpratmaktan başka...

Kamu çalışanı için evet artış güzel bir şeydir. Zira parasız olmaz. Para bir şey ise itibar çok şeydir. Hükümet niye vermez? Zam politikası bu olduğu için olabilir, ya da değer vermediği için olabilir. Zam politikasını yanlış  bulsam da anlamaya çalışırım. Ama eğer değer vermediği için vermiyorsa hepimiz oturup bu konuyu irdelememiz lazım. İçinizden biri olarak memurun itibarı konusunda devletin, vatandaşın bakış açısını yansıtmaya çalışacağım. Bir defa sayımız o kadar çok ki, herkes bize zam yapmayı düşünürken kılı kırk yarıyor. Hepimizin yaptığı devletin hizmet sektöründe çalışmak. Kamuoyunun bakışı, memur bir şey üretmiyor, mevcut aldığı bile fazla anlayışı hakim. Kimse bizim iş yaptığımıza inanmıyor. Herkes bizi yan gelip yatan, devletin sırtında bir kambur olarak görüyor. Bu demektir ki memurun itibar sorunu var. Bence paradan önce bunu düşünmemiz lazım. Devlet ve vatandaşın gözünde oluşan bu algıyı değiştirmediğimiz müddetçe bize sahip çıkan da olmaz, destek veren de. Bu algı, yerinde veya değil iddiasında değilim. Ama değer ve itibarımız başkasının bizi gördüğü kadardır.

Hal bu iken hak mücadelesinde parayı ön plana almak doğruca bir yaklaşım değildir. Mücadelemiz para olsa bile mücadele şeklimiz doğru değildir. Bu hükümet geldiği zaman hükümetin doktorlarla ilgili tasarruflarında hekimler belirli periyotlarla iş bırakma, işi yavaşlatma, basın açıklaması yapma, yürüyüş, protesto gibi eylemler yaptılar. Doktorların mücadelesi de para ve çalışma şartları iken parayı hiç ön planda tutmadılar. Sonunda hükümetin dediği oldu, doktorlara ‘Tam Gün yasası’ geldi, çalışma şekilleri değişti, özel polikliniklerini kapattılar. Doktorlar daha önce kazandıklarından daha az kazanmalarına rağmen itibarları geri geldi. Bizler zamdan önce memurun itibarı nasıl gelir, bunun için ne şekil mücadele edilir hesabı yapmalıyız diye düşünüyorum.

Hiçbir şey yapamıyorsak bile en azından adımıza iş yapan STK’ları yerden yere vurmayalım, onları anlamaya çalışalım, kendimizi bir an için onların yerine koyalım, biz olsak ne yapardık diye. Üç kuruşluk zam için bağlı bulunduğumuz sendikaları da acımasız ve orantısız eleştirerek zaten olmayan itibarlarını iyice sıfırlamayalım. Zira bizim itibarımız kadar sendikalarımızın da itibarı vardır. Yine yukarıda dedim sayımız çok diye. Evet sayımız çok. Alternatifimiz de çok. Biz bu işi yapmazsak elimi sallasam ellisi misali piyasada milyonlarca alternatifimiz var. Alternatifi olanın da itibarı olmaz bir defa. Bence mesele derin. Önce zammı almak isteriz yoksa itibarımızı kazanmayı mı? Karar sizin 23/08/2017