21 Ağustos 2017 Pazartesi

Vazifesi Sanki!

Bugün TEOG ikinci nakil başvurusunda bulunmak üzere bir tanıdığım evime geldi, tercihte yardımcı olmam için. Bir üst Anadolu İHL'ye gitmek istiyordu. Güvenlik numarasını kaybettiği için çocuğu yeniden alması için okuluna gönderdim. İlk gittiğinde okulunda sorumlu bir idareci bulamadığı için bekleyip bekleyip geri geldi. İkinci gidişinde nihayet tercihte kullanılacak güvenlik numarasını alabilmiş. Okuldan çıkarken sene içerisinde dersine giren bir öğretmen lafa tutmuş kendisini.

Konya'da orta seviyede bir Anadolu İHL'yi kazanan öğrencisini sanayinin içerisinde bir meslek lisesine gitmesi için epey bir dil dökmüş: "Dediğim meslek lisesine gidersen okul para veriyor, servis, yemek bedava, yatacak yeri var. Bir meslek öğreniyorsun, iş garantili. Okulu bitirir bitirmez patronlar hemen iş veriyor, yarın çok zengin olursun, paran çok olunca bizi falan beğenmezsin, babana söyle orayı tercih edin. Bu öneriyi sadece sana değil, tüm gördüğüm arkadaşlarına söylüyorum" diyor.

Çocuk geldi bana bunu anlattı. Sordum kendisine, o öğretmeninin branşı ne diye. Meslek dersleri, Siyer dersimize girdi, dedi. Bu adam okulda idareci mi, dedim. Hayır dedi. Pekiyi bu adam sene içerisinde size ders işledi mi dedim. "Kağıt dağıtır, bulmaca çözerdik. Mescide götürür, biz güreşir, o bizi seyrederdi, dedi. Dedim içimden öğretmenliğimin 25.yılını bitirdim, tecrübeliyim, her şeyi öğrendim. Ama görüyorum ki bu meslektaşımdan öğreneceğim çok şey var. Keşke beraber çalışsaydım onunla. Ondan gördükçe üzüm üzüme baka baka kararır misali ben de, peygamber zamanında mescitte güreş tutulur der, öğrencilerimi güreştirirdim devamlı mescitte. Hem çene patlatıp yorulmaz, onları seyrederken seyir zevkim gelişirdi. Demek ki bahtım açık değilmiş böyle ufku geniş birisiyle aynı ortamda çalışmak.

Tüm liseler bizimdir, hiçbir liseyi diğerinden ayırmam. Kendi çocuklarım dahil bana görüşümü soran herkese okul tiplerinin avantaj ve dezavantajlarını söyleyerek rehberlik yapmaya çalıştım, dilimin döndüğü kadarıyla hâlâ anlatmaya çalışıyorum. Tercih ve kararı veli ve öğrenciye bırakırım.

Yanında velisi olmayan ve kendisine kanaati sorulmamış bu adam kim? Bu vazifeyi, bu yetkiyi nereden buluyor? Daha ortaokulu yeni bitirmiş, rüştünü ispatlamamış bir çocuğun kafasını nasıl karıştırır böyle? Bu adam bildiğim kadarıyla tercihlerde falan görevli değil. Haydi okulunu ziyarete geldi diyelim. Ne karışır bu işlere? Haydi karıştı diyelim. Zaten İHL'yi tercih edip kazanmış bir çocuğa başka bir okul türünü tavsiye etmesine ne demeli? Vazifesi sanki. Bunu yapan adam bir ilahiyatçı. Üstelik şehrin en gözde İHO okulunda çalışıyor. İHO'yu okuduktan sonra okuduğu okulun devamı olan bir liseyi kazanan çocuğu ayartma yetkisini nereden alıyor? Ya da kim veriyor ona bu yetkiyi. Üstelik tek öğrenciye değil, tüm gelenlere böyle tavsiye ediyormuş. Hani çocuk çok düşük puan alır, herhangi bir yeri kazanamaz veya açık liseye gitmek ister de en azından bir meslek sahibi olsun diye öneride bulunsa gam yemeyeceğim. Ki bu ülkenin zenaat öğrenecek nesle ihtiyacı vardır. Bir ülkenin geleceğidir buralar. Vasıflı elemanın yetişeceği yerlerdir. Türkiye'nin kanayan bir yarasıdır bu konu. Ama şimdi konum ve derdim bu değil.

Anladım ki bu okulların en büyük düşmanı içlerindeki bazı ilahiyatçılar. Hiç dışarıda düşman aramaya falan gerek yok. Bu okulların başka düşmana da ihtiyacı yok, böyleleri yeter de artar bile. Umarım her okulumuzda yoktur böyleleri.

Dersinde öğrencilerine dersi bırakıp güreş öğreten, sosyal mı sosyal, bir o kadar da öğrencilerine meccanen rehberlik yapan bu öğretmenimize sahip olmak isteyen yöneticilerimiz varsa çok üzülmeyin. Öğretmenimizin hizmet puanı yaşına göre çok yüksekmiş. Sizin yapacağınız böyle bir değere iltifat edip okulunuza nakil istetmek. Zira marifet iltifata tabidir. İyi değerlendirirseniz okulunuzdan güreş takımı bile çıkarır, rehber öğretmeniniz yoksa çocuklara rehberlik de yapar. Yeter ki siz çalıştırmasını bilin. Zira at sahibine göre kişner...Alın tepe tepe kullanın... Üstelik dini duyarlılığı da yüksek. Öğrenciyi dövmek istediği zaman çocuğa ellerini yanaklarına koymasını söyler, elinin üzerine vururmuş. Niçin böyle yaptırıyorsunuz diyen öğrencilerine "Yüze vurmak haram da ondan" diyormuş. 21.08.2017

Evdeki çamaşır makinesi ne işe yarar?

Yan taraftaki fiş kuru temizleme bedeli. 1 pardesü, 1 kaban ve 2 ceket. Hediyesi 97 TL. Nakit verirsen 90 lira. İçinizden para mı bu, sudan ucuz diyebilirsiniz. Ucuz mu, pahalı mı? Anlayışınız ve bakış açınıza göre değişir.

Eskiden beri var olan kuru temizlemecilik günümüzde daha öne çıkan bir sektör haline geldi. Çünkü giyim adına beğenip aldığımız ne varsa hemen hemen hepsi kuru temizlemelik. Ceket, palto, pantolon ne varsa hepsi kirlendikten sonra kuru temizlemeciye gidiyor. Son yıllarda giyim üzerine ne alırsan "Makinede yıkanmaz, kuru temizlemeye götürün" uyarısı var. Evde yıkanmak üzere kala kala iç çamaşırı, çorap, kazak ve fanila kalıyor. Biz her şeyi kuru temizlemeye götüreceğiz de evlerde beyaz eşya olarak çamaşır makinelerini niçin kalabalık ederiz? Kalkmaz, inmez, ağır mı ağır makinelerin ne işi var evlerde? Niye o kadar para bağladık o zaman? Niçin 5 kg olan çamaşır yıkama kapasitesini artırarak 8 kiloya çıkardık?

Ben giyim üzerine çalışsam, mağazamın yanına bir kuru temizleme  açar, ürettiğim elbiseyi tek şartla bedava verir, kuru temizlemeye bana getireceksiniz derim. Paraya da para demem.

Akıl havsalam almıyor bu gidişata. Dünyanın parasını vererek elbise alıyorsun. İş elbise almakla kalmıyor, kirlenince yine masraf. Aldığın elbise, sonra her temizleme bedelini düşündüğün zaman üzerimizdeki elbiseler kaça mâl oluyor? Yemeğimizi dışarıdan yiyor, elbisemizi dışarıya yıkatıyoruz, o zaman bu evleri niçin kullanıyoruz? Giderekten evleri sadece otel olarak kullanacağız. Aslında eskisi gibi alacaksın eline tokurcağı. Yıkayacaksın elinde. Hem ucuz, hem maliyetsiz, hem de vücudu çalıştırmış oluruz. Ama millet tefe koyar kişiyi bu asırda. Hanım evi terk eder, bu adam çağdışı kalmış diye.

Aldığımız nefesin bedava olmasına şükredelim en iyisi biz. Bunun dışında her şey para. Yaşarsan... 21.08.2017

Evlilikte bir nebze huzur arayanlara...

Bunun için bir arayış içerisine girmenize, Amerikan kıtasını yeniden keşfe gerek yok. Tek yapacağınız şey, eşinizin istediklerini almak, onun dediklerini yapmak. İster pahalı, ister ucuz, ister gerekli, ister gereksiz, ister imkânın olsun veya olmasın, ister gönüllü, ister gönülsüz ne istiyorsa alacaksınız. Başka da kurtuluşunuz yok zaten. Huzur ve mutluluğunuzun tek kaynağı budur. Hatta eşinizin almak istediklerini önceden kestirip eşiniz demeden gider alır gelir veya eşinize teklif ederseniz bu, aliyyül âlâ olur. Eve huzur ve mutluluk gelmekle beraber eşinize göre siz çok düşünceli, çok anlayışlı, kadının ruhundan anlayan, ince düşünceli biri olur çıkarsınız.

Olması gereken de bu zaten. Yoksa hayatınız zindan olur, akşam eve gelip içeceğiniz bir bardak çay burnunuzdan gelir. Değer mi üç-beş kuruş gidecek para için aile saadetinizi bozmaya. Zaten biz onların mutluluğu için yaşıyoruz, yaşamak zorundayız. Başka da ne amacımız olabilir ki? Senin imkânın varmış, yokmuş, eve gerekli veya değil önemli değil bu. Ev-araba mi istiyor? Alacaksın. Halı, perde demode mi oldu? Değiştireceksin. İmkanın yoksa yaratacaksın, gerekirse borçlanacaksın, hatta kredi çekmeyi bile düşün. Sen "Ben bu borcu nasıl öderim" diye kara kara düşünürken onun istediğine ulaşması sonucu gözlerinin içinin gülüvermesi yeter.

Yok, ben ayağımı yorganıma göre uzatırım, boyumdan büyük işlere kalkışmam, iki ayağımı bir pabuca girdirmem, her şey zamanla" der, "Ben başka erkekler gibi eşimin isteklerine boyun eğmem" diyerek burnunun dikine gidersen kırarsın, dökersin, ufalarsın. Evde ne huzur kalır, ne de mutluluk. Üstüne üstlük anlayışsız biri olur çıkarsın. Sonra sen eşinin isteklerini yerine getirmeyeceksin de ne diye evlendin o zaman? Çocuk oyuncağı mı evlilik? Burası gönül eğlendirme yeri değil. Ayakların yere bassın artık. Sen hangi çağ, hangi devirde yaşıyorsun böyle? Ne demiş atalarımız: "Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy" diye. O hesap! Eşin sana uymuyorsa sen eşine uy. Üç günlük dünyada ağzının tadını kaçırma. Daha bunlar senin iyi günlerin. Keşke sadece her isteneni almakla kalsaydın, daha ne isterdin?

Yine huzur ve mutluluğun için eşin için önemli olan günleri de unutma. Belirli gün ve haftalardan bahsetmiyorum sana. Eşinle ilk tanıştığın günü, ilk istemeye gittiğin günü, yüzük taktığın günü, nişan, nikah ve düğün gününü, onun doğum gününü, anne ve babasının doğum gününü, sevgililer gününü, anneler gününü, kadınlar gününü, emekçi gününü, çocuklarının doğum gününü... evliliğinin yıldönümlerini hiç mi hiç unutma. Bugünleri küçümseme, sakın atlama, kesenin ağzını aç. Hediyelerin en güzelini al, gezilecek ve görülecek yerlerin en güzel yerlerine götür.

Yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra görevimi yaptım diye kenara çekilme. Bir köle ne için yaşar? Efendisini memnun etmek için. Sen de bu kadının işi falan deme. Mutfak-çamaşır vs işlerde hep ona yardım et. İşin birini bitirince diğer işi yap, pervane gibi dön etrafında. Yetti artık deme. O senin anne ve babana, akrabalarına iyi davranmasa da sen saygıda hiç kusur etme. Onları en güzel şekilde ağırla.

Tüm bu yaptıklarının karşılığında elinden ve ailesinden pek bir şey bekleme. Eğer hepsini yapmışsan evde oturacağın  bir yer olur, daha fazlasını da bekleme. Zira senin onca yaptığın denizdeki bir katre misalidir. Madem hamama girdin, terleyeceksin artık. Burası, bu müessese ağlama, sızlanma yeri değildir; evlilik müessesesidir. İstersen yapacaksın, hatta seve seve. Yoksa sen bilirsin... 21.08.2017