22 Haziran 2017 Perşembe

Taziyeleri Ömre Yaymaya Başladık

Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır ölen bildiği birinin cenazesine katılmak, başsağlığı dilemek, acısını paylaşmak. Toplumumuzda çok yaygın bir gelenektir ve çok da güzel yapılmaktadır. Hatta cenazeyi elden ele taşımak yine bize has hasletlerdendir. Cenazeden sonra taziye evine yemek götürmek ve birlikte yemek yemek hala devam eden adetlerimizdendir.

Günlük hayatta dargın olanlar bile ölüm hak olunca tüm kırgınlıklar bir tarafa bırakılır, cenazenin tekfin, teçhiz ve tedfin işi ile uğraşılır. Birçok yerde mezarlar ücretsiz bir şekilde bazı kişiler tarafından kazılır. Asla faydalanma yoluna gidilmez. Cenaze evi gece boyunca beklenir, uykusuz kalınır, günlerce acılarına ortak olmak amacıyla gidilip gelinir. Çocuğunu evlendiren, mahallesinde cenaze olmuşsa düğünü daha bir sade yapar.

Adına taziye dediğimiz başsağlığı bildiğim kadarıyla o muhitte bulunanlar için üç gündür. Uzaktan gelebilecek olanlar içinse bir haftadır. Bundan sonra cenaze yakınları da dahil herkes, bıraktıkları yerden yeniden işine ve gücüne yönelir. Çünkü ölenle ölünmez ve her birimizin başına er veya geç gelecektir.

Güneydoğunun bazı illerinde ise taziye neredeyse kırk gün sürer. Ölen ölür gider ama ardında kalan yakınları kırk gün boyunca evinin alt katını açarak müşteri bekler gibi taziye odasını açık tutar. Ne bir yere gidebilir ne işine başlar ne tıraş olur ne güler ne de eğlenir. Yani ölmekten beter olurlar. Son zamanlarda taziyenin bu kadar uzun tutulmasına, öyle zannediyorum, Güneydoğunun bazı ileri gelenleri eleştiri getirip sınırlandırma yoluna gitti. Ki olması gereken de bu.

Bazı bölgelerimize has olarak 'iskatı salat' adı verilen ölenin altını-üstünü görmek, kırkıncı veya ellinci günü yemek vermek, mevlit okutmak dinimizce bidat olmasına rağmen adet olarak devam etmektedir. İşin garibi bunu yapanlar, bu işleri dini bir vecibe olarak yaptıklarını ve ölene karşı vazifelerini yaptıklarını sanıyorlar. Bunlara alıştık alışmaya. Çünkü adetleri kaldırmak mümkün olmuyor bir türlü.

Son yıllarda, ölünün seneyi devriyesinde yakınları, ölen yakını için evlerinde yemek verme yoluna gidiyor, daha önce dağıttıkları hatimin duasını yapmaya koyuluyor. Sosyal medyayı kullanmayı iyi bilenler de aile fertlerinden ölen kimselerin fotoğraflarını her seneyi devriyesi geldiği zaman sosyal medyadan "Annemin vefatının beşinci seneyi devriyesi, babamın ölümünün on beşinci yılı...unutamadık" şeklinde paylaşma yoluna gitmeye başladı. Bu paylaşımları gören takipçileri, "Başınız sağ olsun..." diyerek taziyelerini yenilemeye başlıyor. Yani bu demektir ki biz taziyeleri üç değil, yedi değil, kırk değil, yıllara yaymaya başladık. Gerçekten ne oluyoruz? Ne yapmak istiyoruz? Yıllar geçtikten sonra sevdiğimiz bir yakınımızı beğeni, yorum ve teselli almak amacıyla bu şekilde anma ve hatırlama yoluna gitmek doğru mu? (Anne veya babasını küçük yaşta kaybedenlere eh diyelim. Onlar paylaşımlarında samimi olabilirler. Çünkü onlar annesizlik ve babasızlık özlemini hayatlarının her safhasında yaşayarak çekmiş ve çekmektedirler.)

Sanırım, üzüntümüzden ne yaptığımızı bilmiyoruz? Her şeyin cılkını çıkardığımız gibi maalesef taziyenin de cılkını çıkardık. Taziyeyi ömre yaydık. Yeter ki ölmeye görsün bir insan.  22/06/2017

Hak eden ve hak etmeyenlerle birlikte giriyoruz bayrama *

Uzun ramazan günleri demeyip onun rızası için aç, susuz kalmaya gönül verenlerin ve ona teslim olanların mutluluğuna ramak kaldı. Çünkü bayramın arifesindeyiz. Onun emrine "İşittim, itaat ettim" diyerek nefsini dizginleyenlerin bayramı olacak bu bayram.

Hak ettiler böyle bir bayramı. Ne mutlu ki onlara! Çünkü "Bugünler uzun günler, işimiz ve gücümüz var, işimiz zor" demediler, nefsin emrine girmeyip sadece ona yöneldiler ve sonunda hak ettiler bu mutluluğu tatmayı. Onlarca etrafında oruç tutmayan varken "Onlardan biri de ben olayım" demeden sabırla ona yöneldiler ve "Beni sana kul olanlardan göreceksin, ben bu imtihanı kazanacağım" diyerek ağızlarına, şehvetlerine ket vurdular, azmettiler ve sonunda başardılar. Sayılı günler çabuk geçti. Üstelik içerisinde bin aydan daha hayırlı geceyi de ihya ederek emsallerine en az bin ay fark attılar. Fıtır sadakası ve zekatlarıyla fakiri görüp gözettiler, hem namazlarını kılıp hem de Kur'an’larını okudular, nefislerini terbiye ettiler ve depolarını manen doldurdular. Doğrusu hak ettiler güzel bir bayramı! Güzel bir ziyafeti! 

Onlar ramazan orucunu tutmanın ve dinini daha coşkulu yaşamanın sevincini yaşarken şimdi üzülme sırası gözü namazda, niyazda ve oruçta  olmayanlarda.  Bir ayı yiyerek oruç tutmaya yönelmeyenlerin üzüntüsünü Allah kimseye vermesin. İçin için üzülürler. "Keşke biz de tutsaydık, bak sayılı günler gelip geçti diyecekler. "Ama heyhat! İş işten geçti. Hak etmedikleri bir bayramı içimizde kutlar görünecekler ama mutluluk görüntülerinin arkasında hep bir mahzunluk olacak. İçten içe kahrolacaklar. "Biz ne yaptık, niçin nefsimize hakim olamadık" diyecekler. Ama son pişmanlık fayda vermeyecek. İçlerinde bir kırıntı varsa mutlaka üzülecekler, ki üzülmelidirler de. Çünkü hiçbir mazeretleri yokken sınavı verip kazanma yoluna gitmediler ve ikmale kaldılar. Şayet üzüntülerinde samimi iseler dua etsinler. Allah onları önümüzdeki ramazana çıkarsın ve oruçlarını tutsunlar. İşte o zaman pişmanlıklarında samimi oldukları ortaya çıkacaktır. 

Oruç tutamadığı için üzülmeyip şu ramazan bir çıksa da çarşı pazarda rahat rahat yiyelim, içelim üzüntüsünü yaşayanlar da sevinecekler bu bayramda.

Camileri cemaatle şenlendiği için cami görevlilerimiz görevlerini yapmanın mutluluğunu yaşayacaklar.

Hem çalışıp hem de hakkıyla oruç tutanların yanında ramazanı uykuya tutturanlar da sevinecekler, oruç bana hiç dokunmadı diye.

Ramazan boyunca başımızı ağrıtırcasına ensemizde davul çalanlar da sevinecekler. Çünkü onlar için hasat zamanı. Bugünün akşamında ya da bayram sabahında kapımıza dayanıp zilimize basacaklar, alabildikleriyle yetinip sevinecekler.

Belediyelerimiz, bir ramazan boyu teravih vakti teravihe alternatif olarak şehir meydanında geceyi şarkı, türkü vb musiki ile geçirip ‘İnsanları iyi eğlendirdik, camilerden uzat tuttuk’ diye sevinecekler. Alternatif etkinliğe gelen sanatçılar da görevlerini yapmanın şuuruyla ceplerini doldurup gidecekler.

Teravih vakti kelli felli hocaları ekranlarına çıkararak izleyenlerini camiye göndermeyen program sunucuları ve o programlara çıkan hocalar da sevinecekler, “İnsanlar camiyi değil bizi tercih ettiler” diye.

Arife günü veya bayram sabahı ölmüşlerini ziyaret etmek suretiyle mezarlıklar da şenlenecek.

Büyükleri bayramlamak suretiyle harçlıklarını kapan çocuklar zaten dört köşe olacaklar.

Ramazan dolayısıyla eli üç-beş kuruş para gören fakir, fukara da sevinecek, diğer ramazanı bekleyecek dört gözle.

Herkes oruç ve bayram telaşında Mersin’e doğru giderken olmayan adaleti geri getirmek için bayram-seyran demeden günlük yirmi km yol yürüyerek Nirvana’ya ulaşmaya çalışanlar azim ve gayretle bayramı, tersine yollarda geçirecekler. Onların sevinci hedeflerine varınca ortaya çıkacak. En çok sevineni ise başın cezasını çeken ayakları olacak. Onlarla beraber dağ-taş demeden dere-tepe yol geçerek onların güvenliğini sağlayan güvenlik kuvvetlerinin edeceği hayır dualar da onların sevap hanesine yazılacak. Birileri belki bayram yapamayacak ama basın ve medyayı arkasında sürükleyerek gündemin başköşesine oturmanın sevincini yaşayacaklar.

Gördüğünüz gibi bayramın gelmesine sevinen çok. Herkes şu ya da bu şekilde oruçtan ve bayramdan nasiplenmiş ve muradına ermiş bir şekilde girecek bayrama.

Hakkıyla oruç tutan ve bayramın hakkını veren, ramazanın manasına uygun bir şekilde bu ayı değerlendiren kişilerden olmak ümidiyle bayramınız mübarek olsun. Hep beraber nice bayramlara inşallah! 22/06/2017

* 24/06/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



Bayramlık ya da masrafsız arkadaşlıklar

Çeşit çeşit arkadaş türleri var. Bunlar saymakla bitmez. Niyetim tüm arkadaş tiplerini anlatmak değil. Tadına doyum olmayan iyi günde ve kötü günde her daim yanında olan iyi dilek ve temennilerini her zaman hissettiğin iyi ki böyle arkadaşlarım varmış dediğin kimselerin sayısı az da olsa vardır. Bunlar aynı zamanda dert ortağındır.

Telefon hafızan ne kadar kayıtlı numara ile dolu olsa da bunların çoğunu aramak gelmez içinden sıkıntılı anlarında. Çünkü bir isteğin olduğunda mazeret üretip hayır deme ihtimalleri yüksektir. Hele bazıları vardır ki telefon hafızamda niçin yer ediniyor dediğin kimseler vardır. Bu tipler bayramlık arkadaşlardır. Belirli gün ve gecelerde ekranına düşer. Telefon hafızanda kalabalık ettiği yetmediği gibi telefonunun geri kalan hafızasını doldurmak için başkasının hazırladığı mesajları gönderir sana. Ben bu tipleri dostlar alışverişte görsün türü arkadaşlar olarak görürüm. Dini sadece mevlit okutmaktan ibaret sanan kişiler gibi bunlar da dini günlerde mesaj göndermeyi iyi bir şey yaptım, arkadaşlık görevimi yerine getirdim sanıyorlar. Özenip iki satır yazıp gönderseler mesajlarına değer vereceğim ama onu dahi beceremiyorlar. Gönderdikleri ve layık olarak gördükleri sadece ruhsuz birer mesajdır.

Bu tipler ne düğününe gelir, ne hasta olduğun zaman arar, ne bıraktığın davetiyeyi aldım, katılamayacağım, hayırlı olsun der. Çünkü düğününe katılsa ufak da olsa bir hediye getirmesi gerekir. Uzaktan atıştır onunki. Masrafsız bir arkadaşlık. Ne geleyim ne de gel türünden kişilerdir. Ne benim sana, ne de senin bana verebileceğin bir şey vardır psikolojisini taşırlar. Ne zamana kadar? Ancak başları sıkışıncaya kadar seninle işi olmaz. Ne zaman ki bir işi olacaktır, artık çoluğu çocuğu büyümüştür, onları baş göz etmesi gerekiyor, bakar ki dostlar olmadan olmaz, işte o zaman damlar senin yanına.

Böylelerinin düğününe gitsen bir türlü, gitmesen bir türlü. Davetine icabet etmesen onun durumuna düşersin. Gitsen içinde ona söylenmesi gereken şeyler boğazında düğümlenir ama söylemezsin. Çünkü erdemli insanın özelliklerindendir gelmeyene gitmek.

Öyle zannediyorum sizin de vardır etrafınızda böyleleri. Allah iyi dostlar edinmeyi nasip etsin, sayılarını çoğaltsın... Bayramlık da olsa Allah onları da eksik etmesin, en azından ölmediklerini biliyoruz. Kim bilir, belki de onlar en iyisini yapıyordur? Vardır bir bildikleri... 21/06/2017