19 Haziran 2017 Pazartesi

Küresel ısınma dedikleri bu olsa gerek

Haziran ayında yaz mevsimini yaşamamız gerekirken kışı yaşıyoruz adeta. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Çoğu zaman doluya çeviriyor, çoğu yerde su baskınlarına sebebiyet veriyor, sebze ve meyveler zarar görüyor. Ekin-harman işleri olması gerekirken hasat işine girişilmedi. Çünkü havalar serin ve yağışlı geçiyor.

Yarım asrı devirdim haziran ayında böylesi bir iklim görmedim. İstemediğimiz ve görmediğimiz kadar kar gördük bu yıl. Hiç olmadığı kadar ısınma için doğal gaz parası verdik. Ramazan geldi, havalar serin gidiyor, gitsin. Çünkü orucu rahat tutarız, serinlik iyidir dedik. Ramazan bitti neredeyse. Havalar bugün ısınır, yarın ısınır derken kışı beklemeye başladık dense yeridir. Daha balkonlara çıkıp oturamadık soğuktan. Kışlıkları utanmasak yeniden çıkaracağız bu gidişle. 

Coğrafya dersine pek ilgi göstermezdim okurken. Bu dersim ne kadar vasat olsa da en azından iklim özellikleri nedir biliyorum. Liseden öğrendiklerimden aklımda kaldığı kadarıyla İç Anadolu'da, karasal iklimin özellikleri hakimdir. Yine de bakayım, bilgilerimi tazeleyeyim dedim. Karasal iklim, “Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı, yıllık yağış miktarı azdır. Yıllık ve günlük sıcaklık farkları yüksektir. Bitki örtüsü step ve bozkırdır.” şeklinde kendini gösterir bu bölgelerde. Anormal bir şekilde gün be gün yağan yağmur nisan yağmurları desem, değil. Çünkü nisan ve mayısı geride bıraktık. Kırkikindi yağmurları desem, mayıs ve haziran aylarında kırk gün sürer denmektedir. Evet, yağan yağmur olsa olsa kırkikindi yağmurları olur. Diğer adı konveksiyonel yağış. Sellere sebebiyet verir ve dolu şeklinde yağması bir diğer özelliklerindendir. Fakat aniden yağmaya başlayan bu yağmur uzun süre yağmaz denmektedir.

Aslında bu yıl gördüğümüz bu yağmur çeşidi aşağı yukarı kırkikindi yağmurlarının tüm özelliklerini bünyesinde barındırmaktadır. Yıllardır doğru dürüst kış görmediğimiz gibi nisan ve kırkikindi yağmurlarına da hasret kalmıştık. Bu sene kışa doyduğumuz gibi mayıs ve haziran aylarında kendini gösteren kırkikindi yağmurlarına da doyduk. Unuttuğumuz kışı da unuttuğumuz yaz yağmurlarını da bu vesileyle görmüş olduk. Keremine şükür! Mutlaka bir bildiği vardır. İnşallah çiftçilerimiz fazla zarar görmezler. Yağan yağmurlar doğal bir afete dönüşmez.

Bardaktan boşanırcasına günlerdir yağan yağmurları gözümün önüne getirince havalar anormalleşti iyice. Ülke olarak normal günümüz geçmiyor ki havalar normal olsun  diye içimden geçirmiştim. Bu vesileyle zayıf olan coğrafya bilgimi de tazelemiş oldum. Niyetim küresel ısınmaya değinmekti. Sanki küresel ısınma dedikleri mevsimleri yaşıyoruz. Rabbim, kötü günlerden geçtiğimiz bugünlerde bizi bir de altından kalkamayacağımız doğal afetlerle imtihan etmesin. Aniden bardaktan boşanırcasına yağan yağmurların sel baskınlarına sebebiyet verdiğini, ülkenin değişik yerlerinde depremlerin olduğunu gördükçe ister istemez kendi yapıp ettiklerimizden dolayı dünyanın doğallığını bozarak yaşanmaz hale getirdiğimizi ve dünyanın sonunun yaklaştığını düşünmedim değil.


Biz yaşadık yaşayacağımız kadar. Her gün yeni doğan sabileri iyi günler beklemiyor. Rabbim, bundan geri koymasın, altından kalkamayacağımız yük yüklemesin bizlere… 19/06/2017

Mevzuat değişikliğinde devlet niçin kamuoyunun gerisinde?

Basından okuduğumuza göre devlet, memurlarla ilgili kılık kıyafet Yönetmeliğinde değişiklik yapmak için düğmeye basmış. Buna göre memura sakal serbest olacakmış, kravat zorunlu olmaktan çıkarılıyormuş, memurlar kot pantolon giyecekmiş... 

Hayırlısı diyelim ama zaten bu sayılanları kaç yıldır memur serbest olarak kullanıyor. Çoğu kimse sakallı olarak kurumuna gidiyor, herkes istediğini giyiyor, kravatı zaten görmez olduk. Zannedersem bugün memurun fiili hale getirdiği giyim kuşamın mevzuata uydurulmasından ibaret olacak bu değişiklik.

Neden böyle oluyor bu işler? Niçin devlet kılık kıyafette değişiklik yapmada memurun ardından hareket ediyor? Halbuki yetkililer halkın, memurun, kamuoyunun isteklerini daha önce okuyarak onların önünü açma yoluna gitmeli değil miydi? Devletin kılık kıyafette serbest düşünebilmesi ve karar alabilmesi için illaki memurların eylem mi yapmaları gerekirdi? Yönetmelikte yasak olduğu halde kaç yıldır bu ülkenin memuru kot giydi, kravat takmadı, sakal koydu. Bu zamana kadar bu devleti yöneten yetkililer neredeydi? Devlet mevzuatta memurunun arkasından giderek insanlara, "Yapılmasını istediğiniz değişiklik için ilk önce direnmeniz gerekiyor, yoksa ben değişiklik yapmam, bunun yolu benim koyduğum mevcut kuralları çiğnemeden geçiyor, başka türlü avucunuzu yalarsınız. Ağlamayana meme verilmez..." mesajını veriyor. Yarın insanlar hak verilmez, hak alınır diyerek mevcut mevzuatları çiğnemeye başlarsa o zaman ne yapacağız? 

Devlet artık memurunun kılık ve kıyafetiyle uğraşmamalıdır. Çünkü kılık kıyafet yüzünden bu ülkenin insanı az mağdur olmadı. Önemli olan kişinin dış görünüşünden ziyade beyninin içi ve işinde göstereceği efor olmalıdır. Devlet bu kapıyı çoktan açmalıydı. Maalesef devlet yine vatandaşın gerisinde kaldı. Devlet kılık ve kıyafette yapacağı değişiklikle memuruna vereceği haktan dolayı kimse iyi oldu demeyecek, biz direndik sonunda kazandık diyecektir. Bu kılık ve kıyafet yönetmeliği yetkililere örnek olmalı, bundan sonra vatandaşın gerisinde değil, onların önünden gidecek, beklentilerine cevap verecek şekilde yerinde mevzuat değiştirme ve mevzuat çıkarma yoluna gitmelidir. Devletten beklenen de budur.  19/06/2017

MEB, 'Öğretmen Strateji Belgesi' hakkında bilgilendirme yapacakmış!

09 Haziran 2017 günü Resmi gazete'de yayımlanan Öğretmen Strateji Belgesi üzerine basında epey bir yorum yapıldı. Genelde eleştirel bir bakış açısı vardı bu değerlendirmelerde. Belgede geçen öğretmen yeterlilik sınavı ve performans değerlendirme ile ilgili yapılan yanlış değerlendirmeler üzerine Bakanlık 19/06/2017 günü yani Belgenin yayımlanmasından tam on gün sonra öğretmen ve idarecileri saat 10.00'da bilgilendirme yoluna gideceğini açıkladı.

Bakanlığın bilgilendirme yapması kadar doğal bir şey olamaz. Çünkü yanlış anlaşılan ve yanlış anlaşılmaya müsait, sağa ve sola çekilen yanlışlar varsa mutlaka yetkililer tarafından giderilmelidir. Kanaatimce Bakanlık açıklama yapma konusunda biraz geç kaldı gibi geldi bana. Yetkili ve yetkisiz herkesin Resmi Gazete'de yayımlanan Belge üzerine doğru ve yanlış yorum ve değerlendirmeler yapmasından sonra Bakanlık, yanlışların önüne geçmek için harekete geçti. Keşke Bakanlık hakkınca onca şeyler yazılıp çizilmeden önce personelini kendi içinde bir bilgilendirme yoluna gitseydi daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Çünkü Bakanlığın bu aşamadan sonra söyleyeceği her şey savunma sadedinde olacaktır. 

Biliyorsunuz bu ülkede her şey doğru minval üzerine tartışılmaz. Herkes kendine doğru yontarak ve algı oluşturarak konuşur. On gündür kamuoyunda özellikle öğretmenler arasında oluşturulan bu algıyı Bakanlık yapacağı açıklamayla ne kadarını giderebilecek onu da zaman gösterecek. Eğitim ve öğretimimizi düzgün bir şekilde yürütmesi, yeni kararlar alması, eksik olan yönlerin revize edilmesi için Bakanlığın sorun olarak gördüğü alanlarda mevzuat çıkarması ve neşter vurması kadar doğal bir şey olamaz. Zaten bu, onların görevidir. 

Bakanlık müfredatın değişmesinden tutun da eğitim ve öğretim alanının birçok alanında sahanın içindeki insanlardan görüş aldı ve bunu da çok iyi yaptı. Böylece yapmak istediği hakkında tarafları işin içerisine dahil ederek hem görüşlerine başvurdu, hem de onlara değerli olduğu hissini verdi. Nedense öğretmenleri ilgilendiren bu Belge konusunda bildiğim kadarıyla Bakanlık öğretmenlere "Ben şöyle bir şeyler düşünüyorum, siz bu konuda ne dersiniz" demedi. Dediyse de benim haberim yok. Keşke bu Öğretmen Strateji Belgesini de öğretmenlere bir sorsaydı daha iyi olurdu kanaatindeyim. Kamuoyunda oluşan algıya göre öğretmen bu Belge ile kendisine neşter vurulacağı, kendisinin görevini tam yapmadığı ve kendisinin tek başına sorun olarak görüldüğü hissini edinmiştir. Öncelikle bu psikolojiden öğretmenlerin kurtarılması gerekiyor. Eğer bu algıdan kurtarılmazsa öğretmen bu psikoloji ile verimli olamaz. Çünkü hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. Öğretmen, eğitim ve öğretimde sorun olduğunu, mutlaka neşter vurulması gerektiğini biliyor. Ama bu sorunun çözümünde kendisinin de görüşünün  alınması gerektiğini  ve eğitim alanındaki sorunlarda kendisinin tek başına sorumlu olmadığını düşünüyor. İç ve dış paydaşların hepsine sorumlulukları çerçevesinde bir misyon yüklenmezse bu Belge akim kalır kanaatindedir. Yine de Bakanlığın bu Belge ile ilgili yapacağı açıklamayı öğretmen dört gözle beklemektedir.

Günümüzde her şeyin şeffaf olduğu ve tarafların işin içerisine katıldığı göz önüne alındığında eğitim ve öğretim alanında özellikle öğretmenden verim alınması konusunda öğretmenlerin de sorunun çözümünde işin içine katılmalıdır. Bakanlık yapacağı yenilikleri kamuoyu ile paylaşmadan önce aşağıdan yukarıya kendi personelini öncelikli olarak bilgilendirmelidir. Yani öğretmen kendi ile ilgili yapılacak olan bir tasarrufu önce görsel ve yazılı medyadan duymamalıdır. Öğretmeni öncelikli olarak bilgilendirmek öğretmenin kendini değerli hissetmesini sağlayacaktır ve onun onurunu korumaya yönelik olacaktır. Unutmayalım ki doğrular anlaşılamadığı, anlatılamadığı ve taraflar ikna edilemediği müddetçe doğru olmazlar. Yani anlatamadığın doğru, doğru değildir. 19/06/2017