12 Haziran 2017 Pazartesi

Yusuf el Karadavi teröristmiş! *

Suudi Amerika, BAE, Bahreyn ve Mısır, Katar'da yaşayan 91 yaşındaki hem Mısır hem de Katar vatandaşı olan Yusuf el-Karadavi'yi terörist ilan etti. Dünya İslam Birliği adı verilen Rabıta da Karadavi'nin İslam Fıkıh Konseyi üyeliğini askıya alarak üyelikten çıkardı. ABD başkanının Suudi Amerika'yı ziyaretinden sonra başını Suudi Amerika'nın  çektiği bazı Arap ülkelerinin Katar'a yaptırımlar uygulamak amacıyla bir ve beraber hareket etmeleri Arap Birliği adına göz kamaştırdı gerçekten. Katar'ı hizaya getirmek için bir dizi ev ödevi de yayımlamayı ihmal etmediler. Bir hız ki ne hız, maşallah! Allah nazardan saklasın. Birliktelikleri düşman çatlatır cinsten. 

ABD başkanı TRUMP kendileriyle ne kadar gurur duysa yeridir. ABD'liler, TRUMP'un ABD başkanı seçilmesini kabul etmesinler. Ona dost olarak Arap ülkeleri yeter de artar bile. Kendi ülkesi kadir-kıymet bilmiyorsa TRUMP ne yapsın? Araplar efendilerine ne kadar teşekkür etseler azdır. Bir geldi yanlarına. Durdular karşılarında el pençe bir vaziyette. "Katar için emrin olur" dediler ve düğmeye bastılar. Terörist ilan ettikleri Karadavi, tüm Müslümanlar tarafından otorite kabul edilen bir kişi. Yani "Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı." Ufak atsalar da civcivler yese bari. Yesinler sizin terörist anlayışınızı! Bugüne kadar tek silahı kağıt ve kalem olan yaşlı bir zatı terörist ilan ederken insan utanır. İnsanlıktan nasibini almamış maskara kişiler bunlar. İnsanda biraz edep, haya, utanma olur. Zerre kadar onurları olsa gülünç duruma düştüklerini bilirler. Karadavi’ye küfredenler Müslüman olsalar bari. Bunlar Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya devam ediyorlar. İyiden iyiye cami duvarına işemeye başladılar. Bir araya gelip dünyanın en büyük terörist devleti olan İsrail’i bile terörist ilan edememiş bu aklı evvel, menfaatperestler güruhu, varlık sebebi bildikleri efendilerinin dümen suyundan anlaşılan kurtulamayacaklar. Çünkü varlık sebepleri onlar. Bereket, efendileri “Şimdilik ambargo uygulayın” demiş. “Savaş açın, haritada Katar diye bir devlet kalmasın” deseymiş hiç gözlerini kırpmadan Katar’ın üzerine yürüyüp bir kaşık suda boğacaklarmış.

Başı çeken kukla maalesef Mekke ve Medine’yi de yönetiyor. Yanındaki BAE ve Bahreyn ile birlikte ABD’yi finanse ediyorlar aynı zamanda.  

Ülkesinin meşru devlet başkanını darbe ile indiren SİSi de 90’lık ihtiyara terörist diyenlerden. Bunlar aynaya iyi bakmışlar gerçekten. İnsan aynada kendini görürmüş derler. Ülkelerini kaba kuvvetle yöneten şehir eşkiyaları olduklarını cümle alem biliyor, bunlar ise kafalarını kuma sokmuşlar, başkasına suç isnat etmeye çalışıyorlar. Kendi iradeleri olsa gam yemeyeceğim. Kanları beş para etmez ama maalesef kendilerine cetvelle ölçülerek verilen yerlerin dikta yöneticileri hepsi.

Son demlerini yaşıyorlar. Ecelleri geldi, cami duvarına işemeye devam ediyorlar. ‘Bu zalimlerin nasıl bir inkılap ile devrileceklerini -herkes- bilecektir. Üstelik çok da yakındır. Müslüman kardeşine karşı şiddetli, kafirlere karşı merhametli olan bu kuklaların rezilliğini dünya pek yakında görecektir. Onların bu durumu ardından gelecek zalimlere de darb-ı mesel olur. Öbür dünyada da bu dünyada bir ve beraber oldukları, hatırından çıkamadıkları efendileri ile beraber olur, Müslüman yüzüne hasret kalırlar inşallah. Tek temennim, sevdikleriyle beraber haşrolunmaları. Utancım, bizimle aynı dine inanıyor görünmeleri maalesef. 12/06/2017

* 15/06/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

11 Haziran 2017 Pazar

Anladım ki benden moda tasarımcısı olmazmış! *

Yaptığım mesleği seçmeseydim acaba ne olabilir, neyi yapabilirdim diye zaman zaman düşünmedim değil. Az bir çaba ile birçok mesleği yapabileceğime kendimi inandırdım çoğu zaman. Modacılık ve stilistlikte bunlardan biri. Elbiseyi daraltıyor, bolartıyor, her yıla ait bir renk seçiyorsun, ardından mankenlere giydirip podyumlarda iyi bir reklam yapıyorsun, sonra piyasaya sürüyorsun. Satış rekorları kırmamak elde değil. Paraya para demezsin artık. Bu yılın modasını piyasaya sürer sürmez önümüzdeki yılın modasının üzerinde çalışmaya başlarsın. Özellikle erkeklerin giyeceği modeller benden sorulur diye düşünmedim değil.

Erkeklere ait model tasarımlarının yanında kadınların giyecekleri üzerinde de çalışmam gerekir. Ne de olsa bir elmanın yarısı da onlar. Üstelik giyim ve kuşama en fazla önem verenler ve para harcayanlar da onlar. Fakat kadınların giydikleri üzerinde daha başlamadan sınıfta kalırdım diye düşünmeye başladım son zamanlarda. Çünkü elbiseyi daraltmak, bolartmak, eteği kısaltmak ve uzatmakla olmuyor bu işler gördüğüm kadarıyla. Kadınların giyeceği yeni sezon sürümler içerisinde aklıma her şey gelirdi de bugünkü kadın ve kızların giydiği yırtık pantolonlar ne şeytanın aklına gelirdi ne de benim. Hiç düşünemezdim doğrusu. Pantolonun değişik yerlerini yırtmak suretiyle piyasaya sürmek büyük risk gerçekten. Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Kim giyerdi ki yırtık pantolonları sonra? Üstelik yırtık olmayana göre daha pahalı. Ama iş benim düşündüğüm gibi değil. Mağazalar bu şekildeki yırtık pantolonları peynir ekmek gibi satıyor. Çarşıda gördüğün her on bayandan sekiz tanesinin üzerinde bu tür yırtık pantolonları görmek mümkün. Tasarlayan tasarlamış, diken dikmiş, mağazasına alan almış, satan satmış, alan  almış, giyen  giymiş, giydiren de giydirmiş. Herkes durumundan memnun gördüğüm kadarıyla. Ben çatlasam da patlasam da durum bu maalesef. Yırtık pantolonu tasarlayıp piyasaya sürenler bu işi iyi düşünmüş gerçekten. Ellerindeki defolu malları bile bu şekilde eritebilirler. Bu da milli ekonomiye bir katkı aynı zamanda.

Hayatın boyunca hiçbir insana giydiremeyeceğin anormal bir elbiseyi moda diyerek insanların üzerinde eritmek bu çağın modelistlerinin bulduğu en büyük icattır dense yeridir. Yeter ki adı moda olsun. Koşuyor bizim insanımız onu almak ve giymek için. İlk başta anormal görünse de bir süre sonra çok sayıda insanın giymesi normalleştiriyor bu şekildeki giyim tarzını. Bu şekilde ekmeğini taştan çıkartan, insanımızın aklını alan giyim tarzını ortaya çıkaranlara ancak şapka çıkarılır. Helal olsun adamlara! Giydiğini sorgulamayan bu tüketici insanımıza moda diye ne sürsen yeridir bundan sonra. Nasılsa insanımızda ‘Millet ne der, el âlem ne der, kamuoyu bu işe nasıl bakar, ben kalabalıkların içerisine nasıl çıkarım’ demedikten sonra adı moda olan her şey mubahtır artık toplumumuzda.

Moda sahasına girmiş olsaydım aç kalırdım. İyi ki girmemişim. Anladım ki çağın gerisinde kalmışım. Zira ben onların bir karış yukarıda olan akıllarının üzerine çıkamazdım. Siz siz olun eskiyen bir elbiseniz olmuşsa atmayın, kaldırın şimdilik gardırobunuza koyun. Bir gün gelir kendiliğinden yırtılan elbiseler moda olursa  hiç şaşırmayın. Hiç masraf etmeden dolabınızdan çıkarır, giyersiniz. Üstelik bedavadan modayı da takip etmiş olursunuz. Yok ben o zamana kadar bekleyemem, modayı takip edeceğim derseniz o zaman giye giye eskitemediğiniz pantolonunuzu rastgele yırtın ve moda diyerek giymeye başlayın. Böylece hiç masraf etmeden modayı takip etmiş olur, aynı zamanda giymekten usandığınız elbisenizi de değerlendirmiş olursunuz. Belki stilist olamadım ama size gösterdiğim bu kıyağımı da unutmayın olmaz mı? 11/06/2017

* 26/07/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


10 Haziran 2017 Cumartesi

Çocuğumuzun aldığı teşekkür-takdir bizi aldatmasın! *

2016-2017 öğretim yılı uzun bir maratondan sonra sona erdi. 17 milyon öğrenci uzun bir tatile çıktı. Kimimiz gezmek-dolaşmakla, kimimiz de kurs vb etkinliklerle tatilini değerlendirecek. Burada öğretim yılının son günü alınan karnelerle birlikte beraberinde alınan teşekkür ve takdir belgeleri üzerinde durmak istiyorum.

Okullardan ve basından edindiğimiz izlenime göre çocuklarımızın yarıdan fazlası takdir, bir kısmı teşekkür, çok az kişi de herhangi bir belge alamadı. Ortaokullarda zayıfı olan ve devamsızlığı yirmi günü geçen öğrenciler ise sene kaybetmeden şube öğretmenler kurulu kararı ile bir üst sınıfa geçebildiler. Liselerde ise bir elin parmağını geçmeyecek kadar bir öğrenci  sınıf tekrarına kaldı. Özellikle çocuklarının aldığı başarı belgesine sevinmeyen anne ve baba yoktur gibidir. Hatta birçok veli, başarısından dolayı çocuğunu -başta cep telefonu olmak üzere- ödüllendirme yoluna bile gitmiştir. Çocuğumuzun gösterdiği başarıya sevinelim, çocuğumuz da başarı karşısında kendisine alınan ödüle sevinsin. Burada değinmek istediğim husus, çocuğumuzun aldığı teşekkür ve takdirler ne derece çocuğumuzun başarısını gösteriyor? Çocuğumuzun aldığı puan ya da öğretmenin verdiği puan ne derece gerçek başarıyı göstermektedir. Eskiden bir sınıfta takdir alan öğrenci sayısı üçü-beşi geçmezken şimdi neredeyse sınıfın tamamına yakını takdir belgesi almaktadır. Bu demektir ki çocuğumuzun dönem sonu puan ortalaması 85,00-100 puan aralığındadır. Teşekkür alanların puan aralığı da 70,00-84,99 arasında demektir. Alınan takdir belgesini çocuğumuz bileğinin hakkıyla bir emek sarf ederek elde etmiş ve bunda öğretmenin fazla katkısı yoksa veli ve öğrencilerin sevinmesinde sınır yoktur. Haklarıdır, diledikleri kadar sevinsinler. Burada veli ve öğrenci elini başına koyup önce bir düşünmeli. Eğer öğretmen sınıf içi etkinlik veya performans puanlarını yazılı notlarından çok yüksek bir şekilde vermişse bu demektir ki çocuğumuzun aldığı başarı belgesinde bir sorun olabilir diye düşünmek gerekir. Abartılarak verilen yüksek puanlardan ne veli, ne öğrenci, ne okul yönetimi, ne de MEB şikayetçidir. Herkes durumundan memnun görünüyor. Bunu bilen öğretmen de döşüyor yüksek sözlü notlarını. Alan razı veren razı durumu yani. Kazara sözlü notunu tartarak veren öğretmen olursa da tüm paydaşların gözü onun üzerinde oluyor. Kimi bilgi edinmeye, kimi alo 147’ye, kimi okul yönetimine öğretmen hakkında dilekçe vererek şikayetçi olma yoluna gidiyor.

Sevindirmek güzeldir. Keşke kazın ayağı hep öyle gitse yine sorun olmaz. Her yıl yüksek puanlarla birlikte takdir belgesiyle dönemi kapatan ne  öğrenci ne de veli işin farkına varabiliyor. Hepimizin ayakları havada. Yere basmıyor bir türlü. Kimse önünü göremiyor. Çünkü başarıysa mesele zaten belge de bunu gösteriyor. O halde orta yerde bir sorun gözükmüyor. Ne zamana kadar devam eder bu durum? Çocuğumuzun hayat-memat meselesi dediğimiz sınavlara özellikle YGS, LYS sınavlarına kadar bu iş bu şekilde devam eder gider. Sınavda istenilen başarı gelmeyince “Çocuğumuza nazar değdi, çocuğumuz heyecanlandı, çocuğumuz sınava kendini veremedi…” demeye başlıyoruz.

O zaman ne yapmamız lazım? Veli ve öğrencinin önünü görebilmesi için öğretmenin ölçülebilir, objektif not vermesi gerekiyor. Öğretmen yapar bunu yapmaya. Yeter ki paydaşlar tarafından “TEOG’da, YGS ve LYS’de diploma notu önemli, özel okullar hep tam puan veriyor, böylece bizim çocuklarımızın hakkı yeniyor…” şeklinde öğretmene manevi bir baskı yapılmasın. Yoksa kendi kendimizi kandırmaya devam eder. İşin başında tedbirimizi alamayız. Bu durumda olan da bize ve çocuğumuza olur. 10/06/2017

* 12/06/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.