7 Haziran 2017 Çarşamba

Her yıl ramazan umresine gitmek

Allah'ın evi dediğimiz, kıble kabul ettiğimiz Kabe'yi ziyaret etmek, peygamberimizin yaşadığı hatıraları yaşamak, Müslümanlarca mukaddes kabul edilen mekanları görmek, manevi yönden gıdalanmak her Müslümanın gerçekleştirmek istediği hayalidir. Yeter ki fırsat bulabilsin insanımız, parasını ayarlayabilsin, işini-gücünü hale-yola koyabilsin. Şahsıma gitmek nasip olmadı, ama gidip gelenlerden dinlediğimize göre oranın atmosferi daha bir başka olduğunu duyuyoruz. Gidenin bir daha gitmek istediği sitayişiyle karşılaşıyoruz. başta ben olmak üzere Rabbim gitmeyenlere gitmeyi, görmeyenlere görmeyi, oradaki atmosferi yaşamayı nasip etsin. Çünkü önemli bir ibadet deruhte ediliyor orada.

Türkiye'de son yıllarda ardı arkasına her yıl ramazan umresine gitme furyası başladı. Baştan söyleyeyim umreye giden kimsenin kendi tercihi. Saygı duymaktan, Allah kabul etsin demekten başka diyeceğimizi olamaz. Üstelik para da kendisinden. Demek istediğim umreyi rutin hale getirmek ne derece doğru? Sevap kazanmak sadece umre ile mi sınırlı? Başka türlü ibadet yapılamaz mı? Bir defa gidip gelmek yeterli gelmiyor mu? Çünkü az para ile gidilmiyor buralara. Hem mal hem de beden ile yapılan bir ibadet ne de olsa. 

Acaba insanımız görmeye doyum olmaz deyip işi tadında bırakıp orada harcayacağı parayı başta kendi çevresi, yakın akrabaları olmak üzere ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılamada kullanılsa acaba yerinde bir tasarruf olamaz mı? Biliyorum dile getirdiğim konu su götürür, bu önerimden dolayı bir kısım insanımızdan eleştiri almak da var işin ucunda. Buna rağmen bu konuyu ele almak suretiyle sürekli umreye gitme yerine paranın Türkiye'de gerçek ihtiyaç sahiplerinin derdine derman olacak şekilde harcanması daha yerinde olur kanaatini dile getirmek istiyorum. Umreye gidenin paraya ihtiyacı olmayabilir. Ama orada harcanacak paranın birçok fakirin ihtiyacına merhem olacağına inanıyorum.

İslam dinini bize anlatan ve en iyi şekilde hayatında yaşayan ve yaşantısıyla bize örnek olan Hz Muhammed kaç defa umre ve hac yapmıştır? Bildiğim kadarıyla Peygamberimiz hayatında birer defa bu görevleri ifa etmiştir. Bu konuyu enine-boyuna değerlendirirken bu konuda Peygamberimizin tasarrufunu da göz önüne almamızda fayda vardır.

Allah kimseyi kimseye muhtaç etmesin, başkasına el-avuç açtırmasın. Fakiri-fukarayı, garip-gurabayı sevindirmeyi nasip etsin.  07/06/2017

6 Haziran 2017 Salı

Teravihe gitme geleneğimiz yok olmaya doğru gidiyor **

Ramazanın 12.teravihini eda etmek için mahalle camisine gittim. Hani şu imsakta üç dakika önce ezan okumaya başlayan, iftarda ise vaktin gelmesinden sonra ezan okumak için bir dakika bekleyen imamın camisine. Kare şeklindeki küçük camimizde 2 saflık bir cemaat vardı. Şaşırmadım değil. Çünkü geleneklerimizde farz olan beş vakit namaza gitmesek de sünnet olan teravih namazını kılmak için camilerimiz hınca hınç dolardı. Nedense camide normal cami cemaati vardı.

Geleneğimizdeki teravihe gitme alışkanlığı, yerini diğer günlerdeki cami mahzunluğuna bırakmıştı anlaşılan. Ramazan ayında şenlenen camilerimiz diğer aylardaki garip duruma düşmüştü. Sorun imamda mı acaba dedim. İmamın namaz kıldırışında bir sorun görünmüyordu. İki rekatta bir selam verdi teravihlerde. Her rekatın kıyamında alışa geldiğimiz namaz süreleri dışında Kur'an'dan birer ikişer ayet okudu. Her dört rekatta bir salavat getirildi hep birlikte. İmamın namaz kıldırışında görünürde bir sorun olmadığına göre cemaatin azalmasındaki sorun ne olabilir? Milletin namaza mı ilgisi azaldı? Yoksa her ramazan önümüze ısıtılıp ısıtılıp konan 'Teravih namazı diye bir namaz var mı/ yok mu tartışmaları hedefine mi ulaştı? Vatandaş, madem ki böyle bir namaz yok. O halde kılmama gerek yok, canıma minnet mi demektedir. Ya da benim bilmediğim imama karşı bir tepki mi var? Acaba başka camiler nasıl? Çoğu camiyi bilmiyorum ama daha önce gittiğim daha büyük bir camide de cemaatin toplamı dört safı geçmiyordu.

Sebebi nedir bilmiyorum. Ama teravih namazında cemaatin azalmasının nedeni araştırılmaya değer mutlaka. Bunun için iyi bir saha araştırılması yapılmasında fayda var. İlahiyat fakülteleri bu konuya eğilmeli. Bilimsel bir araştırma yapmalı. 06.06.2017

** 08/06/2017 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.

Bugünün anne ve babaları huzurevinden yer ayırtmayı ihmal etmeyin!

Günümüzde geleceğimizin teminatı olarak yetiştirdiğimiz nesle yaşına göre sorumluluk vermediğimiz ve onu sürekli koruyup kolladığımız müddetçe çocuklarımız adına da daha fazla çalışacağız demektir. Çünkü yaşına uygun olarak vermediğimiz sorumluluk onu sırtımızdan indirmeyecektir. Bu demektir ki hem kendimiz hem de çocuklarımızı mutlu etmek için iki kat çalışacağız demektir.

Bu çağın anne ve babalarının çocuk yetiştirmedeki en büyük sorunu kendi anne ve babalarının kendisine verdiği sorumluluğu kendi çocuklarından esirgemeleridir. Yani aşırı korumacılık hastalığıdır, onlara kıyamamaktır. Öncelikle biz anne ve babaların, "Geçmişte ben çok çektim, çocuğum çekmeyecek; ben çok özlem duydum, onlar özlem duymayacak; ben neyi göremediysem çocuğum onu görecek. Asla ezilmeyecek..." hastalığından kurtulması gerekiyor.

Çocuklarımıza vermediğimiz sorumluluktan dolayı onları mutlu edebilecek miyiz? Sanmıyorum. Hiç mutlu olmazlar/olamazlar. Çünkü  onları mutlu etmek amacıyla her istediklerini yapmak, her istediklerini almak onları doyumsuz isteklere gark edecektir. Emek sarf edilmeden elde edilen şeyler onları hazıra konmuş mirasyedi evlat yapar. Yapacakları basit işleri bile kendimize havale etmek onları hazır yiyici yetiştirecektir bir defa. 

Okumanın dışında hiç sorumluluk vermeden üniversite mezunu yaptığımız çocuğumuz hayatın yükünü çekmeye hazır olur mu acaba? Olamaz. Çünkü 24-25 yaşında ilk defa sorumluluk alacak olan çocuk yüzme bilmeden denize açılan kimseye benzer. Ya girer boğulur, ya da boğulma endişesiyle denize girmez. Halbuki hayat bir deryadır. Onun şartlarına göre insan manevra yapamazsa hayatın içinde kaybolur gider. Burada yok olup gidecek nesilden bahsetmiyorum. Onlar yine yaşamaya devam edecekler. Ama hiç kendileri olmadan. Yine anne ve babasından bekleyecek her şeyi. Anne ve baba ona hep verecek, o ise hiç onlara bir şey vermeyecek. 

Hayatın yükünü tam üstlenemeden ya sizin başınıza bir şey gelirse ne olacak? Çocuğunuz nasıl yaşayacak? Bu durumda hayata alışması zor olacak. Haydi sizin başınıza bir şey gelmedi. Pekiyi, çocuğunuzun size bir faydası olur mu? Hastalansanız, yatalak durumuna düşseniz, bakıma muhtaç olsanız size bakabilecek mi? Bakmaz, bakamaz. Bu durumda sizin gidebileceğiniz en iyi yer huzurevi olacaktır. Başkası da paklamaz. Siz de çocuğunuza yük olmak istemezsiniz zaten. Kendiniz tıpış tıpış huzurevinin kapısını çalarsınız. Çünkü uçan kuştan korudunuz onu. Kem gözlerden sakındınız onu. Hayatın içinde hiç yoğurulmayan size nasıl bakacak? Bu, tabiatın ruhuna aykırıdır. Eğer evlenir, çoluk-çocuğa karışır, evliliğini devam ettirebilirse kendine ve çocuklarına bakıp onları büyütebilirse büyük başarıdır.

Bu durumda siz en iyisi şimdiden huzurevinden kendiniz için bir yer ayırtsanız iyi olur. Çünkü bu gidişle huzurevine gidecek, orada kalacak kişilerin sayısı her geçen yıl artacaktır. Huzurevinde son günlerinizi yaşarken evladınız dışında sizi ziyaret edecek birkaç kişiyle vakit geçirirsiniz artık. Bu kadar huzur  size yeter de artar bile. Orada günlerinizi geçirirken size sorumluluk veren anne ve babanızı da hayırla yad etmeyi unutmayın olmaz mı? 06/06/2017