5 Haziran 2017 Pazartesi

Belediyeler asli vazifesini yapmalı!

Çocuklarımızı camiye çekmek amacıyla Türkiye çapında zaman zaman kampanyalar düzenlenmektedir. Her bir kampanyaya da ödül verilmekte. Bu sene bu kervana Selçuklu Belediyesi de katıldı. Kampanyanın adı: "Güle oynaya camiye gel...40 gün camiye gel, bisikletini al!"

Yan taraftaki afişte gördüğünüz gibi kampanyanın hangi tarihlerde olacağı, başvuruların nereye, hangi tarihte yapılacağı yazılı. 7 ve 17 yaş aralığını kapsayan kampanyada 40 gün boyunca sabah namazına gelen çocuğumuz Belediyemiz tarafından bisiklet ile ödüllendirilecek.

Görüntü güzel, kampanya güzel, hediye de güzel. Amaç çocuklarımızı camiye alıştırmak. Zira "Namaz müminin miracıdır." Kampanyada süre olarak 40 gün belirlenmiş. 40 rakamı da gereksiz yere seçilmemiş. Zira vücudun yapa yapa alışkanlık haline getirip sürekliliği amaçlamakta anladığım kadarıyla. Fıkra olarak anlatılır. Bektaşi'ye sormuşlar, "Niçin namaz kılmıyorsun" diye. Bektaşi de "Kılasım gelmiyor" demiş. "Sen 40 gün kıl, bir daha bırakamazsın, sürekli kılarsın" dediklerinde Bektaşi, "Siz kırk gün bırakın bakalım, bir daha başlayabilecek misiniz" demiş. Fıkra bu. Olmuş mu olmamış mı bilmem. Ama fıkranın içinde geçen 40 kavramı önemli burada.

Kampanyayı başlatanların iyi niyetinden şüphem yok. Niyetleri, gençleri daha çocuk yaşta iken camiye, cemaate alıştırma olsa gerek. Eğer kampanyanın bitiminde çocuklarımız yine camiye gelmeye devam ederlerse kampanya amaca hizmet etmiş olacaktır. Kampanyada niyet halis, inşallah sonucu da hayır olur diyelim.

İzin verirseniz iyi niyetle başlanacak olan bu kampanyayı eleştirmek istiyorum. Kampanya için konan ödül yüksek bir defa. Burada manevi değeri büyük sembolik hediye ve ödüller tercih edilebilirdi. Zira mevzu bahis olan namaz ve bisiklet. Bir menfaat ilişkisi söz konusu. Son zamanlarda yapılan yarışma vb etkinliklerde ödülün çıtası epey yükseltildi. Aynı amaca hizmet eden farklı STK'lar hatırı sayılır bir şekilde birbirleriyle yarışırcasına ödüllü kampanya ve yarışmalar düzenlemeye başladı. Hepsinin hitap ettiği alan ise öğrenciler. Yarışmayı gören öğrenci, "Ödülü ne" diye sormaya başladı. Hediyesi düşük olan yarışmalara pek itibar etmedi anlayacağınız. Öğrenci yarışmalara kendini yetiştirmekten ziyade ödülü kapmak için girer oldu. Ödülü düşük olan yarışmaları es geçer oldu. Burada bir menfaat ilişkisi ön plana çıkmaya başladı. Ödül yoksa ya da ödülün maddi değeri yüksek değilse pek itibar görmüyor. Belediyenin başlattığı kampanyada da ben böyle bir sıkıntı görmekteyim. Yarın çocuğumuza namazını kıl desek belki de çocuğumuz, "Karşılığında ne ödül var" diyecek. Çocuk yapacağı işte -tabir yerinde ise- bir rüşvet bekler duruma gelebilir.  Anlatmak istediğim ödülün çıtası yüksek olmamalı.

İkinci bir eleştirim, kampanyanın belediye tarafından organize ve finanse edilmesi. Bu işi -eğer illaki yapılması gerekiyorsa- belediyeler yapmaktan ziyade STK'lar yapmalı diye düşünüyorum. Belediyeler asıl vazifelerini yapmalı, belediyenin imkanlarını bu şekilde harcamamalı diye düşünüyorum. Belediyeler yapacağı etkinlik, düzenleyeceği kampanya ve yarışmalarla haber olacağına asıl vazifeleri olan şehir planlayıcılığı üzerine eğilseler daha iyi olur. Şehrin yeni yollara ihtiyacı var mı, alt yapımız tamamlandı mı, trafiğin akışı nasıl, şehrin su ve ulaşım durumu nedir, niçin yaptığımız asfalt uzun ömürlü olmuyor, neden sık sık kaldırım taşlarını değiştiriyoruz..gibi konulara kafa yormalıdır. Bize yaşanabilir sorunsuz bir şehir bırakmanın ve ölmez eserler vermenin yollarını aramalıdır.

Hani bir şemsiye tamircisi, yazdığı şiirleri "Nasıl olmuş, bir inceler misin" diye  ünlü şaire göndermiş, Şair şiirlere bakınca şemsiye ustasına şiirleriyle birlikte bir de not yazmış: "Efendim! Siz sadece şemsiye tamirciliği yapınız, başka bir işe karışmayın" demiş. O hesap belediyelerimiz de sadece kendi işleriyle uğraşsalar daha iyi olur kanaatindeyim. 05/06/2017

Konya'da orucun uğramadığı yer

Konya'da orucun, ramazanın uğramadığı yer desem hemen aklınıza otogar gelir. Hayır, derim. O zaman hastane dersiniz. Yine hayır, derim. O zaman neresidir burası? Sizi oruç oruç fazla uğraştırmayayım: Alaaddin Tepesi.

Baştan söyleyeyim, kimsenin oruç tutup tutmadığında değilim. Tutan kendisine tutar, tutmayan da kendine tutmaz. Kimseyi ayıplayacak değilim. Ne tutan benim sevabıma ortaktır, ne de tutmadığı için sevabını almayan kişinin ecri bana yazılıyor. O zaman derdin ne derseniz? Benimki bir merak daha doğrusu. Birkaç yıl öncesinde yanıma iki arkadaşı alıp yıllardır çıkmadığım Alaaddin Tepesine çıktım bir ramazan günü. Mevlana Türbesine batan tepeden çıktım, tepenin zirvesinde biraz oturdum, sonra İnce Minare tarafından indim, uzaklaştım. İstisnalar kaideyi bozmaz ama ne kadar kişi görmüşsem ya sigara içiyor, ya bir şeyler yiyor gördüm. Anlaşılan ramazan uğramamıştı bunlara ve buralara. Çarşını ortasında olmasına rağmen çoğu kimsenin uğrak yeri değil burası, etrafında döner, işini halleder, çeker gider. Tepe, ipini koparmış kimselerin daha rahat hareket edebileceği zula bir yer olmuş. Her bir tarafı lalelerle süslü tepe bu tiplere hizmet ediyor. Herhangi bir değişiklik var mı diye bugün o değilden İnce Minare tarafından yukarıya doğru bir çıktım, zirveye varmadan geri döndüm. Zira birkaç yıl öncesindeki gördüğüm manzaradan farklı bir durum yoktu. Yayılmış yine birileri. Kimi aşk-meşk peşinde, kimi vakit geçirmeye çalışıyor. O güzelim tepe bu tiplerin tekelinde.

İyiler veya bir memleketin dokusunu oluşturan, kültür ve geleneğini oluşturan insanlar nereyi terk etmişse tabiat boşluk kabul etmez misali boşluklar birileri tarafından doldurularak sahipleniliyor. Artık gerçek sahiplerine yabancılaşıyor buraları. Şehrin gerçek sahipleri buraları terk edince ipi kopuk insanların meskeni haline geliveriyor hemen. benim bu değerlendirmem sadece Alaaddin Tepesiyle sınırlı değil. Konya'nın merkezi sayılan Arapoğlu Makası, Şems civarı artık bir başkalarının elinde. Ne buralarda kalan var, ne de uğrayan. kazara işi olan varsa hızlı bir şekilde işini halledip uzaklaşıyor buralardan. Artık buralar her türlü kötülüğün yeri oldu denebilir. Konya'nın dokusunu değiştirecek kişiler cirit atıyor buralarda. Hem gece hem gündüz. Bizler kafamızı gömüp şehrin dışını mesken edindik. Şehrin dışında temiz hava bol gıda alıyoruz almasına. Ama Konya'nın can damarı denilen mevkiler kaybedilmiş. Kendimizi kurtardık diye şükrediyoruz.

Dışarıdan Konya'yı görmeye gelen birinin uğrak yeridir Alaaddin tepesi ve Şemsi Tebrizi Türbesi civarı. Şehrimize misafir olarak gelen kişiler bu kişilerle muhatap oluyor, memleketine döndüğü zaman Konya'yı anlatırken bu bölgelerde gördüğüyle anlatacak şehrimizi. Şehri dokusunu değiştiren bu görüntüler öyle zannediyorum hiçbirimizin hoşuna gitmez.

Çok değil, çoğumuzun  çıkıp çay içtiğimiz, çekirdek çitlediğimiz, manzarasını seyrettiğimiz ve hatıra olsun diye fotoğraf çektirdiğimiz Alaaddin tepesini başı boş insanlara terk etmememiz gerektiğini söylüyorum. Konya'nın hassasiyetlerine uygun davranan kişilerin toplu halde buralara çıkıp eski hatıralarını canlandırmasını istiyorum. Çıkalım ki bize yabancı olan kişiler bizim varlığımızdan rahatsız olsun. Ama tek başına çıkmayalım, çünkü tek kişiye zarar da verebilirler. Belediye, zabıtası vasıtasıyla, polis de asayişiyle buralarda sık sık kontroller yapmalı diye düşünüyorum. 05/06/2017

Yolda görünce bana selam vermeyen kişi

Adını bilmediğim biri bana sanal alemden arkadaşlık isteği göndermiş. Garip karşıladım doğrusu bu isteği. Sahte hesap mı diye test ettim. Değil, hakiki sanal arkadaşlığı. Ne var bunda? Sanal alemde doğaldır bu tür arkadaşlık diyebilirsiniz. Doğrudur, buna da bir şey diyemem. Fakat bana sanaldan arkadaşlık teklifi yapan kişiyi size biraz anlatınca bana hak vereceğinizi düşünüyorum.

Mahallemde bir okulda müdür yardımcılığı görevi yapıyordu bir zamanlar. Zira birkaç defa okulunda o kişiyi koltuğunda  otururken görmüştüm. Çok  ciddi bir görüntüsü ile gördüm hep. Dağları ben yarattım der gibiydi. Bana ciddiyet ve resmiyet dense Türkiye'de sadece onu gösterirdim.

Bildiğim kadarıyla aynı mahallede oturuyoruz onunla. Çünkü kaç defa otobüs durağında gördüm. Selam vermek için yüzüne baktım, yüz vermedi hiç. Ben otobüs durağında beklerken o geldi, selam verir mi diye yüzüne baktım, hiç pas vermedi. Resmiyet ve ciddiyet böyle bir şey olsa gerek.

Ben de çok hevesli değildim selam vermeye ve selam almaya. Ancak "Tanıdığınıza ve tanımadığınız selamı yayın" diyordu peygamberimiz. Üstelik tenha bir muhitte otobüs/dolmuş beklerken göz göze geldiğin birine selam vermek kadar doğal bir şey yoktu. Ama hiç selam veremedim. Çünkü ne zaman yüz yüze gelsek yüzünü kaçırdı hep. Adama kızsam da gıpta ediyordum gizli gizli. Yıllardır aradığım ciddiyet ve resmiyeti bana öğrettiği için. Ayrıca öyle her gördüğüne selam verecek veya herkesin selamını alacak olsa orta yerde ne ciddiyet kalırdı, ne de resmiyet. Sonra bir selam verse biz hemen şımarır, kırk yıllık tanıdık gibi olur, ulu orta isteklerimiz olurdu. Yüz verirse astarını da isterdik. Zira kendisi bir okulda müdür yardımcısı idi. Adam bu işi biliyordu nitekim. Keşke bu kişiyi yıllar önce idarecilik yaparken tanımış olsaydım daha iyi olurdu. Zira veli, istediği gibi odama dalamazdı. Geç kalmıştım onu tanımada. Prensip sahibi olmak her zaman iyidir. Ciddiyeti seven ve resmiyete hayran biriydi belli ki.

Karşılaştığım zaman bana yüz vermeyen bu kişiye olan hayranlığım maalesef bugün itibariyle sona erdi. Çünkü gerçek hayatta selamı-sabahı esirgeyen kişi bana arkadaşlık isteği göndermişti. Kendi kendine prensibini çiğnemişti. Onu idol kabul etmem kısa sürdü. Demek ki gerçek hayatta ciddi ve resmi olmak gerekiyormuş ona göre. Sanaldan arkadaşlığın kime ne zararı vardı ki. Hem böylece sanaldan da olsa arkadaş sayısını artırmış oluyordu. Profiline baktım, arkadaş sayısı da epey fazla maşallah. Bu  kadar arkadaşı ciddiyet ve resmiyetinden dolayı edinmiş olsa gerek. Adı geçen kişi müdür yardımcısı değil de ya bir de müdür olsaydı acaba nasıl bir tavır takınırdı? Yanından geçebilir miydim? Bunları da düşünmedim değil.

Bugüne kadar sanaldan arkadaşlık teklifi yapan herkesi kabul ettim. Zira çoğunu tanıyordum. Az sayıda tanımadığım kişilerden gelen arkadaşlık isteğine de olumlu cevap verdim. Çünkü tanımadığım kişinin profiline bakınca ortak arkadaşları gördüm. Zira tanıdığımın  tanıdığı diyerek eyvallah dedim. Fakat bir zamanlar burnu havada pas vermeyen bu kişinin çok makul görünen arkadaşlık isteğine maalesef olumlu cevap veremeyeceğim, bir başka kapıya gitmesini istiyorum. bana gerçek hayatta yüz vermeyen bir kişinin sanaldan ne faydası olacaktı. Ne benim ona, ne de onun bana verebileceği bir şey vardı. Uzak dursun benden. Ne onu, ne gölgesini, ne de ihsanını istiyorum. 05/06/2017