2 Haziran 2017 Cuma

Hristiyanlıktaki Aslî Günah Anlayışının Neresindeyiz? *

Biraz mürekkep yalamışlar bilir, Hristiyanlıkta 'Asli günah' veya 'ilk günah' adını verdikleri bir umde vardır. Güya onlara göre "Hz Adem, yasaklanmış ağacın meyvesinden yemesinden dolayı yeryüzünde ilk günahı işleyerek hem kendisi hem de ondan sonra gelen herkes günahkar olarak dünyaya gelmiştir. İsa-Mesih kendisini çarmıha gerdirmek suretiyle Hz Adem'den kendisine gelinceye kadar bu günahı işlemiş olan herkesi temizlemiştir. Yani öncekilerin bedelini ödemiştir. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra doğanlar da yine ilk günah suçuyla dünyaya geldiklerinden dolayı bu suçtan kurtulmak için kilisede papaz nezaretinde vaftiz olmaları gerekiyor."

Hristiyanlıktaki bu temel inanca, bu inancı kabul edenler ne kadar inanıyorlar bilmem. Yalnız bildiğim bir şey var İslam dünyası onların bu görüşünü gülünç bulur ve eleştirir, babanın işlediği suçtan dolayı evlat niçin suçlanır diye. Eleştirmekte ve gülünç bulmada yerden göğe kadar haklıyız. Çünkü kimse kimsenin günahından dolayı kınanmaz ve cezalandırılmaz. Zira bizim anlayışımıza göre her doğan günahsız ve masum olarak dünyaya gelir. Asla babanın suçundan dolayı evladı, evladın suçundan dolayı da babası ayıplanmaz ve töhmet altında bırakılmaz.

Hristiyanlığın bu ‘Aslî günah’ anlayışına teoride bakış açımız çok doğru ve olması gereken de bu. Fakat pratikte kazın ayağı hiç öyle değil. Bu konuda İslam dünyası maalesef iyi bir sınav vermemektedir. Bu konuda hepimizin belleğinde verebileceği sayısız örnekleri vardır. Mesela bizde annesi babası belli olmayana piç-veledi zina deriz. Ebeveyninin yaptığından dolayı hiçbir şeyden haberi olmayan kişi hayatı boyunca hep piç damgası yer. Baba, hırsızlığıyla nam salmışsa çocuklarını da öyle görürüz. Damat ceza almışsa tüm sülale suçlanır. Evlat kötü ise aileye iyi gözle bakılmaz. Alıp içeriye tıkmasak bile hep zan, şüphe ve töhmetle yaklaşırız bu tiplere. Nedense suçun ferdiliğini unutur, tüm aileye toptan ihale ederiz. Anlayacağınız veresiyeyi sevmiyoruz, çoğumuz toptancıyız toptancı.

Aileden suç işleyen birinin cezasını hayatı boyunca tüm aile ödemeye devam ediyor. Eğer suçu babadan oğla geçirmeye devam edeceksek boşu boşuna Hristiyanların ‘ilk günah’ komedisini hiç ayıplamayalım. Zira teori ve pratik ikilemi yaşıyoruz. Hayatımız çelişkiler yumağı halinde devam ediyor. Bu çelişkiler zinciri hala uygulamada devam edecekse nasılsa İslam’a girdirmediğimiz bidat ve hurafe kalmadı. Hristiyanların yaptığı gibi vaftiz olmasak da -ki olmamalıyız- bize özgü bir yöntem bulalım ki hiç olmazsa aile bireylerinden birinin işlediği suçtan dolayı tüm aileyi töhmet altında bırakmayalım. Reddi miras, soyadı değiştirme…vs yolu izlenebilir.

“İşi sulandırma” denirse niyetim su koyuverme falan değil. O zaman ne yapalım? Aile fertlerinden birinin işlediği suçtan dolayı aksine bir karine olmadığı müddetçe ailenin diğer fertlerini masum görmeye devam edelim, onlara hayat hakkı tanıyalım, onların başını öne eğdirmeyelim, onlara suçu hatırlatacak şekilde imada bile bulanmayalım. Değilse bu yaptığımız bir bumerang gibi yarın bizi bulmayacağına dair hiçbir garantimiz yoktur. Çünkü kişinin ayıpladığı başına gelmeden ölmez denir bizim kültürümüzde. Kimimiz evladıyla, kimimiz anne ve babasıyla, kimimiz damadıyla hiç ummadığı bir anda imtihan olabilir. O zaman kimseyi yanında bulamaz. Çünkü “Eden bulur,” yine bizde. 02/06/2017

* 27/09/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




Dersimiz "Kontrollü darbe" *

15 Temmuz menfur darbe teşebbüsünden bu yana neredeyse 10 ay geçti, hakkında söylenmeyen kalmadı. Kapalı ve anlaşılamayan noktaları var. Hepsine eyvallah diyorum ama son zamanlarda darbeyi sulandırmaya ve yok saymaya yönelik konuşmaları görünce insanın küçük dilini yutası geliyor. Üstelik işin başını da bir siyasi parti lideri çekti ilk önce. Şimdilerde darbe yapmaya kalkıp da beceremeyen asker müsveddeleri aynı ağızdan konuşmaya başladı yargılama sürecinde. “Bu, kontrollü darbeydi" şeklinde.

"Kontrollü darbe" iddiasını duyunca el insaf diyesi geliyor insanın. Nerede yaşıyor bu insanlar? Kim adına ağzı birliği etmişcesine bu şekilde hareket ediyorlar? Haydi diyelim ki darbeye yeltenen sözüm ona askerler darbede başarılı olamayınca paçalarını kurtarmak ve ağa babaları böyle istediği  için böyle bir yola tevessül ediyorlar, pekiyi bizim siyasi parti liderine ne oluyor Allah'ın aşkına! Madem kontrollü darbeydi, sormazlar mı adama, "Darbenin kontrollü” olduğunu iddia eden senin Yenikapıda yapılan mitingte ne işin vardı diye. Bildiğim kadarıyla oradaki miting 15 Temmuz'u telin ve birlik-beraberlik mitingi idi. Bir milletin gövde gösterisiydi. Olduğuna inanmadığın darbenin neyini telin etmek için bulundun orada? Sende hiç irade yok mu? Birileri ‘git dedi’ diye gittin, birileri darbeye haydi ‘kontrollü de, dediği için dedim’ diyorsan vay bu ülkenin haline! Vay o siyasi partiye bel bağlamış, ardından giden vatandaşlara.

Bu millet oluşturulan algılarla yönetilmeye alıştı alışmasına ama atacaksanız bari biraz ‘Ufak atın da civcivler yesin’ olmaz mı? 80 milyonun gözü önünde cereyan eden kanlı darbe teşebbüsünü küçümsemeye, ihanet şebekesinin yaptığını senaryo gibi göstermeye kimsenin hakkı yoktur, haddi de değildir.  O gece şehit olan 249 kişinin hatırasına bari söylemeyin bunu. Hiç kimse ucunda ölüm olan bir şeye senaryo gereği canını ortaya koymaz.  Görevimiz muhalefet diyerek her şeyi sulandırmayın. Tamam oturun kalkın, hükümeti; “İhmali var, istihbarat iyi çalışmamış, darbeye karşı çıkmada hazırlıksız yakalandı, darbecilerin bu kalkışmasında bu ve geçmiş hükümetlerin dahli var..." diyerek eleştirebilirsiniz. Ama şehit ve gazilerimizin hatırasına ve acısına saygısızlık yapmayın. Sahi bu kontrollü darbe fikri nasıl aklınıza geldi? Batı aynı dilden konuşuyor, FETÖ aynı dilden konuşuyor, siyasimiz aynı dilden konuşuyor, darbeci artıkları aynı dilden konuşuyor. Sizi bu konuda bir araya getiren nedir? Kim pazarlıyor sizi? Bu birlikteliğinizi neye borçluyuz? Allah muhabbetinizi artırsın. Aynı ağızdan konuşmanız düşman çatlatıyor. Böyle demek suretiyle "Şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söylermiş" demek geliyor insanın içinden. Buna “Kedi ulaşamadığı ciğere murdar dermiş” denir bizde. İş yapayım derken çiş yapma denir Anadolu'da buna. Böyle konuşarak kimlerle beraber hareket ettiğinizi, neyi amaçladığınızı, kime hizmet ettiğinizi göstermiş oluyorsunuz. Ülke son anda elden gitmekten, ülkede iç savaş çıkmaktan, başka ülkelere peşkeş çekilmekten zor kurtuldu. Sizin yaptığınız işe bakın. Allah’tan korkmuyorsunuz, bari kullarından utanın. Konuşmuş olmak, muhalefet etmek için daha fazla gülünç duruma düşmeyin.

Bir söz de darbeye kalkışan, mahremimize saldıran asker görünümlü müsveddelere söylemek istiyorum: (Biliyorum hainden bu ülke adına hiçbir şey istenmez, zaten istense de doğruyu söylemez.) Yediğiniz  kaba pislediniz,  bizi can evimizden vurmak suretiyle karga olduğunuzu gösterip göz göre göre gözümüzü oymaya kalktınız. Ama gördüğünüz gibi beceremediniz. Ağa-babalarınızın yıllar yılı biriktirdiği sermayeyi kendinize çok güvendiğinizden olsa gerek, hoyratça kullanıp ağzınıza yüzünüze bulaştırdınız ve şu anda adaletin pençesindesiniz. İçinizde zerre miktarı mertliğin kırıntısı varsa mahkemede doğruyu söyleyin. Yoksa bu millet sizin tiyatronuzu izleyecek değildir. İpe un sererek sağa sola sataşarak suçu başkasına yamayarak kurtulacağınızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Bu millet şu ana kadar kalbinin saflığından çok kandı. Ama gözü açıldı. Avucunuzu yalarsınız. Güneş görmez hapishane hayatı sizin iyi günlerinizdir. Allah’a ve ahiret gününe inanan insanlar olarak Cehennem’e kadar yolunuz var. İşte esas yeriniz orasıdır. Tadın azabınızı! 02/06/2017

* 03/06/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

1 Haziran 2017 Perşembe

Yüreğimize kor düştü bu gece

Ramazan'ın manevi iklimini yaşadığımız bu günlerde Şırnak'tan gelen acı haber yüreğimize ateş düşürdü. İçerisinde rütbelilerin de olduğu 13 askerimiz kalkışından kısa bir süre sonra yüksek gerilim hattına takılması sonucunda meydana gelen helikopter kazasıyla birlikte darı bekaya uçtular. Mekanları Cennet olsun, milletimizin başı sağ olsun, kederli ailelerine sabırlar niyaz ediyorum. Rabbim başka keder göstermesin. Bu keder inşallah son olur, milletçe iyi günler görürüz.

Bizler evimizde sıcak çayımızı yudumlarken, yatağımızda güvenle yatarken onlar gece demeden bir görev gereği vazife başında iken canlarını bu vatan için feda ettiler. Acımız büyüktür milletçe. Bu durum karşısında ne söyleyecek sözümüz var, ne de yapacak bir şeyimiz. Cümleler boğazımızda düğümlendi. Biz bu halde iken acı haberi duyan ailesi ne yaptı? Öyle zannediyorum otura kalmışlardır oldukları yerde. Ne konuşmuşlardır, ne de bağırıp çağırmışlardır. Ağlayıp sızlasalar da acılarını içlerine gömüp "Allah'tan geldik, yine ona döneceğiz" demekten başka sözleri yoktur şu anda. Ateş mutlaka düştüğü yeri yakar yakmasına. İnanın yüreği olan, yüreği vatan aşkına yanıp tutuşan her evi ateş sardı bu gece.

Şehadet şerbetini içtiler, ebedi aleme göçüp gittiler. Görevlerini hakkıyla yaptılar. Onların gözü arkada kalmasın. Bayrağı mutlaka yine vatan aşkıyla tutuşanlar devralacak onlardan. Bu millet onları hep şehit bilecek, hep takdir edecek, hep hayırla yad edecek. Onlar rahat uyusunlar, Rabbim, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem azabından kurtuluş olan bu ayda onlara rahmetiyle muamele etsin.

Bizim için canını tehlikeye atan, kendilerini feda eden bu yiğitlerden biz razı idik, Rabbim de razı olsun. Onların kanları ile terör boğulsun inşallah! 01/06/2017