14 Mayıs 2017 Pazar

Dini bilenlerin dinle imtihanı *

Anadolu'da Bugün gazetesi 13.05.2017 günü, “Cami cemaati tarafından hayır hasenat düşkünü, dinini tam anlamı ile yaşayan, örnek alınması gereken bir kişi olarak tanınan Y.Y. isimli bir imamın emekli olduktan sonra yine aynı camide gönüllü olarak müezzinlik yapan bu kişinin yardım etmek maksadıyla camiye aldığı kadınlarla camide fuhuş yaptığı” ile ilgili Zafer Samancı imzalı bir habere yer verdi.  

Haberin devamında, “Cami cemaatinin bu fuhuş rezaletini cep telefonuna kaydederek kayıt altına aldığını; adı geçen rezilin biri resmi, diğeri imam nikahlı olmak üzere iki eşi, altı çocuğu olduğunu, bu kişinin cami adına kurulan yardımlaşma derneğinin halen başkanlığını yürüttüğünü” ve kendisiyle ilgili iddialara cevap almak üzere kendisine mikrofon uzatıldığında, ‘Bu konuda konuşmak istemediğini, umreye gitmek için hazırlık yaptığını, umre dönüşü yasal haklarını kullanacağını” söylediğini yazıyordu.

Haber umarım asparagastır. Eğer öyleyse  ilk defa paylaştığım bir yalan haberden dolayı mutlu olacağım. Şu ana kadar yetkililerden bu haberle ilgili bir yalanlama gelmediğine göre haberin aslı varmış gibi değerlendirmek istiyorum. Bu haberin neresi değerlendirilecekse? Neresinden tutarsanız elinizde kalır. Adı geçen cinsi sapık umre hazırlığı yaptığına göre anlaşılan içeriye alınmamış. Öyle zannediyorum, adamın yediği haltta bir sakınca yok ki elini-kolunu sallaya sallaya gezip dolaşıyor. Üstelik hayırlı bir iş üstünde. Müftülüğün yaptığı ise adamı müezzinlik yapmaktan men etmek olmuş.

Merak ediyorum bu haya perdesi kalkmış, ar damarı yırtılmış,  namus ve ırz düşmanının kodese bir daha çıkmamak üzere tıkılması için daha ne yapması gerekiyor. Haydi, adam 60 yaşında, birlikte olduğu kadınlar da reşit çağında. Şikayet olmadığı müddetçe yapılacak bir şey yok denebilir. Bu adam bu herzeyi camide -kamusal alanda- yapmış. Üstelik burası Allah’ın evi olarak bilinir bizim değerlerimizde. Buralar bizim ortak kullanım alanlarımızdır. Eğer yetkililer, kanunlar, dini mabedimizi amacı dışında kullanmaktan dolayı bu adama ceza veremiyorsa bari bu adama, bu tür haltlarını yapabileceği bir uygun yer ayarlasınlar da adamcağız mağdur olmasın.

Haydi, bu adamda Allah korkusu yok, kuldan utanma da yok. Kanunlarımızda da açıklık var, bu mikroba bir şey yapılmıyor. Bu adam iki eşi, altı çocuğu, cemaati ve tanıdıklarının yüzüne nasıl bakacak? Eğer zerre kadar onur, haysiyet, şeref taşıyorsa hemen intihar etmesi çok onurluca olur. Böylece toplum bir mikroptan daha kurtulmuş olur. Eğer böyle bir yolu seçmiyor, hala nefes almaya devam ediyorsa ve umreye gitmek için hazırlık yapıyorsa midesiz, yüzsüz, cibilliyetsiz biridir. Bunun başka izahı yoktur.   Haydi, her şeyden geçtim; bu şekilde uçkuruna düşkün, namahreme göz diken bir namus yoksunu camiasını lekelemek uğruna ne diye imamlık görevini seçmiş? Hiç olmazsa başka bir mesleğe yönelseydi ya! Ama adam başka mesleğe gitmeyecek kadar akıllı. Çünkü bu millet camilerde bu tür nahoş şeylerin olmayacağını, burada görev yapanların ayet-hadis okuduğunu, başkasının namahremine göz dikmeyeceklerini düşünür. Şeytana pabucunu ters giydiren türden bu yamukluk şeytanın bile aklına gelmez. Tek yapacağı şey, cemaatine, çevresine güven vermek. Adam da bunu yapmış. Zaten bizim milleti kandırmaya ne var? İki ayet oku, dürüstlük abidesi kesil, yeter. Belki az mı söyledi hutbede, mihrapta, kürsüde cemaatine: “Muhterem Müslümanlar! Kadın ve kızlarımız açık giyiniyor, dinimiz tesettürü emrediyor, Allah zina yapmayınız demiyor, zinaya yaklaşmayınız diyor. Kadınla erkeğin kimsenin giremeyeceği yerde bulunması caiz değildir…” diye. Ardından her Cuma hutbesini bitirirken cemaatine Nahl 90. ayeti okuduktan sonra Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.” şeklinde  mealini okumuştur.

Atalarımız boşuna söylememiş: “Kırkından sonra azanı teneşir paklar” diye. Yazıklar olsun bu tip ırz düşmanlarına! Allah’ın evini kendi emellerine alet edenlere! Camiasını lekeleyenlere! Caminin içini pisleyenlere! Yuh olsun, ele talkın verip üzüm salkımını yiyen bu tür namussuzlara! Acırım da bu ırz düşmanının arkasında namaz kılan cemaate üzülürüm. Bu millet kime güvenecek? Öğretmen tacizci, imam namussuz, cemaat lideri beyin yıkayıcı… Umduğu dağlara hep karlar yağıyor nedense.

Sözüm meclisten dışarıdır. Görevini layıkıyla yapan binlerce imam ve öğretmenlerimize selam olsun! 14/05/2017

* 15/05/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Öğrencilerin dolduruşuna gelmeyin öğretmenim! **

2016-2017 öğretim yılı ikinci kanaat döneminin bitmesine bir ay kadar bir zaman var. Gözlemlerime göre okullar tatil havasına girmiş bile. Artık uzatmalara oynanıyor. Öğrencide bir boş vermişlik var. Devamsızlıklar arttı. Okula gelen öğrenciler ise ders işletmemek üzere organize olmuş vaziyette.

Öğretmen dersine girmeden önce yolda birkaç öğrenci öğretmeni yakalıyor: "Öğretmenim film izleyelim" diyor. Öğretmen sınıfa giriyor. Sınıfın gerisi hep bir ağızdan, "Ders mi işlenir, film izleyelim" temposu tutuyor. Bu durumda öğretmen ne yapsın. Karşısında dersi işletmemek üzere kavilleşmiş bir ordu var. "Çocuklar, ders işliyoruz, açın kitapları!" dese karşısında müşteri yok. Müşteri varsa da alıcısı yok. Çünkü sınıf almamaya, dinlememeye ant içmiş durumda. Zoraki işlenen dersi dinlemek istemeyen ya derse ilgisiz kalıyor, ya yanındaki ile konuşuyor, ya da dersi kaynatmanın yoluna gidiyor. Bu durumda öğretmen çaresiz öğrencilerin dümen suyuna giriyor ve filmler flash belleklerden bir bir çıkarılıp tahtaya takılıyor. "Yok şuna bakalım...hayır, buna…" şeklinde eskimiş ve bayatlamış filmlerin biri takılıp diğeri çıkarılır artık. Ders boyunca öğrencilerden bir kısmı bakar, çoğunluğu ise konuşmaya başlar kendi arasında. 

Sabahın ilk saatinden son saatine kadar öğrenciler  aynı yol ve yöntemi izleyerek neredeyse tüm öğretmenleri ikna ederek film seyretme yoluna gidiyor. Boş boş durmaktan aynı filmi defalarca izlemekten sıkılan öğrenci ara saatlerde okuldan kaçma yoluna gidiyor. Veli bu işin farkına vardığı zaman "Zaten ders işlenmiyor ki" deniyor bu sefer. Öğretmeni suça iten öğrenci böylece suçu öğretmene atarak kendini temizliyor. Bu sefer veli, "Bu öğretmenler yok mu bu öğretmenler, daha okulun kapanmasına bir ay var, ders işlemeyi bıraktılar. Aldıkları zehir zıkkım olsun" demeye başlıyor.
***
Öğretmenim! Yoruldunuz biliyorum. Hele karşınızda dersi kaynatmak için organize olmuş bir öğrenci ordusuna ders anlatmak zor mu zor. Bunu da biliyorum. Hiç kimse sizden sene içerisindeki ders işleme ortamını beklemiyor. Öğrencinin dümen suyuna girmeyelim. Öğrenci oyun ve oynaşta, macera peşinde. Sınıfı Hababam'a çevirme derdinde. Seni öbür öğretmenle, öbür öğretmeni de seninle kıyaslayarak ders işlemenizi engellemeye çalışıyor. Öğrenci işin farkında değil, hatta gırgırında. Onlara kızmıyorum. Çünkü daha tam sorumluluklarını, hayatı bilmiyorlar. Size düşen ağır aksak da olsa okullar kapanıncaya kadar bir ders saati de olsa dersi boş geçirmemektir. Dersi film vb nedenlerle boş geçirerek yıpranan sen ve camian olmaktadır. Kimse film izlettiniz diye size madalya takmaz. Hoş, ders işledin diye de takmaz. Ama ders işlemek bir defa senin görevin. Varsın öğrencilerde heves kalmasın. Kafanı kumdan kaldır, etrafına bir bak. Eğitimin geri kalmasında herkes öğretmeni suçluyor. 

Öğretmen itibar kaybediyor. Temel felsefen ilk dersten son derse kadar  ders işlemek olsun. Ayrıca öğrenci film izlerken aynı zamanda öğretmeni de izliyor. Ardından ders defterine yazdığına da bakıyor. Ders defterine "Film izlendi" desen dürüstlükte bir sıkıntı yok. Ama oraya konu yazıp da film izlenirse çocuk size bakarak kendini hayata hazırlıyor. Yarın büyüyünce "Öğretmenlerimiz son haftalarda ders işlemezdi, ben de işlemeyeyim" yargısı belleğine işliyor. Öğrenci hoşlansa da hoşlanmasa da  seni kınasa da kınamasa da sen dersini işlemeye bak. Şu anda dersinde film izletmedin diye sana kızan öğrencin yarın sana dua edecek, haberin olsun. Bu dersler, bu öğrenciler bize bir emanettir. Hiçbirimiz emanete ihanet etmeyelim. Kimse bize itibar elbisesi giydirmeyecek. Biz kendi itibarımızı kendimiz kazanmak zorundayız. 13/05/2017

** 22/05/2017 günü Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.

"Boş musun? Boşum!"

Eskiden inşaat yaptıran evinin inşaat işlerinde çalıştırmak için işçi arardı. Evine kadar gelir: "Arkadaş, boş musun? Birkaç günlük bir işimiz var, çalışır mısın? derdi. Bu tür işlerde çalışan kişilere amele denirdi. Öğrenciliğimde çalışırdım bu tip işlerde.

Boş musun sözünü nice zamandır duymuyordum. Unutmuştum üstelik. Çünkü ben inşaatlarda çalışmayı bırakalı 25 yılı geçti. Ama söz bir yere gitmemiş, aynı yerinde duruyormuş. Üstelik başka alanlarda da kullanılmaya başlanmış.

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi okullarda çalışanlar bilir. Okulda herhangi bir nedenle dersine gelemeyen öğretmenin dersini doldurması için okul yönetimi nöbetçi öğretmenler arasında bir planlama yapar. Boş geçen ders bu şekilde doldurulmuş olur. Bundan dolayı nöbetçi öğretmene nöbetçi olduğu gün fazla ders verilmez. Verilirse de aralarda mutlaka boş pencere bırakılır, gelemeyen öğretmenin dersini doldursun diye.

Okulda nöbetçi olduğum zamanlarda bu kelimeyi sık sık duymaya başladım. Müdür yardımcısı gelerek soruyor bunu. "Boşum" deyince, "O zaman hocam falan sınıfın dersi boş" denerek dersi doldurmamız isteniyor. Gidip dersi dolduruyorum. Dersi dondurmamda sıkıntı yok. Bu, nöbetçi öğretmenin asli görevlerinden biridir. Burada garibime giden boş geçen dersin doldurulması için sabahtan nöbetçi müdür yardımcısı tarafından nöbetçi öğretmenler arasında bir planlamanın yapılmamış olması. İkincisi de "Boş musun?" şeklindeki söyleyiş tarzı. Demek ki Allah'ın sevgili kuluymuşum ki bugünleri de görecekmişim. Sağ olsunlar 25 yıl öncesi inşaatlarda amele olarak çalıştığım günlerdeki "Boş musun?" sözünü yeniden hatırlatmaları.

Haksızlık yapmayayım, bazı günlerde nöbetçi öğretmenler arasında boş geçen dersleri pay ediyor görevli yardımcılar. Bunu yaparken de öğretmenler odasına monte edilmiş küçük yazı tahtasında görevlendirme yazıyorlar. Kimin dersini dolduruyorsun? Öğretmen raporlu, izinli, sevkli, görevli izinli mi belli değil. Tahtada yazılan bu şekildeki görevlendirme bir resmiyet ifade eder mi? Bunu da bilmiyorum. Yine de bu şekil görevlendirme "boş musun?" şeklindeki görevlendirmeye göre daha iyi.
***
2013-2014 öğretim yılında birlikte çalışma şerefine nail olduğum, işinin ehli  bir müdür yardımcım vardı. Plan, program, kabiliyet, fedakarlık, cömertlik, işine sadakat, okula bağlılığı...her yönüyle mükemmel biriydi. Odası öğrenci, öğretmen, mezun, misafirle dolar taşardı. Buna rağmen işini aksatmazdı. Gelmeyen öğretmen varsa sabahtan nöbetçi öğretmenler arasında adaletli bir görev taksimi yapar, yazıya döker, hangi nöbetçi öğretmenin kaçıncı saat hangi sınıfı dolduracağını belirten bir yazıyı ilgililere imzalatırdı. İlk defa onda görmüştüm bu uygulamayı. Çok da hoşuma gitti. Okulda hiçbir aksama meydana gelmezdi. Nöbetçi öğretmen sayısından fazla boş geçen sınıf varsa boşluğu kendi kapatırdı. O kadar iş yükünün arasında girmekle yükümlü olduğu altı saat dersini de "İşim var, işler yoğun" diyerek aksatma yoluna gitmezdi. Normalde idarecilerin girdiği dersten hayır gelmez. Fakat o, girdiği dersin hakkını tam verirdi. Yine planlama yaparak sorumluluğunda olan sınıflara rehberlik yapardı. Allah ondan razı olsun.

İşini düzgün ve mükemmel yapan biriyle çalıştıktan sonra tahtada nöbetçi öğretmen görevlendirmesi yapmak veya "boş musun" demek benim için garip olmaya garip. İçinizden "Aynı kapıya çıkar, sonuçta ders doldurulmuş oluyor" diyebilirsiniz. Evet, sonuçta ders doldurulmuş olur. Fakat adaletlice bir doldurma olmaz ve "Nasılsa boş geçen ders yok, bu boş saatimde şu işi yapayım" planın da havada kalmış oluyor.

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var demek ki... Mühim olan dersi doldurmak. Bu durumu bilen arazi olabiliyor. Bilmeyen ise "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" misali ders doldurmaya gidiyor. Neyse bütün derdimiz bu olsun!

Çok beğendiyseniz bu hamarat, iş bitiren arkadaşları, yanınıza yardımcı olarak alabilirsiniz. 13.05.2017