10 Mayıs 2017 Çarşamba

Öğretmenliğimin 25.yılında diplomamın sahte olmadığını ispatlamama ramak kaldı

Yazımın başlığına "MEB peşimde, diploma serüvenim" adlarını koymak da mümkün. Bu iş başka bir işe benzemez. Tamamen diplomamın sahte olmadığını ispatlamak üzerinedir.

Baştan söyleyeyim, diplomanın sahte olup olmadığı konusunda devleti hep ciddi gördüm. Eksik olmasın, bana kapısında iş verdi vermeye. Ama 25 yıldır da diplomamın sahteliği ve hakikiliği konusunda ne elimdeki belgeye güvendi, ne de bana. Sürekli değişik yöntemlerle test etmeye devam ediyor. Devlet ciddiyeti dedikleri bu olsa gerek. Emekli olmadan önce devlet diplomamın sahte olduğunu ispatlarsa mutluluğuna diyecek yok.
 ***
1992 yılının ilk ayında atamamın yapılabilmesi için içerisinde lisans diplomamın aslı ve noter onaylı fotokopisi de olmak üzere Ankara’ya giderek istenen belgeleri elden teslim ettim. Görevli kişi,  verdiğim evrakı tek tek inceleyerek aldı. Nice sonra gelen tebliğat ile birlikte göreve başladım. Okulda göreve başlarken de kararname ile birlikte yine diplomamın fotokopisini memura verdim.

2002 yılında memleketim Konya’ya alanım kapalı olduğundan tayin isteyemedim. Son çare Adana’ya nakil geldim. Bir gün okulumuz müdür başyardımcısı toplantıda, “Arkadaşlar, bilgilerinizi kontrol etmek için “ilsis.meb.gov.tr” ye girmeniz gerekli, dedi.  Nedir bu ‘ilsis’ dedikleri diyerek istenilen adrese girdim. Bilgilerimi kontrol ettim. Deve gibiydim. Hangi bir tarafım düzeltilecekti. Bir tane yanlışını söyle derseniz, atama branşım Mobilya Dekorasyon Öğretmenliği yazıyordu, desem sanırım diğer yanlışları saymaya gerek yok. Hazır görev yaptığım branşım olan İHL Meslek Dersleri Konya'ya kapalıyken acaba yeni branşımla tayin mi istesem mi diye düşünmedim  değil. Tek tek yanlışlarımı not ederek il milli eğitim müdürlüğündeki ilsis’ten sorumlu memurun yanına gittim. Görevliye durumumu izah ettim. "Gel, otur yanıma, düzeltelim," dedi. İlk göreve başlama tarihimden, nakil gittiğim yerlere ait başlama ve ayrılma bilgisini, ardından ilgi ve alakamın olmadığı atama branşımı, aile ve çocuk bilgisi artık o günün şartlarında yeni ortaya çıkan bu il sicil ortamı adı verilen elektronik ortama bilgilerimi vererek düzelttirdim. Bilgilerimi giren memura, "Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim, size zahmet oldu" dedim. "Önemli değil, bu zaten bizim görevimiz, keşke herkes senin gibi tüm bilgilerini bilerek gelse" dedi. Tekrar teşekkür ederek ayrıldım. İçimden madem göreviniz idi, be kardeşim! Ben buraya gelmeden niye düzeltmediniz, dedim yolda. Yine de içim içime sığmıyordu, evrak istenmeden bilgilerimi beyanıma dayalı olarak düzelttikleri için.
 ***
2010 yılından sonra SGK'nın "Hizmet Takip Programı" adını verdiği 'HİTAP' gündemimize oturdu. O zamanlarda önceleri ilsis olan elektronik ortamın adı artık MEBBİS idi. Mebbis'teki diploma bilgilerinin kontrol edilmesini istiyordu Bakanlık. Okul müdürlerine bilgileri düzeltme imkanı verdiler. Çoğu öğretmenin diploma bilgileri yanlıştı. Öğretmenlerden diplomalarını istedik. Bilgilerini girmeye çalıştık. Fakat çoğu öğretmenin mezun olduğu okulun adı değiştirildiği için bilgilerini düzeltemedik. Sonunda öğretmenlerin diplomalarını aslı gibidir şeklinde onaylayarak tarayıp Bakanlığın düzeltilmesi için göndermemizi istediği adrese e-posta yoluyla gönderdik. Bugün yarın derken 'HİTAP'tan bir gelişme olmadı. 
 ***
2015-2016 yılında Bakanlık personelin diploma bilgileriyle MEBBİS kayıtlarını karşılaştırmamızı istedi. Personelden diplomalarının hem asıllarını hem de fotokopilerini istedik. Bilgileri doğru olan öğretmen ve personelin diploma fotokopilerinin arkasına "Diploma bilgilerimde bir yanlışlık yoktur" şerhi yazdırarak imzalarını aldık. Bilgilerinde yanlışlık olan varsa ilçe milli eğitim müdürlüklerinde kurulan komisyona gönderdik personeli. Tüm bilgiler düzeltildikten sonra arkası personel tarafından “Bilgilerim doğrudur” şerhli ve imzalı diploma fotokopilerini bir dosya içerisine koyarak personel listesiyle birlikte kontrol edilmek üzere ilçelerde kurulan komisyona teslim ettik. Süresi içerisinde komisyon üniversiteden gelen yetkili ile birlikte diplomalarımızı didik didik inceledi. Sonunda diploma bilgilerimizin test edilmiş ve onaylanmış şekli MEBBİS ortamında yerini aldı. Bir şükür çektik sonunda.

Sıkıldınız biliyorum, yeter artık! Nedir bu senin diploma serüveninizden dediğinizi işitir gibiyim. Ben de tamam bitti diyecektim ki maalesef bitmemiş. Şimdi de KBS sistemine yeni öğrenim bilgileri ekranı işlenmiş. Sistem bunu YÖK’ün yeni kurduğu YÖKSİS sisteminden alması gerekiyormuş. “Ne var bunda görevliler girer” diyebilirsiniz. Okulun müdür yardımcısı KBS’de diploma bilgileri görünmeyen bir liste göndermiş. Kambersiz düğün olur mu 50’den fazla personel isminin bulunduğu listede ben de vardım. E-devlet’e girerek diploma bilgilerimi kontrol ettim, orada da yok. İş başa düştü. Son çare bir dilekçenin ekinde nüfus cüzdan fotokopisi ve diplomamın fotokopisini ekleyerek mezun olduğum okuluma müracaat edeceğim. Onlar da YÖKSİS’e girerek KBS’den ve e-devlet’ten görünecekmiş. Diploma bilgileri görünmeyen öğretmenlerin hepsi mezun olduğu üniversitesinin ismi değişenlerden oluşuyor. Yani sorunun kaynağı, değişen üniversitelerin isimleri. Yetkililer oturdukları yerden isim değişikliği yapıyorlar, sen de o değişen isimlerin hatırına o kapıdan bu kapıya giderek yorul. Diploma bilgilerini girdirmeye çalış. 

Bugün öğrendim. Dilekçe ile mezun olduğumuz üniversiteye müracaat ediyormuşuz. Onlar dilekçeyi alıp mezun olduğumuz önceki üniversiteye gönderip onlar gireceklermiş bu bilgileri. Okul 12 Mayıs’a kadar bilgilerinizi sisteme girdirin desin. Üniversite ise verdiğimiz/vereceğimiz dilekçeleri toplayıp göndermek için evrak istifi yapsın. Anlamadığım, birilerinin yapmakla görevli olduğu mezuniyet bilgilerimin ben niçin peşinden koşayım? Niye birileri, görevini yapmayan YÖK’e sormaz bunu? Niçin YÖK, doğru ve test edilmiş, tek tek kontrol edilerek MEBBİS ortamına girilen öğretmen bilgilerini MEB’in sistemine girerek almaz? Sorulacak soru çok. Ama hepsi cevapsız. Ayrıca öğretmenin işi ne? Zaten ne iş yapıyor ki? Atlayıp eski üniversitesine gitsin, sisteme tıpkı benim Adana MEB’de memura söyleyip düzelttirdiğim gibi girdirsin.

Allah vere de emekli olmadan önce diplomanın bana ait olduğu ve bu üniversiteden mezun olduğum anlaşılır. Anlaşılmazsa bunca yıl çalıştıktan sonra kapının önüne konmakta var. Haydi, kapının önüne konduk, diyelim. Ya devlet, diplomamın gerçekliği ispatlanamadığı için işime son verdikten sonra 25 yıl boyunca aldığımız maaşları geriye almaya kalkarsa… Biliyorsunuz devlet verdiğini geriye alırken yasal faiziyle birlikte ister. İnşallah verdiklerini geriye alırken 5 Nisan veya 2001 ekonomik krizinden kaynaklanan gecelik faiz üzerinden hesaplamaz.

Diploma bilgilerimi YÖK sistemine işletmekle işimiz biter mi? Sanmıyorum. Öyle zannediyorum devlet daha güvenilir olsun diye bu işin başka sağlama yollarını da bulacaktır ve bulmalıdır. Mesela bilgilerimiz YÖKSİS’e girdirildikten sonra ayrı bir pencere açıp mezun olduğumuz yıl sınıfımızda ve dönemimizde hangi kişiler vardı? Umarım bu bilgileri istemez. Aslında istese fena olmaz. En azından birbirimize, “Bu adam gerçekten sizin sınıfta mıydı” diye sorar.

Gördüğünüz gibi öğretmenin mezun olması yetmiyor. Göreve başladıktan sonra da zaman zaman diplomasının sahte olup olmadığını ispatlaması gerekiyor. Umarım emekli oluncaya kadar bu iş hitama erer. Eğer ermezse bu demektir ki, öğretmenin diploma çilesi bitmez. Aha size bir başlık daha: Öğretmenin diploma çilesi… İsterseniz başlığı siz koyun. Hepsi olur.

Sahi, yetkililerimiz oturdukları yerden okul ve üniversitelerin adını değiştirip yeni problemler açtıklarına göre biraz da kendi isimlerini değiştirseler nasıl olur? Bence fena olmaz. Bu şekilde biraz da onlar uğraşmış olur. 10/05/2017

9 Mayıs 2017 Salı

Memurların toplu sözleşme öncesi öneriler

Memurların 2018-2019 yılına ait zam ve özlük haklarıyla ilgili görüşmeler hükümet ve yetkili konfederasyon arasında Ağustos ayında yapılacak. Hükümetin ne vereceğini, yetkili sendikaların ne isteyeceğini bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, toplu görüşmelerde hükümetin dediğinin olduğu.

Toplu görüşme sonucunda yetkili sendika, "Alabileceğimizin en iyisini aldık" derken yetkili olmayan sendikaların, "Memurun enflasyona ezdirildiği, alınan zammın beklentilerin altında olduğu..."şeklinde övgü ve eleştiriler yapacağını bilmek için geleceği bilmeye gerek yok. Çünkü Türkiye'nin şartları belli, hükümetin memura ve işçiye uyguladığı toplu görüşme politikası da belli. Çok büyük sürpriz olmazsa, hükümet politikasını değiştirmezse sonuç, malumun ilanı, ve önceki yılların tekrarı olacaktır.

Bir memur olarak yapılacak görüşmelerde neyin masaya yatırılmasını dile getirmek istiyorum. Yapacağım önerilerden ne kadarı bu görüşmenin konusu onu da açıkça bilmiyorum. Ama cahil cesurdur misali birkaç kelam etmek istiyorum. Memurları temsil edecek sendika, "Şu şu hakları elde ettik" gibi küçük iyileştirmelerle uğraşmaktansa;
1.Memurların 3600 katsayısından emekli maaşı almasını masaya getirmelidir.
2.Memurlardan kesilen yüzde 15 gelir vergisi ile yüzde yirmi-yirmi beş vergi kesintisi için aradaki makas açılmalıdır. Birçok memur daha yılın 6.7.ayında iken yüzde 20'lik vergi dilimine girmektedir. Yılın ikinci dönemindeki alacağı zam vergiye gitmektedir. Devlet bu yöntemle sağ eliyle verdiğini sol eliyle almaktadır.
3.Kamuya memur ve öğretmen alımında veya yönetici seçiminde  sözlü mülakat yerine mutlaka KPSS sınavını şart koşmalıdır. Sözlü mülakatlar sadece bir ilde veya ilçede devleti ilk elden temsil edebilecek kişiler için uygulanmalıdır. KPSS'den yeterli puanı alan kişi, atanmadan önce güvenlik soruşturmasından geçirilmelidir. İstediği yere puanı ile atanan kişinin işini yapıp yapmadığı objektif denetimlerle takip edilmelidir.

Yetkili sendika yukarıda yazdığım önerileri toplu sözleşmede almak için elinden gelen gayreti göstersin. İnan zam falan istemiyorum. 09/05/2017

Darbenin baş aktörü Türkiye'ye iade edilsin mi?

Baştan söyleyeyim, iade edilmesin. Hatta iade için girişimlerde bulunulmasın. Zaten istediğin kadar delil sun, vermeyeceklerse vermezler. Haydi, karşı tarafı ikna edip suçluyu aldık diyelim. Sonrası ne olacak? Bunu da düşünmek lazım.

Şeytana pabucunu ters giydirecek şekilde yetişmiş/yetiştirilmiş elebaşı bize yaptığı her haltı anlatacak mı? Doğru konuşacak mı bir defa? Ya da konuşacak mı? Haydi, o konuşsa da konuşmasa da kesin suç delillerini ortaya koyarak yargıladık diyelim. Örgütü çözebilecek miyiz? Örgütü çökertebilecek miyiz? Örgütün ağa babalarına ulaşabilecek miyiz? Örgütün arkasındaki devletleri ortaya çıkardık. O devletlere gereken yaptırımı yapabilecek miyiz? Örgütün başını yargıladıktan sonra cezasını nasıl vereceğiz? Öldürdükleri, hayatını söndürdükleri insanlar adına ona idam cezasını uygulayacabilecek miyiz? 

Malumunuz; idam cezasını kaldırdık, onun yerine suçlulara müebbet cezası veriliyor. İdam cezasını geri getirsek bile anayasamıza göre cezalar geriye doğru uygulanamıyor. Geriye ne kalıyor o zaman? Suçluyu hapse gönderip orada bakmak. Başına bir şey gelmemesi için etrafında dört dönmek, her türlü tedbiri almak. Neler yapacağımızı tek tek anlatmaya gerek yok. Bu konuda bizim bir tecrübemiz var, biliyorsunuz. Bugün biz 40 bin kişinin katili olarak yargıladığımız kişi için bir adayı ona tahsis ettik. Sağlığına, başına bir şey gelmemesi için her türlü imkanı seferber ediyoruz. Günlük devlete maliyeti 130 bin lira imiş. Öyle zannediyorum, FETÖ lideri getirildiği takdirde farklı bir muamele yapılmayacaktır. O zaman ne yapalım? 

Elimizdeki kötü tecrübeden hareketle FETÖ liderini istemeyelim. ABD yetkilileri ile onu, orada yargılamak için görüşmeler yapalım. 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili olayın azmettiricisi, planlayıcısı, elebaşısı olarak hazırlanan iddianame gereğince bizim mahkeme heyetimiz ABD'ye giderek o zatı orada yargılasın. Mahkememizin verdiği cezayı ABD yetkililerine tebliğ edip suçluyu hapse koymalarını isteyelim. Görüşüm size garip gelebilir ama bir delikten ikinci defa girmeyelim. Birini yıllar yılı İmralı'da beslediğimiz gibi onu da getirip burada beslemeyelim. Hatta size bir ilerisini daha söyleyeyim. Ben olsam cezasını veremeyeceğim, içeride beslediğim bu tip suçluları serbest bırakırım. İnanın, içerideki rahatlarını bulamazlar dışarıda. Hem PKK liderinin hem FETÖ liderinin mağdur ettiği insanların sayısı az değil bu ülkede. Dışarıda rahat gezemezler, nefes bile alamazlar, insan içerisine çıkamazlar. Haydi, taraftarlarının himayesinde dışarı çıktılar diyelim, inanın bir kör kurşuna maruz kalırlar. Üstelik kim vurduya gider. Ya da ben yaptım diye gelir kendisi teslim olur.

ABD, elebaşını yalvarsa götürün diye; biz, "Sizin olsun, alın turşusunu kurun" dememiz lazım. Bundan sonra bu tür ihanet şebekelerinin bir daha bu topraklarda neşvünema bulmaması için gözümüzü dört açalım. Biliyorum, yaptığım öneriler size garip gelebilir. Fakat kökten çözüm olacağını düşünüyorum. Denenmesinde fayda vardır. Üstelik devlete masrafı da olmaz.  09/05/2017