30 Mart 2017 Perşembe

Eskiye dönüş

Eskiden alışverişe giderken elimizde pazar çantası, file vb. kap kacak götürürdük. Market alışverişlerinde ise aldıklarımız kese kağıdına konurdu. Bazıları da  gazete kağıtlarına sarar verirdi.

Nice zamandır alışverişlerimize önce siyah, sonra değişik renklerde naylon poşetler girdi. Hatta birçok firma poşetin üzerine firmasının adını yazdı. Hasılı hayatın vazgeçilmezi oldu.

Bakanlık 2018 yılından itibaren naylon poşeti kaldırmayı düşünüyor. Yerini de doğada  kendiliğinden yok olan biyobozunur poşetler alacak. Geçiş süresinde karton veya bez torba hediye edilecekmiş. Naylon poşetlerin yasaklanma gerekçesi de doğada çözülmesi yüzyılları almakta, hem de insan sağlığını tehdit etmesi olarak ifade edilmektedir. Vatandaşı naylon poşet kullanımından vazgeçirmek için de market ve mağazalarda poşetlerin ücretli olacağı belirtilmektedir.

Yanlışın neresinden dönülürse kardır. Yerinde bir karar. Fakat bu derece doğaya ve insan sağlığına zararlı olduğu ayan beyan bilinen bu poşetlerin yasaklanması için illaki Bağdat'ın harap olması gerekmezdi. Madem bu kadar zararlı, ne diye bu kadar yıl beklendi. Hiçbir zaruret insan sağlığından daha önemli değildir halbuki. 

İnsanoğlu böyledir. Önce üretir. Sağı-solu yıkar geçer. Nice sonra aklı başına gelir yasaklama veya kaldırma yoluna gider. Dünyada problem mi görmek istiyorsun? Hiç sağa sola bakmaya gerek yok. Sadece insan denen varlığı takip etmek yeterli. Çünkü biteviye sorun üretir. Önce üretir, sonra çözmek için sorunu bir başka sorunla çözer. Şimdilerde kendiliğinden yok oluyor deyip piyasaya sürülmek istenen biyobozunurların kaç yıl sonra zararlı olduğu söylenecek? Bunu da zaman gösterecek. Sonra poşetler zararlı ise -ki zararlı- o zaman ne diye paralı satışa sunuluyor. kaldır gitsin.

2018'den itibaren bu sorunu ne kadar çözeceğimiz ortaya çıkacak. Yine poşet kullanmaya devam edecek miyiz? Yoksa eskisi gibi bez torba veya fileler yeniden hayatımıza girip eskiye dönecek miyiz? Bunu da göreceğiz. Poşetin yerine piyasaya sürülecek olan biyobozunurlar, naylon poşetlere göre iki kat daha maliyetli imiş. Bu demektir ki alışverişlerimize ilave maliyetler binecek. Çünkü biz kolay kolay fileye falan dönmeyiz. 29/03/2017

Kantin kültürü/sorunu

Okullarda öğrenci yoğunluğunun çok olduğu yerlerden birisidir kantinler. Teneffüsü dört gözle bekleyen öğrenci çıkış ziliyle birlikte soluğu buralarda alır. Okulun yüzde doksanı buraya akın eder. Çalışanlar öğrenciye satış yapmaktan başını kaşıyacak zaman bulamaz. Koşarak gelip alışverişini yapan öğrencinin mutluluğuna diyecek yoktur. Hele bir de sıraya girip alma alışkanlığı yoksa itiş kakışla birlikte istediğini alan öğrenci gemisini kurtaran kaptan gibidir.

Yiyecek ve içeceğini alan öğrenci hem yürür hem de yemeye başlar. On dakikalık teneffüsün kalan kısmında  yediğini yer, yiyemediğini sınıf ortamına getirir. Nedense alınan hiçbir şey teneffüste bitmez. Ders öğretmeni izin verirse sınıf ortamında aleni, izin vermezse ya gizli gizli yer, ya da diğer teneffüste yemek için sırasının altına koyar. Sıranın altında yarım bırakılmış yiyecek dururken derse kendini verebilirse verecek. Öğretmen de derse başlayabilirse başlayacak. Zaman zaman da elinde nevalesiyle sınıfın kapısında öğretmenin gelmesini bekleyen  öğrenciler olur. “Öğretmenim bitirebilir miyim” diye izin ister. İzin alabilen öğrencinin sevincine diyecek yoktur. Kapının önünde ayakta işini halleden öğrenci nice sonra çıkar gelir sınıfa.

Okullarda ilk dört-beş teneffüs bu şekilde çalışır kantinler. Dağılma saatine yakın teneffüslerde satış yavaşlasa da yine müdavimleri eksik olmaz. Bu sefer gelenler artık zevkine gelenlerdir. Ya çikolata, ya çiğ köfte, ya da dondurma alır. Nedense dondurma  yeme işi de teneffüste bitmez. Mutlaka derse sirayet eder. İzni koparan kapının önünde, alamayan ise sınıfta yer. Hiç de acele edilmez. Yavaş yavaş yalar. Bitince çöpünü atmak için kalkar. Bitsin artık bu çile diyeceksiniz ama bitmiyor maalesef. Ardından elini yıkamak için lavaboya gitmek için ister. İzin alamazsa bu sefer sınıfa: Islak mendili olan var mı diye seslenir. İlkokul ve liseleri bilmem ama ortaokullarda durum bu vaziyet. Çünkü büyük bir çoğunluk ya gereksinim duyuyor, ya da zevkine takılıyor. İzin versen de bir dert, vermesen de. Garibine gitse de, sınırlama getirsen de, yapılanın yanlış olduğunu söylesen de, bazı öğrencilerin vicdanına hitap edip vazgeçirsen de bazıları her teneffüs mide derdinde, hep boğaz mücadelesi veriyor. Bu durumda senin de mücadelen ya sabır çekmek. Teşbihte hata olmasın. Sanki Salih peygamberin devesi gibi işi-gücü yemek-içmek. Para aileden, yemesi de ondan. Bu şekil çocukları gören diğer çocukların bu durumdan etkilenmemesi mümkün değildir. İmkanı olmayan veli de çocuğum ezilmesin diye şartları zorlayarak aynı yola girebiliyor.

Bu durum yeni neslin geldiği nokta mı yoksa kantin kelimesinin adından mı diye sözlüğü karıştırdım. TDK’nın sözlüğünde: “Kışla, fabrika, okul vb. yerlerde yiyecek ve içecek maddelerinin satıldığı yer” şeklinde tanımlanmış buralar. Dilimize Fransızca’dan geçmiş. Bir yerde kantin varsa evden kahvaltı yapmadan çıkmak mubah sayılıyor artık. Herkes ihtiyacını buradan karşılıyor. Evlerden beslenme getirme, kahvaltıyı yaparak gelme diye bir geleneğimiz kalmadı. Kantinler artık hayatımızın bir parçası, olmazsa olmazıdır. Bu sektörden ekmek parası kazanan büyük bir kitle de var. Kantinler olsun olmaya. Ama yeme ve içmede alışkın olmadığımız bir kültüre doğru evriliyoruz. Bizim kültürümüzde ayakta veya yürüyerek yeme ve içme çok doğru görülmez. Hatta Osmanlı’da ayakta yiyen içenin şahitliği kabul edilmezmiş denir. Üstelik yeme içme, kantin bölgesinde giderilmesi gerekirken sınıflar kantinin koltukları işlevi görüyor. Kimi yiyor, kimi onlara bakıyor. Bakanın canının çekmemesi mümkün değildir. Ekseriyet kıyameti koparmaya çalışıyor. Çünkü biri yer, biri bakar. Kıyamet ondan kopar sözünü unutarak.

Okullarda kantinin olmaması bir sorunsa, olması da bu şekilde bir sorundur. Kanaatimce kantinlere belirli bir standart getirilmelidir. Kutu gibi bir yere kantin yapıp öğrencinin yiyeceği bir ortam sağlamamak olmaz. Yiyecek ve içecek sınıf ortamına götürülmemelidir. Mutlaka alışveriş yapan öğrencinin oturarak yiyebileceği ortamlar da yapılmalıdır. Yine kantin bölgesinde el-yüz yıkamak için lavabolar olmalıdır. Okullarda mutlaka öğrencinin ihtiyacını giderebileceği beslenme saatleri ayarlanmalıdır. Abur-cubur, hızlı bir şekilde yemeden ziyade öğrenci hazmede hazmede yemelidir. 30/03/2017

29 Mart 2017 Çarşamba

İleri saatin azizliği

İleri saat uygulamasının ilk mesai günü derse geç kaldım diye hızlı bir şekilde okula gelen öğretmene, okulu yeni açan hizmetlinin "Hocam hayırdır" sorusuna, " Derse geç kaldım, derse geçeceğim" cevabı verir. "Hocam derse girmeye bir saat var" deyince "Nasıl olur, saat 08.50 değil mi" der. "Hocam daha saat 07.50 yeni oldu" cevabı verir. Hocanın derse girmesine daha bir saat olduğu için artık düşünmeye de fırsatı var. Bu iş nasıl oldu diye düşünürken sonunda bulur: Kendisi sabah kalkınca bir saat ileri alır. Bir de akıllı saati gece ileri alır. Sonunda ileri saatin ilerisi bir saati olur böylece.

Böylesi öğretmen okul yönetiminin sevdiği en iyi öğretmendir. Darısı diğerlerinin başına... 29/03/2016