13 Mart 2017 Pazartesi

Dış politikada İngiliz siyaseti izlemek **

Güneş batmayan bir imparatorluk kuran İngiltere tarih boyunca dünyada söz sahibi olmuş, birçok ülkeyi sömürmüş bir devlettir. Sömürmüş olmasına rağmen dünyada İngiltere'ye karşı gözle görülür bir düşmanlık yok. Niye acaba, hiç düşündünüz mü? Diğer devletlerden farklı bir siyaset izledikleri muhakkak.

Siz hiç İngiltere'nin meydanlarda bağırıp çağırdığını, dünyaya dizayn vermeye çalıştığını gördünüz mü? Her taşın altında İngiltere olmasına rağmen görünürde hiç sesi çıkmaz. En büyük oyun kurucudur. Ama hiç ön plana çıkmaz. Hiç risk almaz. Katıldığı savaşlarda da fazla askeri ölmez. Paylaşımlarda hep en büyük pastayı alır. Geri planda kurdukları plan tıkır tıkır işler. Hiçbir ülke ve millet onları düşman olarak görmez.

Sözlüklere 'İngiliz siyaseti' yazdığımız zaman karşımıza: "Kurnazlık ve soğukkanlılıkla bir işi yapma ya da yaptırma veya oyalama" anlamı çıkmaktadır. İngilizlerin tilki gibi kurnaz ve çok soğukkanlı oldukları muhakkak.

Türkiye eskinin silik dış politikasını bırakıp aktif bir siyaset izlemeye başlayalı beri birilerinin suyunu bulandırmaya başladı. Buna paralel olarak bize düşmanca tavır alanların sayısında da gözle görülür bir artış oldu. Bir defa Türkiye'nin şunu bilmesinde fayda vardır. Dış politikada haklı olman bir şey ifade etmiyor. Bu arenada gücü olanın borusu öter ve parsayı da onlar toplar. Dünyada bir paylaşım olacaksa mutlaka onlar dağıtır, bir başkasını oyun kurucu olarak görmek istemezler.

Türkiye'nin gücü bir yere kadardır. Haklı olduğu durumda istenmeyen ülke ilan edilmemek ve haksız duruma düşmemek istiyorsa, dünya siyasetinde dışlanmamak istiyorsa dengeli siyaset izlemesinde fayda vardır. Ülkelerle ortaya çıkan krizi iç siyasete taşımamalı, meydanlarda ve ekranlarda bir başka ülkeye ayar vermeye ve had bildirmeye kalkmamalı. Unutulmamalı ki dış politikada ortaya çıkan krizin çözüm yeri masalardır, meydanlar değil. Meydanlardaki hamasi nutuklar sorunu derinleştirir, çözmez. Ülkemiz aleyhine olan her türlü pisliğin arkasında Batı var. Gücün varsa belini doğrultamayacak şekilde nakavt edersin. Gücün sınırlı ise kazanımlar elde etmek için çabalarsın. Anlatmak istediğim haklı olduğunu anlatmanın yolu meydanlar değildir. Masalarda da haklılık ispatlanabilir. Devletler hakkında meydanlarda söz söylemek devletleri üzer. Çözebilecekleri meseleyi onur meselesi yapabilirler. Devletlerin onuru kişilerin onuruna benzemez. Yine unutmayalım ki yüzyıllardır dünyanın kanını emen sömürgeci devletler yüzüne gülerek her türlü şeytanlığı yapabilir, mertlik yerine belden aşağı vurmayı iyi bilirler.

Sözünü budaktan esirgemeden konuşmak gönüllere su serper, hatta insanın gururunu okşar. Ama iş bununla bitmiyor. Mazlumların sesi olan Türkiye dünyaya lazım. Haklı olduğumuz davayı kaybetmemek için soğukkanlı olmasında fayda vardır. Zira Avrupa'da milyonlarca gurbetçimiz var. Bize düşmanlıklarının hıncını ırkçılar onlardan çıkartma yoluna gidebilir. İki düşünüp bir konuşmasında fayda vardır.

Dış politikayı uzun soluklu bir maraton koşusu gibi düşünmek lazım. Tamam bizim politikamız İngiliz gibi sinsi, kurnaz olmasın. Ama bugünkü gibi de olmasın. “Düşmanın silahıyla silahlanalım.” Yoksa kurtlar sofrasında boğup yem ederler bizi. Dediğim  gibi bu ülke herkese lazım. 13.03.2017

** 14/03/2017 günü Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.


12 Mart 2017 Pazar

Bizde sınavlar

Başarıyı ölçmez, elemek için yapılır.
◆ Elemek için de ayrıntının ayrıntısına yer verilir.
◆ Seçenekler verilerek hazır yiyici nesillerin yetişmesinin temeli atılır.
◆ Kişi iyi bir atıcı ise testlerde ummadığı başarıyı yakalayabilir.
◆ Tüm sınavlar da amaç zekayı geliştirmek ve mantığı kullanmak için yapılır.
◆  Türkçe sorularına bakınca kişi dilinden nefret eder noktasına getirilir.
◆ İyi itibar görme, iyi meslek edinmenin yolu sayısal derslerle değerlendirilir, ülkeyi ve üniversiteleri genelde sayısal zekalar yönetir.
◆ Sözel ve sosyal zekanın alıcısı olmaz.
◆ En düzenli çalışan öğrenciler Fen Liselerini tercih eder, gece gündüz hayattan kopuk olarak kağıt üzerinde test çözdürülür.
◆ Çok bilgi yüklenerek her şeyi bildiğini sanan, her şeyi çorba etmiş, olaylar arasında bağlantı kuramayan diplomalı  cahiller yetiştirilir.
◆ Hiç bir ülkede bizim kadar çok bilgi yüklenmez. Genç ve çocuklarımız oynanan  bu sınav oyunu sayesinde çocukluğunu yaşayamaz.
◆ Toplum olarak  iyi çocuk yetiştirmenin yolu çok para kazanabilecek bir meslek sahibi olmaktır.
◆ Hiç bir bilgi hayatın içinde kullanılmaz.
◆  Sorunun seçenekleri arasına doğru seçeneğe yakın  cevaplar  konur. Amaç yanıltıp yanlış cevap vermesini sağlamaktır... 03.03.2015

Gökhan Özcan'ın Yenişafak gazetesindeki köşesinde yazdığı makalesinden: "İnsanlar mı okullarını bitiriyor, okullar mı insanları bitiriyor, ciddi şüphem var!" cümlesini kayda değer bularak 03/03/2015 tarihinde sanal alemde paylaşmışım. Paylaştığım bu cümlenin altına yapılan yorumlar üzerine eğitim ve öğretimin durumunu belirtmek için ben de sınavları değerlendiren yukarıdaki  yorumu yazmışım. Göz atınca çok bir şeyin değişmediğine kanaat getirdim. Bugün de 2017 YGS sınavı yapıldı. İki milyonu aşkın öğrencimiz ter döktü.

Tez elden öğrencilerin; analitik düşünmesini sağlayacak, olaylar arasında bağlantı kurabilecek, günlük hayatta kullanabilecekleri, yeteneklerini ölçen bir sınav sistemine geçilmesi gerekir. 12/03/2017

Bankamatik memurları

90'lı yıllarda işe gitmeden  ay başı gelince maaşını almak için bankamatiğin önüne giden bankamatik memurları var diye haber yapılırdı. Böyle haberleri duyunca milletin parası birilerine peşkeş çekiliyor, kimin parası kimlere yediriliyor, şeklinde konuşulur ve bu konu gündem olurdu.

Şimdilerde durum 90'lı yıllardan pek farklı değil maalesef. Binlerce kamu görevlisi 'uzman' adı altında işe gitmiyor, herhangi bir sorumluluğu olmadığı için mesai mefhumu diye bir kavram yok lügatinde. Güya kızağa çekildiler. Yerlerine bir başladı atandı. Uzman adı altında ihdas edilen bir ünvan ile halen resmi olarak görev yapan bu kişilerden belli bir kısmının emekliliği gelmedi, büyük çoğunluğu ise emekliliği hak ettiği halde emekli olma yoluna gitmiyor. Çünkü emekli olduğu takdirde maaş ve diğer gelirlerinde bir düşme söz konusu olacaktır. Hasılı 'Eğitim uzmanı' adı altında kızağa çekilen eskinin yöneticileri kanuni hakları olan 65 yaşına kadar uzmanlık yapmaya devam edecekler. Devlet de maaşlarını kuzu kuzu ödeyecektir.

Hesap-kitap işlerinden pek anlamam. Anlasam da kim ne kadar alır takibini yapmam. Fakat binleri geçen bu şekil bankamatik memurlarının aldığı yekün çok yüksek meblağlara ulaştığını söylemek için hesap kitap bilmeye gerek yok. Yazık değil mi kamu malını bu şekil çarçur etmeye? Kamu malını ben yetim malı olarak görürüm. Görevi, yetkisi kim olursa olsun böyle bir inisiyatif almaya hakkı yoktur. Hangi birimiz iş vermediğimiz bir insana yattığı yerden bu şekil bir para veririz. Verilen para yağma hasanın parası olduktan sonra fark etmiyor sanırım.

Burada statüsü eğitim -veya başka bir şey- uzmanı yapıldıktan sonra yattıkları yerden maaş alan bankamatik memurlarına bir sözüm olmaz. Bu; onların değil, sorumluların ayıbıdır. Yetkililer, biz bunlardan yeterli verim alamadık. Bu yüzden böyle bir karar verdik diyorlarsa bu, yine onların ayıbıdır. At sahibine göre kişner. Çalıştırmayı, verim almayı bilecekler. Bir daha böyle yanlışların yapılmaması için genel idare hizmetler sınıfına getirilen kişiler o makamlara sözleşmeli olarak alınmalıdır. Sözleşme de -5 yıl gibi- belirli bir süre ile sınırlandırılmalıdır. Tekrar çalışmak isterlerse süresini bir beş yıl daha uzatma yoluna gitmelidir. Kendisiyle çalışılmak istenmeyen kişinin süresi uzatılmadığı zaman eski görevine dönmelidir. Üst düzey müdürlük, daire başkanlığı, genel müdürlük gibi kazanılmış bir hak olmamalıdır. Yoksa bu şekil ucube kararlara daha çok imza atmış oluruz. 12.03.2017