12 Mart 2017 Pazar

Devlet terörle mücadelenin neresinde? *

Farkında mısın bilmem, terörle mücadelede Türkiye  belli bir mesafe kat etti. Bir ara neredeyse haftada bir canlı bomba patlar olmuştu. Bu karanlık gecelerin yok mu sabahı” demeye başlamıştık. Hele şükür! Bu günlerde böyle menfur olayları duymaz olduk.

Ülke üzerine oynanan oyunları Türkiye hala atlatmış değil. Çünkü düşman her bir taraftan her türlü imkanı kullanarak piyonlarıyla üzerimize gelmeye devam ediyor. Yeter ki bir yerde bir zaaf görmüş olsun. Her yol ve yöntem mubah onlar için. 2016 yılında bu ülkenin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Hendek kalkışmasının altından kalkıldı. 15 Temmuz atlatıldı. DAİŞ, PKK ve FETÖ ile  mücadele etmek için devlet tüm imkanlarıyla seferber olmuş durumda. Devletin Suriye’nin  belli bölgelerinde DAİŞ ile temizlik harekatına girmesi ve orada mevzi kazanması DAİŞ’ten ülkemize gelebilecek tehlikelerin, terör ve canlı bomba eylemlerinin  kesilmesine sebep olmuştur. PKK’ya ise Güneydoğu’da göz açtırılmamaktadır. PKK’nın Meclis’teki siyasi uzantılarına dokunulmuştur. Terörle mücadelede devlet hiç olmadığı kadar ciddi görünmektedir. Devletin bugünkü bu mücadelesi işi kökten çözme ve terörün bataklığını kurutma sanki. Devletin bu başarısındaki en büyük pay; askeriye, emniyet ve yargıdaki FETÖ’cülerin temizlenmesi ve aynı zamanda istihbaratın daha iyi çalışmasıdır.

DAİŞ ve PKK ile mücadelede başarısını gösteren devlet maalesef aynı başarıyı FETÖ ile mücadelede gösterememiştir. Çünkü başarı istenilen seviyede değildir. FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasını bertaraf etmede devlet başarılı olmaya başarılıdır. Fakat devletin her bir kılcal damarına girmiş kripto FETÖ’cüleri temizlemede devletin ne yaptığını/ne yapacağını çok bildiğini sanmıyorum. Çünkü FETÖ ile mücadele için ortaya konan sendika üyeliği, bankalarına para yatırma, bylock  gibi kriterler  yeterli gelmemektedir. İşin garibi bu kriterlere girmeyen FETÖ üyeleri devletin nezdinde tertemiz. Hatta herkesin hızlı FETÖ’cü bildiği kişiler dışarıda ellerini-kollarını sallayarak gezip dolaşıyor ve devlette görev yapmaya devam ediyor. Darbenin içerisinde olup kaçamayan içerideki hainleri hariç tutarsak bugün FETÖ ile mücadele bürokrasinin altı diyebileceğimiz kişilerle sınırlı olduğu görünmektedir. Zira örgütün siyasi ayağı ve bürokrasinin üst kesimiyle bir mücadele söz konusu değildir.

Açığa alma ve ihraçlarda hata ve yanlış var mı bilmiyorum. Ama bazı kişilerde “Masumlar da var” şeklindeki kanaat -eğer varsa bilelim ki- pek hayra alamet değildir. Yanlışlık olmasa bile “Bir şeyin şuyuu, vukuundan beterdir.” Acaba FETÖ ile mücadele bürokrasinin üstünde görev yapan bazı kripto FETÖ’cüler eliyle mi yürütülüyor diye düşünmeden edemiyor insan. (http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2017/02/acga-alma-ve-ihraclarda-hata-ve.html) Öyle zannediyorum birileri devletle oynuyor, bu mücadeleyi tıpkı Ergenekon ve Balyoz gibi sulandırmaya çalışıyor zannımca.  

Devlet FETÖ ile mücadelede samimi ise -ki samimi olduğuna inanıyorum- öncelikle ortaya koyduğu mücadele kriterlerini yeniden gözden geçirmelidir.  Aşağıdan başlayan bir mücadele yerine yukarıdan başlayan bir yol izlenmelidir. 11.03.2017


* 13/05/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Avrupa'nın maskesi düştü *

Öncelikle söyleyeyim. Bu yazı Avrupa’ya bir teşekkür yazısıdır. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Biz, medeni görünümlü Avrupa’nın nemenem bir canavar olduğunu biliyorduk da içimizdeki Batı aşıklarına bir türlü anlatamıyorduk. Aramızdaki Batı hayranları bizi Avrupa ile bir ve beraber olmamız için çabaladı durdu yıllar yılı. Çünkü içimizdeki -bizden görünen- İrlandalılar’a  göre demokrasi, insan hakları, üretim, bilim, teknoloji, çağdaşlık, zenginlik, görgü, gelişmişlik…insanlık adına faydalı ne varsa hepsi Avrupa’daydı, tüm kazanımlarının temelinde sömürgecilik yattığını göz ardı ederek…

Almanya ile başlayan, Hollanda ile devam eden nezaket kurallarına uymayan diplomatik kriz öyle zannediyorum bizi bize getirecek. Çünkü dünün karanlık çağı olan Orta Çağ’ını yaşayan  medeni(!) Avrupa gerçek yüzünü göstermeye başladı. Takkesi düştü, keli göründü. Türkiye’nin 15 Temmuz direnişiyle birlikte Avrupa ne yaptığını bilemez oldu. Çünkü tüm planları boşa çıktı. Zaten darbe püskürtülünce bir ay kendine gelememişti. Şimdi de eceli gelen köpek cami duvarına işer misali Türkiye’ye karşı aklı sıra tedbir almaya çalışıyor. Türkiye onlardan bağımsız hareket ettikçe, karşılarına geçip söz söyledikçe, onlara karşı geldikçe kuduruyorlar. Çünkü 1739’dan beri sözlerinden çıkmayan emir eri bir ülke vardı karşılarında. Ne demişlerse başımız üstünde yerleri vardı. Şimdi ise söz dinlemeyen bir Türkiye var karşılarında.

Avrupa hiç bu kadar aciz kalmamıştı, acziyetini itiraf etmemişti. Türkiye’den bir bakanın gelmesine bile tahammül edemiyor, yolunu kesiyor, uçağın iniş iznini iptal ediyor, toplantıları iptal ediyor, aracını vinç ile çekme yoluna gidiyor. Bu durum Avrupa’nın bittiğinin bir işaretidir. Asya ve Afrika insanının kan, ter ve gözyaşının üzerine kurdukları medeniyetleri çatırdıyor.  Fikir, düşünce özgürlüğü havarisi kesilen Avrupa dara düştü mü dişini göstermeye başladı. Çünkü Türkiye onların suyunu bulandırıyor. Zaten bir insanın gerçek yüzünü görmek için onu sinirlendireceksin. Sinirlendi mi numara yapamaz, gerçek yüzünü gösterir. Ortada ne insan hakları kaldı, ne fikir, ne de vicdan hürriyeti. Halbuki medenilik  kim bunlar kimdi? Bunlar dünün vahşi batısı idi. “Dağdan inme, sonradan görme, ne oldum delisi, gök görmedik” denir bizde böyle tiplere. Dünün kan emicisinden, kendi mutlulukları için Asya ve Afrika’yı sömüren, birinci ve ikinci dünya savaşlarını çıkaran ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan katil sürüsünden medeni mi olur? Akif, İstiklal Marşı’nda: “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyerek bunları ne güzel tasvir etmişti. (Dün İstiklal Marşı’nın kabulünün 96.yılı idi. Merhumu rahmetle anıyorum.)

Sömürdükleri devletlerden bir bir atılan Avrupa tüm kozlarını oynayacak bundan sonra. Çünkü sömürmeden yaşayamazlar bunlar. Türkiye’yi yanlarına çekemeyen Avrupa bundan sonra daha da hırçınlaşacak. Çünkü deniz bitti, kum göründü artık. Ekonomik dar boğazda Avrupa. Yeni açılımlar bulmak zorunda. Çünkü onlar sömürdükleri Afrika gibi aç kalamazlar. Yüzyıllardır yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarındaydı. Aç kalmaktan korkuyorlar. Mazlumların ahı elbet çıkacak bir gün. Bunlar bunu biliyorlar. Çünkü ne ekerlerse onu biçerler. Bunlar sünnetullahı değiştirmeye çalışıyor. Biz ettik, siz etmeyin dercesine. Kimse zulüm ile abad olmaz. Geleceği bilemem ama yaptıklarının bedelini kat be kat verecekler. Buna canı gönülden inanıyorum.

Bir söz de bizim siyasilere... Ne işiniz var Avrupa’da. İlla oradaki vatandaşlarımızla yüz yüze gelmeniz gerekmez. Kalpten kalbe de geçiş var. Avrupa’daki vatandaşlar mesajı aldı. Sandıkta gerekeni yapacaklar. Dünya uğraşsa Avrupa’yı bu şekilde rezil-rüsvay edemezdi. Sayenizde maskara oldular. Siz Anadolu’nun elleri nasırlı insanların evlerini aşındırın, onların ayaklarına gidin. 12/03/2017

* 13/03/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

11 Mart 2017 Cumartesi

Belediyeler hizmette sınır tanımıyor...

Davulun sesi uzaktan gür gelir denir. Belediyeler de bana uzak kurumlardır. Çünkü içinde değilim. Onlar hakkında sadece gözlemlerime dayanarak fikir yürütebilirim.

Gördüğüm kadarıyla Türkiye'deki en rahat kurumlardır belediyeler. Hem çalışan hem de başkanlar açısından. Belediyelerin çalışmalarını, yaptıklarını, ürettiklerini, tasarruflarını, alım ve satışlarını, imza attıkları projeleri ciddi bir şekilde inceleyen, irdeleyen iç ve dış denetim var mıdır? Nice zamandır kafamı kurcalar. Belediyelerin hizmet alanı nereye kadardır? Bilen var mı? Çünkü gördüğüm kadarıyla belediyelerin girmediği yer, burnunu sokmadığı bir alan yoktur. Öyle zannediyorum kraldan daha kral, ülkeyi yöneten hükümetten daha hükümet. Hükümet yapacağı bir şey için Meclis'ten kanun, anayasa çıkarılmasını bekler. Tüzük, yönetmelik, genelge çıkarır. Kendisini sınırladığı alan dahilinde hareket eder. Herkesin de haberi olur. Belediyeler ise sanırım encümen kararıyla her şeyi yapabiliyor. Kararlardan da kimsenin haberi olmaz. Yapılan icraatlarıyla haberdar olabiliyorsun ancak.

Alan geniş, yetki sınırsız -gibi- olunca belediyelerimiz yerinde ve ihtiyaç olan kararlara imza atabildiği gibi uçuk-kaçık icraatlarda da boy gösterebiliyor. Ya da önceliklerimiz arasında olmayan projelerle karşımıza çıkabiliyor. Bir belediye ölmez eserleriyle anılması gerekiyor, günü kurtaran faaliyetlerle değil. Şehrimizi yöneten başkanları yıllar sonra hangi icraatlarıyla anacağız? İşte şu gördüğün ölmez eser falan başkana ait denebilecek kaç eser sayılabilir? Evladiyelik eserden ziyade günü kurtarır, vaziyeti idare eder icraatlarla kamu malı yersiz kullanılıyor diye düşünüyorum.

İmkanları iyi olan büyük belediyeler nereye para harcayacağını bilemiyor. Eskiden çocukları toplu sünnet ettirirdi yılda bir. Şimdi ise tüm dernek, vakıf ve STK'lara sponsor oluyor. Bunların yaptığı organizasyonlara destek oluyor, yapılan yarışmaların hediyelerini alıyor. Okul yöneticilerini beş yıldızlı otellerde ağırlıyor, çalıştaylar düzenliyor. Park-bahçeyi saymaya bile gerek yok. Yeter ki başkanın aklına yatsın. Mesela at mı gördü? Bizim belediyemizde niye olmasın. Hemen zabıta daire başkanlığı için şehir içinde kullanılacak at alır. Amaç nostalji değil mi? Alt yapının yanında biraz da seyir zevki gerekiyor. Diğer rutin işleri yapsa ülke çapında pek haber değeri taşımaz. Ama ata yapılan yatırım Türkiye’de ilk olunca basında geniş bir şekilde yer alırsın. Günlerce gündemde kalırsın. Reklam reklamdır. Kötüsü olmaz. Bunu garip bulan birkaç cins çıkar ama olsun. Bunları da idare etmek lazım. Maalesef yaptığın hizmeti takdir etmeyecek böyle birkaç densiz çıkar her yerde. Halbuki şehir içinde atları piyasaya hizmet amacıyla sürmek nice insanlara yeni istihdam kapısı açacaktır. Bu atlara kalacak yer, saman, yem, seyis, nalbant, sürücü...vs lazım olacak. Atlar caddeyi pislediği zaman pisliğini temizleyecek elemana ihtiyaç olacak. Bak göreceksin, kaç kişi ekmek yiyecek bu atlardan. İşin kaymağını da atları satan zaten yedi işin başında.  

Büyükşehir Belediye Yasası ile birlikte sembolik belediyelik olan ilçe belediyelerinin işini de büyükşehir belediyeleri üstlenince küçük belediyeler ne yapacak? Onlar da birbiri ardına ilginç projelere imza atmaya başladılar. Mesela bu durumda bir belediye, belediye sınırları içerisinde yeni doğan bir çocuk için ‘Çocuk dürüsü’ hazırlayabilir. İçerisinde çamaşırından çantasına, çocuk arabasından bezine, ıslak mendilinden çorabına varıncaya kadar bir çocuğa lazım olacak malzemeyi bohçanın içerisine koyarak yeni doğan çocuğa hayırlı olsun ziyaretine gidebilir. Güzel fikir değil mi? Yağma Hasan’ın böreği nasıl olsa. Bundan iyi proje mi olur? Vatandaşın mutlu gününde yanında olmak gerekiyor. Zaten yapılacak bir hizmette kalmadı. Bundan sonrası başkanlarımızın maharetine kalmış…

Böyle ilginç ve garip hizmetlerden alan razı, veren razı ise, herkes memnunsa bize de alkışlamak düşer.  Sen yan da böyle projelerin olmadığı zaman da doğduğuna yan... 11/03/2017