1 Mart 2017 Çarşamba

Kadınlar ve mayınlar

“Körfez Savaşından 4 yıl önce Kuveytli kadınlar üzerinde bir inceleme yapan Amerikalı  bir gazeteci, Kuveytli kadınların erkeklerinden 4 metre arkada yürüdüklerini tespit eder.

Savaştan 4 yıl sonra tekrar Kuveyt’e gelen gazeteci, kadınların erkeklerden 4 metre önden gittiklerine tanık olur. Kısa zamanda meydana gelen devrim niteliğindeki bu değişimin sebebini öğrenmek için kadınların yanına gider ve bunun sebebini sorar. Kadınlar: ‘Mayınlar efendim!’ cevabı verir.”

Yukarıdaki konu olmuş mu olmamış mı, bu şekilde bir araştırma yapılmış mı bilmem. Zaten hikaye ve fıkraların gerçekliğine bakılmaz. Amaç kıssadan hisse almaktır. Bu araştırmadan siz ne anladınız bilmem ama ben, eskiden koruma amaçlı olarak perde arkasında olan kadının tehlikelere karşı şimdi öne çıkarıldığını; ölecekse, telef olacaksa ilk önce kadınların maruz kalmasını anlatıyor. Sanki günümüzü anlatıyor gibi. Eskiden perde gerisinde duran kadın şimdi her alanda. Yaratılışı itibariyle bünye bakımından zayıf bir bünyeye sahip kadın, erkeğin yaptığı zor işlere talip bugün. Tır süren kadın, dolmuş şoförlüğü yapan kadını görmek mümkün. Kadın erkeğin, erkek de kadının işinde. 

Vitrinde, ekranda her yerde kadın var. Kimi kabiliyetinden dolayı orada, kimi de görselliğinden. Kiminin cinselliği, kiminin yeteneği. Özellikle ekranlarda görev alacaklarda, filmlerde başrolde rol alacaklarda aranan özellik fizik, görsellik ve görüntü ön planda. Hele bir de vücudunu teşhir edecek şekilde giyinirse tüm kapılar açılıyor yüzüne.

Kadınlar belki kızacak ama niyetim kadınları geri plana itmek değildir. Anlatmak istediğim maalesef kadınlar erkekler tarafından kullanılmaktadır. Kabiliyetine, bünyesine uygun olsun veya olmasın hayatın her alanında kadın tıpkı savaş sonrası Kuveytli kadınların mayın tehlikesine karşı patlamalarda telef olsun diye öne sürüldüğü gibi her yerde... Kanaatimce kadınlar kendini kullandırmamalıdır. Eğer çalışmak isterse ilgisine, bünyesine, yeteneğine uygun işlerde çalışma ortamı müsait olan yerlerde var olmalıdır. Kendini ezdirmemelidir. Vücudunu ve bedenini sergiletmemelidir. Cinselliği ve dişiliği değil içindeki cevher ön planda olmalıdır. Yazımdan tüm çalışanlar bu şekildedir anlamı çıkartılmasın. Kesinlikle genellemiyorum. İstisnalar kaideyi bozmaz. Dişiliğini ön plana çıkartarak çalışanların sayısı elinin emeğiyle çalışan kadınlara oranla daha az olmasına rağmen birileri hep kadın üzerinden ekmek yemeye çalışmaktadır. Kabiliyetine göre işini düzgün bir şekilde yaparak evine ekmek götürmeye çalışanlara sözüm olmaz. Kendi tercihleridir.

Çalışacağı iş evini ve çocuğunu ihmal etmeyecek şekilde olmalıdır. Bunun için de ticaret ve üretim gibi alanlarda kendi işini kurarak serbest çalışma ve kendi işinin patronu olma yolunu seçmelidir. Sosyal ve  kültürel alanlarda, haksızlıklarla mücadelede, insan hakları ihlalleri gibi durumlarda ses getirecek hareketlerin içerisinde rol alma yolunu seçmelidir. Kamu ve özel sektörde çalışacaksa -çalışan ve işvereni mağdur etmeyecek şekilde- full time yerine part time çalışma şartları getirilmelidir.  01/03/2017


Referans aldığımız harekete uygun davranalım!

Bildiğim kadarıyla 'Hılfu'l Fudül' diğer adıyla 'Erdemliler Hareketi' veya 'Erdemliler İttifakı' Mekke dışından gelen yabancıların can ve mal emniyetini sağlamak, zayıf ve güçsüzleri korumak, zulmü önlemek gibi amaçlarla toplumda saygınlığı olan, iyi niyetli kişiler tarafından kurulan bir barış cemiyetidir. Bu anlaşmaya katılanların içerisinde farklı dünya görüşüne sahip insanlar var. Hepsinin ortak noktası zulmü engellemek için ahlaki ilke çerçevesinde birleşmiş olmalarıdır. Peygamberimiz de bu anlaşmaya imza koymuş, yıllar sonra bu hareket hakkında: "Bugün böyle bir anlaşma yapılsa yine imza koyarım" diyerek övgüyle bahsetmiştir.

Erdemliler hareketi sadece o zamana mahsus değildir. Aslında her devirde olmalıdır. Çünkü insanlık tarihi kadar eskidir ezen ve ezilen mücadelesi. Hep güçlüler zayıfları ezip geçmiştir. Yine her devirde zalimler olduğu gibi zulme sesini çıkartan/çıkartacak insaf sahibi insanlar da olmuştur. Eğer dünyada cereyan etmekte olan güçlünün güçsüzü yendiği zulme dur denmek istiyorsa bireysel karşı çıkışlardan ziyade tıpkı Erdemliler İttifakında olduğu gibi ses getirecek organize hareketlere ihtiyaç var bugünlerde. Şayet böyle bir güç oluşturulmazsa bireysel çıkışların kafası ezilir suyun başını tutanlar tarafından.

Bazıları, içinde bulunduğu hareketi 'Hılfu'l Fudül'a benzetirler. Güzel bir şey bir insanın hareketini örnek alınması gereken şeylere dayandırması. Referansını böyle bir harekete  dayanak yapanların adını kullandığı şeye  uygun davranması gerekir. Yoksa gülünç duruma düşerler. Günümüzde sivil toplum kuruluşu adı verilen nerede bir cemaat, vakıf, dernek, sendika vb varsa yönetim kadrosundan üyesine varıncaya kadar aynı düşünce, aynı inanca sahip kişilerden oluştuğunu görürüz. Siz hiç farklı kulvarlarda çalışan, ayrı dünya görüşüne sahip insanların bir araya gelip birlikte iş yaptığı herhangi bir organizasyona şahit oldunuz mu? Ben görmedim. Genelde hepsi aynı fabrikanın ürünü gibidir. Yabancı zihniyetten biri gelmez, gelse de barındırılmaz, dışlanır. Herkes kendine Müslüman gibi görünüyor.

Teşkilat yapısı itibariyle günümüzdeki teşkilatlanmaları Hılfü'l Fudül'e benzetmek doğru değildir zannımca. Çünkü üye ve örgütlenme bakımından birbirinin ikizi gibidirler. Eğer bir mağdurun elinden tutacaklarsa ancak kendi üyelerinin mazlumlarına sahip çıkarlar, onun elinden tutarlar. Bir başkasına ait mazlumun elinden tutmak akıllarına bile gelmez, hatta iyi olmuş bile derler. Kazara bu STK'lar gücü eline geçirmişse muhaliflerinin üzerinden buldozerlerle geçerler. Hemen hemen her yere kendi üyelerini yerleştirmeye, kadrolaşmaya çalışırlar. Farklı bir renge asla tahammül etmezler.

Tüm STK'ları aynı kategoriye koymak doğru değil. Mutlaka mazlumun sesi olmak için ortaya çıkmış hareketler vardır. Ama genel görüntü maalesef bu. Kendileri, bırakın hemen hemen her kesimdeki mazlumların elinden tutmayı...bizzat kendileri zulmün kaynağı olabiliyor. Bilerek veya bilmeyerek eline geçirdiği güç sayesinde ne oldum delisi olanların en azından hareketlerini Erdemliler Hareketine benzetmemesinde fayda vardır. Zaten böyle tasvir edenler kendileri bu duruma inansa bile bir başkası bıyık altından güler böyle benzetmelere.

En azından kendimizi ait hissettiğimiz, benzettiğimiz harekete uygun davranmamız lazım. Yok böyle davranamıyorsak bari  böyle güzel hareketlerin adını ağzımıza almayalım... Hılfü'l Fudül de tarihteki yerinde dursun. Çünkü bu hareketi ağzımıza alarak erdemli olunmaz. Laf ile -zaten- peynir gemisi yürümez. 28/02/2017

28 Şubat 2017 Salı

Oh be! Dünya varmış

Normal şartlarda mağazadan hazır pantolon almam. Çünkü genelde dar kesim oluyor. Giyimi de rahat olmuyor. Benim giyeceğim her şey bol ve uzun olmalı. Bol olmalı ki, rahat hareket edebileyim, ayrıca vücut hatlarımı göstermesin. Uzun olmalı ki, kısalırsa veya yıkandıktan sonra çekerse paçasını açtırır uzattırırım. Öyle gördük büyüklerimizden. Boy alıp da kısalıp boşa gitmesin, kilo alır da daralmasın diye. Eskiler uzun ve bola çözüm olur da kısa ve dara çözüm olmaz derlerdi. Bana da onlardan kalmış. Elbise alacaksam mutlaka genişini alırım.

Ocak ayı içerisinde yolum bir mağazaya düştü. Kışlık ceket ve parke aldım. Tam çıkacakken yanımdaki arkadaş kadife pantolonlara baktı. Ben de baktım.  Ağarır mı soruma görevliden ağarmaz cevabı aldıktan sonra bir renk beğenerek kabine girdim. Giydikten sonra oturup kalktım. Çok da dar görünmüyor, sıkmıyor, bundan iyisi can sağlığı dedim aldım.  Paçasının yapılması için ödemeyi yapıp pantolonu mağazada bıraktım. Birkaç gün sonra teslim alıp dolabıma kaldırdım, bir gün giyerim diye.


Geçen hafta pantolonu giydim, nedir ne değildir bir bakayım diye. Beni sıkan bir şey var. Sanki harekat alanımı daralttı, ne oturması rahat ne de yürümesi, ne de abdest almak için ayağı kaldırması. Kendimle beraber sanki başka bir şey de taşıyorum ya da sanki bir yere bağlanmış gibi hissediyorum kendimi. Bugün pantolonu değiştirdim. Oh be! Dünya varmış dedim kendi kendime. Bir hafta boyunca kendime eziyet etmişim. Hürriyetime kavuştum çıkardıktan sonra. Neydi öyle! Sanki ayağımda beni bir yere bağlayan prangalar vardı. (Üşenmedim pantolonu giydim, sol tarafa koydum fotoğrafı. Çok da dar almışsın demeyesiniz diye. Gördüğünüz gibi çok da dar görünmüyor.)

Dar kesimmiş benim giydiğim. Sanırım hazır alınan pantolonların hepsi dar kesim. Tam vücuda oturacak şekilde kesilen bu tür kesimlerin kime ne faydası var? Anlamakta zorlanıyorum gerçekten. Üstelik almadan önce pantolonu giydim. Rahat mı diye oturup kalkmıştım. Pantolonu denerken beni sıkan kapalı kabin sanmıştım, meğerse pantolonmuş. Kendi kendime: "Ne işin vardı hazır giyimde? Adam gibi diktirseydin olmaz mıydı. Diktirdiğin pantolonlardaki hürriyeti hangi bir hazır ürün verdi sana dedim. Dedim ama almış ve giymiş bulundum, üstelik bizzat üzerimde hakkal yakin test ettim. Bir daha mı tövbe!

Giyimi rahat olmasa da ben bu yaştan sonra ne kısalırım, ne de uzarım. Üzülürüm de giydiği ceketinden, montuna, gömleğinden, pantolonuna varıncaya kadar giyindiği dar olan kimselere acıdım. Gerçekten giydikleri o dar şeyler insan için tam bir işkence. Hem de öyle böyle bir işkence değil. Tam bir Çin işkencesi. Üstelik dar giyinenlerin çoğu  daha gelişme çağında. Kimi boya veriyor, kimi de kiloya. Aldıkları zaman tam vücuda göre alıyorlar. Boya veya kiloya verir vermez de artık yepyeni elbise, giyilmemek üzere dolabı işgal etmek üzere kaldırılıyor. Çünkü ya daralmıştır, ya da kısalmış. Haydi tasarrufu geçtik. Tüketim toplumuyuz. Parayı veren ana-babayı düşünmedik. Alıp eskimeden kaldırıp bir tarafa atacağız. Nasıl rahat ediyorlar o daracık pantolonların içerisinde. Haydi rahatı sevmiyorlar. Nasıl giyiniyorlar? O daracık pantolon ayaktan nasıl geçiyor? Haydi giyindiler diyelim. Nasıl çıkarıyorlar? Bu pantolonları giymek bir mesele, o pantolonla yürümek, hareket etmek ayrı bir mesele. Çıkarmak ise ayrı bir mesele. Sonra vücut hattını tamamen teşhir edercesine böylesi bir giyimle ne amaçlanmaktadır? Ha giyinmiş, ha giyinmemiş. Maalesef çok fark etmiyor, bu günkü giyim-kuşamımızla.

Modaya uyacağım diye insanın kendine yaptığı bu eziyeti -kusura bakmasınlar ama- kimse yapmaz. 28/02/2017