23 Şubat 2017 Perşembe

Meraklısı için "Candy crush soda saga" nedir?

Bu yazım sanaldan oyun isteği gönderenlere...
Sanal medyayı kullananlar bilir. Diğerleri buna Fransız kalır. 
Bu profili  tanıyalım. Oğlum sana söylüyorum, kızım sen dinle!
Bir oyundur, nasıl oynanır, kimler oynar, niçin oynanır bilmem, hiç de merakım olmadı. Ama gel gör ki aşağıda kendisini anlatacağım bu kişi bu oyun oynama isteğinden hiç vazgeçmedi, derdi nedir onu da bilmiyorum.
Bu oyunu gönderenin;
-Lise okul numarası 4111
-Evli ve evlenecek yaşta çocukları var.
-Kendisi Diyanetin taşrasında çalışan ve emekliliği gelmiş birisi. 
-Oyun oynama konusunda mahirdir. 
-Oyun oynama isteği göndermede inatçı mı, inatçı.
-6000 küsur ayetin içerisinde kendine "Şüphesiz Dünya hayatı oyun ve eğlencedir" ayetini düstur edinmiştir.
-Anlaşılan günlük 2.5-3 saatlik mesainin dışında zamanı boldur.
-Ya çok dertlidir, derdini unutmak için oynar ya da çok keyiflidir, zevkten oynar.
-Babası, yardım ve iyiliksever olsun diye kendisine Habeş Kralının ismini vermiş, soyadı da tıpkı adı -gibi-güzel.
-Yazdığımı gören 12 yaşındaki oğlum, "Baba! Bu oyunu oyun isteği olarak gönderenler bir şeyler kazanıyorlar, o yüzden gönderiyorlar, ben bir defa oynadım, başka da oynamadım" deyince bu şahsın puan biriktirme derdinde olduğu anlaşılıyor.
Ne olur! Kardeş! Beni bırak, ben senin seviyene çıkamam, haydi başka kapıya, bu kapıdan sana ekmek yok diye yazmak isterdim ama vazgeçtim. Bak hala sınıf arkadaşım olduğunu söylemedim. Ama suç sende değil, asıl suç 5 yaş küçüğüyle aynı sınıfta okuyan bende. Şimdilik bu kadar yeter, devam ederse cemaziyel evvel ve ahirini de açıklayacağım, sana yazdıklarım da diğerlerine küpe olsun, bana da küpe olsun: Bir daha liseye gidersem akranımla okuyacağım. Bu bir tehdit mi dersen evet tehdit, haberin olsun.

Gerçi ben kime yazıyorum, sen zaten oyun ve oynaştasın…Desene yazdıklarım yine  boşa gitti. 25/02/2015

22 Şubat 2017 Çarşamba

Şimdi sınav zamanı!

Öğretmen derse girer, selam verdikten sonra derse başlamadan önce sınıf defterini yazmak ve imzalamak için oturur. Bir öğrenci seslenir:
-Hocam!
-Söyle kızım!
-Hocam, bizim sınıfta iki tane geri zekalı var.
-Diğeri kim kızım?
***
Peygamberimiz ve hulefâyı râşidîn döneminde devlet başkanı veya o beldenin en büyük mülki amiri cuma hutbesini i'rad eder, hutbede dînî, ekonomik, siyasî, sosyal vb Müslümanları ilgilendiren her türlü konuya değinilirdi. Abbasilerle birlikte hutbeyi irad etme görevi şehrin kadılarına bırakıldı, hutbelerde ise sadece dînî içerik ele alınmaya başlandı. Öğretmen hitabet dersinde bir sınav yapar.
Soru 1-Abbasiler döneminde hutbe irad etme görevinin kadılara bırakılmasıyla birlikte hutbelerin içeriğinde hangi tür değişiklik meydana gelmiştir?
Cevap 1-Hocam! Kadınlar hutbe okumaz ki, içeriğinde değişiklik olsun...
***
Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir misali bir öğretmene doldursun diye Trafik dersi verilir. Dersin kitabı da yoktur. Öğretmen ilk iş olarak kitapçıdan bir Trafik kitabı alır. Haftada bir saat bu dersi işler. Ağırlıklı olarak trafik işaretlerini öğretmeye çalışır. Sınav zamanı gelir, öğretmen sınavı test yapar.
Soru 1-Yandaki trafik işareti ne anlama gelmektedir? Doğru seçeneği işaretleyiniz. 
A-Soldan gidiniz
B-Sağdan gidiniz 
C-İleride ok atışı vardır
D-Sağa dönünüz
Cevap C olarak işaretlenir bir öğrenci tarafından
***
Siyer dersinde işlenen yerden öğretmen sınav yapar.
SORU-1 Cahiliye döneminde Mekke’ye dışarıdan gelenlerin can ve mal emniyetini korumak amacıyla Mekke’nin ileri gelenleri tarafından kurulan ve peygamberimizin de katıldığı bu cemiyete ne ad verilir?
Cevap: Mavri Mira Cemiyeti (Cevap Hilful fuzul olacaktı)
***
Kredili sistemde öğretmen Kelam dersinden 2 defa sınav yapar. Az sayıda dersi zayıf olan öğrenci vardır. Öğretmen onları kurtarma sınavına alır. 45 alanı geçirme niyetindedir. Sınavda 8 tane soru sorar. 9.ve 10.soruları da öğrencilerden kendi kendilerine soru sorup cevap vermelerini ister.
SORU 1- 4 büyük kitabın isimleri nelerdir, hangi peygamberlere indirilmiştir?
Cevap
Zebur Hz Ebu Bekir'e
İncil  Hz Osman'a
Tevrat Hz Ali'ye
Kuran-ı Kerim Hz Muhammed'e
26/02/2015

Başörtüsü dün sorundu, bugün de sorun *

Bir zamanlar hükümet kuran ve hükümet yıkan, Türkiye gündemini belirleyen, çoğu zaman tetikçilik yapan, ülkenin değerlerine yabancı baskılarıyla okuyucuların karşısına çıkan ‘Kartel medyası’ diye ün yapmış  ve Türk basınının ‘Amiral gemisi’ olarak  bilinen  gazete, 10/02/2008 tarihli nüshasında “411 el kaosa kalktı” manşetiyle çıkmıştı. Aklı sıra aba altından sopa göstermişti.

Kaos olarak gösterilen durum ise kız öğrencilerin üniversitelerde başörtüsü nedeniyle eğitim ve öğretim görememelerini çözmek amacıyla iktidar ve muhalefetin bir araya gelerek anayasanın 42.maddesindeki “Kimse, eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamaz.” Cümlesine  üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir kısmı ilave edilerek yapılan anayasa değişikliğine 550 milletvekilinden 411 kişi el kaldırmıştı. Hatta bu değişiklik nedeniyle iktidar partisine "laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle 14/04/2008 tarihinde kapatma davası açılmış, parti; 6’ya 5  oy çokluğuyla kapatılmış olmasına rağmen nitelikli çoğunluk olmadığı için iktidar partisi ipten dönmüştü.

İdam sehpasından son anda kurtulan hükümet bu konuyu  zaman içerisinde çözmek gayesiyle buzdolabına kaldırdı. Başörtüsü yasağına delil gösterilen anayasa, kanun ve anayasanın gerekçeli kararları aynı durduğu halde birkaç yıl önce hükümet, "Kılık-Kıyafet Yönetmeliğinde" değişiklik yapmak suretiyle askeriye-emniyet-adliye hariç diğer kamuda çalışanlarda ve okullarda başörtüsünü serbest bıraktı. Çalışanlar işlerine, öğrenciler de okullarına türbanlarıyla girmeye başladılar. Bu kararın toplumda yansıması olumlu oldu. Herkes özümsedi. Başını açanla-kapatan arasında bir gerginlik meydana gelmedi. Laiklik de bir yere gitmedi, aynı yerinde duruyor. Başörtüsünün yasak olduğu en son yer askeriye kalmıştı. Onu da Milli Savunma Bakanı, 22/02/2017 tarihli açıklamasıyla kaldırmış oldu. Hükümetin kararlılığı, mahkemelerin görüş değiştirmesi, müzmin muhalif partinin ortamı germemesi bu konuda özgürlük ortamının oluşmasına olumlu katkı sağlamıştır. Sebep olanlardan Allah razı olsun. Türkiye'de normalleşmenin başladığına, taşların yerli yerine oturduğuna işarettir bu.

Başörtüsü deyip de geçmeyelim. Kaç tane parti kapatıldı uğruna. Birçok kişi siyasi yasaklı oldu. Nice kızlarımız bundan dolayı okuyamadı, okumakta olanlar ise eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Kimi  peruk takmak suretiyle yoluna devam etti. Kimi de akıl hocalarının verdiği ‘furuattır’ fetvası gereğince başlarını açmak zorunda kaldı. Nice okul birincileri, plaketlerini almak için kürsülere çıkarılmamış ve onlara konuşma hakkı verilmemişti. Meclise giren başörtülü vekile karşı ülkenin başbakanı: "Bu kadına haddini bildirin" diyerek savaş bile açmıştı. 

Başörtüsü yasağı uydurulmuş bir yasaktı. Bir dönemin zihniyetini gösteriyordu. Şükürler olsun! O zihniyetin cenazesi kılındı, bir daha da dirilmez artık… Başörtüsü sorunu bir daha geri dönmemek üzere çözüldü çözülmesine de, şimdi ortada bir başka sorun var. Bu sorun nasıl çözülecek? Başörtüsünün çözülmesinden daha zor bir durumla karşı karşıyayız. İçime bastırdığım bu sıkıntı ve derde Hayrettin Karaman 04/12/2016 tarihli Yenişafak'taki köşesinde "Başımızı örttük mü" başlıklı yazısında şöyle işaret etmişti:

"Başlarını bir şekilde örten, oradan aşağıya doğru bakıldığında şeffaf kumaşlar, dar elbiseler, “başım örtük ama sen yüzüme bak” dercesine boyanmış yüzler ve gözler, davranışlardaki hafiflikler, zorunlu olmayan birliktelikler, olmayacak yerlerde bulunmalar, hatta “aşka gelip” oynamalar, parklarda bahçelerde el ele, baş başa, sarmaş dolaş oturmalar ve gezmeler, sağa sola sigara dumanını üfleyerek yakışıksız görüntüler sunmalar… göz önüne alındığında karşımıza “kısmen örtülü çıplaklar”ın çıktığını üzülerek ve ibretle görüyoruz…Birçok kimsenin tepkisine sebep olmayı göze alarak şunu söyleyeceğim: Edep, ahlak, nezaket ve zarafet olmayacaksa ne sakalınız olsun ne de başörtünüz!”

Şimdiki derdimiz bu maalesef. Fazla söze ne hacet! Sayın Karaman bu durumu nezih bir şekilde ifade etmiş. Şimdi düşünelim, biz bu meseleyi nasıl çözeceğiz? Ben de böylelerini görünce “Keşke bu kızımızın başı, örtülü olmasaydı…” diyorum. İnşallah özentidir, çabuk geçer. Zira Hz Ömer: “İnandığı gibi yaşamayanlar, yaşadıkları gibi inanmaya başlar.” der. Allah samimiyetten ayırmasın. Bir moda rüzgarına kapılan bu tip kızlarımıza feraset ve basiret versin. Başörtüsü takan bu kızlarımızın inşallah bir gün kendilerini bulacaklarına inanmak istiyorum. 22/02/2017

* 25/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.