20 Şubat 2017 Pazartesi

Tek kişiye bel bağlamak

Doğu toplumlarının özelliğidir, sevdi mi ölümüne sever, nefret etti mi yine ölümüne nefret eder. Sevdiğimiz, hele bir de hizmet eden biri ise ona her yönüyle güvenir; canımızı, malımızı, mahremimizi, ülkemizi emanet ederiz. Öl desin ölür, kal desin kalırız. Nefret ettik mi de kılımızı vermeyiz. Ağzıyla kuş tutsa, bizi sırtında taşısa, önümüzde takla atsa -tabirim yanlış anlaşılmasın, teşbihte hata olmaz- Nuh der, peygamber demeyiz.

Hayatı, her şeyi, geleceğimizi sadece bir kişiye bağlamak, emanet etmek, ona havale etmek doğru mu? Ya sevdiğimiz kişinin başına bir şey gelirse ondan sonra ne yapacağız? Yetim mi kalacağız? Bu durumda havale ettiğimiz işler ne olacak? Böyle bir durumda hedefe gidilen yol dümura uğramaz mı? Çünkü orta yerde 'B' planı yoktur.  Nasıl ki kurt puslu havayı severse düşman ve fırsatçılara gün doğar.

Her insan lider olamaz, liderlikte mutlaka karizma da gerekir. Böylesi liderler olsun olmaya. Fakat ölümlü dünyada her türlü kötülüğün etrafımızda dolandığı bir ortamda bir hareket kişiye endeksli olmaktan ziyade kurumsallaşma yoluna gitmelidir. Liderin gerisinde onun hatasını düzeltecek, ona yol gösterecek, ufuk çizecek 'ehlü'l hal ve'l akd' diyebileceğimiz bir heyet olmalıdır. "Onların işleri kendi aralarında şûra iledir" ayeti gereğince kararlar istişare ile alınmalıdır. Yeri geldiği zaman burada hesap verme-hesap sorma olmalıdır. Liderin yükü de hafifletilmiş olur. Hizmetin liderinin başına menfur ve nahoş bir durum geldiği zaman heyet yeni liderini seçip yoluna devam etmelidir. Böylece dava, hizmet ve hareket inkıtaya uğramamış olur. Türkiye'nin siyasi hayatı lider endekslidir. Lideriyle doğar, büyür ve ölür. Lider ölünce partisi de eski görkeminden çok uzakta kalır. Çünkü yerine seçilen, lider olmaktan ziyade sadece genel başkan seçilmiş olur, önceki liderinin hep gölgesinde kalır. Yine bizde hiçbir lider kendisini geçebilecek bir çırak yetiştirmez. Kitleleri ardından sürükleyebilecek biri çıkarsa da partiyi ele geçirebilir endişesiyle partisinden aforoz edilir. Hasılı mevcut "Siyasi Partiler Kanunu" ile bir partiden ikinci lider doğmaz.

Türkiye'nin geçmiş tecrübelerinden hareketle şimdiden tedbir almakta fayda vardır. Bu şekil olan bir hareket evladiyelik ve uzun ömürlü olur, iyice kökleşir ve kurumsallaşır. Böylesi kurumsallaşan hareketler demokrasi kültürünün oluşmasına da katkı sağlarlar. Parti bir demokrasi okulu olur. Doğrular ve yanlışlar birlikte göğüslenilir. Sonunda ortaya yeni  bir Uhut da çıkmış olsa pişmanlık olmaz. Çünkü kararda ortak aklın imzası vardır. 20.02.2017

Bari bu işi az ötede yapsalar! *

Birlikte çalıştığımız bir arkadaş: “Ne zamandır Karatay Terminalinin önünden Üçler Mezarlığına doğru gitmemiştim. Ne biçim olmuş oralar öyle. Sağlı sollu bekleşen bayanlardan geçemedim, az ileriye gittikten sonra polisi aradım. Polisin geldiğini görenler hemen kayboldu.” Konuştuğu polisin: ‘Yakaladığımız zaman Kabahatler Kanununa göre 70 lira kadar bir ceza yazıp salıyoruz, başka bir şey yapamıyoruz, bu işi yapanların çoğunun aylığı 20-30 bin lirayı buluyor, müşteriye 300 liraya gidiyorlar’ dediğini ifade etti.
***
Birkaç yıl önce yine birlikte çalıştığım bir arkadaş yine aynı bölgede(Karatay Terminali) aracını park ettikten sonra yürümek isterken yol kenarında bekleyen bayanın biri: “İster misin” demiş. “Ne ister misin, anlamadım” deyince kadının:  “Anlamamazlıktan gelme! Kafanı, gözünü kırdırırım bak!” dediğini anlattı. Kendi başına kafa-göz kıramaz. Öyle zannediyorum, onu izleyen çetesi de olmalı.
***
Kayalıpark-Alaaddin Durağı arası ve Alaaddin tepesinin etrafındaki kaldırımlarda;  üzerinde bir bayan ismi, altında da aranacak numara olan kartvizitlerin rastgele serpiştirildiğini, özellikle atıldığını görmek mümkün. Birileri atıyor, belediye durmadan temizleyeceğim diye uğraşıyor. Akşama kadar kaç kişiyi ağlarına düşürüp avlıyorlar, kaç kişiyi soyup soğana çeviriyorlar? İşte burası meçhul. Konya’nın diğer taraflarında,  diğer şehirlerimizde ise nelerin döndüğü en azından benim için muamma.
***
Arkadaşımın annesi balkondan aşağıya bakarken güpegündüz, işlek bir caddede iki karşıt cinsin öpüştüğünü görür ve hemen "Ayıp değil mi gençler" diye seslenir. Erkeğin utancından yüzü kızarır, başı önde yürümeye başlar. Kızımız başını kaldırır ve "Kıskandın değil mi" diye cevap verir. Sonra ne mi olmuş? Teyzenin yüzü kızarmış ve: "Terbiyesiz! Neyi kıskanacağım, benim 4 tane oğlum var. Fesübhânellah! Ne günlere kaldık, ya Rabbi!" diyerek içeri geçmiş.
                                   ***
Otobüs durağında bekleyen 15-16 yaşlarındaki iki genç kızın yanına az ilerde duran iki gençten biri geldi. Kızı öptü. Kız beni gördü. Utandı sandım. Mutlu, huzurlu ve gülen yüzüyle o da gitti onu öptü; gelen otobüsün içindekilere, yoldan geçenlere ve durakta bekleyenlere aldırmadan. Ben ne mi yaptım? Arkadaşımın annesi  kadar  olamadım. Sadece bakakaldım. Hiçbir şey diyemedim… Bizim kültürümüzde eş bir yere giderken uğurlamaya gelenlerle sarılır, tokalaşır, eşine de uzaktan "Hoşça kal" derdi. Nereden nereye... Bindik bir alamete. Gidiyoruz kıyamete bakalım. Allah hakkımızda hayırlısını versin.
                                          ***
Verdiğim son iki örnek amatörce yapılanı. Aşkın(!) cadde ve sokaklara taşması veya evlere girmemesi de denebilir. Önceki örnekler ise bu işin profesyonelce yapıldığını göstermektedir. Lut peygamberin kavmi niçin helak oldu acaba? Sadece Lûtîlikten mi? Yoksa fuhşiyatı cadde, sokak, çarşı demeden herkesin gözü önünde aleni olarak yapmalarından dolayı mı? Sanırım ikinci olsa gerek. Lut zamanında "Bari bu işi az ötede yapın" diyenler çıkarmış. Biz bugün hiçbir şey söyleyemiyoruz bile maalesef.

Meryem Süresi 59.ayette Allah: “Ama onların ardından namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.” buyurmaktadır. Bu ayete göre bir toplumun bozulmasının iki ipucudur: namazı terk ve şehvetlere uymak. Sanırım zaman bu zamandır. Allah bu tür neslin anne-babalarına ve çocuklarımıza yardım etsin. Bu uçkuruna düşkün ve bedeninden para kazananların şerrinden bizi korusun.

Kayalıpark, Alaaddin demek Konya’nın merkezi demektir. Konya’da yaşayanlar buralarda garip şeyle döndüğünü, birilerinin vücudunu pazarladığını düşünüyor. Sanırım yetkililer de burada olup biten durumdan haberdarlar. Yapanları da biliyorlar. Verilen cezalara göre tekrar yapılıyorsa demek ki cezalar caydırıcı değil. Vatandaş olarak çözüm beklediğimizi ifade etmek istiyorum. Yok elimizden başka bir şey gelmez diyorsa yetkililer, bu işi meslek haline gelmiş kişilere: "Bari bu işi az ötede yapın" desin. 20/02/2017

* 22/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Ne Derdi Acaba?

*Konya Zafer Meydanı dile gelseydi, o bölgede olup bitenler için ne derdi acaba?
*İslam dile gelseydi birbirini öldüren, kuyusunu kazan, dedikodu yapanlara ne derdi acaba?
*Eğitim ve öğretim dile gelseydi hava muhalefetinden dolayı yapılamayan   eğitim için  müntesiplerine ne derdi acaba?
*Kur’an dile gelseydi, kendisini ezberleyip de yaşamayanlara ne derdi acaba?
*Dilin dili olsaydı, söylediğini yaşamayanlara ne derdi acaba?
*Tatilin dili olsaydı, tatil yapmaktan keyfini çıkaramayanlara ne derdi acaba?
*Ana karnındaki çocuk dile gelseydi, hava muhalefetini gerekçe göstererek işine gitmeyen anneye ne derdi acaba?
*Gözün dili olsaydı; gördükleri, görmeye çalıştıkları ve gözetledikleri için ne derdi acaba?
*Emanetin dili olsaydı, kendisine yapılan ihanetler için ne derdi acaba?
*Ayakkabı dile gelseydi, akılsız başın yaptıkları için ne derdi acaba?
*Kibir dile gelseydi, güya dağları ben yarattım diye caka satanlar için ne derdi acaba?
*İçimiz dışa çıkıp dile gelseydi, dışımız için ne derdi acaba?
*Sevgi dile gelse, birbirini sevdiğini söyleyenlere ne derdi acaba?
*Her türlü emellerimize alet ettiğimiz aletler dile gelseydi, bize ne derdi acaba?
*Alâeddin-Adliye arasındaki raylar dile gelseydi bu projeyi üretenler, yapanlar ve sessiz çoğunluk için ne derdi acaba?
*Gizlilik ve alenilik dile gelseydi, gizlediklerimiz aleni yaptıklarımıza, aleni yaptıklarımız gizlice yaptıklarımız için ne derdi acaba?
*Ramazan dile gelseydi, Ramazana ne derdi acaba?
*Özür dile gelseydi, kabahate ne derdi acaba?
*Mazeret ve gerekçe dile gelseydi, yaptıklarımıza ve yapamadıklarımıza bulduğumuz kılıflar için ne derdi acaba?
*Asgari ücret dile gelseydi, asgari ücretin üzerinde ücret alıp da asgari ücretlileri asgari ücretten kurtarmayanlara ne derdi acaba?
*Toplu taşıma araçları dile gelseydi, çoluk çocuğunu evlendirmiş,  evini barkını almış 65 yaşına gelmiş ve emekli olmuş kişileri, toplu taşıma araçlarına ücretsiz bindirip yeni iş bulmuş, evi kira olan asgari ücretlilerden tam ücret alma kararına ne derdi acaba?
*Yetki dile gelseydi elindeki yetkiyi kılıç gibi kullananlara ne derdi acaba? 20.02.2015