20 Şubat 2017 Pazartesi

Ne Derdi Acaba?

*Konya Zafer Meydanı dile gelseydi, o bölgede olup bitenler için ne derdi acaba?
*İslam dile gelseydi birbirini öldüren, kuyusunu kazan, dedikodu yapanlara ne derdi acaba?
*Eğitim ve öğretim dile gelseydi hava muhalefetinden dolayı yapılamayan   eğitim için  müntesiplerine ne derdi acaba?
*Kur’an dile gelseydi, kendisini ezberleyip de yaşamayanlara ne derdi acaba?
*Dilin dili olsaydı, söylediğini yaşamayanlara ne derdi acaba?
*Tatilin dili olsaydı, tatil yapmaktan keyfini çıkaramayanlara ne derdi acaba?
*Ana karnındaki çocuk dile gelseydi, hava muhalefetini gerekçe göstererek işine gitmeyen anneye ne derdi acaba?
*Gözün dili olsaydı; gördükleri, görmeye çalıştıkları ve gözetledikleri için ne derdi acaba?
*Emanetin dili olsaydı, kendisine yapılan ihanetler için ne derdi acaba?
*Ayakkabı dile gelseydi, akılsız başın yaptıkları için ne derdi acaba?
*Kibir dile gelseydi, güya dağları ben yarattım diye caka satanlar için ne derdi acaba?
*İçimiz dışa çıkıp dile gelseydi, dışımız için ne derdi acaba?
*Sevgi dile gelse, birbirini sevdiğini söyleyenlere ne derdi acaba?
*Her türlü emellerimize alet ettiğimiz aletler dile gelseydi, bize ne derdi acaba?
*Alâeddin-Adliye arasındaki raylar dile gelseydi bu projeyi üretenler, yapanlar ve sessiz çoğunluk için ne derdi acaba?
*Gizlilik ve alenilik dile gelseydi, gizlediklerimiz aleni yaptıklarımıza, aleni yaptıklarımız gizlice yaptıklarımız için ne derdi acaba?
*Ramazan dile gelseydi, Ramazana ne derdi acaba?
*Özür dile gelseydi, kabahate ne derdi acaba?
*Mazeret ve gerekçe dile gelseydi, yaptıklarımıza ve yapamadıklarımıza bulduğumuz kılıflar için ne derdi acaba?
*Asgari ücret dile gelseydi, asgari ücretin üzerinde ücret alıp da asgari ücretlileri asgari ücretten kurtarmayanlara ne derdi acaba?
*Toplu taşıma araçları dile gelseydi, çoluk çocuğunu evlendirmiş,  evini barkını almış 65 yaşına gelmiş ve emekli olmuş kişileri, toplu taşıma araçlarına ücretsiz bindirip yeni iş bulmuş, evi kira olan asgari ücretlilerden tam ücret alma kararına ne derdi acaba?
*Yetki dile gelseydi elindeki yetkiyi kılıç gibi kullananlara ne derdi acaba? 20.02.2015

19 Şubat 2017 Pazar

Bazılarımız işitme-engelli olsaydı ne iyi olurdu!

Türkiye gibi gruplaşmanın bol olduğu, ön yargının hakim olduğu, düşünce-fikir ve vicdan hürriyetinin olmadığı, görüş bildirenlere belden aşağı vurularak konuşup konuşacağına pişman edildiği, prensiplerin değil kişilerin konu edinildiği, gücü eline geçirenin muhaliflerine tokmak vurduğu, başarı gösteremeyip hep muhalif kalanların kendini anlatma yerine saldırıya geçtiği, farklı görüşün dışlandığı, insanın iliklerine kadar baskı hissettiği  ülkelerde acaba dilsiz olmak daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemiyor insan.

Dilsiz olunca zaten duyamıyorsun da. Kimin ne dediğini işitmiyorsun. Kimse senin görüşünü de sormaz. Yapılan kayıkçı kavgalarından haberin olmaz. Ne üzülür, ne de üzersin. Gül gibi geçinir gidersin. Ülkeyi düzeltme, yanlış yolda gidenleri yola getirme gibi bir derdin de olmaz. Kendi halinde hayat mücadelesi verir gidersin.

Birbirimize karşı hazımsız, tahammülsüz ve hasmane tavırları göre göre bir gün gelip işitme-engelli olanlara gıpta edeceğim hiç aklıma gelmezdi. Beş duyu organlarımızdan kulak ve dil gibi iki önemli organımızın çözüme katkı olacağı yerde bir gün sorun haline gelebileceğini hiç hesaba katmamıştım. Hatta acırdım bu şekil engele sahip olanlara. Halbuki acınası bir halde olan kulak ve dile sahip olanlarmış da farkına varamamışım.

Lal olsaydık hiç olmazsa Yunus'un dediği gibi: "Dövene elsiz gerek/Sövene dilsiz gerek" derdik. Dünyaya nizamat vermek için başkasına had bildirmeye kalkmaz, haddimizi bilirdik. Engelli olsaydık öbür dünyada hesabımız da  ona göre olurdu. Birbirimizin dedikodusunu yapmaz, iftira atmazdık. Kul hakkımız da olmazdı. 

Sahi, duyma ve konuşma fonksiyonu olmadığı için engelli sayılan işitme-engelliler mi özürlü, yoksa işitme ve konuşma özelliği olup da amacı dışında kullanan bizler mi? 

Allah'ın verdiği bu iki nimeti yerinde kullananlara ne mutlu! 19.02.2017


"Bunca yıl boşuna mı okudum? Emeğime yazık!

Başka ülkeleri bilmem ama bizde kamuda bir iş bulmak, masa başında çalışmak, 08.00-17.00 mesaisine tabi olmak, bedenen çalışmamak, sosyal güvence ve geçimimizi sağlayacak bir ekmek kapısı bulmak için okunur. Milyonlar üniversite kapısında ter döker her yıl. Olmadı mı bir daha denenir, bir daha denenir. Üniversiteyi bitirip iş bulunca hedefimize ulaşmış oluruz. Okuma işi de biter. Çünkü amaç hasıl olmuştur.

Hepimizin hayalidir bir bordro mahkumu olmak. Aslında devlette çalışmayı istemek; ben ne uzayacağım, ne de kısalacağım. Kendimi de geliştirmeyeceğim, bir şey üretmeyeceğim, ayağımı maaşıma göre uzatıp gül gibi geçineceğim demektir. Okuyup da devlette görev almayanların sayısı çok azdır. Görev alıp da istifa edenlerin oranı da aynı şekildedir. 

Amaç; okuyup iş-güç sahibi olmak olunca okuma bizde ahlakımıza da yansımıyor. Çünkü okulu kültürlü olalım, okumanın en iyisini yapalım, öğrenelim diye bir derdimiz olmayınca okumadan beklenen davranışlar da ortaya çıkmıyor. Çalışıp memlekete ve insanlığa faydalı olalım diye bir düşüncemiz de olmaz. Varsa yoksa kendi rahatımız, terlemeden akşamı yapmak.

Okumayı seçip başarılı olanların çoğu da alt ve orta gelire sahip ailelerin çocuklarıdır. Ailesinin durumu iyi olanların çocuklarının pek okumada gözü olmaz. Ailenin serveti ona yeter de artar bile. Az sayıda okuyan maddi imkanları iyi olan çocuklar da ailesi tarafından özel okullarda okutulduktan sonra aile şirketinin başına geçirilir. 

Dar ve orta gelire sahip ailelerin çocukları okuyup da görev almayınca veya alamayınca bir başka alana da kayıp iş yapma yoluna gitmiyor. Çünkü kendisinde ve ailesinde: "Bunca emeğim var, ben bunca yılı boşu boşuna mı okudum, mesleğimle ilgili çalışmak istiyorum" düşüncesi hakimdir. Kendileri böyle bir psikolojiye sahip olmasa bile etrafından bazı işgüzarlar: "Sen o kadar yılı bu işi yapmak için mi okudun, bu yaptığın işi diploma sahibi olmadan da yapabilirdin" diyerek ajite etmeye devam ederler.

Dar ve orta seviyedeki gelir grubunun çocuklarının okumayı seçmesi, zengin ailelerinin çocuklarının okumada gözü olmamasını değerlendirdiğimiz zaman bizim ülkemizdeki okuma amacına uygundur. Doğru bir düşünce olmasa da ülkemiz insanının bilinçaltını ifade etmektedir.

Ne yapıp ne edip iş bulma gayesiyle okumaya bir son vermek gerekiyor. Okunacaksa eğer mutlaka bir katma değer üretmek, aldığımızdan daha fazla vermek hedefimiz olmalı. İnsanlık tarihinde icat yapan mucitler olarak ismimizi duyurmamız lazım. Çok bilgim yok ama dünya tarihinde bordro mahkumu olup da yeni bir icat ortaya koyan var mı? Hep merak etmişimdir. Olacağını sanmıyorum. Varsa da bu şekil üretici kafanın sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Okunacaksa İmamı Azam Ebu Hanife gibi olmalıdır bizim okumamız. Okuyup kendisini ispatladıktan sonra devlette görev almayan ender kişilerden biridir. Çünkü kendi işini yapmıştır. Hiçbir devlet adamına eyvallah dememiştir. Görev alması için kendisine yapılan baskılara da boyun eğmemiştir. Hem talebe yetiştirmiş, hem ticaretini yapmış. Kazancını da yeri geldiği zaman ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştır. Asırlar geçmiş olmasına rağmen büyüklüğünden hiçbir şey kaybetmemiş, ticaretinden ziyade fıkıh alanındaki yaptığı hizmetlerle anılır olmaya devam etmiştir. Verdiği fetvalarda kimsenin etkisi altında kalmadan inandığı doğruları savunmuştur. Belki de büyüklüğü onun serbest çalışmasındadır. Çünkü şöyle karar verirsem ekmeğim kesilir, baskı görürüm endişesi taşımamıştır.

Okumayıp cahil kalalım iddiasında değilim. Zenginimiz de okusun, fakirimiz de. Okumanın en iyisini, en mükemmelini yapalım.  Hangi gaye ile okursak okuyalım Ebu Hanife'nin okumasını örnek alalım. Sadece sınıf geçmek, iş bulmak gayesi olmasın. Ekonomik özgürlüğünü elde edemeyenler birilerinin mahkumu olurlar, bir şey de üretemezler. Unutmayalım ki rızkın onda dokuzu ticarettedir. Okumayı seçince ticareti, ticareti seçince okumayı ihmal etmeyelim. 19/02/2017