19 Şubat 2017 Pazar

Aracımın otomatik kilidi

Bir gün önce aracımın kapılarını otomatik olarak açıp ve kilitleyen anahtarımın görev yapmadığını görünce otomatik kilit işlerini yapan bir esnafa gittim çarşıda. Benim aradığım esnafın oradan sanayiye taşındığını öğrendim, yerine gelen telefoncudan. Pili bitmiştir, getir ben yapıvereyim dedi. Eline aldı. Sonra belki bağlantı yapılması gerekir, sen bu işi şu okulun karşısındaki anahtarcıya götür dedi. Tarif edilen yere gittim. İçerideki usta: "Ben bu işlerden anlamam, benim oğlana götür bunu" dedi. Tarif üzere oğlunun olduğu yere gittim.

Oğlu anahtarın pilinin bitip bitmediğini kontrol etti. Çalışmıyor, pilini değiştirelim dedi. Dükkanında ne kadar alet ve edevat varsa anahtarı açmaya çalıştı. Olmadı. Bu, bıçakla açılır dedi. Bıçakla denedi yine olmadı. Dükkanda duran yaşlı biri "Sen bunu babana götür o yapar" dedi. Babasının yanından geldim, o da oğluna gönderdi, dedim. Anahtarı eline aldı delikanlı. O önden ben arkadan epey yürüdükten sonra bir başka anahtarcıya geldik. Çocuğa, kim kimin babası dedim. Senin dediğin adamın oğlu işe gitti şu anda. Bu geldiğimiz yer benim babamın yeri dedi. Bir taraftan da anahtarı açmaya çalıştı. Önündeki elektronik aletle koydu tekrar. "Çalışıyor bu, belki pili zayıflamıştır, açalım içini dedi. Uğraşırken açtı anahtarı. Sonra takmaya çalıştı. Anahtar bir türlü takılmadı. Sonra babasını çağırdı. Bunun içindeki yivi kırılmış dedi. "Demek ki önceden yaptıklarında yapıştırmışlar bunu" diyerek diğer eline de Japon yapıştırıcıyı aldı. Bir daha açılmayacak şekilde anahtarı kapattı ve elime verdi. Teşekkür ederek ayrıldım yanlarından. üstelik para da vermedim. Kim kime yapar bu devirde karşılıksız bir işi. Kırsa dökse de bir iş yapmıştı şunun şurasında. Bu yüzden kuru bir teşekkür de olsa hak etti yani.

Şimdi hafta içi arabayı alıp sanayide bu işten anlayan kilitçiye götüreceğim. Anahtar olur mu olmaz mı, olursa cezası ne olur, anahtar açılır mı, bunu da gidince göreceğiz. Ben anlarım, ben yaparım diyen kilitçiden kurtulduğuma şükrediyorum.

Yolda giderken kendi kendime bu memleket ne çektiyse "Ben anlarım, ben yaparım, ne var bunda" diyen kişilerden çekmiştir. Biz böylelerine elinin hamuruyla erkek işine karışmak" diyoruz. Toplumumuzda çoktur böyleleri. Bunlar Allah'a yakın olsunlar, yeter ki bizden uzak olsunlar. Bir şeyi yapacağız derken binlercesini kırıp döken tiplerdir bunlar. Kendi işlerinden başka her işe burunlarını sokarlar. Kendilerine olan öz güvenleri de tavan yapmış durumda. Aslında öz güven değil, olsa olsa hadsizliktir, kendini bilmezliktir. Eğer bir insan yaptığı işten başka bir işi anlıyorum diyorsa kaçacaksın onlardan. Selam bile vermeyeceksin. Selam verse de almayacaksın. Sayıları az da olsa "Bu işten anlamam diyen kişileri de görmek mümkün. haklarını yememek lazım. 

"Ben -her işten- anlarım" diyen bu tiplere yolun düşerse biraz yanlarında oyalansan kendi meslekleriyle hiç alakası olmayan işlerden de anladıklarını görebilirsin. Kimi doktorluktan, kimi veterinerlikten, kimi öğretmenlikten de anlar. Aslında bulunmaz Hint kumaşı gibiler. Bakmayın siz onların çilingir görevi yapar göründüklerine. Tevazuundandır onların ki. Ülkeyi teslim etsen onlar için peynir-ekmek gibidir. Onu da hallederler.

Başkasının mesleğine, işine saygıyı öğrenmek lazım bir meslek öğrenmeye başlamadan önce. Her meslekte mutlaka had bilme, haddini bilme diye bir etik değerler dersi işlenmeli ilk önce. Kimse kimsenin alanına müdahale etmemeli, ehline tevdi etmeli. kendi işinden başka işlere anlarım diye tevessül edenler aslında kendi mesleklerine de saygıları yoktur. 

Aslında suç bunlarda değil, suç bunlarla yolları kesişenlerdedir. 19/02/2017

Haberiniz var mı? Savruluyoruz


Siyasi parti, sendika, STK, cemaat, vakıf, dernek, bir oluşum; adına ne derseniz deyin kurulurken çoğunda bir samimiyet, bir hizmet etme anlayışı hakimdir. Kuruluş esnasında bu hizmette ben varım deyip orta yere çıkanlar bin bir sıkıntıya katlanarak gece gündüz  dağ-taş demeden aldıkları görevi ifa etmeye çalışırlar. Oluşum kendisini ispatlamadığı için görev alacak nefer bulmakta da zorlanırlar. Böylesi çalışmalarda bir rant, makam-mevki gibi beklentiler olmayınca çalışan az sayıdaki kişiler arasında bir gönül bağı olur, kenetlenme olur, içtenlik olur, gönül rahatlığı olur. Çünkü bu tür hareketlerde davaya hizmet Hakka hizmet anlayışı vardır.

Ne zaman ki bu hareket büyümeye yüz tutsun, bir gelecek vaat etsin, bir güç olmaya başlasın, hemen etrafını dolduranlarda bir artış olur. İnsanlar buralarda görev almak için yarışmaya başlar. Kuruluşunda cazibe merkezi olmayan oluşumun isimsiz kahramanları ne oluyoruz demeye kalmadan dağdan gelenler tarafından koltuklar doldurulmaya başlanır, suyun ağzı tutulur, davaya hizmet etmek isteyenlerin sayısında müthiş bir artış olur. Zamanında sağlam temeller atılmadan, prensipler ortaya konmadan fahri bir anlayışla yürütülen duygu, düşünce, fikir ve hareket birliği yeni gelenlerle birlikte çıkışındaki samimiyeti kaybetmeye başlar. Çünkü rüzgarın ters esmeye başlamasıyla birlikte hormonlu bir şekilde hızlı bir şekilde büyüyen hareket zirveye çıkmıştır. Zirvedeyken  artık hareketin nimetlerinden, rantından, makam ve mevki dağıtmasından faydalanan yeni bir zümre türer ve bunlar harekete yön vermeye başlarlar. Dünkü isimsiz kahramanlar ise arşive kaldırılır. Makam-mevki dağıttıkça artan üye sayısı yönetimde görev alanların başını döndürür. Bu bizim başarımızdır, biz bu görevi aldığımızda şuradaydık, şimdi ise bir numara olduk. Saltanat sürmek, hareketin nimetlerinden faydalanma zamanıdır artık. Üye bakımından dava büyümüş, emsallerine fark atmış, elindeki güç sayesinde üyeleri belirli makamlarda görev almaya başlamışlardır. Dün esemesi okunmayan fakat samimiyetinden şüphe edilmeyen bu hareket büyüyüp bir güç olunca yapılan bireysel hata ve yanlışlar kurumsallaşmaya başlıyor. Üye bakımından büyümesine rağmen değerlerini kaybettiğini, itibar kaybına uğradığını hissedemez bile. Zaten samimiyet de kalkar ortadan. Herkes geleceğini garanti altına almak, bir yere gelmek, bir yere çıkmak için orayı basamak olarak kullanmak derdindedir. Rızayı ilahi aranmaz artık burada. Geçmişin alışkanlığı olarak her ne kadar dillerinden doğruluk, dürüstlük, adalet, hakkaniyet, liyakat ve ehliyet düşmese de pratik tersini söylemeye başlar bu durumda. Çünkü hepsi sözde kalır.

Hem dava itibar kaybeder, hem de hareketi yönetenler. Ama zirve itibar kaybını gölgeler. Hatta insana doğru yolda olduğunu bile söyletir nefis. Çünkü oluk oluk insanlar hareketin bir ferdi olmak için geliyorsa hatanın görülmesi zaten mümkün değildir. Hele bu hareket bir de siyasi bir parti ile dirsek temasına girmişse önünde kimseler duramaz artık. Astığı astık, kestiği kestiktir. Çünkü arkasında koca bir siyasi güç vardır. Devlet vardır. Kim tutar bunları. İstemediği adamları yok eder, üyelerine bir parmak bal çalar. Heveslileri, kendini pazarlayanları teşnedir böyle yerlere. Yukarıdan aşağıya doğru kendinin sözünden çıkmayacak VİP kişilerle donatır kadroları. Kimin ne demesi önemli değil, yapılanlar doğru mu yanlış mı sorgulanmaz artık. Su akarken suyu doldurmak lazım anlayışı hakim olur. Kafasını çıkarmak, itiraz etmek isteyenler de bir şekilde ya makam sahibi yapılarak susturulur, ya da görünen ve görünmeyen bir baskıyla sindirilir.

Çok iyi anlatamadım ama işte ben buna savrulma diyorum. Samimiyetin kaybolmasıdır. Şöhret ve makamın insanları, dava erlerini esir almasıdır. Adaletin, güvenin, itimadın zedelenmesi, yok olmasıdır. Güç zehirlemesidir. Makam, mevki ve şöhretin esir aldığı dava erlerini görünce "Keşke bu dava büyümeyip küçük kalsaydı da dava içtenliğini kaybetmeseydi. Dürüstlüğün timsali olarak parmakla gösterilenler olsaydı" diyesi geliyor insanın. 19/02/2017


Haftada Bir Damlayan Biri

Konya'dan Adana'ya gitmek isteyen bir yolcu, bir firmayı arayarak telefonla yer ayırtır. Biletini almak için otogara girerken kendisini biri karşılar ve aralarında bir diyalog geçer:
—Yolculuk nereye?
—Adana'ya.
—Bilet aldın mı?
—Ayırttım.
—Hangi firma?
—X firma.
—O firmada bilet 20 TL, şu firmada 15 TL
—5 TL'lik fark iyiymiş, ama ben telefonla yer ayırttım.
—Olsun kardeş, zaten bilet almamışsın, gel şuradan al.
—Kardeş, telefonla yer ayırttığım firmadan değil de senin dediğin firmadan alırsam ve herkes böyle yaparsa telefonla yer ayırtmak isteyen hiç kimseye firmaların güveni kalmaz. Ayrıca ben telefonla sizin firmadan yer ayırtsam, diğer firmanın elemanı karşıma çıkıp senin dediğini söylese razı olur musun?
—Doğru söylüyorsun, özür dilerim, diyerek oradan ayrılır.
Bu ikisi konuşurken bunları dinleyen ve müşteri kapmaya çalışan firmaya ait olduğu belli olan, cüsseli biri araya girer:
—Sen niye o firma diye dayatıyorsun, niye 5 TL fazla vereceksin?
—Kardeş, ben telefonla yer ayırttığım firmadan bilet alacağım, gerekirse 10 TL fazla ücret ödeyeceğim, deyince adam:
—Git şuradan, haftada bir senin gibi biri damlar buraya, der ve ayrılır.
Sonuç mu? Haftada bir Konya otogarına damlayan o adam, telefonla yer ayırttığı firmadan bileti alır ve yoluna devam eder. 19/02/2015