16 Şubat 2017 Perşembe
MEB niye başarılı olsun ki?
15 Şubat 2017 Çarşamba
Bazı İkramların Bir Bedeli Olabiliyor
Karşılıksız izzet-ikram yapanlar, Allah rızası için yardım edenlerimiz az
da olsa var aramızda. Çoğunluk itibariyle genelde yapılanlarda mutlaka bir
beklentinin olduğu daha sonra ortaya çıkabiliyor. Yani çoğumuz karşılığını
ahirette görecek şekilde davranmıyoruz. Öyle zannediyorum bu konuda anlatılacak
anekdotlarımız da vardır.
2000 öncesi Güneydoğu’da bir ilin bir ilçesinde çalışırken 8-10 öğretmen
arkadaş bir araya gelerek; aramızda para toplayalım, bu parayla ilköğretim
okullarında ayakkabıya ihtiyacı olan öğrencileri giyindirelim" istedik. Her
okuldan bir öğretmen aracılığıyla ihtiyacı olan öğrencilerin ayakkabı
numaralarını tespit ettik. Ardından birkaç esnafı dolaştık. En uygun fiyatı
veren bir esnafta karar kıldık. Niyetimizi anlayınca; "Helal olsun size! Bizim
kendi insanımızın düşünemediğini siz düşünmüşsünüz. Size biraz da ben yardımcı
olayım" diyerek bizi taltif etti. Alışverişimizi yapıp ücretini ödedik.
Her okulda tanıdığımız olan bir öğretmene ayakkabıları öğrencilere teslim etsin
diye verdik.
Muhabbeti de hoşumuza giden esnaftan sair zamanlarda bizler de kendi
ayakkabı ihtiyaçlarımızı gidermeye başladık. Gide gele muhabbeti koyulaştırdık.
"Otur hocam! Hemen gitme, bir şeyler içelim, ondan sonra alırsın
alacağını, ne içersiniz" demeye başladı. "Çay içelim"
dediğimizde, "Hocam! Kola veya ayran içelim" derdi. "Yok çay
olsun, size külfet olmasın" dediğimizde, bir gün bize, "Niye külfet
olsun, bedeli nasılsa sizden çıkacak. Çay içerseniz, ayakkabıya çayın parasını
kola içerseniz onun parasını ilave ederiz" dedi. Bu konuşmaya ancak
gülünür. Gerçekler de böyle şaka yollu söylenir.
***
Zaman zaman ilçe müftüsünün yanına ziyarete giderdik. Her gidişimizde sağ
olsun, ilgi-alaka gösterirdi. Hal-hatırdan sonra "Ne alırdınız" derdi
her defasında. Biz de önce içmeyelim, der. Israr üzerine çay olsun, derdik.
"Efendim, çayı her zaman içersiniz. Hava da çok sıcak. İsterseniz kola
içelim" diye ısrar ederdi. İkramda sınır tanımayan makam sahibinin bu
cömertliği de hoşumuza gitmiyor değildi hani.
Bir gün cami imamıyla karşılaştık. Dertli mi dertli idi: "Camim
sürekli nem alıyor, üstü açılacak. Açıldığı zaman biraz peşin paramız olsun
diye müftülük sitesi ve kurs öğrencileri için camilerde toplanan paraları
müftülüğe teslim etmeden önce bir kısmını ayırıp sonra tutanak tutardım.
Ayırdığım parayı da değeri düşmesin diye 'Mark'a çevirir, emaneten bir kuyumcuya
teslim ederdim. En son toplanan yardım parası 15 milyon toplanmıştı. (2000
öncesi) 14 milyon toplandı diye tutanak hazırladık. Ben yine her zamanki
gibi parayı kuyumcuya teslim ettim. Cuma namazından sonra müftülüğe uğradım.
Memur benden aldığım parayı istedi. Ne parası dedim. Hocam biliyoruz aldığın
parayı, dedi. Benim niyetimi de biliyorsunuz, siz ne yapacaksınız parayı,
dedim. Borcumuz var esnafa, dedi. Müftülüğün esnafa ne borcu olabilir, dedim.
"Müftü beyin yanına gelen misafirlerin içtiği çay-kola paraları nereden
karşılanıyor hocam, dedi bana. Camiden toplanan paralarla makama gelenlerin
ikramının karşılandığını duyunca, "Madem öyle bizim maaşımızdan
karşılayalım. Camiden toplanan hayırdan izzet-ikram karşılanır mı dedim, çıkıp
geldim" dedi.
***
Birlikte aynı okulda çalıştığım Erzurumlu bir hocamız
vardı. Esnafın yanına gittiği zaman çaylarını içmezdi. Hele bir de esnafın
çocuğu okulumuzda okuyorsa hiç içmezdi. "Hocam, bu kadar hassasiyet ne? Yemek
değil kaçındığın. Altı üstü bir bardak çay. Çayı bugün tanımadığımıza bile
ikram ediyoruz" dedim. "Ah hocam ah! Benim dilim yandı. Yoğurdu
üfleyerek yiyorum. Kırıkhan'da çalışırken çocuğunu okuttuğum bir esnafın
dükkanına ara sıra gider. Hem laflar hem de çayını içerdim. Yıl sonu geldi.
Esnaf velim hışımla geldi. Hocam, benim çocuğu bırakmışsın dersten. Sana
hakkımı helal etmiyorum dedi. Ne hakkın var dediğimde: "O kadar çay
içirdim ben sana, dedi. Oymuş, prensibimdir. Çocuğu bende öğrenci olan esnaftan
çay içmiyorum." dedi. 15/02/2017
İl müdürleri ne iş yapar?
1.İlk önce atandığım il müdürlüğü makamımı yeniden tefriş ederim.
2.Makam şoförümü ve özel kalem müdürümü değiştiririm.
3.Kendimden yukarıdaki makam sahiplerini ziyaret ederim.
4.Hayırlı olsuna gelen yetkili kişilerin getirdiği çiçekleri odamda sergilerim.
5.Dairemde iş bölümü yaptıktan sonra ziyaretlere vakit ayırırım.
6.Sürekli protokol takılırım.
7.Ziyaretime gelen üst amirlerime veya arkası güçlü iş ve siyaset adamlarına kapımı her daim açık tutarım.
8.Emrim altında çalışan personelden veya öğretmenlerden herhangi biri bir durumunu anlatmak için makamıma geldiği zaman kapıcıma "yok" dedirtirim.
9.Kendi makam katımı herkesin ulaşamayacağı şekilde bir duvar örerim.
10.Fazla yakıt yakmasın diye kendi özel aracıma binemediğimin özlemini devletin bana tahsis ettiği makam aracından alırım. Her yere giderim, Özellikle yemekli ziyafetleri kaçırmam. Zaten sadece çay ikramının olduğu yerlere de gitmem. Çünkü çay dairemde de var.
11.Emrime tahsis edilen şoförün mesaisine riayet etmem. İşim ne zaman biterse, keyfim ne zaman git derse o zaman gönderirim.
12.Evden işe gidebilmek için iş yerime yakın bir yerde ev tutmam. Nasılsa ulaşım derdim olmaz. Şoför ve araç zaten emrimde. Şoförün işi varmış demem. Zaten ne iş yapıyor ki. Sadece beni taşıyor. Taş atıp de elimi ağrıyor. Üstelik benimle olduğu için hayatı boyunca yiyemediği kadar yiyor.
13. Üst seviyedeki makam sahiplerine, iş ve siyaset dünyasına karşı sıcakkanlı ve iş bitirici olurum. Onlara gereken ilgi ve alakayı gösteririm. Personelim, müdürüm ve öğretmenlerime karşı aynı hoşgörüyü gösteremem. Çünkü şımarırlar. İstekleri hiç bitmez o zaman. Yüz verirsem astarını isterler.
14. Eli uzun, nüfuzlu kişilerin bir dediklerini iki etmem. Mevzuata aykırı bile olsa kılıfına uydururum. Onlar için kaz gelecek yerden tavuğu esirgemem. Çok basit isteklerini hallederim. Mesela nüfuzlu birinin bir yakını bir okulumda öğretmenlik yapıyorsa müdür denen densiz onun programını okula gelmeyecek şekilde yapmıyorsa önce il-ilçe şube müdürlerime takip etmelerini, müdürü aramalarını söylerim. Baktım müdür ağırdan alıyorsa direk telefondan kendim arar, gerekli talimatı verir, programı yaptıktan sonra getir göreceğim diyerek o müdürün ağzının payını veririm. Orta yerde ganimet gibi müdür var. Gerekirse görevden alır, yerine yenisini atarım. Ben yeni bir müdür bulurum da nüfuz sahibi, hatırlı kişileri bir daha bulamam.
15.İlde yapılan tüm sınavlardan pay alırım. Çünkü tüm bunlardan ben sorumluyum.
16.Eski dostlarım "Efendim aramaz oldunuz" diye telefon açarlarsa "İnanın o kadar yoğunum, başımı kaşıyacak zamanım yok. Sizleri, eski günleri çok özledim, eğitim ve öğretim ihmale gelmez, benden önceki müdür de durmadan yatmış, buranın skalasını yükseltmeye çalışıyorum, en kısa zamanda ziyaretinize geleceğim" diyerek savuştururum.
17. Geldiğim bu makama birilerinin himmetiyle geldim diye hiç kendimde suçluluk psikolojisi hissetmem. Zira hak ettiğim bir makam burası benim. Sonra geçmişte benim de sıkıntı çekmişliğim var. Ne demişler "Sabreden derviş muradına erer" misali ben de sabrın meyvelerini yiyorum. Aslında bu kapasitemle daha yukarılarda olmam lazım ama ne yaparsın ki görülmüyorum. O zaman kendimi göstermek için hatırı sayılır, eli güçlü insanlarla ilişkileri sıcak tutmam lazım. zaten öyle yapıyorum. Buradan bir de siyasete atlarsam deme keyfim gitsin. Sonra yakışır da. Boy, bos, tip, karizma o biçim zaten. Benden iyisini mi bulacaklar?
Ha benimki züğürt tesellisi. Hayali olarak başladığım müdürlüğe kaptırdım gidiyorum. İyi de gidiyor. Sanırım becerecek gibiyim. Gördüğünüz gibi işler de yoğun. 15/02/2017