14 Şubat 2017 Salı

İslam anlayışın batsın senin! **

Zaman zaman bazı kanallarda arzı endam eden bir zavallı var. Hangi konuda konuşuyor derseniz. Din alanıdır ilgi alanına giren. Değerlerimize vurdukça vuruyor. Din adına bildiğimiz ne varsa yok etmek için uğraşıyor. Mikrofon gördü mü, bir kanala çıktı mı, etrafında üç-beş dinleyici mi var. Artık zırvalarının ardı arkası kesilmez. Yumurtlar da yumurtlar.

Normal şartlarda farklı görüşleri severim, özellikle orijinal görüş serdedenleri. Bunun ki kendine özgü, tam orijinal. Yeter ki bir dinleyen görsün: "Namaz dinin direği değildir, bir ritüeldir, istemiyorsan kılma. Kur'an'da bahsedilen salat destek anlamına gelir. Bu kılınan namaz kişiyi kurtarmaz..." şeklinde atıyor, tutuyor. İsterseniz bir dinleyin. Tam bir beynamaz hali. Namazda gözü olmayanın camide işi olmaz misali. Yıllardır gelmiş bulunan müktesebatı yok etmek için kırıp döküyor, ağzından salyalar akıtıyor. Önüne de almış Kur'an'ı. Bu yeter sadece, başka bir şeye ihtiyaç yok, diyor. 14 asırdır kimsenin anlamadığı, yanlış uyguladığı namazı yok etmek uğraşıyor. Utanmasa veya ardından gelenlerin olacağını bilse Muhammed de yanlış anladı diyecek. Kendi aklına ve zekasına aşık olan bu adam hadis ve sünneti de kabul etmiyor, namaza savaş açmış durumda. Az ikna edici olsa veya insanlar biraz dinlese Peygamberimizin " Gözümün nuru" dediği, bizim nefsimize ağır gelen namazın yerinde yeller esecek. Bizde böylelerine "Yavaş at da civcivler yesin" denir.

Allah kimseyi saptırmasın, medya, mikrofon hastası ve meşhur olma budalası yapmasın. Nasıl gündemde kalırım psikolojisidir bu. Normal konuşsa, makul dini anlatsa kimse merak etmeyecek. Zekatı ön plana çıkaracağım derken namazı küçümseme yoluna gidiyor. Olsa da olur, olmasa da. Niye bir şeyin önemine işaret edeceğim derken bir başka umdeyi yıkma yoluna gidiyor?  Niyeti nedir, derdi nedir? Manidar gerçekten.

Nüfus memuru ailesine; veren el olsun, cömert olsun, ad aldığına çeksin diye eli açık demiş. Eli değil, dili açık demek gerekiyormuş. Çünkü zırvasının haddi hesabı yok.

Allah kendini, kişiliğini, kimliğini kaybetmiş, aklına aşık, medya budalası ilahiyatçılardan korusun bu milleti. Birilerinin projesi olan bu tip dini bildiğini iddia edenlerin şerrinden korusun. İnanın bu tiplerin İslam’a ve İslami değerlere verdiği zararı dünya bir araya gelse veremez.


Böyleleri bıraksın insanımıza din anlatmayı. Bu milletin bildiği, öğrendiği ve yaşamaya çalıştığı din yeter de artar bile. Bunlar bıraksın millete din anlatmayı önce kendileri –adam gibi- Müslüman olsun. 14.02.2017

** 20/02/2017 tarihinde kahta.soz gazetesinde yayımlanmıştır.

Yurtdışında* FETÖ ne durumda?

1960-1970'lerde tohumu atılan, 2000'li yıllarda atağa geçen FETÖ, 17-25 Aralık denemesinden sonra 15 Temmuz'da gerçek yüzünü gösterdi. Bu ülkenin mahremine saldırdı ve bir daha bu topraklarda neşvünema bulamayacak şekilde cinnet geçirerek intihar etti. Ne geçmişiyle övünebilecek ne de bu ülkeye girebilecek. Çünkü bu ülke hainlere geçit vermeyecek. Hâlâ ihanet özlemi içerisinde yaşayan kalıntıları varsa içlerinde gizledikleri kin, ve intikam ateşiyle birlikte yok olup gidecekler. Tıpkı Ebu Leheb'in kahrından çatlayıp öldüğü gibi.

Türkiye'de yok olmaya yok olacaklar da dünyanın her bir ülkesine dal-budak salmış bu sinsi yapı nasıl temizlenecek? Birçok ülke eğitimini bunlara teslim etmiş. Eğitim yoluyla her ülkede adanmış insan yetiştirerek ülkelerin bürokrasi ve siyasetinde söz sahibi olmuşlar, kadrolaşmışlar. Bu yapı ile mücadele edecek devlet FETÖ ile değil, CIA ile mücadele etmeyi göze almalıdır. Kaç ülke böyle bir riski göze alır? Kaç ülke CIA ile başa çıkabilir?

Geçen gün yurtdışında* görev yapan bir dostumla karşılaştım. Hal ve hatırdan sonra bulunduğu yerde hayatın nasıl gittiğini, alışıp alışamadığını sordum: " Alışmaya alıştım. Fakat 6 ay oldu gideli, hukuki süreç lehimize sonuçlanmasına rağmen hâlâ okulları teslim alamadık. Gittik gideli uğraşıyoruz, bir sonuç elde edemedik. 28 okulunda 11 bin öğrencisi var. Oranın en gözde okulları. Yıllardır bürokratın, zenginin ve siyasilerin çocuklarını yetiştirerek devletin her kademesine yerleştirmişler. Çok güçlüler. Para basıyorlar bu okullarda. Bavullarla para kaçırıyorlar. Okullar tepeden tırnağa o ülkenin FETÖ'cülerin elinde. Bizim buradan gitme bir kaç kişi var perde gerisinde işleri dizayn eden. Halk bizimle beraber, hükümet seçim öncesi oy kaybederim diyerek risk almıyor. Hükümetin inisiyatif alamamasında bazı konularda yumuşak karnı da var. Hukuken bize geçmiş olmasına rağmen okulları teslim etmiyor. Türkiye'yi de karşılarına almak istemiyor. Fakat CIA tamamen işin içinde. Gittik gideli dinleniyoruz ve her adımımız takip ediliyor...." dedi ayak üstü muhabbetimizin arasında.

Anladığım kadarıyla yapı bizdekinden farklı değil. Türkiye’nin, her devletin içerisinde çöreklenmiş bu derin yapı ile mücadele etmesi gerekecek, belki de çoğu devlet ile karşı karşıya gelecek. Yapı, her devletin derin devleti olmuş. Ülkelerin seçilmiş hükümetleri altlarını oyan, CIA'ya çalışan, arkasında ABD istihbaratı olan bu ajanlarla nasıl başa çıkabilecek? Bunu da zaman gösterecek. Bu yapının kök saldığı ülkelerin ve Türkiye'nin işi zor gerçekten.

Her geçen yıl gücüne güç katan devletimiz diplomaside daha sağlam adımlar atmalı, ikna olmayan ülkeler varsa belge ve delillerle birlikte diplomatik bir dil kullanarak ikna yoluna gitmelidir. Sağlam delillerle hukuki süreç başlatmalıdır. Teslim alınan okullar aynı şekilde kaliteyi yakalamalı, bulunduğu ülkelerin tercih edilen gözde okulları olmalıdır. Allah devletimize ve bu uğurda çaba sarf eden samimi insanların yardımcısı olsun. 14.02.2017

* Orada çalışan kardeşimizin başına herhangi bir şey gelmemesi için ülke adı verilmemiştir. Ülke ismi bende mahfuz.


Çocuklarımıza balık tutmayı öğretelim!

Bu asrın anne ve babalarının farkına varmadan çocuklarına yaptığı en büyük kötülük çocuklarına balık tutmayı öğretmemeleridir.

Anne babalar iyi niyetle yapar bunu. Onlara hep balık yedirirler. Onları ayakları yere basan bir hayata hazırlamıyorlar. Yeter ki çocuğu okusun, kendini kurtarabilecek bir altın bileziği olsun. Emsallerini ekarte etme mantığı çerçevesinde yarış atı gibi sadece okuma ve başarma odaklı bir koşuşturma bizimkisi. 20-25 yaşına kadar hedefine ulaşmak için okumanın dışında sosyal hayattan kopuk, ev hayatından uzak; akraba, eş-dosta mesafeli bir laboratuvar hayatından sonra hayata atılan çocuk üniversite bitirinceye kadar gördüğü ilgi ve alakayı iş ve sosyal hayata atıldıktan sonra da başkasından bekliyor.

Çocukluğundan beri kendisinin yapması gereken her şeyi ailesi yapmıştır. Yaş ilerlemesine rağmen büyümüyor. Yine her şeyin öğrencilik hayatında olduğu gibi olmasını bekliyor. Hiç dertlenmemize gerek yok. Bu, bizim eserimizdir. 20-25 yaşına kadar sorumluluk vermediğimiz çocuklarımızdan sorumluluk üstlenmelerini beklemeyelim. Bunlar; yiyip içecekler, evi misafir gibi kullanacaklar, mutfağa girmeyecekler. Pekiyi bu işleri kim yapacak, bu nöbeti kim devralacak dersen bu da soru mu  Allah aşkına. Kürt Memed olarak bu nöbet senin. Bu yaşına kadar besledin. Yaptın madem bir iyilik. Bundan sonra da devam et bu iyiliği yapmaya. Biz değil miyiz onlara balık tutmayı öğretmeyen, biz değil miyiz onlara hep balık yediren, el bebek-gül bebek büyüten, uçan kuştan koruyan... Biz onlara oku dedik, onlar okudu. Onlardan ne aile reisliği bekleyeceksin ne de ev işi. Onlar işinin erkeği, işinin kadını olacaklar.

Yol yakınken bu aşırı korumacılıktan, sorumluluk vermeden sadece okumayı seçtirmekten vazgeçelim. Yaşına uygun azar azar sorumluluk verelim okumanın yanında. Bir şeyi yaparken diğerini yıkmayalım. Unutmayalım ki yeni yetişen bu nesil, anne ve babanın kendilerine baktığı, onların ise ebeveyne bakmadıkları/bakamadıkları bir nesil olmaya doğru gidiyor. Yok geriye dönüş olmaz, zamanında biz çok çektik çocuklarımız çekmesin diyorsak bari şehirdeki huzurevlerinin sayısını artıralım. 15.02.2017