12 Şubat 2017 Pazar

"İntihal" başlıklı yazıma cevap geldi *

04/02/2017 tarihinde Gazetemizde "İntihal/aşırma/hırsızlık/sahtekarlık" başlıklı bir yazı kaleme almış, 20/12/2015 tarihinde "Maliyeti yüksel nesil" başlıklı yazımın bir başkası tarafından başlığı ve yazının girişinde  yapılan bir kaç değişiklikle birlikte bir başka haber sitesinde "Çocukluğumuz ve çocuklarımız" başlığı altında 03/08/2016 tarihinde aynen yayımlandığını ifade etmiş, ilgili site yönetiminden bu yazı ile ilgili cevap beklediğimi ifade etmiştim.

Sitenin Genel  Yayın Yönetmeni ABD'de yaşadığı için kendisiyle  e-posta marifetiyle birkaç defa yazıştık. "Bu durumu yazara sorduğunu, kendisinden cevap beklediğini” ifade etti birkaç defa. Nihayet gecikmeli de olsa yazar, kendisine durumu izah eden bir e-posta göndermiş:

Selamün Aleyküm ...;
Hakkını helal et canım, gönderinizi yeni gördüm.
Epeydir belle ilgili rahatsızlığım sebebi ile yazılan ve gönderilenlere pek bakamadım. 
Burada basi  geçen yazıyı da yeni gördüm. O yazının sitemize gönderileceği günlerde de biraz rahatsızlığım vardı ve oğluma "… sitemize bir yazı göndermem lâzım. Bilgisayardaki "çocuk yetiştirilmesi" üzerine hazırladığım yazılarımdan birini gönderebilir misin? dedim?  O da olur dedi ve biraz sonra " gönderdim baba " diyerek yanıma geldi.
Ve arada geçen bunca zaman ben hangi yazımı gönderdiğini bilmiyordum. Sizin bu gönderiniz üzerine yazıya bakınca bana ait olmadığını gördüm. Meğer oğlum benim yazılarımdan birini değil, nereden bulduğunu bilmediğim bir yazıyı göndermiş. Halbuki benim ÇOCUK YETİŞTİRİLMESİ üzerine onlarca yazım var. Ben onlardan birini gönderdi diye biliyordum. Yazının sahibi arkadaştan özür dilerim. Demek ki böyle hatalar da oluyor. Bunu nasıl yapmış anlayamadım. İşten geldiğinde bunu öğrenmiş olacağım inş. Halbuki yazının çocuk yetiştirmeyle de alakası yok ama? Tekrar arkadaştan özür dilerim.”

Yazarın kendisi ile telefon, e-posta vb durumla görüşemesek de üçüncü şahıs aracılığıyla gelen cevabi yazısını aynen yukarıya kopya ettim. Sadece genel yayın yönetmeninin ve sitenin adını  noktalama ile ifade ettim. Cevabi yazıyı gönderen yazarın ismine de yer vermedim. Zaten istemeyerek de olsa “İntihal” başlıklı yazımda prensibim olmamasına rağmen sitenin ve yazarın adından bahsetmiştim. Bu yazımda isimlere yer vermedim. Zira isimlerle işim yok.

Yazarın sitede kendi adı ile yayımlanan yazısının kendine ait bir yazı olmadığını kabul etmesi -yazarın kendi adına gönderilen yazıdan haberinin olmaması, yazımın yazarın yaşına uygun bir şekilde uyarlanması bana manidar gelse de- benim için yeterlidir. Genel Yayın Yönetmeninden sitede yayımlanmış yazının kaldırıldığını ifade eden ikinci bir e-postası da gelmiştir.

Gazetemizin sayfasını şahsımla ilgili böylesi bir yazı ile meşgul etmem de hoşuma gitmedi. Fakat “İntihal” başlıklı yazıyı yayımladıktan sonra gelen cevaptan bahsetmesem olmazdı. Basın  hukuku ve etik değerler açısından yazının bu şekilde sahiplenilmesini şık bulmadığımı da ifade etmek isterim.

Takdir yine sizin! 12/02/2017

* 15/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Ne mal olduğumuzu niçin söylemeyiz? -2-

Çok kişinin kaldığı müstakil küçük evlerden 100 m2’lik evlere taşındık. Şimdilerde oralara da sığmaz olduk. Daha geniş ve yeni evler arama derdindeyiz. Sana yeterli gelse de gelen misafirinin garibine gidiyor: “Nasıl sığıyorsunuz bu eve” diyerek taaccübünü ifade ediyor.

2+1 olan 100 m2’lik evimi boşaltarak geniş bir eve çıktım. Eski ve küçük olan bu evi satayım mı, kiraya mı vereyim diye düşünürken ev, 15-20 gün boşta kaldı. Sonra kiraya verelim diyerek duyurusunu yaptım. Ne kadar kiralık ev arayan varmış meğer. Aynı gün 15 kadar kişiden “Evinizi tutmak istiyoruz” telefonu geldi. Bazı kişiler, belirttiğiniz kiradan da yüksek veririz, yeter ki verin, dedi. Kendilerine, ilk arayan kişi eve baksın. Tutmazsa size dönerim, cevabı verdim. Evi kiralamak isteyen kişi ile belirlediğimiz vakit evin önünde buluştuk. Eve baktı. “Tutuyorum” dedi. Kim oturacak dedim. “Babaannem, babam ve küçük biraderim” dedi. Oturacakları getir, kendileri görsün, dedim. Gitti babaannesini getirdi. Eve baktılar. Ev size yaramaz dedimse de “tutuyoruz” dediler. Ev bekar öğrenciler için daha uygun, size gelmez. Evin görünüşüne aldanmayın. Ev kullanışlı değil, kışın çok yakıt parası verirsiniz. Çünkü mantolaması yok. Mutfaktaki balkonu içeri almıştım, yerine PVC yaptırdım, rüzgarı kesemedim, kışın buradan soğuk üfürür, apartmanın içi düzensiz, nem kokusu var, boya ve badanaya ihtiyacı var. Yukarıdaki komşunun küçük çocukları var, seslerinden rahat edemezsiniz, dairenin en sıcak odası şu küçük oda, bakın şuralar çatlamış, buralar yarılmış…” diyerek evin durumunu anlattım. Ardından tutuyor musunuz dedim. “Tutuyoruz, biraz indirim yapabilir misin? Gerçi istediğin kira da yüksek değil” dediler. Tutuyorsanız 50 lira almayayım, dedim. Dairenin anahtarlarını vererek hayırlı olsun dedim.

Kira zamanı gelince kiracımız kira bedelini düzenli bir şekilde getirmeye devam etti. Bir gün kirayı getirdiği zaman "Nasıl evden memnun musunuz, var mı bir sıkıntı" dedim. “Geçen gün ağabeyimle beraber kulağını çınlattık. Evin durumunu ağabeyime anlatınca" ağabeyim: ‘Ev aynen ev sahibinin anlattığı gibi. Adam bize evini gösterirken başladı evini kötülemeye, eksikliklerini anlatmaya. İçimden bu adamın gözü bizi tutmadı. Anlaşılan evini vermeyecek dedim. Sonunda verdi. Anlattıkları aynen bir bir çıktı. Adam bize her şeyi anlatmış, biz bu şekilde tuttuk, söyleyecek hiçbir şeyimiz yok’ dedi.

Başımdan geçen bu olayı anlatınca çok dürüst olduğum anlaşılmasın. Maalesef o güzel haslet yeterince yok desem mübalağa etmiş olmam. Vermek istediğim mesaj malımızı olduğu gibi satışa çıkarmak. Elde de kalır, satılır da. Gördüğünüz gibi evin durumunu, eksikliklerini anlatınca kiralık evim elimde kalmadı. Kiracım evinden memnun, bense kiracımdan. Kirayı alırken de gönül rahatlığıyla alıyorum. Çünkü ne ise onu söyledim. Kiralayan da bu şekilde kabul etti.

Bir önceki http://dilinkemigiyok.blogspot.com.tr/2017/02/ne-mal-oldugumuzu-nicin-soylemeyiz.html” başlıklı yazımda pazarcı esnafının bozuk malını allayıp pullayarak sattığına değinmiştim. Burada da allayıp pullamadan yaptığım bir alışverişe değindim. Paramıza haram karıştırmayanlardan olalım inşallah. Olanı, olduğu gibi anlatalım. Çünkü bir şeyin bir kısmını söylemek yalanın kardeşidir. Doğru sözlü olan, sözümüzün eri kişilerden olmamız temennisiyle. 12/02/2017

Ne mal olduğumuzu niçin söylemeyiz? -1-

Zaman zaman alışveriş yaparız. Bir şeyler alır, bir şeyler satarız. Genelde malımızı satarken göklere çıkartırız. Öyle bir anlatırız ki alıcı havada kapmaya çalışır. Çünkü mükemmel bir anlatımımız olur genelde. Anlatırken de malımızı gizleyerek olduğundan farklı göstererek satarız. Malı elimizden çıkartınca da iyi kar ettik diye övünürüz. "Aldatan bizden değildir" sözünü de aklımıza getirmeyiz. 

Güzel ahlak ile taçlandırılmayan  dini yaşantımız bizi birbirimize karşı güvensiz kılmaya devam edecek. Ne zaman iman ve ibadetimize ahlakımızı da katarsak insanlara güven veririz. Tadından yenmez bir Müslümanlığımız olur. Değilse bu iman ve ibadet bizi boğmaya devam edecek. Biraz örneklendirme yapalım isterseniz. 

Bu hafta mahallemdeki semt pazarına gittim. Tezgahlara bir göz attıktan sonra kamyonet ile getirdiği portakalını kasa kasa önüne yığmış bir pazarcının önünde durdum. Portakalı elime alıp hafifçe sıktım. Ben iyi bir portakalım, alabilirsin diyordu. 5 kilo verir misin dedim. Hemen poşete doldurmaya başladı. Tabii tezgahın bana görünmeyen kısmından. Kardeş oralar iyi değil dedim ise de "Hepsi aynı, hepsi aynı. İstersen buradan vereyim" diyerek arka tezgahtaki diğer kasadan doldurdu biraz da. Pazarcı portakalı doldurduktan sonra bir iyilik daha yapıverdi.  İçini göremeyeceğim şekilde el çabukluğuyla poşeti bağladı. Başka yerden birkaç daha alışveriş yaptıktan sonra iyiliksever pazarcımız tarafından bağlanan poşetimden hiçbir meyvem dökülmeden evin yolunu tuttum.

Akşam çaydan sonra sıra geldi meyve yemeye. Portakala baktım. Hiç tezgahta bana görünen ve al beni  diyen portakala benzemiyordu. Dış görünüşe aldanma, kalbini de bozma, bizzat içini test edelim dedim. Soydum. Don vurmuş bir portakal ile karşı karşıyaydım. Maalesef suyu da kalmamış. Portakal: "Bana kızma, benim suçum yok. Eksinin altında bir havada ben ancak bu kadar dayanabildim. Ben kendimi gizlemedim. Benim bu durumumu gizleyen sana benzeyen iki ayaklı bir mahluktur. Aslında o beni değil, kendini pazarladı. 5 lira karşılığında kendini ve dürüstlüğünü  sattı. Ne mal olduğu böylece ortaya çıktı. Sen bana değil, kendi hemcinsine kız. Böyleleri pirincin içindeki beyaz taş gibidir. Ederi de 5 liradır. Çok da ucuz yani. Verdiğin para seni öldürmez ama onu da ondurmaz bilesin. Kandırıldım diye de üzülme. Kandıran olmandan daha iyi değil mi? Kafana da takma, ederi beş lira olan bu mahluk için üzülmene ve kızmana değmez bile. Sen bu parayı düşürdüm say. Bir daha da ucuz mala yönelme. Sonra iyi mi kötü mü diye beni kontrol edeceğine biraz insan sarrafı ol. Satıcıya bak. Böyleleri analarını boyayıp babasına satan cinstendir. Pazarımızın da yüz karasıdır bunlar. Sen bilirim bir daha bu yaratıktan alışveriş yapmazsın. Zaten bu tipler aynı adama ikinci defa mal satamazlar. Her pazar günü yeni adam avlarlar. Tökezleyinceye kadar vurur kaçarlar. Günü kurtarırlar. Sen beş liranı elinin kiri olarak verdin, bir daha da bu adamı görmezsin, tanımazsın. Bunların işi hiç rast gitmez. Bakma böyle gözü açık olduklarına, el çabukluğuyla sahte mal verdiklerine. Bu tipler öne güzel malı koyan pazarcı esnafıdır. Akşam giderken de satamadığı çürük ve üşümüş mallarını pazarın içine döker giderler. Belediye onların pisliğini temizleyeceğim diye gece boyunca uğraşır durur. Kendisinden alınan  beş lira işgaliye parasını yirmi lira olarak belediyeden çıkartır.

Verdiğin beş lira, onun ya kendisinden ya ailesinden çıkar. Senin için rahat olsun. Yalnız böylelerini pazardaki dürüst esnaf bilir, belediye bilir, malına müşteri olan da bilir. Kimse de sesini çıkarmaz. Çünkü böyleleri kendilerine asla laf söyletmez, gerekirse kan akıtırlar. Sayıları gittikçe azalan bu tipleri Allah bildiği gibi yapsın.” 12/02/2017