12 Şubat 2017 Pazar

Okumadığıma Pişmanımdan, Okuduğuma Pişmanıma Doğru *

Özel sektörde asgari ücretle çalışan veya sanayide bir tamircinin yanında çırak-kalfa olarak çalışan ya da kendi işini açıp iş-güç sahibi olan biri ile konuştuğun zaman hal-hatırdan sonra iş dönüp dolaşıp “Okumadığıma eşekler gibi pişmanım. Babam çok ısrar etti. Ama ben okumak istemedim. Okumuş olsaydım, bugün ben de sizin gibi olur, elim sıcak sudan soğuk suya değmezdi. Elim, ayağım kirli olmazdı” şeklinde dert yananları görürsün.

Çoğunun işi-gücü var, parası var, imkanı da yerinde olmasına rağmen hemen hemen hepsinin içinde bir ukde olarak kalmış okuyamamak. Hele bir de çocukluğundan beri çalışıp da işi rast gitmemiş, dolgun maaş alamayan, çalışırken gecesi gündüzü olmayan, iş garantisi olmayanlara gelince, onların pişmanlığı derinden bir ah çekmekle başlar, eşek kafam diyerek devam eder.

Kimi vardiya usulü çalışıyor, kimi mesai kavramı olmadan gece gündüz çalışıyor. Soğuk demiyorlar, sıcak demiyorlar. Kar tatilleri yok. Varsa yoksa bir pazarları var. Yıllık izinleri ise patronun izin verdiği kadardır. Kamuda çalışanlar 9 gün bayram tatili yaparken onlar 3-4 gün tatili yaptıktan sonra işe koyulurlar. Rapordur, izindir nedir bilmezler. Ölümden başka hiçbir şey, onları işlerinden geri koymaz. Hepsinin ortak noktası, çekmiş oldukları çilenin suçlusu olarak kendilerini görmeleri ve okumadıklarına/okuyamadıklarına bağlamalarıdır. Hayat onları öyle pişirmiş, öyle cendereden geçirmiş olmalı ki kendi kendilerine öz eleştiri yapıp pişmanlık duyuyorlar.

Her zaman okumayanlar pişman olacak değiller ya, şimdi sıra okumuşlarda. Sayıları şu anda az olsa da okuyup okuduğuna pişman olacakların sayısı her geçen yıl artacaktır. Çünkü okumuş işsizler ordusu geliyor hem de kartopu gibi.  Çoğu da fakülte mezunudur bunların. 23-24 yaşına kadar dirsek çürütmüş, mürekkep yalamış kişiler. Çünkü bitirdiği fakültenin istihdam alanı yok. Bir kısmı, alanı dışında çalışmaya yöneliyor, ekseriyeti ise her yıl daha yüksek puan alayım diye kamuda bir görev alabilmek için KPSS sınavına hazırlanıyorlar. Her yıl yapılan merkezi sınavlara giriyorlar, bir umut. Belki bu sene şansım yaver gider, bahtım açılır diye. Zira başka seçenekleri yok. Çünkü bu yaştan sonra ne çiftçilik yapabilir ne de gider sanayide çalışabilir. Çalışmak istese de zaten kimse iş vermez. Böyleleri ne pense tutabilir ne de tornavida.

Her geçen yıl umutları tükenmeye başlar, içine kapanır, bazen de isyanlara oynar. Patlamaya hazır bir bomba. Ne yediğinden zevk alır ne de içtiğinden. Bir müddet sonra ailesinin sırtında bir kambur olduklarını da hissetmeye başlarlar. Psikolojik yönden büyük çöküntü içerisine girerler. "İşe yaramıyorum, bir katma değer üretemiyorum, bu yaşımda hala harçlığımı ailemden alıyorum. ‘Oku! Baban gibi, eşek olma’  dediler. Okuduk. Nereden de okuduk, bilmem ki. Vara okumasaydım… Şimdiye kadar sanayide çalışsaydım, kendi iş yerimi açardım. Okumak için ailemin verdiği para da sermayem olurdu. Bu yaşıma geldim, ne işim var ne de aşım. Kim verir vasıfsız bir elemana iş. Kim verir, kızını bir işsize eş..." şeklinde kendi kendine söylenir dururlar. Evlerinde ne huzur olur ne de ağızlarının tadı.
Okumuşların, okuduklarına pişmanlığı, okumayanların pişmanlığına da benzemez. Devlete de küserler bir müddet sonra. Madem iş veremeyecek ve istihdam alanı açamayacaktı, bu bölümleri niye açıp bizi oyaladı diye. Büyük bir çoğunluğu suçu kendinde bulmaz, devleti suçlar.

İleride, sosyal patlamaların olmaması için yetkililerin mutlaka tedbirler almasında fayda vardır. Zira her geçen yıl üniversite bitirmiş, alanında çalışma imkânı bulamayanların sayısı artıyor. Her yıl, iki milyondan fazla öğrenci sınava giriyor. Bir zamanlar ilk iki yüz bine girenler, alanında iş bulabileceği bölümlere yerleşiyordu. Şimdi, ilk yirmi bine girebilenler iş bulabilir durumda. Geriye kalanlar ise gözde ve aranan bölümler yerine, istihdam imkânı olmayan bölümlere ya nasip diyerek gidiyor istemeyerek. Maalesef bu eğitim sistemimiz, işsizler ordusuna katılacak gençlerin işsizliğini, sadece iki ila beş  yıl daha öteliyor.
Hâsılı, eğitim sistemimize giren herkesi; elemeden, seri üretim yapan bir fabrikanın mamulü gibi mezun vermeye ve herkesi üniversite mezunu yapmaya devam edersek onulmaz toplumsal yaralara hazır olalım. 12.02.2017

*18/08/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

11 Şubat 2017 Cumartesi

Sivil Toplum Kuruluşlarının yönetiminde görev alanlara

Belli bir hedefi olanların, aynı düşünceye sahip olanların bir araya geldiği örgütlü bir organizasyon olarak görürüm STK'ları. Hem üyelerini bilgilendirmek, onların haklarını korumak, hem onlarda aidiyet duygusu oluşturmak hem de bir güç olup ülkede meydana gelebilecek olumsuzlukların önüne geçmek için böylesi STK'lara ihtiyaç vardır.

STK'larda üyeler, üyelerin seçtikleriyle delegeler, delegelerin seçtikleriyle yönetimler olur. Yönetimdekiler üyeler adına iş yaparlar. Sorumlulukları büyüktür. Kişi bir makama geldikçe sorumluluğu artar. Artık kendisi değildir. Arkasındaki üyeleri temsil eder.

STK'ların sürekli olmaları, temsil ettiği misyonu devam ettirebilmeleri özellikle yönetimde üyeleri adına emaneten görev yapan yönetici ve yönetim kadrolarının vazifelerini layıkıyla yapmalarıyla orantılıdır. Bu tip organizasyonlarda görev alanların bayrağı ileriye götürme gibi bir sorumlulukları vardır. Yaptıkları tasarrufları anlaşılabilir, anlatılabilir olmalıdır.  STK'ların yönetim görevinde sorumluluk almış kişilerin yaptıkları rutin işlerin dışında üyelerinin gönlünü fethedecek, üye olmayanların da gıpta ile bakabileceği uygulamalara imza atmaları gerektiğini belirten hususlara işaret etmeye çalışmaktır niyetim bu yazımda.

STK'larda görev yapanlar:
1. Üyelerini belirli periyotlarla kurum-kuruluş ve okullarında ziyaret etmelidir.
2. Önemli konularda üyelerini bilgilendirmelidir.
3. Yeni üye bulmak için kurumları ziyaret etmelidir.
4. Yönetim görevi yaptığı makama gelen üyeler için ilgi ve alaka göstermeli, zaman ayırmalıdır.
5. Yeri geldiği zaman protokol takılmayı, yeri geldiği zaman mütevazı olmayı becerebilmelidir.
6. Herhangi bir nedenle kırılmış, gücenmiş, incinmiş, içine ve kabuğuna çekilmiş üyelerinin ayağına gitmelidir. Ayrılmak isteyen üyeyi duyduğu zaman yerinde ziyaret etmelidir. Kırgınlığı gidermek için gönlünü alma yoluna gitmelidir. Üye istifa etmiş olsa bile yanına gidip bir bardak çayını içip "Kardeşim, siz bizden ayrıldınız ama gönlümüzde ayrı bir yerin vardır, her zaman için kapımız açıktır, ne zaman bir derdin olursa elimizden gelen gayreti göstereceğimizi bilmenizi isteriz" mesajı verilmelidir.
7. Üyeleri bilgilendirmek, üyelerin kendi aralarında tanışmalarını sağlamak, bazı konularda istişare etmek amacıyla içi dolu toplantılar yapılmalıdır.
8. Toplantı, etkinlik vb. amaçlı yapılacak faaliyetler için yer belirlemede makul, anlatılabilir yerler seçilmelidir. İzzet ve ikramda ölçülü ve tasarruflu olmak için çaba sarf edilmelidir. Düzenlenecek geceler için lüks yerlerin tutulmasından uzak durulmalıdır. İzzet ve ikram sadece belli makam sahipleri, kurum ve okul temsilcileriyle sınırlı olmamalıdır. Tabandaki üye de nasiplenmelidir. Tabana yayıldıkça üyelerde aidiyet duygusu daha fazla oluşacaktır. Elimizdeki imkanlar tabana ikram etmeye yetmez denirse böylesi imkanlardan temsilciler de yararlandırılmamalıdır.
9. Üyeler adına gelen aidatı yerli yerinde kullanmak gerekir. Bu aidatlar çarçur edilmemelidir. Belli kişi ve yerlere harcamaktan kaçınılmalıdır. Bu parada tüm üyelerin hakkı vardır deyip gerekli özen gösterilmelidir. Aidatı babasının malı gibi harcama yoluna gitmemelidir.
10. Üyelerin eğilimini ölçmek ve nabzını tutmak amacıyla zaman zaman memnuniyet anketi yapılmalıdır.
11. Üyeler tarafından kendilerine yapılacak yapıcı eleştirilere açık olmalıdır.
12. Yönetim görevinde kökleşmemeli, yeri geldiği zaman bayrağı bir başkasına devredebilmelidir.
13. STK yönetiminde görev alan ikinci bir yönetim görevi almamalıdır. Çünkü her bir yönetim görevi sorumluluğunu artırır. Bir koltuğa iki karpuzu sığdırma yoluna gitmemelidir.
14. Üye ziyaretinde sadece üst düzey yetkilileri ziyaret etmek yeterli görülmemelidir. Bilinmeli ki, bugün kendisi zirvede ise bunu üst düzey yetkililere değil, tabandaki üyelere borçludur.
15. Temsil ettiği üyelerinin yetenek ve kabiliyetlerinin tespit edileceği bir çalışma yapılmalıdır. Hangi konuda ne tür bir bilgiye ihtiyaç duymuşlarsa üyesinin birikiminden faydalanma yoluna gidilmelidir.
16. STK'nın kuruluş felsefesinin dışına çıkmamalıdır. Hiçbir siyasi partinin koltuk değneği olmamalıdır. Hak bildiği davasını hakim kılmak için çaba sarf etmelidir. Hiç bir siyasi parti ile aynı karede yer almamalıdır. Varlık sebebini bir siyasi partiye bağlayanların ömrü, angaje olduğu parti ile sınırlıdır. Parti gözden düşerse STK da düşer. Bu yüzden ilişkiler kurumsal düzeyde üyelerinin hakkını korumak şeklinde olmalıdır. Uzun ömürlü olacak adımlar atılmalıdır. Aynı düşüncedeki partisi iktidardan düşse de kendisi zirvede kalacak politikalar, prensipler geliştirilmelidir. Bunun yolu da üyelerinde aidiyet duygusu oluşturmadan geçer. Üyelerinde aidiyet duygusu geliştiremeyenler devraldıkları bayrağı ileriye taşıyamadıkları gibi aldıkları emanete de -bilerek veya bilmeyerek- ihanet etmiş olurlar.

Bugün üyelerinin ayağına gitmeyenler, sadece protokol takılanlar, koltuktan kalkmayalar bunun bedelini sadece kendileri değil, temsil ettikleri camia da öder. Bu bedeli ödetmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Okul-kurumundaki koltuğu ile STK koltuğu arasında mekik dokuyanlar ve bu yaptıklarını da yeterli görenler -kusura bakmasınlar- dava gibi bir derdi olmayanlardır. Onlar koltuk sevdalısıdır. Kendisini  daha yukarıya taşımak için koltuğu alet edenlerdir. Üyelerin üzerine basarak yukarı çıkanlardır.

Kimi mi kastediyorum. Görevini yapmayan herkesi. Yarası olan gocunsun. Benden söylemesi. 11.02.2017

10 Şubat 2017 Cuma

Param çok. Harcayacak yer arıyorum diyorsanız, bu süpürgeye yatırım yapın!

İnsanoğlunun başına gelenler bazen cehaletindendir ama genellikle en iyisi olsun, mükemmel olsun, bir daha başım ağrımasın... demesindendir. Ne gelirse başımıza meraktan, tamahtandır dense yeridir.

Şimdi gelelim meselemize. Paranız var, sokağa atacak değilsiniz ya. Ya da paranız fazla yok, taksit imkanı var. Siz yeter ki almak isteyin, ödeme kolaylığı sağlanır itina ile firmalarımız tarafından. yeter ki oltaya takılmaya gör. Önce oltaya takılırsın. Sonra yaşadığın müddetçe seni soymaya/sağmaya devam ederler. Ne demek mi istiyorum. Bu işler anlatmayla anlaşılmaz. Sen en iyisi bir elektrikli süpürge al, ne dediğimi daha iyi anlarsın. yaşayarak öğrenmiş olursun bu işi.

Mutfak malzemeleri üzerine pazarlamacılık yapan Türkiye çapınca ağını kurmuş bir firma var. Adı da samimiyet ve içtenlik anlamına gelir. Bu firmanın bir süpürgesi var. Nereden bulacağım bunları dersen merak etme, onlar seni bulur. Hiç bulamazlarsa bir dostun senin numaranı verir, onlar seni arar. İhtiyacım yok desen de "Efendim almak zorunda değilsiniz, biz evinize gelelim, bir tanıtım yapalım" derler. Ev müsait değil, cenazem, düğünüm var, halihazırda tatildeyim desen de seni farklı farklı numaralarla arayarak illallah dedirtirler. En iyisi çağırayım, gelsinler, tanıtımlarını yapsınlar, böylece kurtulayım dersin. Ya da tanıtıma gerek yok. Zaman zaman gerekli-gereksiz harcamalarımız oluyor. Bir de bunlara param nasip olsun, kurtulayım şunlardan diyerek firmaya gidip süpürge almaya kalkıyorsun. Yetkili: "Efendim! Firmamızın prensibidir. Bu süpürgeyi evinizde tanıtım yapmadan satamıyoruz" der. O zaman akşam gelin, yapın şu tanıtımınızı, diyorsun. Pazarlama görevlisi evine misafir olur. Tüm aile bireylerini de bir odaya  toplar, komşuları da çağırın, der. Güç-bela komşuları çağırmaktan vazgeçiriyorsun. Adam başlıyor tanıtımına. Aile bireylerinin önünde evin lambasını söndürüyor. Çalıştırdığı makinenin halınızdan bulduğu mikropları gösterir önce size. Bak hepsini aldı. Bu makinenin şöyle çekiç gücü var, böyle temizleme özelliği var...gibisinden anlatır da anlatır. Üstelik halı yıkama özelliği de varmış dersin süpürgeye tav olursun. Piyasada normal bir süpürgeyi 80-100 TL'ye alırken bu firmadan 1800 liraya taksitle bir süpürge alıyorsun. Verdiğin para seni için için bitirirken evin hanımı evim tertemiz olacak, sonunda turnayı gözünden vurdum, bütün dertlerim bitecek, diye dört köşe olur. Sen, bir süpürgeye bu kadar para verilir mi, sanki ev alır gibi desen de ok yaydan çıktı bir kere. Üstelik kim kime yapar 12 ay taksidi.

Evin hanımı süpürgeyi kullanmaya başlar. Halıda ne kadar tüy varsa toplar gelir, bir kaç yıl içinde senin halının tüyü çıka çıka iyice incelir, kağıt gibi olur. Sana yeni bir halı ihtiyacı daha çıkar ama şimdilik bu dursun. Çünkü konumuz süpürge. Rengi kırmızı olan halını eşin süpürdükçe makinenin içindeki haznedeki su kıpkırmızı olur. Sen  bu makinenin sesi ne zaman duracak diye bir işle uğraşırken müjdeli haber eşinden gelir: "Süpürgenin suyuna bak, kıpkırmızı kir çıktı" diye. Hanım, bu halının rengi desen de anlatamazsın. Anlatmak için en iyisi suyu laboratuvara gönderip analiz yaptırmak. O da dünyanın parası. En iyisi tamam kir deyip işin içinden sıyrılıyorsun.

İş bu kadarla da bitmiyor. Makinenin alınışının yıl dönümünde servis seni  arıyor: "Bakım zamanı geldi" diye. Bir-iki yıl bu şekilde bakım yapılır, karşılığında servis ücretini ödersin. Garantisi bittikten sonra da servis peşini bırakmıyor. "Makinenizin bakım zamanı geldi" telefonuyla aranırsınız yine. Her servise gidince de ardından tekrar aranırsınız: "Efendim makinenizin şurası eskimiş, bu parçası değişecek, servis ücretiyle beraber borcunuz 80 lira. Yapalım mı" der bir de. Makine zaten gitmiş, yapmayın demenin zamanı mı şimdi. Üstelik haftalık ev temizliğinin zamanı da yaklaştı, dersin içinden. Tamam yapalım, dersin. Makinen işlem görür, evine kadar teslim edilir. Karşılığında da sen, belirtilen meblağı bayılırsın. Her sene bakım ve servis ücreti ile orta seviyede yeni bir süpürge alırsın. Makine çalışıyor nasılsa, önümüzdeki bakım zamanı kabul etmeyelim dersin. Bakım zamanından bir iki ay geçtikten sonra makinen su koyvermeye başlıyor. Mecburen tekrar servisi ararsın. Servis ücretinden kaçayım derken makinenin değişmesi gereken parçalarıyla beraber iki süpürge parasını çöpe atarsın tekrar.

Süpürge maceranız bir ömür boyu bu şekilde sürer gider. Bunu atsan yeni bir süpürge alsan kârdasın. Üstelik bakım derdi de yok. Ama 5-6 yıl önce bayıldığın 1800 lira para ve süpürgeye aşık eşin gözünün önüne gelince tekrar servise servis ve tamir parası vermeye devam edersin. Servis bir gün: "Arkadaş bu süpürge ömrünü tamamladı" dese yerinden zıplayıp oynarsın. Ama nafile. Bizde bu süpürge aşkı ve para oldukça bunlar gelmeye ve bizi sağmaya devam edecekler anlaşılan. Her süpürgeyi götürürken: "Ablacığım! Bu süpürgelerin şimdi sessizi çıktı, üstelik emiş gücü daha fazla, haberin olsun, taksitli fiyatı da 3200 lira" demeyi de unutmuyorlar.

Şimdi hedefimizde 3200 lira olan süpürgeyi almak var. Sessiz çalışıyor, emiş gücü fazla. üstelik taksitle. Ha sesi oluversin demeyin. Eşiniz süpürgeyi çalıştırdığında top atsanız duymaz, telefon açarsın cevap vermez. Çünkü sesi yüksek. Eşime her seslendiğimde eşim cevap verecek diyorsan 3200 lirayı bayılacaksın ve her yıl bir süpürge parasını servis parası olarak vermeye devam edeceksin.

Gördün mü? Sen yeter ki param çok, harcayacak yer arıyorum diyordun. İşte sana yol ve yöntem. yeter ki sen tırnağınla kazıyarak kazandığın parayı saçmayı iste. Öyle zannediyorum bu nefis anlatımımdan sonra ağzınızın suyu aktı. Bu makineyi almaya karar verdiniz. Ama firmaya ulaşamıyorsunuz? Bir telefonunuz kadar yakınım, yeter ki isteyin. Hemen firmaya numaranı verirsem aynı akşam damlarlar. Ayrıca anlatımım nefis falan değil. Burada nefis olan makinenin kendisidir. 10/02/2017