10 Şubat 2017 Cuma

Suriye Cehenneme dönüşmesin! ***

Geçen gün Suriyeli iki kardeşi evlerinde ziyaret ettim. İzzet ve ikramda kusur etmediler sağ olsunlar. Suriyeli aileyi ziyarete gidersin de konu ne olur? Elbette, Suriye ve savaş olur. Biz de hep Suriye'yi konuştuk çayımızı yudumlarken.

Ülkeniz yürürlüğe giren ateşkes ile birlikte biraz rahatlamıştır dedim. 'Nerde!' cevabı verdi. "Çok bir şey değişmedi. Esed'den geçtik, ülke Rusya tarafından işgal edildi, bir daha da çıkmaz oradan, bir çok yeri bombalamaya devam ediyor," dedi. Annen-baban nasıl, görüşüyor musunuz, durumları nasıl dedim. Aramıza sonradan katılan öğrenci olduğunu öğrendiğim bir Suriyeli: "Nasıl olsunlar, halimize şükür diyorlar. Ben telefonla konuşurken yan tarafa komşunun evine bomba düşüyor. 'Bizim burada bir şey yok' diyorlar" dedi.

Yanımdaki komşum: "Suriye'nin bugün geldiği noktayı düşündüğünüzde 'Keşke bu savaş olmasaydı' diyor musunuz' dedi. "Çıkış noktamız doğru idi. Ama geldiğimiz durum itibariyle 'Keşke başlanmasaydı dedirtti maalesef' dedi. "Biz dokuz ay boyunca protesto eylemleri yaptık, hiç elimize silah almadık, demokratik bir eylemdi bizimkisi. Ama sonuç buraya geldi" diye ilave etti. Sizin gelmenizle birlikte kiralar arttı" dedi komşum. "Arttığını biliyoruz. Daha önce biz yaptık bunu. Suriye'ye dışarıdan gelenlere kira fiyatlarını yükseltmiştik. Şimdi de bizim başımıza geldi," dedi.

Suriye'ye ailenin yanına gidebilir misin, dedik. "Giderim gitmesine de  başıma ne gelir bilinmez. Daha önce bir tanıdığımız İstanbul'a kaçmıştı. Onu getirmek için Esed birini gönderdi. Kaçağı getirinceye kadar ailesinden kim varsa hapse aldılar. Kaçan İstanbul'da ölüp Suriye'ye geri getirilemeyince ailesinden annesi, babası, kız kardeşleri hapishanede öldüler. Maalesef çıkamadılar" dedi.

Ateşkesten sonra biraz rahatlama olmuştur diye düşünüyoruz, dedik. Esed bir şey yapmıyor, ama Rusya yine bombalamaya devam ediyor, dedi.

Anladığım kadarıyla Suriye'de değişen bir şey yok. Suriye'yi terk edip hayata tutunmaya çalışan bu insanları dinleyince bir defa daha üzüldüm hallerine. Üstelik nezaket, görgü ne derseniz ahlakın her türlüsü vardı kendilerinde. Kimseye yük ve muhtaç olmadan çalışmaya devam ediyorlar, bütün dertlerini içlerine gömerek. Oturduğum eve yeni taşındığımdan dolayı 'hoş geldin'e gelmişlerdi daha önce bana. Gelirken yanlarında getirdikleri tatlıyı da uzatarak 'hayırlı olsun' demişlerdi.

Ziyaretimizden sonra üç gün geçmişti ki, Rus uçakları el-Bab'da askerlerimizin bulunduğu bir karargahı bombalayarak 3 askerimizin ölümüne sebebiyet verdikleri haberiyle 'Ne oluyoruz' demekten kendimi alamadım. Gerçekten Suriye'de ne oluyor? Müslüman kanından başka kanın akmadığı bu kirli savaş ne zaman sona erecek? Müslüman topraklarından başka savaşın olmadığı bu menfaat savaşı nereye kadar devam edecek?

Sanırım Müslümanlar birlik ve beraberlik içerisinde olup feraset, basiret sahibi olmadıkları müddetçe İslam ülkelerindeki bu kirli oyunlar devam edecek. Nasıla aramazsın Osmanlı'yı bu süreçte. Bir denge unsuruydu. Hasta haliyle bile olsa yaşamış olsaydı bugün diyarı İslam'da  kan ve göz yaşı olmazdı. Zaten Osmanlı çekildikten/çektirildikten sonra Osmanlı'nın bıraktığı topraklarda hiç huzur ve sükunet ortamı olmadı.

Yanı başımızda devam eden bu savaşı durdurabilmek ve ülkemiz içerisinde sık sık meydana gelen terör ve bombalama eylemlerinin kökünü kesmek üzere Türkiye bu duruma kayıtsız kalmadı. Suriye'ye girdi. Şu anda el-Bab'da tıkandı kaldı. el-Bab'ı iyi bilenler şehrin altının tünellerle dolu olduğunu ve her bir yere bomba düzenekleri yerleştirildiğini ifade etti. Zaman zaman şehitler veriyoruz, gazilerimiz oluyor. Türkiye karınca misali zulme dur diyeyim diyerek inisiyatifi ele aldı. İnşallah şehitlerimizin sayısı artmaz, Türkiye bir oyunun içerisine çekilmez. Diğer taraflardan yüzünün akıyla çıktığı gibi buradan da fazla kaybımız olmadan çıkar. Evlerimize yeniden ateş düşmez. Suriye bize cehennem olmaz. Suriye üzerinde oyun oynayanlar, inşallah kurdukları tuzağın altında kalırlar. Ava giderken avlanırlar. Bir daha bellerini doğrultamazlar. 10/02/2017

*** 11/02/2017 tarihinde ladik.biz' de yayımlanmıştır.


9 Şubat 2017 Perşembe

Vekil seçileceklere öğütler

 07/06/2015 tarihinde 25.dönem vekillerimizi seçeceğiz. Milleti temsil edecekler istifa etmeye başladılar bile. Bakalım kimler seçilecek, ne kadar milleti temsil edecekler önümüzdeki günlerde göreceğiz hep beraber. Ülkemiz için inşaallah hayırlara vesile olur.

Temennim hangi partiden seçilirse seçilsin; doğru, dürüst, seçildikten sonra seçmenine tepeden bakmayan,
ülkenin kalkınması için çaba sarf eden, seçilmeden önce mal beyanında bulunan, vekilliği bittikten sonra da mal beyanında bulunan, vekilliği sona erdikten sonra çalışmak  ve rızkını temin etmek için iş arayan, ülke için katma değer üreten, prensipleriyle hareket eden, günübirlik hareket  etmeyen, meclisteki diğer mesai arkadaşlarını ön yargısız dinleyen, içine sinmeyen kanun vb.mevzuata parmak kaldırmayan, milletinin değerleriyle çelişecek iş yapmayan, karşıt fikirlere hayat hakkı tanıyan, aldığı maaş ile asgari ücretli çalışanların maaşını  karşılaştıran, seçilmeden önceki sevecen, insanları dinleyen,  seçmenin ayağına giden mütevazi kişiliği seçilince de devam eden, geldiği yeri unutmayan vs. şahsiyetli ve kişilikli insanlar bizi temsil eder.

Millet asıl ise, vekil aslın dediğini yapar. Sizden bazı isteklerim olacak, lütfen dikkate alın, bunu bizim için değil itibarınız için yapın:
◆ Aday yapılmazsanız partinize küsmeyin, partiniz adına çalışmaya devam edin
◆ Seçim çalışması esnasında yapamayacağınızı vadetmeyin. Asla yalan söylemeyin.
◆  Seçim esnasında gürültü ve görüntü kirliliği yapmayın.
◆  Miting yapmayın, illa yapacaksanız şehir dışında trafiği ve diğer insanları rahatsız etmeyecek ortamlarda miting yapın. Mitinge katılmayacak insanların ulaşımını engelleyecek ve geciktirecek şekilde trafiği engellemeyin.
◆ Bulduğunuz araçla şehrin ana arterlerinde bağırıp çağırarak oy istemeyin.
◆ Seçim çalışmasını tv'lerde yapın.
◆ Seçildiğiniz zaman ilk işiniz asgari ücretlinin maaşını düzeltecek düzenleme yapın. Düzeltinceye kadar asgari ücretten maaş almaya devam edin.
◆ Milletin karşısında ceketininiz hep ilikli olsun, millet size değil, siz milletin önünde ceketinizi ilikleyin.
◆ Vekil seçildikten sonra seçim çalışmasında size yardım eden dostlarınıza devlet malını peşkeş çekmeyin.
◆  Vekillik aslî görev değildir. Cenazeniz meclisten kalkmasın. 2-3 dönemden sonra köşenize çekilmesini bilin. Başkalarına yol açın. Ne de olsa vekillik tâlî bir görevdir. Nasıl asli görev dışında ikincil görev yapanların görevini sona erdirdi iseniz, iğneyi de kendinize batırın, 4 yıl vekillik yapanın vekilliği sona erer diye bir kanun çıkartın. Sonra milletin karşısına geçin, millet sizi sözlü yapsın, milletin sözlüsünden geçen yeniden vekil olsun.
09.02.2015

8 Şubat 2017 Çarşamba

Hangimiz, nereye, ne kadar ehiliz?

Nerede bir yazı, nerede bir paylaşım, nerede bir konuşan görsem kamuya eleman alımından tutunda görev yapan kişilerde ve makam sahiplerinde aranan şartların başında 'Ehliyet ve liyakat' şartını öncelikli olarak savunduklarını gördüm. Buna kendimi de dahil ediyorum.

Hepimiz doğrunun ne olduğunu biliyoruz. Tespitimizde haklıyız. O zaman kendi kendimize şöyle bir soru soralım: Acaba yaptığımız görevde kendimiz bu işe ne kadar ehiliz? Bu göreve atanırken layıkıyla mı geldik, yoksa birilerini vasıta  kıldık mı? Bugün çocuğumuzu bir işe yerleştirirken herhangi bir kapıyı çaldık mı? Çocuğumuz akranlarına ve emsallerine göre yerleştirildiği işe ehil olanlardan mı? Hangi birimiz durumumuza razı olduk? Eğer bu sorulara vereceğimiz cevap torpil yok  ise kazancımızdan harcamamıza varıncaya kadar her şey helali hoş olsun. Bu durumu tebrik etmek lazım. Böyle kişilerin Allah yollarını açık etsin. Nice yıllar hizmet etmeyi nasip etsin. Umarım böylelerinin sayısı çoktur toplumda. Eğer atanmamızda, herhangi bir yere, makama gelmemizde arada torpil varsa-ki büyük bir çoğunluğumuzda maalesef vardır- Allah affetsin. Bu durumu ilk önce tespit edip bir öz eleştiri yapmak,sonra da tövbe etmek lazım. Bu işte kul hakkı var ise ve bunlar biliniyorsa helallik dilemek lazım. 

Bu durumu konu edinmemin sebebi yazımın başında ifade ettiğim gibi 'ehliyet ve liyakat' konusu hepimizin ağzında. Konuşurken mangalda kül bırakmıyoruz. Hepimiz doğrucu Davut kesiliyoruz. Bu iki güzel hasleti sürekli ağzımızda sakız gibi çiğniyoruz. Etrafıma baktığım zaman bu konuda toplumda bir konsensüs hakim. Bu kadar iyi ve doğrunun içerisinde geçmişten günümüze hala ehliyet ve liyakatın dışında göz göre göre atama yapılıyorsa, birileri bu şekilde bir makama geliyorsa oturup düşünmek lazım. Ne kadar adalet, hakkaniyet, ehliyet ve liyakat istediğimizi. Acaba istediğimiz bu hasletler kendimize doğru yonttuğumuz hasletler olmasın. Eğer öz eleştiri yaptıktan sonra hala bu yollara tevessül ediyorsak -ki ediyoruz- o zaman kimse bu güzel hasletlerin oluşmasını beklemesin. Zaten oluşmaz. Öncelikle kendimiz kendimize karşı dürüst olmamız gerekiyor. Maalesef laf ile peynir gemisi yürümüyor. Sözde isteyerek olmuyor bu işler. Samimiyet lazım, içtenlik lazım, nedamet lazım. Yoksa kuru kuruya adalet diye bağırmakla gelmiyor maalesef bu hasletler.

Öyle zannediyorum geçmişten günümüze iktidarı, muhalefeti, STK'lar, cemaatler, kişiler eteğindeki taşı dökmeliler. Kimse bu taşları dökmeden bu ülkede asla hak yerini bulmaz. Çünkü biz kendimiz istemiyoruz bir defa. Birbirimizi kandırmayalım. hepimiz işimizin olmasına bakıyoruz. Su akarken doldurmak... 08/02/2017