Müdür yardımcımın yaptığı görevlerden bir tanesi de öğrenci devam ve devamsızlığı idi.
Bir gün odama annesiyle birlikte son sınıf bir öğrencim geldi. Okuldan ayrılmak istediğini, bu yüzden tasdiknamesini almaya geldiğini söyledi. Sebebini sordum. Kız Meslek Lisesine gideceğini söyledi. Kızım Anadolu Lisesi son sınıftan KML'ye gidilmez. Aklını başına al dedim. Bu sene ben zaten devamsızlıktan kalmışım, önümüzdeki sene fark derslerini vererek KML'ye devam edeceğim dedi. Yardımcımı çağırdım. Hocam bu çocuk devamsızlıktan kaldı mı dedim. Evet dedi. Hocam bir daha bakalım özürlü-özürsüz devamsızlığı bana bir getirir misin dedim. Bir geldi 48 gün, ikinci gelişinde 50 dedi, ardından 55 dedi. Borsa gibi öğrencinin devamsızlığı. Öğrenciye bu gelmediği günler için elinde sevk, rapor gibi belgeler var mı dedim. Var hocam dedi. Nerede onlar dedim. Yanımızda dediler. Pekiyi bunları müdür yardımcısına niçin vermedin dedim. Vermeye verdim, diş randevu kağıtları var. Fakat müdür yardımcımız protokol numarası yok diye kabul etmedi dedi.
Kızım! Devamsızlıktan kalmaz isen okula devam eder misin dedim. Ederim dedi. Öğrencideki belgeleri aldım, yardımcının odasına gittim. Hocam şu belgeleri özürlü devamsızlık olarak işleyelim. Kaydettikten sonra özürlü devamsızlığını tekrar görelim dedim. Nice sonra geldi. Öğrenci yine kalıyor 49 gün özürlü devamsızlığı çıkıyor dedim. İndim odasına. Açtım sistemi. Devamsızlığını 44,5'a indirmek için özürsüz devamsızlık günlerinden bazılarını 'faaliyet' olarak işaretlemesini söyledim. Yukarı çıktım. Kızım sisteme yeniden baktım devamsızlıktan kalmıyorsun. Ama sınırdasın. Bundan sonra doktor raporu dahil hiç bir hakkın kalmadı. Geciksen dahi okula geleceksin. Bana sürekli devam etmeye söz veriyor musun dedim. Söz veriyorum dedi. Annesiyle birlikte sevine sevine gitti.
Öğrenci son hafta dahil sürekli okula geldi. Sınıfından kimse gelmemesine rağmen o gelmeye devam etti. Karne haftası yanıma çağırdım. Tek başına gelip durma, sana izin vereyim dedim. Teşekkür ederim hocam, alıştım. Üstelik kimse yokken burada ÖSYS'ye daha iyi çalışıyorum dedi. Teklifimi kabul etmedi.
Yardımcıma rağmen şükürler olsun öğrencim yıl kaybetmeden o sene okulunu bitirdi. Annesi: "Hocam, eşim galerici, arabaya ihtiyacınız olursa lütfen uğrayın diyerek kartını bıraktı. Nasip dedim uğramadım. Benim mutluluğum öğrencinin sene kaybetmemesi idi. O da oldu. şükürler olsun! 01/02/2017
1 Şubat 2017 Çarşamba
31 Ocak 2017 Salı
Problemi dışarıda ararken içeride buldum -I-
Okul müdürlerinin en fazla dert yandığı, zaman zaman yazı çıkardığı, toplantılara dile getirdiği konulardan biri ders defterlerinin boş bırakılması, ya da imzalanıp konu yazılmamasıdır. Söylenene kimse kulak asmaz. Çünkü unuttuğunu kimse kabul etmez. Son çare ders defterlerini önüne alır, bir yanına da ders programını. Tek tek sayfaları kontrol eder.
Yöneticilik yaparken yardımcımın öğretmen olarak gitmesinden sonra yardımcılığa pek hevesli yabancı dil öğretmeni birini teklif ettim. Zaten yardımcım gitmeden önce yerini de yapmıştı. İdarecilikte gözüm yok ama sana yardım etmek için yapabilirim, eğer yardımcın giderse diyerek. Geçmişte okul müdürlüğü ve yardımcılığı yaptığını, aylıkla ödül dahil her türlü belgesi olduğunu ballandıra ballandıra anlatırdı bana.
Yardımcım ilişik kesip ayrıldıktan sonra şu bulunmaz Hint kumaşını kaçırmayayım diyerek yardımcı olarak başlattım. Dönemin başlamasından bir kaç ay sonra "Hocam bir yazı çıkartalım, defterler mantar tarlası gibi olmuş, unutulan ders konularını arkadaşlar bir yazsın" dedim. "Müdür Bey! Yazıya gerek yok, ben arkadaşlara söylerim" dedi. Tamam öyleyse dedim. Bir kaç hafta sonra ne yaptın dediğimde söyleyeceğim hocam dedim. Bekledim. Ders defterleri senin önüne geliyor, başkan getirdiğinde hemen not ediversen iyi olur, dedim tamam hallederiz dedi. Nihayet sene sonuna doğru yaklaştığımız bir hafta yardımcım iki günlüğüne izin almıştı, ders defterlerini odama aldım. Tüm defterleri sayfa sayfa kontrol etmeye başladım. Hangi gün, hangi saat, hangi öğretmene ait tüm boşlukları bir kağıda not ettim. Not ettikçe hayretim daha bir arttı. Kızgınlık, kırgınlık hepsi vardı içimde.
Pazartesi günü yetiştiremediğim iki sınıfın defterlerini kontrol ederken yardımcım odama geldi. "Selamün aleyküm, kolay gelsin, müdür bey, ne var ne yok?" dedi. Aleyküm selam, teşekkür ederim, şükür iyiyim, dedim. Önümde defterleri kontrol ettiğimi göre göre ne yapıyorsun diye sordu. Hiç, problemi dışarıda ararken içeride buldum hocam dedim. "Ne demek, nasıl" dedi. Hocam gördüğün gibi konu yazılmamış ve imza atılmamış ders saatlerini çıkardım. Boşlukların çoğu maalesef bir kişiye ait. Dönem başladığından beri maalesef hiç yazmamış, dedim. O kim, dedi. Hocam sizsiniz dedim. Morali bozuldu. "Ben hepsini 15 tatilinde dolduracağım," dedi. Hocam, o zaman öğretmene, niçin defteri doldurmadığını nasıl söyleyeceğiz. Önce yardımcın doldursun derlerse ne diyeceğim. Bir denetim olsa ne diyeceğiz ayrıca dedim. Morali bozuldu, kararmaya başladı. "Bilmiyorsun benim durumumu, dedi. Nedir durumun dedim. Ben yazmayı bilmiyorum, yıllardır ara verince unutmuşum dedi. Odana geldikten sonra yazsan olmaz mıydı hocam dedim. Sustu.
Problemin nereden kaynaklandığı çözdüm ama pek hoşuna gitmedi. Öyle zannediyorum anlayışsız biri olmuşumdur onun nezdinde. Bakalım daha neler göreceğiz. Bütün derdimiz bu olsun. 31/01/2017
Problemin nereden kaynaklandığı çözdüm ama pek hoşuna gitmedi. Öyle zannediyorum anlayışsız biri olmuşumdur onun nezdinde. Bakalım daha neler göreceğiz. Bütün derdimiz bu olsun. 31/01/2017
Karasınır ve Aşağı Çeşme
Her yerin, her bölgenin, her muhitin adı anıldığı zaman ilk
başta akla gelen yerleri vardır. Karasınır dendi mi? Aşağı Çeşme akla
gelirdi. Yeni nesil bilmez. Şimdilerde tarih oldu,
Bugün orta yaş seviyesindeki herkesin mutlaka gittiği, kana
kana suyunu içtiği, hemen altındaki söğüt ağaçlarının gölgesinde soluklandığı,
anısının olduğu bir yer... Büyük-küçük herkesin buluşma yeri idi. Nereden
geliyorsun/nereye gidiyorsun sorularına verilen klasik cevap 'Aşağı Çeşme'
olurdu.
Aşağı Çeşme dendi mi hemen akla dokuz gözünden sürekli akan
çeşmesi akla gelir. Önünde hayvanlar içsin diye uzun uzadıya ulanmış yalakları
var idi. Çok amaçlı kullanılırdı bu çeşme ve yalakları. Hem insanlara hem de
hayvanlara hitap ederdi. Hayvanlar yayılmadan gelince susuzluğunu yalaklardan
giderirdi, gençler ve çocuklar ise bu yalaklardan yıkanırlardı. Gündüz bekçisi
pek izin vermez, iştahlarını akşamın kararmasına saklarlardı. Kimi yüzmeyi bu
yalaklardan öğrendi. Deniz ve göl vardı da gençler burayı mı tercih etti. Elde
olan bu idi. Kimi yüzme, serinleme amaçlı, kimi de yıkanma/gusül ihtiyacını
gidermek için atlardı bu yalaklara. İçindeki yosunlarına aldırmadan.
Su demek hayat demekti bizde. Bir bardak su verene "Su
gibi aziz ol" denir bizim kültürümüzde. Su olur da gaz ve ördekler olmaz mı?
Resimde de gördüğünüz gibi suyla hayat bulan tüm canlıların cirit attığı yer
idi burası. Kimi eşeklerle, kimi de yürüyerek, kimi sırtına aldığı ıbrık, güğüm vb kap kacağı
doldurmak için bu çeşmeye gelirdi. Çünkü beldenin tek suyu idi. Sonralarda her
evin/hayatın önüne getirilen şebeke suyundan başka alternatifi olmayan tek
suyumuz idi. Evin önündeki sular kesildi mi bu çeşmenin önünde alırdı herkes
soluğu. Akar suyun fazlası ile beldenin bahçeleri sulanırdı. Yine şimdilerde mahalle pazarı olarak kurulan yerde tüm Karasınır halkına ait çızı adı verilen sebze ekilen küçük küçük yerler vardı. 9 gözlü Çeşme adı verilen bu sudan sulanırdı burası da. Bostan, salatalık, hıyar ne derseniz işte burada bol yetişirdi.
Bu çeşme ne zaman, kim tarafından yapıldı bilmiyorum.
Resimde gördüğüm kadarıyla yapım yılı olarak 1970 yılı yazmakta. Daha önceki
yıllara da ait olabilir. Kim bilir nasıl yapıldı? Büyük bir ihtimalle bu suyun
beldeye getirilmesinde imece usulü çalışılmıştır. Her ne sebeple kim sebep
olmuşsa, kimin dahli ve emeği varsa Allah kendilerinden razı olsun! Tarihini
bilmesem de size birazcık işlevinden bahsetmiş oldum.
1990'lı yıllar belde ve kaza yapıldığı dönem idi.
Siyasilerin seçim yatırımı idi bir yeri şehir yapmak. Nerede bir ev gördülerse
burayı belde yapalım, bir kaç ev gördülerse ‘Burası ilçe olmaya layık’ diye
seçim vaadinde bulundular. Karasınır da bu seçim vaadinden nasibini alan
yerlerden biri idi. Hemen yanımızda bize üç km mesafede Güneybağ da ilçe sözü
verilen yerlerden idi. Karasınır ve Güneybağ da -seçim vaadinin bir gereği
olarak- iktidar partisinden belediye başkanlığını kazanınca iki beldenin
birleştirilerek birinin Güney'i, diğerinin Sınır'ı alınarak Güneysınır adında
bir ilçe ortaya çıktı. Bugün Karasınır ve Güneybağ isimleri mahalle olarak
hayatiyetine devam etmektedirler. Doğal olarak şehir merkezi iki beldenin tam
ortasına yapıldı. Verimli arazilere, üzüm bağlarına ve yeşilliğine aldırmadan.
Beldelerin ilçe yapılarak mahalleye dönüşmesinden sonra
hemen hemen herkesin anısının olduğu dokuz gözlü çeşmemiz de bu yenilikten
nasibini aldı. Bulunduğu yere park ve çay bahçesi yapıldı. Belediyelerin
istisnasız tek başarılı olduğu alan park ve bahçe idi. Bizim tarihi çeşmemiz de
bu şekilde tarih oldu. Ne çeşmemiz, ne çeşmeden faydalanılarak sulanan meyve
bahçeleri, ne de resimde gördüğünüz üzüm bağları olan yeşil hüyüğümüz kaldı.
Şehirciliğin girdiği her yer gibi bizim çeşmemiz ve yeşilliklerimiz de
güzel ve tatlı bir anı olarak tarihteki yerini aldı.
Şimdi sizi bizim yöremizi -1970'li yılları- anlatan iki
şiirle baş başa bırakmak istiyorum. Şiirler, İlkokul öğretmenim Mustafa VAREL'a
ait. Kendisi o yıllarda Karasınır İlkokulunda görev yapmaktaydı. Öğrencisi
olmak şerefine nail oldum. Hep hayırla yâd ederim. Kendisine ulaşıp şiiri
istedim. 600 kadar şiiri olmuş. Yakında inşallah kitap olarak görürüz.
Kulakları çınlasın.
DESTANI KARASINIR
Karasınır'ı
dolan da gör bey,
Ondaki
her şey boldur ha boldur.
Anlatmak
lazım ruhunda azim,
Bal
gibi üzüm boldur ha boldur.
Târif
gerekmez, gel de bir yol gez,
Köpüklü
pekmez boldur ha boldur.
Güler
varana, söyler sorana,
Türlü
barana boldur ha boldur.
Derviştir
kimi, ustadır tümü,
Ibrık
güğümü boldur ha boldur.
Bembeyaz
unu gel de gör şunu,
Şepit
somunu boldur ha boldur.
Aşıkta
sazı, ekmekte tuzu,
Ördeği
kazı boldur ha boldur.
Avcının
avı, tarlanın tavı,
Bulgur
pilâvı boldur ha boldur.
Arkasında
dağ, ön yanında bağ,
Çömleğinde
yağ boldur ha boldur.
Pilavda
kaşık, eller alışık,
Cepte
günaşık boldur ha boldur,
Avda
tazısı, evde kuzusu,
Çeşmesinde
su boldur ha boldur.
Dümdüz
ovası, hoştur havası,
Demir
kovası boldur ha boldur.
Çeşitli
yemek, hamdolsun demek,
Nohut
mercimek boldur ha boldur.
Bağı
bahçesi, renk renk bohçası,
Buğdayın
hası boldur ha boldur.
Ağıtlı
yollar, Hu diyen kullar,
Kovanda
ballar boldur ha boldur.
Katmerli
börek, yak tandırı çek,
Kesmikle
tezek boldur ha boldur.
Yazın
gölgesi, tatlı su sesi,
Yaren
demesi boldur ha boldur.
Gelince
bahar şenlenir dağlar,
Hoş
geçen çağlar boldur ha boldur.
Cennet
her yeri, yoktur benzeri,
Taştan
evleri boldur ha boldur.
|
ARZIHÂL
Ağam,
beyim hoş geldiniz köyüme,
Şu
dertlerin kervanına bir bakın,
Ziyaretle
gayet memnun olmuşuz,
Gönlümüzün
dermanına bir bakın.
Sıkıntıyı
eleklerden eledik,
Türkü
yakıp beleklere beledik,
Sizi
gördük arz etmeyi diledik,
Arzıhâlin
fermanına bir bakın.
Toprağımız
verimli ya suyu yok,
Sulamaya
bir parecik kuyu yok,
Derdimizle
uğraşacak dayı yok,
Hâlimizin
amanına bir bakın.
Yemez
olduk ürün verir bağımız,
Döne
döne vita olduğu yağımız,
Ağaç
ile dolmak ister dağımız,
Bozkırların
ormanına bir bakın.
Şu
işsizlik günden güne artıyor,
Bizi
bozuk kantarlarda tartıyor,
Darlığımız
donumuzu yırtıyor,
Rezaletin
zamanına bir bakın.
Pahâlılık
cambaz oldu tel gezer,
Boş
düşünce beynimizde bol gezer,
Arpa,
buğday silahlandı kol gezer,
Hele
onun samanına bir bakın.
Kesmik,
tezek yakıtımız ısımaz,
Külü
çıkar duman olur yasımız,
Pilav
dolu sahanımız, tasımız,
Bay
bulgurun harmanına bir bakın.
Bir
söz deyin derdi nasıl tepelim,
Kalkınmaya
nasıl hamle yapalım,
Verin
beyim elinizi öpelim,
Gönlümüzün
lisanına bir bakın.
Biliriz
ki bunlar bizim derdimiz,
Geçinmiyor
koyun ile kurdumuz,
Türk
oğludur, Türkiye'dir yurdumuz,
Mânâsızın
vatanına bir bakın.
Mânâsız Karasınır /1973
|
Kaydol:
Yorumlar (Atom)