24 Ocak 2017 Salı

Okullarda Verilen Notlar Ne Derece Gerçeği Yansıtıyor? -5-

2016-2017 öğretim yılında I.dönemin son haftasında dersine girdiğim bir öğrenci yanıma geldi. "Hocam dersinizden notum 4 düşüyor, 84.25 puan ile dedi. Kızım! Derse katılan, sorumluluğunu bilen bir öğrencisin. Performans notu olarak iki tane yüz verdim, başka ne yapabilirim, dedim. "Bilmem, ama diğer notlarım hem 5" dedi, gitti.

Sistemden notuna baktım. Çocuk doğru söylüyordu. Öğrencimin tüm derslerinin puan ortalaması benin din kültürü dersim dışında 95'in üzerindeydi. Şaşırdım bu duruma. Çocuk karneyi aldıktan sonra ailesi veya bir başkası karneyi görse benim dersin notu sırıtıp duracak. Notu gören de bana kızacak. Çünkü ben görsem aynı karneyi ilk başta, dersin öğretmenine ben de kızardım.

Bu durumda bir anormallik var. Ya benim notumda ya da diğerlerinin notunda. Üstelik fen, İngilizce, matematik, Türkçe gibi derslere göre bizim dersimiz daha kolay. İki tane verdiğim performans notu bile 85 puana ulaştırmamıştı. Yazılılarım çok mu zordu? Zor değil. Haydi diyelim ki zor. Her iki sınavı test yaptım. Sınavlardan önce EBA adı verilen sisteme öğrencilere çözmeleri için her bir sınavda 50'er soru gönderdim. Gönderdiğim 50 sorunun 33-34 tanesini noktası, virgülüne dokunmadan sınavda aynen sordum. Üstelik sınavlardan önce EBA'ya gönderdiğim sorulardan soracağım diye sıkı sıkıya tembihledim. Kağıtları yanlış okumuş olabilirim, varsa düzeltelim diye tüm öğrencilere kağıtlarını gösterdim.

Sorarım size daha önceden çalışma soruları şeklinde test olarak kendilerine gönderilen sorular zor olur mu? Bir defa sorulacak sorular belli. Kağıtları da doğru okuduğuma göre geriye ne kalır? Bu duruma ne denir? Anladığım kadarıyla TEOG'da lazım olur diye tüm öğretmenlerimiz bonkör davranıyor. Çocuk benim dersimin dışında aldığı diğer notlardan memnun. Yüzü de gülüyor. Ben de gülmesini isterim elbet. Çocuklarımız mutlu olsun. Fakat lisede üzülmeye başlayacak, inanın.
*
2015-2016 öğretim yılında  son sınıfı 99 küsur ile bitiren çocuğum liseye başladı. İlk sınavlardan sonra yapılan veli toplantısına katıldım. Fazla müşterisi olmayan öğretmenleri görmeye çalıştım. Çünkü ara karnede tüm notları gösteriyordu. Ortalaması ortaokulda 95 civarında olan çocuğun puan ortalaması 63'e düşmüştü. Burası ortaokul değil diye bağırıyordu notları.

Bazı öğretmenlerin müşterisi niye azalmıyor diye birinin sırasına girdim. Ders öğretmeni İngilizce öğretmeni idi. Gelen veli öğretmenden izah bekliyordu. Çünkü çocuğunun aldığı notu beğenen yoktu. Öğretmen izah yaptıkça veliler: "Hocam nasıl olur? Çocuğumuzun 8.sınıfta İngilizcesi hep yüz idi" serzenişine öğretmen: "Orada kolay soruyorlar, burası lise" cevabı veriyordu. "Haydi kolay sordular diyelim, hem birinci hem de ikinci TEOG'da çocuğumuz hiç yanlış yapmadı, buna ne dersin" dediklerinde öğretmen: "TEOG'da da kolay soruyorlar cevabı verdi. Veli şaşkındı. Bir not bir yıl öncesinde 100, bu sene 50'ye düşmüştü. Ya TEOG sorularında, ya ortaokulda öğretmenin yaptığı sınavlarda ya da lisedeki verilen ölçme değerlendirmede bir sorun vardı. Sorun kimde bilmiyorum. Ama gördüğüm bir şey var. Notlar hep şişiriliyor. Bir yerde biri gerçek not vermeye kalkınca kimse durumuna razı olmak istemiyor ve basıyor vaveylayı.

Öyle zannediyorum, ortaokulda verilen notlarda bir şişirme, lisede de bir sıkma hakim. Bakalım üniversiteye girişte ne olacak, bunu da zaman gösterecek. Ama tüm öğretmenlerin not verme yönünden ortak bir yerde buluşmalarında fayda var. Yoksa bu gidişle orta yolu bulamayacağız, çocuklarımızın gerçek seviyesini öğrenemeyeceğiz. 24/01/2017

Okullarda verilen notlar ne derece gerçeği yansıtıyor? -4-

Oğlum lise birinci sınıfı takdirle geçti. ikinci sınıf için alan seçimi yapacağız. Bizim mahdum fen bilimleri alanını seçmeye kara vermişti. Kendisine sayısal alanı yapamayacağını, kendisi için en uygun alanın sözel olabileceğini söyledim. Yine de kendi okulumdaki rehber öğretmenlere akademik benlik testi uygulattım. Her ikisinde de sayısal/fen bilimleri alanı çıktı. Çocuğum da sayısal alanı kafasına koymuştu. Ben de itiraz etmedim.

Alan seçimi için okulundaki sınıf öğretmeninin yanına vardık. Selam-kelamdan sonra: "Hocam, çocuğumuz fen alanını seçecek, çünkü FKB dersleri ve matematiği beş. Acaba bu öğretmenleriniz fazla not vermiş olabilir mi" dedim. Öğretmen: "Güzel bir tespit, beyefendi, siz bunu bir de okulun müdür yardımcısına sorun" dedi. Yardımcıya gittik: "Hocam, ne fazla not vermesi, biz iki yüz öğrenciden 120 tanesini eledik. Bunlar kalbur üstü öğrencilerdir. Fazla not falan vermedik. Çocuğunuz bileğinin hakkıyla aldı" dedi. Biz döndük dolaştık. Sınıf öğretmeninin yanına tekrar vardık. Fen Bilimleri alanını seçtik.

2003-2004 öğretim yılına çocuğumuz fen alanı ile başladı. Birinci sınavlar sonrasında yapılan veli toplantısına katıldım. Elime aldığım ara karne pek iç açıcı değildi. 70 olan psikoloji dışında ikinci en yüksek notu Din kültüründen. O da 45 idi. Altında her puandan ders var idi. İçlerinde geçen yılın beş düşen dersleri dahil. Görünen kök kılavuz istemez. Ama bizim çocuk bu notlarıyla: "Ben okumak istemiyorum, beni alın okuldan" diyordu. 70 olan psikoloji notunda bir sorun vardı. Zira bizim çocuk not almamak için epey uğraşmış anlaşılan. Devamsızlığı da fena değildi. 2 ay içerisinde 10.5 gün de devamsızlık yapmıştı.

Bu durumda öğretmenleri de tek tek gezmeye gerek yoktu. Ama geldik bir kere. O değilden dolaştım. "Hocam, şu psikoloji notunda bir sorun var, sizde durumu zayıf ne dersiniz" dediğimde önce yüzüme baktılar, sonra "Beyefendi, ilk defa böyle bir veli ile karşılaşıyoruz. Dersi zayıf olan veliler genelde hep bizi suçlar da" dediler. Ardından çocuğumuzun derse çalışmadığını ifade ettiler. Sıra geldi geçen yıl matematik dersine giren öğretmene. Zira o da bu yıl geometri dersine giriyordu. "Hoca hanım, sizde nasıl bizim oğlan" dedim. "Çocuğunuz yanlış alan seçti, bu alanı kaldıramadı" dedi. İyi de hocam, bu çocuğun geçen yıl sizdeki notu 5 idi dediğimde "Ben geçen yıl  fazla not verdim" deyince, "Hoca hanım, ben sizden not mu istedim de fazla not verdiniz. Siz fazla not verdiğiniz için biz bugün yanlış yerdeyiz" dedim ayrıldım.

Eve gelince bir nabız yokladım. Bizim çocuk okulu bırakma niyetinde idi. O yıl dükkan açan dayısının yanında çalışmaya göz kırpıyordu. Dersim ne kadar zayıf olursa beni okuldan alırlar, ben de dükkanda çalışır, meslek öğrenirim düşüncesinde olduğunu sezdim. Bu işe başladık, liseyi bitireceğiz, önümüzdeki yıl alanını değiştirelim" dedim. Tamam dedi, anlaştık. Önümüzdeki yıl TM alanını seçerek yolumuza devam ettik. İstemeyerek de olsa liseyi bitirdi.

Lise bitince dayısının yanında çalışmaya başladı. Askerlik çağı geldi, askere gitti. Tezkeresine az bir zaman kala KPSS'ye müracaat ettim onun adına. Geldi iki ay boyunca kampa girdi. Aldığı yüksek puanla bir kaç ay içinde ataması yapıldı, kamuda memur olarak işe başladı. Askerlikten sonra üniversiteyi bitirdi.

Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Niyetim kendimin ve ailemin hayat hikayesini anlatmak değil. Yanlış alan seçmemizin temelinde objektif not vermemenin yattığını izah etmeye çalışıyorum. Öğretmenin verdiği fazladan not, çocuğumuzu ve bizi yanlış alana sürüklemiş, okuldan ve derslerden soğumamıza sebebiyet vermiştir.

Şu anda alan seçimi kalktı, onun yerine seçmeli dersler vasıtasıyla alana kaynaklık eden dersler seçilebiliyor. Lisede çalıştığım yıllarda gördüğüm bir husus var. Üniversitede gidilebilecek tıp, mühendislik gibi cazip bölümler  sayısal alandan öğrenci aldığı için öğrenci sayısal zeka olmasa da velisinin yönlendirmesiyle sayısal alanı seçiyor. Çocuk, içine sinmese de zoraki de olsa sınıf geçiyor ama beklenen başarı bir türlü gelmiyor. 24/01/2017

Okullarda verilen notlar ne derece gerçeği yansıtıyor? -3-

90'lı yıllarda Güney Doğu'nun bir ilinde çalışırken lise 2.sınıfta dersine girdiğim bir öğrenci hem birinci dönem hem de ikinci dönem dersimden yazın kursa kaldı. Zira o yıllarda kredili sistem uygulanıyordu.

Aynı öğrencinin bir yıl sonra son sınıfta Kelam dersine girdim. Konuları şimdinin Din Kültürü konuları. Yaptığım her iki sınav ortalaması öğrencinin 28 idi. Öğrencinin durumunda 45 puanın altında 7-8 öğrenci vardı. Kendilerine sözlü notu yerine geçecek kurtarma yazılısı yapayım dedim. 8 tane basit soru sordum. İki soru da kendi kendilerine sorup cevaplamalarını istedim.

Sınav sonucunda bizim öğrenci maalesef başarılı olamadı. Sene sonuna doğru öğrencimin ağabeyi geldi, geçsin diye. Kardeşin çok beyefendi biri, maalesef bu durumda geçiremiyorum, yazın geçsin dedim. "Hocam imamlık imtihanına girecek" deyince kardeşiniz bırakın Kur'an okumayı, doğru dürüst bir çok harfi tanımıyor. Çünkü geçen yıl dersine her iki dönemde ben girdim ve kaldı. Bu durumda imamlık sınavını nasıl geçecek, haydi geçti diyelim. Nasıl imamlık yapacak, kusura bakmayın" dedim. "Hepsini ayarladık hocam, sadece sizin ders kaldı" deyince gerçekten mi dedim. "Evet" dedi. Yani bu okulun en zor dersleri sayılan K.Kerim, arapça, tefsir, hadis vb. dersleri geçti, geriye sadece benim kolay dersim mi kaldı, deyince "Evet, sadece sizin ki" dedi.

Öğretmen odasına geçerek dolabımdan kurtarma yazılılarının içinden kardeşinin kağıdını seçtim, "Kardeşinin, sorduğum sorulara verdiği cevaba bakmak ister misin? Hele şu soruya verdiği cevaba bir göz at. Ben ona 4 büyük kitap kime verilmiştir diye sormuşum. O ise Tevrat; Hz. Ömer'e, İncil; Hz Ebubekir'e, İncil; Hz Osman'a, Kur'an ise Ha Muhammed'e şeklinde cevap vermiş. Hele şükür ki peygamberimize verileni doğru yazmış. İnanın bu soruları sana veya şu caddeye çıkıp gelip geçene rastgele sorsak, ya da bu ilçede Hıristiyanlar var, onlara gidip sorsak inanın bilirler. Kardeşiniz yazın kursa kalsın, onu kim geçirirse geçirsin, kardeşini ve sizi ailecek severim ama bu işin vebalini üstlenemem, dedim. Ağabeyi zaten yazılı kağıdındaki cevapları görünce çok mahcup olmuştu. "Hocam, özür dilerim" dedi, ayrıldı.
***
Yaz tatilini bitirip tekrar görev yerime gittim. Eğitim ve öğretim başladı. Çarşıda lise 2 de dersine girdiğim K. Kerim'i güzel okuyan bir öğrencimi gördüm. Üniversite sınavını kazanamamış söylediğine göre. Yavrum imamlık imtihanı olmuş ona bari gireydin, okuman iyiydi dediğimde: "Girdim hocam, ona da girdim. Ama sınıfımızdan ... arkadaş kazandı ama ben kazanamadım" dedi. Hayırlısı dedim, ayrıldık. İmamlık imtihanını kazandı dediği kişi benim kelam dersinden ve bir yıl öncesinde K.Kerim dersinden bıraktığım öğrenciden başkası değildi. Diyanetin yaptığı yüzünden okuma sınavını nasıl geçti? Bu kerameti anlayamadım. Hayret ki ne hayret!

Birkaç gün sonra imamlığı kazanan öğrencimi gördüm. Hayırlı olsun dedim. Fakat mahcubiyetinden başını öne eğdi. Oğlum, kardeşinin K. Kerim okuması ve ezberleri daha iyi. Göreve gitmeden onun önüne diz çök, mutlaka öğren. Yoksa cemaatin karşısında mahcup olursun dedim. "Tamam hocam, sağ ol" dedi, vedalaştık. 24.01.2017