23 Ocak 2017 Pazartesi

Okullarda verilen notlar ne derece gerçeği yansıtıyor? -1- *

Değerlendirmelerde ölçülebilir, hakkaniyete uygun bir ölçme ve değerlendirme yöntemini yakalayamadık maalesef. Koyduğumuz her bir kriter daha uygulanmadan sos veriyor. Herkesin kabul ettiği, kimsenin itiraz edemeyeceği bir sistemi bulamadık.

20 sene okudum,  25 senedir de öğretmen olarak çalışıyorum. Bu zaman zarfınca hemen hemen her alanda baş döndüren değişiklikler oldu. Bir değişikliğin sonuçlarını görmeden yenisini getirdik. Akşam yatıyoruz sabah yeni bir kriterle ya öğretmen alıyoruz, ya idareci seçiyoruz, ya kamuya eleman istihdam ediyoruz, ya da öğrencilere verilecek not/puan sistemi getiriyoruz. Gelen her bir kriterle yaptığımız ölçümler ise maalesef maşeri vicdanı rahatlatmıyor, ya güldürüyor, ya üzüyor, ya da problemi örtüyor. Sorun sistem ve yöntemlerde mi, yoksa kafamızda mı? Bence ilk önce buradan başlamamız gerekiyor.

2016-2017 öğretim yılının ilk dönemi sona erdi. Doğru mu yanlış mı, istatistikler nereden alındı bilmiyorum.  Bu dönemde karne alan 17 milyon öğrenciden 9 milyona yakını takdir almış. Yani puan ortalaması 85 ve yukarısı demektir bu. 9 milyon takdir, her iki öğrenciden birisinin takdir alması demektir. Teşekkür alan öğrenci sayısına ulaşamadım. Teşekkür almak takdire göre daha kolay olduğuna göre öyle zannediyorum bir o kadarı da teşekkür almış olmalı. Bu durumda zayıf ve başarısız öğrencimiz ya yoktur, ya da devede kulak misalidir. Nereden bakarsan başarı yüzde yüz. Bu duruma gıpta edilir, şapka çıkartılır, kıskananlar çatlasın demek lazım.

Bu başarı durumu öyle zannediyorum sadece bu öğretim yılına ait değil. Geriye dönük bir inceleme yapıldığında üç aşağı, beş yukarı takdir ve teşekkürün bol olduğu öğretim yılları çıkar karşımıza.

"Ne var bunda. Fazla not verilerek öğrenciler moral motive olur, sanki cebinizden mi veriyorsunuz, yüksek puan TEOG'da yüzde 30, LYS'de 12 etkilidir" şeklinde bir eleştiri gelebilir. Öğrenciyi motive edecek normal ve makul nota itirazım olmaz, hatta eyvallah derim. Görüldüğü gibi notlar anormal bir şekilde şişirilmiş sanki. Devlet şişirilmiş notlar için özel okulları takibe ala dursun. Devlet okulları da not vermede özelleri pek aratmıyor. Biri şişiriyor, diğeri ise hormon ilacı atıyor.

Be adam derdin ne? Amacın budamak mı? Bırak taze dimağlar sevinsin denirse hayatta her şey güllük gülistanlık olacaksa, başka sınava tabi tutulmayacaksa, bir şeyi bilmeden ve hak etmeden geçtiği belli olmayacaksa ben de itiraz etmem. Yalancının mumu nasıl ki yatsıya kadar yanıyorsa bizim verdiğimiz notların foyası her yıl YGS, LYS sınavlarında ve 3 yılda bir sonuçlanan  PISA'da (Uluslararası Eğitim Değerlendirme Testi) ortaya çıkıyor. Maalesef PISA'da 72 ülkenin içerisinde 50.sıralardayız. Bu durumu nasıl izah edeceğiz? Ya PISA'nın değerlendirmesinde bir sorun var, ya da bizim not vermemizde. Sanırım hepimiz topu taca atıyoruz, problemi öteliyoruz. Çocuk ileride virgülden sonra kaybedecekse müsebbibi ben olmayayım diye düşünüyoruz. Hepimiz baba öğretmen oluyoruz. Zaten gerçek hakkını vermeye kalksan ne veliye, ne öğrenciye, ne de bağlı bulunduğun yönetime derdini anlatabilirsin. İşin garibi sapla samanı harmanlayarak gerçek başarılı öğrenciler arada kaynayıp gidiyor. Başarılı çocuğun hakkı korunmuyor, çalışanın ve çalışmayanın aynı kefeye konup başarılı olduğu bu sistemde maalesef düzenli çalışan öğrencileri kaybedebiliriz. Yüksek notla birlikte öğrenci ve veli, çocuğunun gerçek durumunu göremiyor. Bu yüzden tedbir alamıyor. Gördüğü zaman da iş işten geçmiş oluyor.

Her şeyden geçtim. Bu çocuk yarın hayata atılınca çalışmadan kazanılacağını, emek sarf etmeden başarının yakalanabileceğini düşünecek. İnsanları değerlendirirken hakkaniyete uygun davranmayacak belki de. Ne yapıp ne edip doğru ölçen teraziler ortaya koymamız gerekiyor. Terazimiz doğruluk ve adalet dağıtsın. Bunun için veliler, öğrenciler, yöneticiler ve öğretmenler aynı çizgide buluşmalı önce. Herkes durumuna razı olmalı. Şeriatın kestiği parmak acımamalı/acıtmamalıdır. 23/01/2017

* 06/02/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.



Müdürüm! Yine sen ağlayacaksın!..*

Sendikalar farklı zamanlarda çeşitli eylem kararı alır:
◆ Falan gün okullara gidilmeyecek.
◆ Falan hafta/lar nöbet tutulmayacak.
◆ Okula gidilecek, ders işlenmeyecek.
◆ Sevk eylemi yapılacak.
◆ Şurada şu saatte bildiri okunacak, protesto yapılacak....vs.
Bakanlık mevzuat çıkarır:
◆ Hamile olanlar doğuma yakın bilmem ne kadar süre önce ve doğum sonrası 1 yıl nöbet tutmazlar.
◆ Ücretli öğretmenlere nöbet görevi verilemez.
◆ 25 yılını dolduranlar nöbet tutmayabilir.
◆ Sevkli, raporlu vb gelemeyen öğretmenin nöbeti ve dersi için okul yönetimi tedbir alır.
◆ Öğretmen/ler gelmediğinde öğrenci evine gönderilmez.
◆Öğretmenler ilçe zümresine gidince okul idaresi yine gerekli tedbiri alır...vs.
* (Nasrettin hoca iki kızını gurbete gelin eder. Gel zaman git zaman hanımı, kızlarının durumunu öğrenmesi için hocayı yanlarına gönderir. Büyük kızı "Babacığım,100 dönüm tarlamız var. Ektik, mahsulün olması için yağmurun yağmasını bekliyoruz, eğer yağmazsa anam ağlar" der. Hoca diğer kızına misafir olur. Kızı da, "Biz çömlekçilik yapıyoruz, şu kadar çömleği kalıba döktük, eğer kurumadan yağmur yağarsa anam ağlar", der. Hoca evine döner. Hanımı, "Kızlarım nasıl" der. Hoca,"Valla hatun yağmur yağsa da sen ağlayacaksın, yağmur yağmasa da sen ağlayacaksın", diye cevap verir.)
Not:Hangi sendika olursa olsun, öğrenciler ardına geçerek eylem yapmamalı, Eylemler okulları olumsuz etkilememeli. Unutmayalım ki çocuklar bizlere emanettir. Kavgamızı, mücadelemizi büyüklerle yapalım; küçükler arasında değil. Bizim kültürümüzde kavga çocuklardan gizli yapılır, çocukların önlerine yapılmaz... 23/01/2015
* Öğretmenlere nöbet ücreti ödensin diye sendikaların eylem kararı alması üzerine kaleme alınmıştı. Şimdi nöbet ücreti ödeniyor artık. 

Fakir ülkemin rahatına düşkün zengin insanları ***

Devlet çok zengin değil ama millet çok zengin onu biliyorum. Bu yargıya nereden vardım diye merak edebilirsiniz. Trafiğin yoğun işlediği bir caddeye çıkın. Hareket halindeki araçlara bir bakın. İçinde kaç kişi var, kaç kişi yolculuk yapıyor? Bir göz atın.

Araçların % 90'ında tek kişinin işe gittiğini, işten geldiğini görürsünüz. İhtiyaç mı değil mi denmeden genelde her evin önünde bir araç var. Hatta bazı evlere ait birden fazla araç olduğunu da görebilirsiniz. Gayri safi milli hasıla bakımından bir çok Avrupa ülkesinden daha düşük bir gelire sahip olmamıza rağmen ekseriyetimizin toplu taşıma araçlarından ziyade bireysel araçları tercih etmesinin nasıl izahını yapabiliriz? Aracıyla tek başına yolculuk yapanların aynı zamanda trafikte seyir halinde iken diğer taraftan da cep telefonu ile görüşme yapmaya çalışması sanırım işlerinin çok acil olduğu, zamanla yarıştıkları görüntüsünü vermektedir. Hem tek başına yolculuk yapan hem de seyir halindeyken trafiği riske atarcasına telefonla görüşme yapanların çoğunun zamanla yarıştıkları falan yok. Toplu taşımayla yolculuk yapmayı kendimize yediremiyoruz, durakta beklemeye tahammül edemiyoruz. Rahatımıza düşkünlüktür bunun adı. Bu rahatımıza düşkünlük hem trafiği kalabalıklaştırıyor, çoğu zaman trafik kilitleniyor; otoparklar, yol kenarları araçla dolu. Aynı zamanda hava kirliliğine de sebebiyet veriyor. Haydi hepsinden geçtim. Kazandığımızın belirli bir miktarını maalesef ulaşım giderlerine gitmektedir. Aynı güzergahtan hem toplu taşıma araçları hem de biz işe gidiyoruz. Gerçekten normal bir durum mu bu? Bu kadar para harcamak doğru mu?

Kendi başına işine gidip gelenlerin yarısının maddi sıkıntı içerisinde olmasına rağmen toplu taşıma yerine hala kendi aracıyla gitmeleri garibime gidiyor. Bir çoğunun yakıt alma sıkıntısı var. Allah göstermesin büyük bir ekonomik kriz olursa, kazandığımızdan daha az kazanmaya başlarsak halimiz nice olur?

Toplu ulaşım araçları kullanılırsa belki biraz zaman kaybımız olabilir ama inanın, hem ulaşıma giden paranın maliyeti düşecek, hem yollar rahatlayacak, hem işimize zamanında gelip zamanında gitme planları yapacağız. Arabamıza güvenerek son anda evden hızla çıkmayacağız. Daha planlı bir hayatımız olacak, hava kirliliğe de zemin hazırlamamış olacağız. Cari açığın düşmesine katkımız olacaktır. Çünkü petrol ürünleri bakımından hep dışa bağımlıyız, sürekli dışarıdan yakıt almak zorundayız, ithalat ve ihracat dengesinde gözle görülür bir iyileşme olacaktır.

Ülkemi çok seviyorum diyenler! Haydin bu ülkeye sevginizi biraz gösterin. Zaten şu anda bir seferberlik halindeyiz. Rahatınızdan biraz ödün verin, toplu ulaşıma yönelin. Olur olmaz yere özel aracınızı kullanmayın. 22/01/2017

*** 24.01.2017 günü ladik.biz'de yayımlanmıştır.