22 Ocak 2017 Pazar

Mini anayasa değişikliğini nasıl değerlendirmeliyiz?

İdeal olmasa da  sistem değişikliği anlamına gelen kısmi anayasa değişikliği yapılması için en zor zamanda iktidar ve muhalefet bir araya gelerek anlaştıkları paketi meclisten geçirdiler. Şimdi kapıda referandum var, milletin hakemliğine gidilecek. Millet ne derse o olacak.

Kısmi anayasa değişikliklerine bakıldığı zaman seçilme yaşının 18'e indirilmesi, meclis üye sayısının 600'e çıkarılması tasvip ettiğim değişiklikler değildir. Devletin çift başlılıktan kurtulması, devlet kurumları arasındaki uyum, devletin hantallıktan kurtularak daha hızlı karar alabilme gibi durumları ise onay verdiğim değişiklikler olarak görmekteyim. Hele bir madde var ki, cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekili seçiminin aynı gün yapılması başlı başına önemli bir değişikliktir. Daha önce bir yazımda değinmiştim.  Son bir kaç yıldır ortalama her iki yılda bir seçim yapar hale geldik. 2019 yılında cumhurbaşkanlığı, milletvekilliği ve belediye seçimleri olmak üzere önümüze üç sandık gelecek. Gerekli değişikliğin yapılarak milletin önüne tek sandığın getirilmesini önermiştim. 

Aslında iki seçimin aynı günde yapılmasına belediye seçimlerini de eklemek lazım. Çünkü her bir seçim bizde kriz olarak karşımıza çıkıyor. Seçim dolayısıyla hükümetler radikal kararlar alamıyor, seçim çalışmaları görüntü ve ses kirliliğine sebebiyet veriyor. Yine her seçim hazineden çıkacak paralarla yapılıyor. Bu seçimlerde harcanan paralar hep milletin cebinden çıkacak. 

Devletin daha hızlı çalışması için gücün tek elde toplanması düşünülürken taşrada özellikle mahalli idarelerde küçük küçük yönetimler söz konusu. Büyükşehir Yasası ile birlikte ilçe ve belde belediye başkanlarına da ihtiyaç kalmaması gerekir. Halihazırda büyükşehir kapsamına alınmış ilçe belediye başkanları sadece temsili bir görev icra etmektedir. İmar, alt yapı, asfalt, su, itfaiye vb hizmetler büyükşehirin uhdesine verilmiş durumda. Bu durumda ilçe belediyelerine sadece ilçenin temizliğini alma görevi kalmaktadır. Tüm önemli görevleri yapan/yapacak olan büyükşehir belediyesi ilçenin çöpünü mü alamayacak? Pekala yeni bir planlama ile ilçe belediyeleri lağvedilerek ilçede hizmetleri yürütecek bir müdürlük ihdas edilebilir. Başta ilçe belediyelerinin kaldırılması ve yapılacak olan üç seçimin tek seçimde yapılması kararları da inşallah kısa zamanda ülke gündemine gelir. Konum esas anayasa değişikliği idi.

Anayasa paketine evet/hayır diyecek olanlar yazılı ve görsel medyada boy göstermeye başladı. Orta yerde bir sandık varsa mutlaka evet veya hayır diyecek olanlar vardır. Bu da doğaldır. Kimseye darılmaca ve gücenmece olmaz. Fakat bir partinin kararı benim garibime gitti. Bunu paylaşmadan geçemeyeceğim. Köklerinden çıkmış bir parti bu ülkede dört dönemdir iktidar. Kendisi iktidar olduğu takdirde yapamayacağı bir çok şeye imza atmış durumda. Bu durumu baba takdir edeceği yerde köstek olmaya hazırlanıyor. Savruldukça küçülmeye devam ediyor. Ne yapmak istiyor, kime göz kırpıyor? Anlayabilen varsa beri gelsin. Benim bildiğim  genelde evlat yoldan çıkar, baba onu yola getirmeye çalışırdı. Evlat ne kadar sendelerse bir gün mutlaka kendini bulur, baba ocağına geri dönerdi. Burada ise baba yoldan çıkmış durumda. Bu duruma ne denir? İçinden nasıl çıkılır? Yine anlayan varsa izah ederse sevinirim. Sanırım intihar etme durumudur bu. Böylesi  hareket de ancak üzüntü ve elem verir, saadet değil.

Mini paketin mutlaka suistimal edilecek yönleri olabilir. Çünkü yönetecek olan insandır. İnsan kötü olursa her kanun, her anayasa kötü olur. İyi olursa hepsi iyi olur. Yani iş insanda bitiyor. Kötü yönleri var diye karşı çıkmak hayatta hiç risk almamak demektir. Bu yüzden değişime evet demenin hayır olacağını düşünüyorum. 22/01/2017

Ben darı ambarında iken...

Öğretmenliğe başladığım andan itibaren bakan olarak görev yapanların sayısını unuttum. Tıpkı eğitim sistemimizdeki değişiklikler gibi bakanın biri gitti, diğeri geldi. Çalıştığım zaman zarfınca ne değişen bakanı ne de eğitim sistemini sayabildim.

Benim için en sevindirici tarafı, bakan değiştikçe orta yerde kimse kalmayıp oldu olacak bu göreve bir de şu adamı getirelim denecek günleri umutla beklemek. Olmaz olmaz demeyin. Nasıl ki adam yokluğundan ehil olmadığı halde Bekri Mustafa'yı Küçük Ayasofya Camiine imam olarak atamışlar. Ben de darı ambarında yaşamaya devam edeceğim bir umut, bir teselli olarak.

Üstelik hazırlıklıyım. Dereyi görmeden paçayı sıvadım bile. Bakan olduğum an ilk yapacaklarım aşağıdadır:
1. Okullarda tam gün eğitimi başlatırım.
2. İlköğretim ve ortaöğretimde haftalık ders yükü en fazla 25 saat ile sınırlandırırım.
3. Ortaokuldan itibaren her sınıf seviyesinde kalma ve eleme sistemi getiririm.
4. İl ve ilçe merkezlerinde öğrencinin yürüyerek gelip gideceği şekilde, bünyesinde her türlü okul türünü barındıran kampüs okullar açarım.
5. Her kampüs okulda yeterli dersliğin yanında mabet, spor salonu, resim, müzik atölyeleri, laboratuvarlar vb. müştemilatı yaptırırım.
6. Haftada 6 gün 09.00-13.00 arası günlük 5 ders saati ders, bir saat öğle arasından sonra saat 16.00'a kadar sanat, kültürel, spor aktiviteleri, dersin pratiği, etüt yapma vb. çalışmaları planlarım.
7. Sınıf geçme sistemini % 50 bilgi, beceri, % 50 davranış olarak belirlerim.
8. Her türlü takviye ders, etüt merkezi vb. yarış atı mantığıyla işlev gören arızi durumlara son veririm.
9. Öğretmenlere performans sistemini getiririm.
10. Okulun iç ve dış paydaşlarının sorumluluk alanlarını belirleyerek yetki verir, aksayan kısımlar için yaptırımlar uygularım.
11. Öğretmenin aldığı ek ders ücretini kaldırır, öğretmenin atama işlerini ve maaş durumunu objektif, ölçülebilir bir performans sistemine göre ayarlarım.
12. Eş durumu vb. özür atamalarında branşında ihtiyaç olmayan eşinin yanına gelmesinden ziyade her ikisini devletin ihtiyacı olan yerde birleştirerek çalıştırırım.
13. Her türlü öğretmen ihtiyacını ağustos ayında görev yerinde olacak şekilde hallederim.
14. Bakanlığı, yazılı ve görsel medya aracılığıyla yönetmem. Emir ve talimatlarım için resmi yazışma yollarını kullanırım.
15. Okulların açılışını eylül ilk hafta başlatır, hazıran sonu sona erdiririm. İş gününü 200 iş gününe çıkarırım.
16. Öğretmenin tatilini ara tatili ve temmuz ayı olacak şekilde 1.5 aya indiririm.
17. Her ağustos ayı, izleyen öğretim yılının planlamasını yapacak şekilde öğretmenin görev yerinde olmasını sağlarım.
18. Makul özrün dışındaki her türlü devamsızlık için maaşlardan 1/30 kesinti yaparım.
19. Öğretmenler için yedi bölgede çalışma zorunluluğu ve her çalıştığı yerde yeni aldığı öğrenciyi mezun etme şartı getiririm.
20. Sanayi ile irtibatlı okulları sanayinin ortasında açarım. Sabah teori öğleden sonra pratik olacak şekilde.
21. Okumada gözü ve hedefi olmayan öğrencileri 7.sınıftan itibaren açık veya çıraklık eğitime yönlendirerek haftada bir teori, geri kalan zamanda meslek öğrenmelerinin önünü açarım.
22. Her türlü sınıf geçme, seçme, yerleştirme sınavını merkezi olarak yaparım...

Gördüğünüz gibi ben hazırlıklıyım. Sadece görev bekliyorum. 22/01/2017

Bu Milleti Kim Tutar Artık...

Son yıllarda yürütmeye çalıştığı bağımsız politikası ile fincancı katırlarını ürküten Türkiye'yi -daha önceden belirledikleri- fabrika ayarlarına döndürmek için şer güçleri içten ve dıştan saldırıya geçtiler. Hiç olmadığı kadar ülke bir seferberlik hali yaşıyor. İçeride terör, dışarıda savaş, ekonomik mücadele, kitleleri kutuplaştırma, darbe vb her yolu deniyorlar. Her vurucu hamlelerini içimizden devşirdikleriyle yapmaları olayın vahametini daha da artırıyor. Tabir yerindeyse Türkiye görünen ve görünmeyen yedi düvele karşı   tüm alanlarda ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bir milletin ölüm-kalım mücadelesi dense yeridir. Ne kötüler pes ediyor, ne de Türkiye.

Karanlık geceler gitmek bilmiyor. Nice zamandır endişe ile yastığa baş koyuyor, karabasanla uyanıyoruz. Yok yok karabasanı bizzat yaşıyoruz. Çin işkencesi bize yapılan. Milletçe sabahın olmasını bekliyoruz. Bunca hengamenin arasından ülke nefes alacak bir çıkış noktası arıyor. Hani zorluklar insanı güçlendirir denir ya işte biz de milletçe hiç olmadığı kadar piştik.

Eğri oturup doğru konuşalım. Bu ülkede ideali olmasa da iyi şeyler oluyor. Yeter ki istensin, iletişim yolu açık olsun, taraflar birbirini dinlesin. Makul olanda anlaşılabiliyor. Çünkü konu vatan ise gerisi teferruat. Yediden yetmişe bu vatanın evladı, çorbada tuzum bulunsun misali ayakta. Dövizini bozdur kampanyasına kimi teşvik ederek kimi de bozdurarak katılıyor. Hiç olmadığı kadar iktidar-muhalefet bir araya gelerek -kısmi de olsa- bir anayasa paketinin meclisten geçmesine imkan veriyor. Üstelik sistem değişikliğini içeren bir anayasa tüm gürültü ve patırtıya rağmen geçti.

Ülke savaş halinde iken, OHAL ile yönetiliyor iken meclis çalıştı. Bizde olan kanlı terör saldırılarından bir tanesi başka bir ülkede olunca hemen içe kapanırken biz açıldık. İçeride devlet yeniden yapılandırılırken diğer taraftan ocağımıza incir ağacı dikme yemini etmiş yabancıların maşası, eli kanlı kukla terör örgütleriyle uğraşıyor. Diplomatik yolları da sonuna kadar kullanıyor.

Bu kadar acılardan sonra  bu birliktelik, bu içtenlik bizde oldukça acılarla pişen bu milleti kim tutar artık. Kazananın Türkiye olacağına gönülden inanıyorum. Çünkü bedelini kanla ödeyen mutlaka başarır. Karanlık gecelerin sabahı yakın. Şafak söktü. Kimse, hiçbir güç yeniden karanlığa gömemez bizi. Zafer, başarı ona inananlarındır. 22.01.2017