6 Ocak 2017 Cuma

Bu milletin bazı güzel hasletleri ***

Bu millet özü itibariyle mayası temizdir. Bakmayın son yıllarda içimizden çıkan kötülerle anıldığımıza. Çok uğraştı şer güçleri içimize nifak sokmak için. Nispeten başarılı da oldular içimizden devşirdikleriyle. Zaman zaman üzerimize salıp canımızı acıtıyorlar. Her ne kadar içimizdeki bizden olanlara yaptırdıklarıyla bize had bildirmeye çalışsalar da nihai olarak başarılı olamayacaklardır. Dedik ya mayası temiz diye. Her halükarda bu millet özüne dönecektir.

Hiçbir millette olmayan bize özgü hasletlerimiz vardır. Şimdi azalsa da Anadolu'nun bir çok yerinde evlerimizin bir odasının adı misafir odasıdır. Her an bir 'Tanrı misafiri' gelir düşüncesiyle bu oda temiz bir şekilde hazır bekletilir. Yatılı kalma ihtimaline karşı yatak, yorgan, pijama daha önceden hazırlanır. Misafire banyo teklif edilir, öğün vakti olmasa da önüne yemek konur. Misafire harcama yaptırılmaz. Köylerde misafir/köy odaları vardır. Yolda kalmışların kalacağı. İçerisi dayalı-döşelidir. Yemeğini ya köyün ileri geleni ya da komşular giderir. Camiye gelen bir yabancı olursa mutlaka birileri ona kimsin, necisin, gidecek yerin var mı diye sorar. Kalacak yeri yoksa evine götürür bu Tanrı misafirini.

Komşu ya da akrabanın düğünü olduğunda yatılı misafir gelme ihtimaline karşın düğün sahibine evimiz müsait, misafir gelirse bizde kalabilir diye haber bırakılır. Misafir evde ağırlanır, geri düğün evine teslim edilir.

Komşu ya da yakın akrabanın cenazesi var ise cenazenin techiz, tekfin ve defin işleri için yardımcı olunur, cenaze evine yemekler götürülür, acılarına ortak olunur.

Yolda kalmış bir araç olursa geçenler yardım eder. Hiçbir şey yapamazsa arabayı itekler. Olmazsa arabasıyla çekici görevi yapar, tamirciye götürür.

Başına bir sıkıntı gelene para teklif edilir, borç verilir. Yolda bekleyen, yürüyen biri varsa geçen araç durur, gideceği yere kadar götürür. Arabayla bir yere gitmesi gerekeni aracı olan yardımcı olur. Dargın kişiler bir araya getirilerek barıştırılır. Hayır ve hasenatta yarışılır. Yardım kampanyalarına öncülük yapılır...

Say say bitmez bu milletteki güzel hasletler. Yeniden özümüze dönmeyi, güzel ahlak ile ön plana çıkmayı nasip etsin Mevlam.

***08.01.2017 tarihinde Ladik. Biz internet sayfasında yayımlanmıştır. 

Kelle koltukta iş yapan polisler *

İnsanlar farklı farklı iş yaparlar. Bazı insanların yaptığı işler kolay, bazılarınınki ise zordur.
Bazı işler büyük riskler barındırır. Polisin yaptığı da böyle bir iştir.  Görevleri, bizim güvenliğimizi sağlamaktır. Sorumlu olduğu alanın güvenliğini sağlamak için canlarını ortaya koyuyorlar. Son yıllarda terörün nokta atış yaparak kurşunlarını yağdırdığı kesimdir bunlar. Gün geçmiyor ki şehit olan bir polisin haberi düşmesin ajanslara. Her gün bir evi yakmaktadır düşen ateş.

Evet, hepimizin yaptığı iş zordur. Polisin yaptığı işe gelince bizlerin yaptığı işin esamesi bile okunmaz. Çünkü onlar kelle koltukta görev yapıyorlar. Hele bu günlerde evlerinden çıkarken öyle zannediyorum helallik dileyerek işe gidiyorlardır. İşten eve gelinceye kadar evde bıraktıkları, öyle zannediyorum bildikleri tüm duaları okur. Vakit geçmek bitmez bir türlü. Hep endişeli bir bekleyiş... Acaba akşam eve gelir mi diye beklenir hep. Kulakları zilde, gözleri pencerede. Vaktinde eve gelirse dünyalar evdekilerindir. Mutluluklarına ve sevinçlerine diyecek olmaz. Çoluk-çocuk şükreder: "Ya Rabbi! Şükürler olsun. Bugün de nefes alabildik, emanetini almadın" diye. Gerçekten kolay değil. Hele eve zamanında gelmezse, telefonu cevap vermezse gergin bekleyiş süre durur, taki gelinceye kadar.

Güvenliğimizi sağlayan polisin, onu evinde bekleyen eşi ve çocukları, anne ve babaları için zordur gerçekten. Belki de günde kaç defa ölür ölür dirilirler. Hep ölümün nefesini enselerinde hissederler. Rabbim bu zamanda polis olarak görev yapanlara, onların eş ve çocuklarına, anne-babalarına yardım etsin, sabırlar versin.

Polis diyorum ama tüm güvenlik görevlileri aynı riski taşıyorlar. Bunların gaflette bulunma, işi kaynatma, aksatma, sulandırma, uyuma vb lüksleri de yoktur. Çünkü biliyorlar ki su uyur, düşman uyumaz. Yaptığımız işi zor ve yorucu olarak düşünen bizler, oturup kalkalım işimize şükredelim. Hiç öyle işim zor diye dertlenmeyelim. Çünkü hiçbirimizin işi ve görevi canını ortaya koyma, kendi canını feda etme değildir. Perşembe günkü kahraman polisimizi gözümüzün önüne getirelim. Canını ortaya koydu. Büyük bir faciayı önce önledi, ardından şehadet şerbetini içti. Arkasında gözü yaşlı bir eş ve yetim üç çocuk bırakarak... Üstelik polisimiz terörle mücadele, asayiş vb birimlerde çalışmıyor. Trafik polisi. Banane, benim görevim mi demedi. Gördüğü gözü dönmüş canilerin peşine takılıp onlara göz açtırmadı. Benim de yaşamaya, nefes almaya hakkım var; arkamda çoluk, çocuğum var. Ben de lüks ve konforlu yaşamam lazım demedi. Yüzlerce kimsenin ölmesine gönlü razı olmadı, ateşin üstüne üstüne gitti. Kendi nefsini değil; ülkeyi, ülkenin geleceğini tercih etti. Allah razı olsun, mekanı Cennet olsun.

Bir kaç yıl öncesinde bir iş dolayısıyla birinin evine misafir olmuştum. Öğretmen olduğumu duyunca “Hiç sevmem öğretmenleri” demişti. Kendisine niçin sevmediğini sorduğumda, soruma cevap vermeden: “Bir de polisleri” dedi. Israrla niye sevmiyorsun dediğimde: “Ne iş yapıyorlar ki” diye bir eleştiri dile getirmişti. Ben ardından sen ne iş yapıyorsun diye sormuştum da, bana: “Pazarcıyım” demişti... Kendi yaptığı işten başka, başkasının hiçbir şey yapmadığını düşünen kardeşim! Gör bak, ‘Senin ne iş yapıyor’ dediğin polis canını ortaya koydu, senin gibi çürük-çarık malı tezgahın önüne koymadı. Umarım özelde bu polisin, genelde tüm polis ve güvenlik güçlerinin canlarına mal olsa da kendilerini feda ettiklerini gördüğün zaman kendinden utanmışsındır. Eğer utanma kalmışsa tabi.

Şehit polisimize Allah’tan rahmet diliyorum, kederli ailesine sabrı cemil niyaz ediyorum. Vazife başında kelle koltukta hayat-memat mücadelesi vererek evine ekmek götürmeye çalışan tüm güvenlik güçlerimize özelde polislerimize Allah’tan işlerini kolaylaştırmasını diliyorum. Yedikleri, içtikleri, aldıkları maaş analarının ak sütü gibi helal olsun!..

* 07/01/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

4 Ocak 2017 Çarşamba

Siz misiniz Tatil İsteyen? *

Nice yıllardır eski kışlara hasret kalmış, iki lafımızın arasında ‘Nerede o eski kışlar’ derdik. Bu sene “Dağına göre kar verdi” Rabbim. Eski kışlardan bir kış yaşadık, hala da yaşamaya devam ediyoruz. Sayısını unuttuk üst üste yağan karın.

Bir çok çatı ağırlığa dayanamayıp çökse de dert edinmedik. Yolumuzun kapalı olmasına, aracımızın kaymasına aldırmadık. Belediyenin açmasını bekledik. Bazen beklemedik. Aldık elimize küreği; yolumuzu, sokağımızı açtık. Biz açtık, tekrar tekrar yağdı.  Milletçe çocuklar gibi şendik.  Mutluluktan uçtuk. Çünkü yağan rahmetti, bereketti.

Meteoroloji hangi saatte karın bastıracağını an be an verdi durdu. Büyüklerin kulağı meteorolojide iken öğrencilerin gözü yere düşen karda idi. Ne zaman kar yağmaya başladı. “Tatil tatil” şarkıları nakarat halinde söylenmeye başladı. Valiliğin resmi sayfası tıklanma rekorları kırdı. Önde öğrenciler, ardında büyükler sanal alemde: “Yollar kapalı, araçlar çalışmaz, okullar tatil edilmeli” şeklinde mahalle baskısı uyguladı. Ardı arkasına tweetler yağdı. Yetkililer öğrencilerin içten gelen bu isteklerine cevapsız kalmadılar. Siz tatil mi istiyorsunuz? Alın size tatil deyip 5 defa tatil sevinci yaşattılar. (Bu arada tatil kararı alanlar da bu kesimin hayır duasını aldı.) Küçükler adına istenen bu tatil başta öğrenciler olmak üzere arkasında onlara göz kırpan öğretmenleri de çok sevindirdi. Her tatil kararı verildiğinde Cennet’i kazanmış gibi oldular. Hırdavatçılar da yıllardır satamadıkları küreklerini satarak stoklarını erittiler.

Öğrenci ve öğretmen kar tatili yaparken “...Kürt Memet nöbete” misali okul yöneticileri ve personeli okulun yolunu tuttu nöbet tutmak için. Hazırlanan ortak sınav programını her tatilden sonra yeniden güncellediler. Öğrenci ve veliye ulaşabilmek için mesaj, whatsapp, sanal alem başta olmak üzere her türlü iletişim yollarını kullandılar. Güncellenen yeni sınav programını yeni tatil kararı ile birlikte yeniden değiştirdiler. Bir taraftan plan yaparken diğer taraftan belediyeyi arayarak okul bahçesini temizletme yoluna gittiler. Çatı kenarlarında oluşan buzları kırmak için yardımcı personelin yeterli gelmediği yerlerde okul yöneticileri ellerine geçirdikleri uzun sopalarla buz sarkıtlarını kırmak için uğraştı durdu.

Hasılı zahmetiyle beraber geldi Rabbimin bereketi. Öyle ya, zahmetsiz olur muydu rahmet? Keremine şükür! Hem de binlerce... Şimdi sırada borç ödeme var. Çünkü öğrenci ve öğretmen tıpkı borç yiyen kesesinden yer gibi kesesinden yedi. Nihayet deniz bitti kara göründü. Şimdi kara bakarak kara kara düşünme sırası daha önce sevinen kesime geldi. Tatil sevinci kursaklarında kaldı. Çünkü tatil, problemleri bitirmedi. Hatta artırdı. Zira karne öncesi işlenemeyen konular, yapılamayan sınavlar öğrenci ve öğretmeni bekliyor. Öğretmen işleyemediği sınıfın dersini diğer sınıfların seviyesine  yetiştirmek için bir başka öğretmenden ders alarak araya sıkıştırma  yoluna gidecek. (Dersi tatile giden öğretmenden bir başka öğretmen dersini emaneten isteyince “Benim ders ne olacak” diye kara kara düşünen öğretmenler de eksik değil bu arada.) “Öğretmenim! Sizin belirlediğiniz tarihte falan sınav var, şu gün yapalım” deyip bir günde  bir filden fazlasını istemeyen öğrenci ise birden fazla fil/filler ile karşılaşacak -pardon- fazla sınav olmak zorunda kalacak... Okul idaresi: “Siz miydiniz biz çalışırken tatil yapan? Haydi görün gününüzü” dercesine ‘Notlar şu günde bitirilecek, eksiklikler bugün yapılacak, görüşler şu tarihte girilecek, not fişlerinin çıktıları alınıp kontrol edildikten sonra imzalanıp şu kimseye verilecek...” şeklinde talimatlar yağdırmaya başladı bile. Konya ENERYA: “Siz miydiniz evde sıcak sıcak ısınan? Haydi biraz da biz ısınalım” dediğinde evin reisinin cebi yanacak. Okullar tatil olunca çalışıp ekmek parası kazanamayan kantinciler: “Ben size gösteririm gününüzü” diye kapalı olduğu günlerin hıncını inşallah öğrenciden çıkarmaz.

Kolay gelsin herkese... Bu arada öğretmenim! Sana da kolay gelsin. Çünkü 10/01/2017 günü yapacağın ortak sınavda okuyacağın kağıt toplamı tamı tamına  403 adettir. Yazılıyı okuyup sisteme girdikten sonra  not fişlerinin çıktısını alıp okul idaresine teslim etme süren ise 12/01/2017 günü mesai bitimine kadardır. Başarılar! 04/01/2017

* 09.01.2017 günü Anadolu da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.