3 Ocak 2017 Salı

Eğitim ve öğretime sekte vuran kar tatillerini ne yapalım?

Küçüklüğümde küçük bir beldede yaşarken 2016'da yağan karlardan fazla kar olurdu. Fakat eğitim ve öğretim devam ederdi. Ne büyüğünün ne de küçüğünün aklına kar tatili gelirdi. Çünkü hemen hemen herkes okuluna ve işine yürüyerek gider gelirdi. Memuru, amiri aynı muhitte otururdu. 4 tekerlekli araçlar lüks sayılır, çoğu kimse de olmazdı. Olsa da binmezdi.

2000'li yıllarla birlikte kar tatilleri ile ülke tanışmaya başladı. Hava kapanmaya, kar atıştırmaya görsün hemen tatil kararı alınır oldu. Çünkü hayatımıza servisler girdi. Km'lerce öteden işe ve okula gelen öğrenci, öğretmen, müdürler olmaya başladı. Kimse çalıştığı muhitte oturmaz oldu. Şehir merkezinde oturan insanımız 90-100 km öteye günlük işe gidip gelmeye başladı. 

Çoğu insanımız toplu taşımayı kullanmıyor, arabasına binen okul ve işini yolunu tutmaya başlayınca şehirde trafik arttı. İşi gidip gelmek için ana ve ara yolların sürekli açık tutulması gerekiyor. Küçük aracıyla yola çıkıp aracını kaydırma, zincirleme kazaya sebebiyet verme olayları arttı. 

Kazara bir öğrenci servisi kaza yapsa yazılı ve görsel medya "Bu yağış ve kaygan zeminin olduğu vakit okullar niçin tatil olmadı; yetkililer bu kazanın, bu yaralanmanın, bu ölümün hesabını nasıl verecek" demeye başladı. Basın üzerime gelmesin, ne olur ne olmaz diyerek neredeyse yere kar düşer düşmez tatil kararları almaya başladı valilik başkanlığında kurulan komisyonlar. Hüseyin ÇELİK'in böylesi tatil kararlarını eleştiren bir konuşmasından sonra kar tatillerinde bir zorlaştırma olsa da yine de karasal iklimin hakim olduğu, kışın don ve buzlanma olaylarının eksik olmadığı bir çok ilimizde tatil kararları arka arkasına alındı. Bereket eski kışlarımız yok. Eğer eski kışları her yıl yaşasaydık herhalde bugünün mantalitesiyle okulların yolunu unuturduk. Bu yıl eski kışlardan bir kışı yaşıyoruz. Bu sene yağan kar kalkmadan üst üste kaç defa kar yağdı.

Kar atıştırmaya başlar başlamaz internetin başında valiliğin sayfaları sürekli tıklanmaya başlanır oldu. Aşırı tıklanmadan çoğu zaman sayfaya girilemez oluyor. Sanal medyada tatil yok mu, bu havada çocuklar okula nasıl gidecek serzenişleri ile baskılar oluşmaya başladı. Nedense kar tatili için herkes çocukları kullanıyor: "Bu çocuklar nasıl okula gidecek" diye.

İki haftada 5.tatil kararı alındı. İki yıl önce yine aralığın sonu ocağın başı bu şekilde kar tatilleri yaşandı. Kar tatilleri öğrenciyi ve öğretmeni okullardan soğutmaya başladı. Okulların belirlediği ortak sınavlar kar tatili dolayısıyla sürekli güncellenir oldu. 

Tatil yapılıyor yapılmasına, hoşa gidiyor gitmesine de orta yerde bir cenaze var kalkacak, bir deve var güdülecek. Zira iki hafta sonra 15 tatili başlayacak. Bu hafta ve önümüzdeki hafta sınavlar yapıldı yapıldı. Yoksa öğrencinin notu eksik olacak. Öğretmen tatiller dolayısıyla işleyemediği konuları yetiştirip diğer sınıfların seviyesine getirmek zorunda. Bunun için hızlı bir ders anlatma yolunu takip eder, dersi yoksa bir başka öğretmenin dersini almak zorunda kalır. Sınavı yapacak, bu sınavlar okunacak, sisteme girilecek, hastalık vb nedenlerle sınava giremeyen öğrenciler ayrıca sınav yapılacak, öğrencilere performans notu verilecek. Bütün bunlar öğretmeni bekleyen sıkıntılar. Öğrenci ise belirli günlerde yapacağı sınavlar tatiller dolayısıyla aynı günlere sıkıştırılarak sınava girmek zorunda kalacak. Kar tatiline sevinen bu iki kesimi bekleyen sıkıntılar kapıda. 

Kar tatillerine üzülen bir kesim daha var. Okullarda kantin işi yapan kişiler. Birkaç yıldır eğitime ara verilen günler kira bedelinden düşülüyor. Ama her şey kira bedelinden ibaret değil ki. Bu sektör satacak ki kira geliriyle birlikte aynı zamanda aldığı malın parasını ödeyecek, evine ekmek götürecek, çalıştırdığı elemanın aylığını ödeyecek.

Ne yapmak lazım? Ne yapılacağını yetkililerin düşünmesi lazım. Acizane bu konuda şu görüşü serdetmek isterim: Bakanlık yıllık çalışma takvimi hazırlamaktadır. Bu takvime göre okulların 15 tatilinin ne zaman olacağı bellidir. Bakanlık bu takvimi hava durumlarına göre revize edebilmelidir. İlla 15 tatiline belirlediğim zamanda girilecek diye bir planın içine girmemelidir. Meteoroloji, son üç günü tam isabet ettirmek suretiyle 15 günlük hava tahmin raporları yayımlanmaktadır. Kışın ağır şartları yüzünü göstermeye başlayınca pekala 15 tatili öne çekilebilir. Burada sıkıntı dönem notunun oluşması ve ara tatil dönemine öğrenciye karne verilmesi problem olarak gösterilebilir. İlla karne verilecek, dönem notu oluşacak diye bir endişe taşınmaz ise bu mesele çözülür. Bilindiği gibi bir dönem notu öğrenci için hayat memat meselesi değildir. Böylesi durumlarda karne alınmasa da olur. Notlar tamamlanmamışsa ara tatilden sonra işlenmeyen konular ve yapılmayan sınavlar yapılabilir. Zaten bu devirde karnenin çok bir önemi kalmadı. Veli ve öğrenci e-okul vasıtasıyla öğrencinin karne, not ve devamsızlık durumunu izleyebilmektedir. Teşekkür, iftihar belgesi ve onur belgesi alınmayabilir böylesi yıllarda. Yok mutlaka verilecek deniyorsa ikinci dönem tamamlanamayan konular işlendikten sonra yapılan sınavlardan sonra tatil arası verilmeden öğrenci için karne ve belge düzenlenebilir.

Bu ağır kış şartlarının arasında zaman zaman okula gitmek hiç kimseye fayda sağlamaz. En iyisi ara tatil kararı almaktır. Ya da alınan her bir tatil kararı dönem sonuna aynı gün sayısınca eklenmelidir, ya da kar tatili günü hafta sonu tatillerinde işlenmelidir. Tatile, eğitim ve öğretimi tamamladıktan sonra başlanır denirse tatil isteyen öğrenci ve öğretmende zor şartlarda da olsa eğitim ve öğretim devam etsin, kar tatili olmasın düşüncesi oluşur.

Hafta sonu sınavlar ve kurslar var, 15 tatilimize de dokunmayın deniyorsa ne yapalım, onu söyleyin bari mübarekler! 03/01/2017


Hep başımızı ağrıtan ders, matematik

ÖSS VE SBS sınavlarında  çocuklarımızın yaptığı matematik  netleri  içler  acısı. 3-7 yaş arasında  iken  zeka  sıralamasında  üst seviyelerde olan  bu  milletin çocukları 18 yaşına  geldiği  zaman  sıralamanın  en altlarına  geriliyor. Bizim oğlan  bina okur  döner  döner  bir  daha  okur. Bu yıl 5.sınıflarda matematik dersinin  saati bir ders  saati  daha  artırıldı. 

Bırakın  ders saatini artırmayı,  
matematik  hazırlık sınıfları açsak,
bu kadar  bilgi kirliliği, 
öğrenmeden yeni  bir  konuya  geçmekle,
basitten zora  gitmedikçe, 
konuları azaltmadıkça, 
matematiği  hayatın içine getirmeden, 
hayatın  bir  parçası yapmadan, 
günlük  hayatın  içine çekmeden 
ve bu dersi  sevdirmeden bir arpa  boyu yol alamayız. 

En  zevkli dersi  öğrencilerin korkulu  rüyası haline  getirmede  bu milletin  üstüne yoktur. 
İstediğin  kadar  dersi  artırsan da, 
eğitimi 4+4+4 değil,  4*4*4 yapsan da, 
tüm  öğrencileri  dershaneye  göndersen  de nafile, 
Sonuç  alamazsın. Dolu  Beyin  Yeni  Bilgi  Almaz. Aşağıda  okuyacağınız problemin  benzerlerini  çokça  görebiliriz. Mesele  problemi  çözüp  rahatlama değil, işi  çözümsüzlüğe götürerek  "En  önemli  bir kişi veya  dersimiz yapmaktır.

"Trabzonlu Temel Ağa'nın sevgili torunu Eda'ya verilen ödev ile başı derttedir. Eskişehir'e göç eden arkadaşı Niyazi'ye başına gelenleri yazar:

Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen akşam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da aglay. Zaten dertlerini hep baga açar.

Dedi ki; 'Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadım. Yarin ögretmen beni dövecek.'

Dedum ki; 'Aglama usagum, bunun içun ögretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk.'

Ne mümkün Niyazi kardasum:

Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeser dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmis, 20 dakka su almis. Otobos saatte 60 kilometro gidiymis. Tiren 5 saat sonra gidecegi yere varmis. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmis. Ograstum yapamadum.

Usak aglay.

Derken bubasi geldi. O da çözemedi. Diyrum oga ki, ' damat, senun tanidugun tahsilli bi otobos sofori var ise oga soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben usagi soforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur. 'Ha, biz bi yandan da usaga tireni tarif ediyruk.
Tiren görmemis ki...

Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye?
Usak daha incir agacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduguni sanay. Biz gelduk araba yaristiriyruk. Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eger varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun?

Usakcuklarda sarki yok, türki yok, oyun yok; dayamis matamatigi.

Ayiptur..." (Komedram)  03.01.2013


Özel güvenlik ne işe yarar?

Nerede bir kamu-kurum, özel sektör varsa buraların güvenliği özel güvenlik ile sağlanır. Hastaneler, bankalar, okullar, siteler... bile aynı şekilde korunur.

Banka vb bir kaç yer dışında özel güvenlik olarak görev yapanların silah taşıma/bulundurma/kullanma yetkileri yok bildiğim kadarıyla. Gece kulübünde görev yapan güvenlik görevlisine teröristi gördüğün zaman ne yaptın diye sorulduğunda: "Ne yapacaktım? Kaçtım" diye cevap vermiş. Terörist zaten uzaktan gelirken başta silahı olan polis olmak üzere kapıda gördüğünü taramış. Nasıl ki hırsıza kilit dayanmıyorsa sinsi bir şekilde öldürmek için gelene de silah veya silahlı olmak bir işe yaramıyor. Katil, polise kurşun sıkarken özel güvenlik  belki caniyi vurabilirdi eğer elinde silahı olsaydı. Birden fazla kişide silahın olduğunu bilen biri bu şekilde soğukkanlı davranamayabilirdi.

Devletin her yere yeteri kadar polis veremeyeceğine göre kamu kurum ve kuruluşlarının ve kamu adına amme hizmeti yapan yerlerin güvenlik ve asayişini sağlamak için özel güvenlik hizmetinden faydalanılması yerinde bir tasarruftur. Fakat silah bulundurma-kullanma ruhsatı ve yetkisi olmadığından bu tasarrufun hiçbir caydırıcı yönü yoktur. Teşbihte hata olmasın bostan korkuluğu gibi bir görev icra ediyorlar. Bu durumda özel güvenlik sadece düzgün olan, kurallara uyan kişilere karşı faydalı bir görev ifa edebilir. Bu görevi bu kurum ve kuruluşlarda çalışan bir kapıcı veya hizmetli de yapabilir.

Uluslararası şer güçlerinin terör üssü seçtikleri Türkiye'de güvenlik caydırıcı olmalıdır. İnsan yoğunluğunun çok olduğu, korunması özel bir öneme sahip stratejik yerlerin korunmasında azami gayret gösterilmeli, özel-resmi güvenlik güçleri artırılmalı, özel güvenlikle korunacak yerlerde görev yapan özel güvenlik personeli silahlandırılmalıdır. Binanın içi, dışı; binaya giden yol, sokak ve cadde gibi yerler kamera/mobesa ile döşenerek sürekli izlenmelidir. Tehlike kapıya gelince gafil avlanmaktan ziyade menzile düşen şüpheli derdest edilmelidir. Şehrin her yerine döşenen mobesalar oluşturulan tim tarafından gece-gündüz izlenmeli, dikkat çeken şüphelileri gerekli mercilere anında rapor etmelidir. Devleti yönetenler, il ve ilçelerde görev yapan mülki amirler, hakim ve savcılar vb dışında sivil-resmi herkesin telefonu hakim iznine gerek kalmadan hep dinlenmelidir.

Devlet, iç istihbarata önem vermeli, dış istihbarat ile bilgi akışı sağlamalıdır. Tabir yerindeyse ülkede kuş uçurtmamalıdır. Ohal'i vatandaş olarak iliklerimize kadar hissetmeliyiz.

Gördüğünüz gibi özel güvenlik konusunu ele almaya çalışırken iş döndü dolaştı güvenliğe geldi.  Hasılı derdimiz büyük. Allah  bu ülkeye, bu millete yardım etsin. 03.01.2017