18 Kasım 2016 Cuma

"Gönül rahatlılığı ile giy cübbeyi..."

Şehrin kadısı içki müptelasıdır ama mesleğine halel gelmesin diye halka açık yerde içki içmez. İçmek için şehir dışını mesken edinir.

Yine bir gün içmek için kadı, şehrin dışına çıkar. O kadar içer ki sarığını bir tarafa, cübbesini diğer tarafa atarak sızıp kalır. Oradan geçmekte olan Nasrettin Hoca, cübbeyi sırtına geçirdiği gibi şehrin yolunu tutar ve cübbeyi giymeye devam eder.

Nice sonra ayıkan kadı, cübbesini bulamaz, evinin yolunu tutar. Adamlarına da cübbesini çalanı yakalayıp getirmelerini ister. Sırtında cübbesi ile hoca yakalanarak kadının huzuruna çıkarılır.
Yargılama başlar. Kadı hocaya sorar:
—Be adam! Sırtındaki cübbe kimin?
—Efendim! Bu cübbe benim değil.
— Yaşından başından utan! Utanmıyor musun başkasının cübbesini alıp giymekten?
—Şehrin dışında dolaşırken sizin gibi piri fani birisi içkiyi fazla kaçırmış gördüm. Sarığını ve cübbesini sağa sola fırlatarak sızıp kalmış. Çalınmaması için cübbesini aldım ve giydim. Şu anda vermek için sahibini arıyorum. Şayet sahibi ortaya çıkar, bu benim derse cübbesini kendisine vereceğim.
Bu cevap karşısında kadı, hafifçe öksürür ve:
—Hoca, hoca! Bu gidişle  bu cübbenin sahibi çıkmayacak. Sen en iyisi bu cübbeyi, bir güzel giymeye devam et, diyerek davayı sonlandırır ve sesini keser.”

Güzelim cübbesini kaybeden kadının içi gider ama bu benim diyemez. Nasıl desin? Cübbe benim dese içki içtiği ortaya çıkacak ve şehirdeki itibarını kaybedecek. Belki de makamından olacak. Şehirdeki itibarını ve makamını kaybedeceğine cübbesini kaybetmeye razı olur. Hoca da başkasına ait cübbeyi bu şekil zimmetine geçirerek giyinmeye devam eder. Hasılı kadı razı bu durumdan, hoca razı bu durumdan. Adalet yerini bulmamış, adalet yanıltılmış, kime ne? Sonra adalet dediğin nedir senin? Ayrıca adalet ilk defa mı yanıltılıyor? 18.11.2016

17 Kasım 2016 Perşembe

Hangi sistem daha iyi?

Bu ülkenin tartışmasız günü geçmez. Sürekli bir gündem buluruz. Allah nazardan saklasın konu sıkıntımız yok. Son zamanlardaki tartışmamız da sistem tartışması.

Başkanlık sistemine geçebilecek miyiz? Geçersek ne olur? Geçmez isek ne olur? Parlamenter sistem değişmemeli, zira ülke için en iyi sistem budur. Başkanlık sistemine geçilirse ülke bölünür. Yok eğer geçmez isek asıl  o zaman bölünür. Başkanlık sistemi ülkeyi tek adamlığa, diktatörlüğe götürür. parlamenter sistem ağır işliyor, hızlanmamız lazım. başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığı olmaz, halbuki parlamenter sistemde var olan kuvvetler ayrılığı birbirini denetler. Başkanlık sistemine  sırf Cumhurbaşkanı istiyor diye geçilmek isteniyor. Sistem değişikliği olacaksa meclise gelecek anayasa taslağı 330 kabul oyunu bulabilecek mi?.. gibi sorulara cevap aramaya çalışıyoruz. Artı ve eksileri konuşulmaya çalışılıyor.

Ülke başkanlık sistemine geçebilir mi geçemez mi, geçerse iyi mi olur, kötü mü bilmem. Bildiğim bir şey var. Ülkeyi yönetmede kim ne kadar samimi? Değişmesini isteyenlerle, değişime direnenler gerçekten ülkenin selameti için mi pozisyon alıyorlar? Bunu da bilme imkanım yok. Çünkü elimde samimiyet testi yok. Yine bildiğim bir şey var. Bu ülkenin sorunu sistem sorunundan ziyade insan ve insani değerler sorunu var. Başkanlık sistemi veya dünyanın en güzel sistemini getirseniz de bizdeki sorunlar bitmez. Daha da büyür. Zira bizim kavgamız doğruyu, iyiyi, güzeli bulma kavgası değildir. Kayıkçı kavgası bizimkisi.

Bir defa biz kendimizi düzeltmez isek, hiçbir sistem bize fayda sağlamaz. Merkezine adaleti, güven ve doğruluğu, hakkaniyeti almadığımız müddetçe hiçbir sistem bizim derdimize derman olmaz. İnsan ve insani değerler, bizim olmazsa olmaz kırmızı çizgimiz olmalıdır. Dünyanın en kötü sisteminde bile biz adaleti tesis edebiliriz. En iyi sisteminde de biz insanlara zulmedebiliriz. Tüm mesele insanda bitiyor. Çünkü insan faktörü önemlidir. Zira hangi sistem olursa olsun ülkeyi yine insan yönetecektir. Kafa yapımızı ve mantalitemizi değiştirmeden bir menzile varamayız. Sorun insanda. İnsanın adam olmasındadır. Biz adam olduk mu sistem çok önemli olmaz o zaman. Baba ile oğlun bir sinema hikayesi vardır: "Bir baba hafta sonu çocuğuna onu  sinemaya götürmek için söz verir. Hafta sonu gelince çocuğu, babasına  sözü hatırlatır. Uzanıp yatmakta olan babası gitmek istemez. Çocuğun ısrarı sonucu babası, masadaki gazeteyi kendisine vermesini çocuğundan ister. Gazeteyi paramparça yapan adam parçalanan gazeteyi çocuğuna uzatır ve şöyle der:
 -Yavrum! Şu gazetedeki dünya haritasını düzeltirsen seni sinemaya götüreceğim.
Biraz sonra dünya haritasını düzelterek getiren çocuğa babası hayret eder ve
-Çocuğum! Nasıl yaptın, deyince çocuk:
-Babacığım! Dünya haritasının arkasında bir adam resmi varmış. Adamı düzeltince dünya da düzeldi, der."

Bu ülkenin selamet ve huzurunu isteyenler! Gelin hep beraber ilk önce adam olalım, kısır çekişmelerden uzaklaşalım. Önce kendimizi düzeltelim. Zira düzeltmeye kendimizden başlarsak, yani adam olmaya karar verirsek zaten dünya kendiliğinden düzelmiş olur. 17/11/2016

Okulumdaki ŞÖK toplantısı

15/11/2016 günü derste iken kapı çaldı. Gelen okulun nöbetçi öğrencisi idi. Önüme imzalamam gereken bir evrak uzattı. Okuyup imzaladım. "17/11/2016 günü saat 13.00'da okulun çok amaçlı salonunda ŞÖK toplantısı yapılacağı" yazıyordu içeriğinde.

Bilir misiniz, ya da duydunuz mu ŞÖK nedir? Bilip duyduysanız ne işe yarar bu ŞÖK? Açılımı: Şube öğretmenler kurulu. Aynı şubede giren öğretmenlerin ilgili müdür yardımcısının başkanlığında yaptığı bir toplantı. Bir eğitim ve öğretim yılında üç defa yapılması mevzuatta yer alan bir toplantı çeşidi yani.

Belirtilen gün ve saatte toplantı yerine gittim. Yolda giderken işleyişi bildiğimden bir formalite daha yerine getirilecek dedim kendi kendime. Çünkü birçok okulda kağıt üzerinde hazırlanır ve ilgili öğretmenlere imzalatılır, denetim veya herhangi bir durumda açıp bakmak için klasör içine arşivlenir dedim yine kendi kendime.

Toplantı yerine gittiğimde kapısının kilitli olduğunu gördüm. Tamam, demek ki formalite gereği sirkü hazırlanmış dedim. Yine de bir araştırayım diye okulun altını üstüne getirdim, acaba bu toplantı nerede diye. Bulamadım. Sonunda bir öğretmene sordum. "Toplantının kütüphanede yapılmakta olduğunu öğrendim.10 dakikalık gecikmeyle toplantıya iştirak ettim. 7. sınıfların tümüne girdiğimden toplantının başından sonuna kadar buranın abonesiyim diyerek bir kenara oturdum.

ŞÖK başkanının kısa bir açıklamasından sonra sınıf sınıf şubeler görüşülmeye başlandı. Hangi şubeye sıra gelmişse sınıfın sınıf rehber öğretmeni elinde daha önce hazırladığı dökümanlarıyla birlikte en öne geçiyor. Sınıfı hakkında kısa genel bir bilgi verdikten sonra her bir öğrenci hakkında paydaşlarını bilgilendiriyor. Elinde dökümanları var ama dökümana gerek kalmadan sınıfındaki her bir öğrenci hakkında detaylarına varıncaya kadar açıklama yapıyor sınıf öğretmeni: Öğrencinin anne- babası ne iş yapıyor, anne-baba ayrı mı birlikte mi yaşıyor? Çocuğun velayeti kimde, çocuk nerede oturuyor, dersteki başarısı nedir, ne tür rahatsızlığı var, kazanım değerlendirme sınavlarındaki net sayısı, ailevi durumu, maddi durumu, ders dinleyip dinlemediği, sınıfını rahatsız edip etmediği, dikkat dağınıklığı olup olmadığı, öğrencinin çift ismi varsa hangisi söylenirse hoşlanıp hoşlanmadığı, öğrencinin devam ve devamsızlığı, derse geç gelip gelmediği, ödevini yapıp yapmadığı, başarısının nasıl artırılıp artırılamayacağı...vb  çocuğun tüm fotoğrafını çekiyor. Toplantıya katılan öğretmenleri bilgilendiriyor. Diğer öğretmenler, rehber öğretmeni ve müdür yardımcısı kısa kısa notlar alıyor öğrenciler hakkında. Özellikle özel durumu olan öğrencilerin bilgilerini ajandasına kaydediyorlar.

Yeni geldiğim ve birçok öğrenciyi tanımadığım bir ortamda öğretmenlerin sınıfları ve öğrencileri hakkında verdikleri detaya gıpta ettim. Hepsini takdir ettim. Bir formalite daha yerine getirilecek ön yargısıyla katıldığım toplantıdan memnuniyetle ayrıldım. Bırakın formaliteyi, öğrencileri tek tek ameliyat masasına yatırdılar. 13.00'da başlayan toplantı hiç ara vermeden 16.00'ya kadar sürdü. Meslektaşlarım derslerine iyi çalışmışlar, önemsemişler dedim kendi kendime. Öğretmenler öğrencilerinin huyunu, suyunu, damarını, mizacını öyle etüt etmişler ki, hayret ettim. Ailelerinin tanıdığından daha fazla bir bilgiye sahip olduklarını gördüm, birlikte çalıştığım meslektaşlarımın. Helal olsun size dedim tabii yine içimden, şımarmasınlar(!) diye.

Beni üç saat tuttunuz ama inanın değdi. Müstefit bir oldum. Verdiğiniz emeğe, samimiyetinize binlerce teşekkürler. Aldığınız para ananızın ak sütü gibi helal olsun size. Varsın değeriniz pek bilinmesin. İşe yaramaz belki ama ben takdir ettim sizi. Allah yolunuzu açık etsin, sayılarınızı artırsın. 17/11/2016